M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Müsamahalı, Samimi Bir Dini Öğretmek Üzere Ben Gönderildim

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim.

El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemîn. Hamden kesîran tayyiben mübâreken fîh. Alâ külli hâlin ve fî külli hîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ve men tebiahû bi-ihsânin ila yevmid din. Emmâ ba'dü fe-kâle Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

İnni lev uharrim aleykum ihtarattüm ve inne tahirime'l enbiyae la tuhitukul cibal. Sadaka Rasulullah fima kal ev kema kal.

Semure radıyallahuanh'ten Taberani rivayet eylemiş. Buyuruyor ki Peygamber Efendimiz.

İnni.

Eğer ben.

lev uharrim aleykum.

Tam manasıyla iyi müslüman olacaksınız diye sıkıştırsaydım sizi. O yasak bu yasak, onu yapmayın bunu yapmayın diye yasaklayıcı olsaydım, sert olsaydım. Kesin, katı olsaydım.

ihtarattüm.

Yanmıştınız o zaman, cayır cayır yanmıştınız.

ve inne tahrime'l enbiyai la tutikuhu'l cibal.

Çünkü Peygamberlerin haram etmesi karşısında dağlar dayanamaz, dağlar bile pes eder. O kadar sağlamlığıyla kaya olmalarıyla pes eder, dayanılmaz. Onun için ben size yumuşak davrandım. Hafifinden tutturdum işi.

Peygamber Efendimiz Rabb'ine her zaman yalvardı. Mesela Miraç'tan biliyoruz ki 50 vakit emretmiş Allahu Teâlâ hazretleri, günde 50 defa namaz kılmayı emretmiş. Peygamber Efendimiz "Yarabbi!" diye yalvara yalvara 5 vakite indirmiş. 50 vaktin sevabını Cenab-ı Hak veriyor. Yani bizim dinimiz İslam dini insanın kolaylıkla yapabileceği, çok rahat bir şekilde yapabileceği yaptığı zaman da en büyük sevapları kazanıp cennetlik olabileceği bir yol, rahat bir yol, zor bir yol değil. Çok sıkıştıran çok insanı bunaltan bir yol değil. Yapamayacakları yükleri insanlara yükleyen bir din değil. Hatta Amenerrasülü'de o okuduğumuz Ayet-i Kerime'lerde;

Rabbena vela tahmil aleyna isran kema hameltehu alellezine min kablina.

Yarabbi, bizden önceki ümmetlere yüklediğin yükleri bize yükleme diye dua etmeyi Allahu Teâlâ bize öğretmiş. Vayhetmiş Peygamberine böyle dua etsinler diye. Takatimizin üstünde yük yüklememeyi dua edin diye bize öğretmiş. Demek ki hafif hafif ama muntazam, az da olsa devamlı gideceğiz. Zaten Peygamber Efendimiz buyurmuş ki ibadetlerin hayırlısı devamlı olanıdır, az da olsa. Yani çok yapıp yapıp da sonra yorulup oturmak yerine muntazam bir şekilde ömür boyu güzel güzel ibadet yaparak yaşamak tavsiye edilmiş.

Bu manada ikinci bir hadîs-i şerîf'te Ebu Umame radıyallahuanh'ten Taberani tarafından yine rivayet edilmiş. Bu ikinci hadîs-i şerîfi de okuyalım.

İnni innema buistu bil hanifiyyeti semhati ve lem übas bi'rrahbaniyyeti'l mübdeati. Ela ve inne akvamenibtedau rahbaniyyete fekütübed aleyhim fema raavha hakka riayetiha ela fekulul lahme ve etunnisae ve sumu ve efdalu ve sallu ve namu feinni bizalike ümirtu.

Burada birinci hadîs-i şerîf'teki kısa mana biraz daha misallendirilerek Peygamber Efendimiz tarafından bize anlatılıyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

İnni.

Hiç şüphe yok ki ben.

innema buistu bil hanifiyyeti semhah.

Müsamahakar, Hakk'a meyyal, Hakk'a taraftar, müsamahalı, samimi bir dini öğretmek üzere ben bahsolundum, gönderildim. Yani sert, acımasız, katı değil. Müsamaha etmeyen değil müsamaha eden bir dinle gönderildim. Tatlı tatlı, yumuşak yumuşak, samimi samimi, azda olsa devamlı. Böyle bir dini öğretmekle gönderildim.

ve lem übas bi'rrahbaniyyeti'l mübdeati.

Evvelki ümmetlerin dindarlarının bidat olarak ortaya çıkarttıkları ruhbanlıkla, emrolunmadım, onunla gönderilmedim. Eski ümmetler yani Hıristiyanlar ve Ben-i İsrail'in abidleri.

Ne yaptılar?

İyi ibadet edeceğiz çok sevap kazanacağız diye toplumu terk ettiler. Mağaralara çekildiler, dağ başlarına çıktılar, manastırlara kapandılar. "Evlenmeyeceğiz biz" dediler. "Çoluk çocukla uğraşmaktansa ibadet yaparız" dediler. Böyle bir yol tutturdular, manastır usulünü çıkarttılar. Halktan çekilip, bir kenara ayrılıp tenhalara uzletlere geçip orada ibadet etme yolunu çıkarttılar. Bu mübdeah, bidat olarak çıkartılmış. Yani Allah bunu o Peygamberlere emretmiş değil ama onlar daha iyi hizmet edeceğiz diye bu hevesle işi sıkıştırmışlar.

Ruhbanlığa geçmişler, ruhbanlık ne demek?

Rahiplik demek.

Rahiplik ne demek? Allah'tan korkup dünyadan kaçmak demek. Rehebe korkmak demek. Rahip Allah'tan korkuyor. Allah'tan korkuyorum diye evlenmiyor, insanlar arasına karışmıyor, cemiyeti terkediyor, dağlara çıkıyor. Bir acayip hayat. Öyle bir şey yoktu aslında ama onlar kendileri biz daha çok sevap kazanacağız diye bunu böyle yapınca,

iptedaurrahbiniyyete.

Ruhbanlığı bidat olarak çıkartınca,

fekütübed aleyhim.

Siz böyle mi istiyorsunuz? Hadi bakalım diye onlara Allah farz kıldı. Cenab-ı Hak farz kılmadığı görevleri insanlar kendileri isterler üzerlerine yüklenirlerse, hadi bakalım yapın da görelim gibi farz kılar.

Şimdi desenizki her gece 100 rekat namaz kılacağım. Farz değil, öyle bir şey yok. Yatsı namazını kıldı mı, sabah namazını kıldı mı yetiyor ama 100 rekat kılacağım.

Kendisi buna karar verdi mi?

Bir ay, altı ay, beş ay devam etti. Ben bunu yapacağım dedi, yazılır boynuna. Artık kendisi istedi, yazılır. Herşey böyledir. Onun için Cenab-ı Hakk'ın emrettiği kadarını yapmak, itidalli, ölçülü, dengeli gitmek dinimizde önemli bir husustur.

Eskiler yapmamış bunu. Mağaralara, manastırlara çekilmişler, evlenmemişler.

Peki herkes evlenmeyince bu insan nesli nasıl devam edecek?

Mantıklı da değil doğru da değil. Hiç kimse evlenmezse bu mevcutlar evlenmedi, çocuklar da olmadı, bu nesilden sonraki kuşak gelmeyecek demektir. Ondan sonra bitti. Dünyada insan nesli kalmadı, kalmayacak demektir. Bu mantıklı bir şey değil. O halde evlilik günah değil, haram değil, ayıp değil. Hatta mübah da değil, üstelik sevap. Evlilik sevap. Evliliğin çok faydaları ve sevapları var. Bir kere evlinin namazı bekarın namazından 70 küsur kat daha sevaplı oluyor. Sonra, hanıma bakmak, çocuğa bakmak, onların ayrıca sevapları oluyor. Nafaka, onları geçindirmenin ecirleri oluyor. Hayırlı evlat yetiştirmenin faydası oluyor. Çok sevaplar var.

Eskiler bidat olarak ruhbanlığı icat ettiler kafalarından, kendi kendilerine mecburileştirdiler. Kendileri mecburileştirdi. Yapacağım dedi. Yapacaksan yap bakalım dedi Allah da. Hadi yapacaksanız pekala, yapın bakalım. Yapamadılar.

fema raavha hakka riayetiha.

Tam da riayet edemediler. Verdikleri sözü tutamadılar, ibadetleri yapamadılar, helak oldular, cezayı yediler. Yapamayınca suçlu duruma düştüler, cezayı yediler. Onun için Peygamber Efendimiz diyor ki;

Ela.

Dikkat edin uyanık olun. Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor.

Fekulul lahme.

Et yiyin. Çünkü bazıları et yemez cinsinden. Et yemekten kendilerini alıkoyuyorlar, hayvan eti yemiyorlar. Vejeteryan filan deniyor, hiç et yemiyorlar. Peygamber Efendimiz diyor ki et yiyin. Allahu Teâlâ koyunları, develeri, keçileri, sığırları, balıkları, kuşları insanlar için yarattığını bildiriyor Kur'an-ı Kerîm'de. Yiyin, yiyebilirsiniz, avlanabilirsiniz.

Fe kulu'l lahme.

Yani et yemezlik bir hüner değil. Et yemiyor, perhiz yapıyor, hüner değil. Yumurta yememek hüner değil, yumurta yemiyor veya yumurta yiyor da et yemiyor. Ne yapıyorlarsa aç kalıyorlar da bir şeyler yapıyorlar. Onları bilmiyoruz.

ve etunnisa.

Hanımlarla da evlenin. Yani o da neslin devamı içi lazım. Düğün, dernek yapılıyor. Seviniyoruz oğlumuz evleniyor, gelin alıyoruz diye veya kızımız evleniyor, damadımız oluyor diye seviniyoruz. Doğrusu, tabii olanı, doğal olanı bu. Yani işin akışı böyle olması lazım.

ve etunnisa.

Hanımlarla da evlenin.

ve sumu.

Oruç da tutun.

ve efdiru.

Bazı günlerde tutmayın. İftar edin o gün de, o gün de oruçsuz geçsin. Senenin her günü oruç tutayım. Hayır! O makbul değil. Bazı günler oruç tutun, sabredin sevap kazanın. Bazı günler de iftar edin. Yarabbi şu eriklerin tadına bak, şu üzümler salkım salkım, aman muzlara bak nasıl sararmış, aman şu Fiji elmasından bir ısırdım ağzımdan suyu fışkırdı, vesaire. Çok şükür Yarabbi. Yiyin, şükredin. Yiyin, bazen iftar edin, bazen yiyin.

ve sallu ve namu.

Geceleyin kalkın namaz da kılın, bazı zaman da uyuyun. İlle bütün gece uyumayacağım. Kadir gecesi oluyor, gündüzden niyetleniyor millet. Biraz dinlenelim bilmem ne. Bu gece sabaha kadar Kadir Gecesi'ni kaçırmayalım diye. Bir Kadir Gecesi'ni sabaha kadar geçiremiyor, zorlanıyor. Sabaha kadar uyumamak emredilmemiş. Bize emredilen tabii bir ölçü içinde biraz uyursun, kalkarsın teheccüdü kılarsın, biraz gene yatarsın. Kalkarsın sabah namazına gidersin. Bunları tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz, aşırılığı engelliyor.

feinni bizalike ümirtu.

İşte ben böyle hafif bir şekilde, devamlı güzel bir kulluk etmekle emrolundum. Çünkü Ümmet-i Muhammed'in içinden de bazı mübarekler Peygamber Efendimiz'in zamanında ruhbanlığa heveslendiler. Bazıları dedi ki ben kadınlarla evlenmeyeceğim, hatta hadım ettireceğim kendimi, bütün belalar buradan geliyor, cinsel konulardan geliyor. Bazıları dedi ki ben her gün oruç tutacağım. Bazıları da dedi ki ben bütün geceleri kalkacağım, sabaha kadar ibadet edeceğim, gece uykusu yok bana. Efendimiz bunları duyunca böyle tavsiye buyurdu. Öyle uygun değil, böyle tabi olmayı tavsiye etti.

İslam tabiat, doğa dinidir. İnsanın fıtratının akışına uygun dindir. Hem evlenirsin çoluk çocuk sahibi olursun hem geceleri bazı vakitlerde uyursun bazı vakitlerde ibadet edersin hem de gündüzleri bazı günler oruç tutarsın bazı günler sevap kazanırsın. Bazı günler de oruç tutmazsın, şükredersin. Şükür de şükretmek de sevap. Malına nimetine yediğine içtiğine şükreden de sevap kazanıyor. Olmadığı zaman sabreden de sevap kazanıyor. İslam hepsini doğal ölçüler içinde birbirleriyle uyuşturmuş.

İslam güzel, aşırı değil, dengesiz değil. Herşey güzel. Böylesini tavsiye ediyor Peygamber Efendimiz. Azını değil, fazlasını da değil, aşırısını da değil.

Ve üçüncü hadîs-i şerîf;

İnni ektubu ila kavmin feahafu en yezidü aleyye evyenkusu. Fe allimüssüryaniyye.

Zeyd ibn-i Sabit radıyallahuanh'ten Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğu rivayet olunmuş;

İnni ektubu ila kavmin.

Ben bazı kavimlere, topluluklara yazı yazıyorum. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz İslam'ı tebliğ etmek için herşeyi yaptı. Hem anlattı, öğretti, etrafına topladı hem de ulaşamadığı yerlere haberciler gönderdi, onlara söyledi, onlarla öğretti, hem de bazı yerlere mektup yazdı. Ben Allah'ın Peygamber'iyim. Allah emrediyor, şöyle yapın böyle yapın diye mektup yazdı. Diyor ki ben bazı kavimlere yazıyorum.

Hangi dille yazıyor?

O zaman orada geçerli etraftaki kavimlerin bildiği dil hangisi?

Süryanice. Yazıyorum ama;

feahafu en yezidü aleyye evyenkusu.

Bunları Süryanice bilen ehli kitaptan insanlara yazdırıyorum. Çünkü Müslümanlardan bilen yok, onlara yazdırıyorum, rahiplere, hahamlara, bilmem kimlere. Gelin şöyle yazın, diye.

Ama benim dediğimi tam yazıyorlar mı?

Yoksa hainlik yapıp da bazılarını atlıyorlar mı?

Yazmıyorlar mı?

Korkuyorum, doğru yazmadığından. Onun için Süryanice öğretin çoluk çocuğunuza, kendiniz öğrenin diyor Peygamber Efendimiz.

Bu ne demek?

O devirde Süryanice bu devirde İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, başka yabancı diller demek.

Neden?

İslam'ı anlatmak için. İslam'ı güzel anlatmak için bunları öğreneceğiz, çoluk çocuğumuza öğreteceğiz. İslam'ı tebliğ edeceğiz biz. İslam'ın tebliğ edilmesi lazım. Sahabe-i kiram Avustralya'da olsaydı nasıl çalışırlardı diye düşüneceksiniz, öyle çalışacaksınız. Hepimiz çalışacağız, öyle gayret edeceğiz, uğraşacağız, yayınlar yapacağız, müesseler kuracağız. Öyle güzel anlatacağız ki doğru ya diyecek ötekiler, İslam'a gelecek. Veyahut etrafımıza bakacağız ki hangisi yatkın doğru sözü anlamaya, dinlemeye, onlara gideceğiz, anlatacağız.

Avustralya'lılardan müslüman olanlar var. İsveç'te bir tanesi geldi bizim toplantımıza, oturdu. Ellerini dizlerinin üstüne koydu başı önde. Çok terbiyeli bir şekilde oturdu. Zayıf ciddi bir delikanlı. Dediler ki hocam bu yeni müslüman oldu. Yeni müslüman oldu dediler bu. Hans dediler bunun ismi. Hoşgeldiniz dedim ben, ondan sonra sordum.

Nerden müslüman oldun sen, ne sebeple, ne etkiledi seni?

İslam'ın neresini beğendin, niye müslüman oldun?

Diye sordum. Dedi ki çok ciddi konuşuyor. Düşünüyor, ölçerek, tartarak konuşuyor. Çok ciddi bir kardeş. Dedi ki Kur'an-ı Kerîm'i okudum ve başka hiçbir seçenek olmadığını anladım, müslüman oldum. Başka çare yok, müslüman olmaktan başka çare olmadığını gördüm müslüman oldum.

Peki ailen?

Evli misin?

Değilim dedi.

Annen, baban, ailen?

Onlarda mı müslüman oldu, onlara da anlattın mı?

Sen müslüman olunca ne oldu ailende?

Demek istedim, sanki ailemin içine bomba atılmış, patlamış gibi oldu dedi. O kadar bana kızdılar, o kadar tepki gösterdiler ki, o kadar karşı geldiler ki ama başka çarem yoktu, müslüman olmam lazımdı, müslüman oldum dedi. Demek ki İslam anlatılınca, Kur'an-ı Kerîm okutturulunca, dinlenilince dağlar erir.

Lev enzelna hazel Kur'ane ala cebelin.

Biz bu Kur'an'ı dağın üzerine indirseydik.

Le raeytehu haşian mütesaddian min haşyetillah.

Allah korkusundan o dağı başını eğmiş, huşu içinde tir tir titrer halde görürdün. Dağları titretecek bir Kur'an-ı Kerîm bu Kitab-ı İlahi. Bir insan bunu okudu mu küfürde kalması mümkün değil. Küfrün, imanın ne olduğunu bilir, imana gelir. Onun için anlatacağız, öğreneceğiz, İngilizce'yi su gibi bileceğiz.

Allah razı olsun bizim Mahmut Kürkçü kardeşimiz topluyor etrafına, İngilizce güzel güzel, şıkır şıkır anlatıyor. Allah razı olsun hoca kardeşlerimiz hutbelerde İngilizce [okuyunca] başkaları daha aşk ve şevk ile dinliyorlar. Biz bu İngilizce'yi böyle akıcı olarak söyledikçe, delillerle güzelce anlattıkça Allah'ın izniyle İslam yayılacak. Nasıl onlar İslam ülkelerine mektepler açıyorlar, mekteplerine müslüman çocuklarını alıyorlar. Sizlere yabancı dil öğreteceğiz, yüksek mevki sahibi olacaksınız, devlette yüksek tabakalara çıkacaksınız, idareci olacaksınız, gelin bakalım filan diye. Millette çocuğumun istikbali iyi olsun diye para vererek nasıl o çocuklarını okutuyor. Onlar da nasıl yavaş yavaş onlara gelin haftada bir kiliseye. Gelin bakalım hadi bakalım şunu da görün, hadi bakalım Noel'de eğlence.

İsveç'te müslüman çocukları geldi soru soruyor.

Saint bilmem kimin eğlencesini yapabilir miyiz, yapamaz mıyız?

Bir kadın ismi.

Neymiş bu dedim?

Bilmiyorum dedi işte bu kadının hazreti bilmem ne kadın, kimse. Bu kadının zamanı oldu mu çocuklara giyimler, külahlar, elbiseler, oyuna dökmüşler işi. Çocuklara müsamereler filan yaptırtıyorlar, çocuklar eğlence diye onu ana, babasına zorluyor.

Biz de bunu yapabilir miyiz?

Diye soruyorlar, ben böyle vaazda. Anlattıktan sonra kesinlikle yapamazsınız dedim. Onlar bize aykırı. Çocukları buradan avlıyorlar, Noel babadan, sakallı, torbadan hediye çıkartıyor bilmem ne. Çam ağacını süslüyor, ışıklandırıyor. Ne kadar manzarası güzel oldu, eyvah bilmem ne filan derken, ışıktan, renkten, oyundan, eğlenceden, kıyafetten yavaş yavaş kendisine ısındırıyor.

Bizim bir hoca kardeşimiz çocuğunu göndermemiş. Öğretmen demiş ki ilk defa görüyorum böyle masum bir eğlenceye çocuğunu göndermeyen baba.

Ne biçim babasın!

Diyormuş.

Neresi masum?

Siz yavaş yavaş kurnazca çekiyorsunuz. Sonra o çocuklar bir nesil sonra iki nesil sonra müslümanlığını unutuyorlar, toplumun akışına göre gayrimüslimlerle beraber yaşamaya başlıyorlar, hıristiyan oluyorlar gidiyorlar.

Bugün bana haber geldi. Çanakkale'de kadıncağızın birisi baş örtmeye karar vermiş, kocası köpürmüş, kızmış. Kur'an-ı Kerîm'i yerlere atmış, bağırmış çağırmış. Bunu dövmüş, sövmüş. Koca kafir, kadın mümin, koca kafir. Kızı varmış yetişkin, 17-18 yaşında. O da babasının taraftarı, o da şiddetle başörtüsüne, örtünmeye, namaza, niyaza karşı.

Müslümanların çocukları ne hale gelmiş, böyle şey olur mu?

Basın, filmler, televizyonlar efkar-ı umumiyeyi ne kadar kandırıyor anlayın, felaketin büyüklüğünü kavrayın ve ona göre tedbir alın. İslam için çalışalım. Allah'ın rızasını kazanmak için İslam için çalışmak şart. Allah hepinizden razı olsun.

el-Fatiha.

Sayfa Başı