M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 168-169.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn. Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve küllü dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl kâle;

Geçen ki dersten kalan duaları bir tekrar edeyim size. İnsanları bütün dert, bela, sıkıntı, meşakkat ve zorluklardan kurtaran duanın birisi;

Tevekkeltü ale'l-hayyillezî lâ yemûtü. Ve'l-hamdü lillâhillezî lem yettehiz veleden ve lem yekün lehû şerîkün fi'l-mülki ve lem yekün lehû veliyyün mine'z-zülli ve kebbirhu tekbîran.

Bunu öğrenin ve çocuklarınıza da öğretin.

İkincisi; bu duaları okuyan kimselerin Allah-u Teâlâ kendilerini fakih yapar ve okuduklarını bir daha unutmazlar.

Allahümme innî daîfün fe-kavvi fî rıdâke da'fî ve huz ile'l-hayri bi-nâsiyetî vec'ali'l-islâme müntehâ rıdâye. Allahümme innî daîfün fe-kavvinî ve innî zelîlün fe-e'izzenî ve innî fakîrun fe'r-zuknî.

Hem Cenâb-ı Hak'tan kuvvet istiyor, hem zilletten kurtuluş, fâz istiyor, hem de fakirlikten kurtulup, zengin olmayı istiyor ki Cenâb-ı Hak mülkün sahibidir, hepsini ihsan eder.

İnsanın ne kadar çok borcu olsa, bu duayı okuduğu takdirde bu borçların ödeneceğine dairdir ki;

Allahümme mâlike'l-mülki tü'ti'l-mülke men teşâü ve tenzi'u'l-mülke mimmen teşâü ve tü'izzü men teşâü ve tüzillü men teşâü bi-yedike'l-hayru inneke alâ külli şey'in kadîrun. İrhamnî rahmeten tuğnînî bihâ an rahmeti men sivâke.

Bu duaları inşallah belleriz.

Şimdi hacı efendi kardeşimiz bir dua kitabı yazdı, onların içerisinde bu dualar var, inşallah elinize geçer.

[Bugünkü dersimizde] Cibril aleyhisselam'ın bir duasını daha Efendimiz tarif ediyor.

Elâ ü'allimüke mâ allemenî Cibrîlü. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Cebrail aleyhisselam'ın öğrettiği bir duayı size ben de taallüm edeyim, öğreteyim mi diyerekten Enes radıyallahu anh'a Efendimiz bildiriyor.

İzâ kâne leke hâcetün ile bahîlin şahîhin. "Bir sıkı adama bir hacetin var, adam sıkı, bahil, çok şahîh." Ev ilâ sultânin câir. "Yahut bir sultan adama bir ihtiyacı var ama herif zalim. Yanına gidilmez o herifin." Ev ğarîmin fâhişin. "Yahut bir borcun var ama adam yaman adam, istiyor parasını." Tehâfü fuhşahû. "Seni görürse seni perişan edecek, öyle bir borcun da var. Tekûlü. "O zaman sen de ki;"

Allahümme ente'l-azîzül-kebîru. "Sığın Allah'a yani." Ve ene abdüke da'îfün. İnsan kendi kusurunu, aczini itiraf edince öteki kimsenin hani nasıl hoşuna giderse, Cenâb-ı Hak da böyle [kul aczini itiraf edince duasını kabul eder.]

Ve ene abdüke'd-da'îfü ez-zelîlü. "Hem zayıfım hem de böyle çaresizim yâ Rabbi!" Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bike. "Benim elimden bir şey gelmez." Allahümme sahhirlî fülânen. O kimse, müracaat edeceğin adam, onun için diyorsun ki; 'Yâ Rabbi! Onu bana müsahhar kıl!'" Kemâ sahharte firavne li-mûsâ. "Firavun nasıl Musa'ya teslim oldu, müsahhar oldu ona, bu adamı da bana müsahhar kıl." Ve leyyinlî kalbehû. "Bu adamın kalbini yumuşat, benim isteklerimi versin, yapsın." Kemâ leyyente'l-hadîde li-dâvûde. "Nasıl ki demiri Davud aleyhisselam'ın yanında, elinde pamuk gibi yaptın, o adamın kalbini de yumuşat bana müsahhar olsun." Fe-innehû lâ yentıku illâ bi-iznike ve nâsıyetühû fi kabdatike. "Onun bütün her şeysi senin elinde, senin iznin olmadıkça o ne söylenebilir, ne konuşabilir, ne bir şey de yapabilir." Ve kalbühû fî yedike. "Onun kalbi de senin elindedir yâ Rabbi!" Celle senâü vechike yâ erhamerrahimine.

Bu duayı yaptığın vakit de bu karşındaki adamların kalpleri yumuşar, sana söz söyleyecekse söyleyemez. Peki sana bir ay daha izin verdim haydi, yahut daha bakarsın helal ettim deyiverir. Bu Cenâb-ı Hakk'ın elinde, O'nun aciz olur mu? O adamın kalbine ilham eder o adam da onu yapar. Sen tek varlıkların sahibi olan Hz. Allah'a teslim ol.

Elâ ünebiüke bi-şerri'n-nâsi.

Şimdi bunu iyi dinleyin ama! Nasın şerlilerini Cenâb-ı Peygamber bize beyan ediyor.

Elâ ünebiüke bi-şerri'n-nâsi. "Kötü insanlar kimlerdir, şerli insanlar?"

Hepimiz düşünürüz kimdir diyerekten, bak ne kadar fark var...

Men ekele vahdehû. "Yemek yerken yalnız yiyor, başkasını sofrasına almıyor."

Gerek azametinden ve gururundan ya da cimliğinden, her neyse...

Ve mene'a rifdehû. "Bir ikram, ihsan yapacak ya onu da yapmıyor." Atâsı da yok, işte yani sofrasına aldığı zaman al şunu da, haydi git bahçede karnını doyur der mesela, onu da yapmıyor. Atâsı da yok.

Ve sâfera vahdehû. "Çok gururundan da nâşi yalnız da gidiyor, yanına kimseyi almıyor arkadaş."

Yalnız yolculuk yapıyor, onun için yalnız yolculuk da caiz değildir. İnsanın yanında bir arkadaşı olmalı, ölüm var, dirim var mesela, öyle tehlikeler var filan. Bununla beraber;

Ve darabe abdehû. "Bir şânı da mütemadiyen [kölesine], 'Vay neden bunu yaptın?' diye patlatıyor, 'Vay neden bunu dinlemedin?' diye pat vuruyor, dövüyor."

Bu bize haber verilen kötü insan[ın vasıfları]; yalnız yiyen, iyiliği dokunmayan, yalnız başına yola çıkan ve kölesini döven adam yani daima hakaret yapıyor.

Elâ ünebbiüke bi-şerrin min hâzâ. "Bu kötüyü anladınız ama bundan daha kötüsü var. Bu kötüyü de size haber vereyim mi?" diyor.

Bu kötü adam, anladınız, fakat bundan daha kötüsü var.

Kimdir?

Men yubğıdü'n-nâse ve yubğıdûnehû. "İnsanlara buğz ediyor, insanlar da ona buğz ediyorlar."

Allah belasını versin bu adamların, ne kadar kötü adam ya bunlar filan diyerekten buğz ediyor. Bu da kötüdür. Bu evvelkinden kötüdür.

Elâ ünebbiüke bi-şerrin min hâzâ. "Bundan daha bir kötüsünü de haber vereyim mi?"

Ha şurada aklıma geldi, o Abdulaziz Debbağ hazretleri diyor ki; Tevbe istiyorsanız Allah'tan, her zaman istiyoruz ya tevbe yâ Rabbi tevbe diyerekten, her çeşit tevbeleri de okuyoruz. Ama Allahu Teâlâ'nın sana tevbe ikram etmesini istiyorsan, bütün müslüman kardeşlere karşı tevbe yap ve hepsinin iyiliğini iste, ki Allah sana o zaman kendiliğinden tevbe nasip eder.

Çünkü sen âlemin kötülüğünü göreceksin de ne olacak?

Elâ ünebbiüke bi-şerrin min hâzâ. "Bundan da kötüsü var ama."

Kim o?

Men yuhşâ şerruhû ve lâ yürcâ hayruhû. "Kendinden bir hayır umulmaz kötülüğünden de emin olunmaz."

Bu bana bir fenalık yapacak ama acaba ne zaman diye bakar. Bir hayır istesen onu da yapmaz. Bu, bu ikisinden de beterdir.

Elâ ünebbiüke bi-şerrin min hâzâ. "Bundan daha bir kötüsü daha var, yani bunlardan daha kötüsü."

Kimdir o?

Men bâ'a âhiratehû bi-dünya ğayrihî. "Başkasının menfaatine, başkası faydalanacak." Men bâ'a âhiratehû. "Âhiretini feda ediyor." Bi-dünya ğayrihî. "Başkası menfaatlenecek ama âhiret için değil de dünya için faydalanacak."

Dünya için faydalanacak olan bir adama kendi âhiretini mahvediyor. Bunlar da her zaman bulunan mahluklardır, her zaman bulunuyor.

Şimdi bundan daha kötüsü olacak...

Elâ ünebbiüke bi-şerrin min hâzâ. "Bundan daha kötüsü." Men ekele'd-dünyâ bi'd-dîni. "Dinini dünyası için alet ediyor."

Allah esirgeye.

Şimdi her zaman göre geldiğimiz ve tanıdığımız, bildiğimiz şeylerden birisi, cemaatin arasına müslümanım der girer, bakarsın namaza gelmiştir, namaz kılıyor, seversin, halbuki Allah için gelmemiştir, mutlaka bir fitnesi vardır. Kendini müslümanlara tanıtmamak için, gayesine ulaşmak için müslümanların arasına girer namazını kılar.

Ama evinde kılar kılmaz Allah bilir.

Ama orada müslümanlar beni de müslüman zannetsinler ve onların iç yüzüne vâkıf olayım diyerekten müslümanların arasına sokulur, ama gayesi o değil. Gayesi Allah rızası değil. Gayesi şeytanlık.

Bunun bir misali, bizim rahmetlik Sürmeneli Hoca derler bir Hocaefendi vardı, -Allah rahmet eylesin- o kadınlara ders eder, cami cami gezer.

Bir hanımefendi buna dersine devam edici olmuş, hemen Hocaefendi'nin çantasını elinden alır, arabasına bindirir, götürür getirir. Hocaefendi de çok memnun, "Aman ne güzel bir hanıma rast geldik!" dermiş. Hem hizmet ediyor, bazen para yardımı yapıyor, filan diyor.

Bir gün Hocaefendi'ye bir celp gelmiş, mahkemeye. Bakmış ki bu kadın karşısında!

"Yahu demiş iki seneden beri, kaç iki sene mi olmuş, sen bunun için mi devam ediyordun hınzır kadın?" demiş.

O hınzır kadın bütün not etmiş Hocaefendi'nin derslerini, e Hocaefendi de bazen ağzından başka şeyler de kaçırıyormuş anlaşılan. Şimdi bu dinini alet ederekten dünya faydası sağlamış.

Ne olacak kendisine?

Maaşını artıracaklar veyahut bir ikramiye verecekler ama camiye gelerek dini alet ediyor.

Çok çeşitlisi var ya bu hadiseden bir hadise.

Allah kusurumuzu affetsin.

Rahmetli hocaefendimizin bir şeysi vardı hatırıma geldi. Demişti ki bize bir dersinde;

Bir çiftçi, bir kuyuya girmiş. Çiftçi kuyuya girmiş aslan oradan geçiyormuş;

Aslan kardeş, düştüm buraya demiş, kaldım, tuzağa tutuldum demiş. Açım ne zamandan beri, demiş

Aslan da buğday parçalarını getirir onu orada beslermiş.

Evlatlarım dedi, tilki olup da aslana kendinizi besleteceğinize, aslan olun da siz besleyin tilkiyi. Yani böyle, Allah muhafaza etsin, insan adî şeylere tenezzül etmemeli. Bu dünya geniş elhamdülillah, her türlü rızık da var.

Rızkı Allah'tan, hayırlı yoldan istemeli. Böyle şeytanlıklarla kazanılacak rızıklardan hayır mı olur insana!?.

Elâ urdîdke yâ alî ente ahî ve vezîrî.

Şimdi o Hz. Ali Efendimiz'in methiyesi hakkında bir hadîs-i şerîftir.

"Sen benim İslam'da kardeşim ve benim vezirimsin."

Benim iki tane yerde, iki tane de gökte vezirim vardır. Gökteki vezirlerimin birisi Cebrail, birisi Mikail'dir. Yerdeki vezirlerimin birisi Ebu Bekir'dir birisi de Ömer'dir.

Takdî deyni ve tüncizü mev'idî ve tübriü zimmetî fe-men ehabbeke fî hayâtin minnî fe-kad kadâ nahbehû. "Ben hayattayken seni kim severse o âhiretin saadetini bulmuştur."

Ve men ehabbeke fî hayâtin minke ba'dî. "Bir de ben âhirete göçtükten sonra kıyamete kadar gelecek müddet içerisinde yine seni seven insan." Hatemellahu lehû bi'l-emni ve'l-îmâni. "Emn ü imân ile o da saadetle âhirete göçer." Ve men ehabbeke ba'dî ve lem yerake. "Benden sonra yine seni de görmeden -bizim gibi- bizim sevdiğimiz insanları bu da seviyor."

Menkıbesini duyuyoruz, Resûlullah'ın damadıdır diyoruz, Allah'ın aslanı diyoruz, seviyoruz.

Hatemellahu lehû bi'l-emni ve'l-îmâni. "Bunlar içinde Allahu Teâlâ'nın emn ü îmân ile âhirete gitmeleri Peygamber Efendimiz'in tebşiratındandır." Ve âmenehû yevmel-feze'i. "O kıyamet gününün bir korkusu var ya, o korkudan da Cenâb-ı Hak onu emin kılar." Ve man mâte. "Her kim ölür de." Ve hüve yubğızuke yâ aliyyü. "Seni sevmeyerek, sana buğz ederek ölürse yâ Ali." Mâte mîteten câhiliyyete. "Cahiliyet ölüm üzerine ölür o adam." Yühâsibühullahû bimâ amile fi'l-islâmi. "İslam'daki o bütün hallerle muhasib olur o." Ve in hayra hayran ve in şerra şerran. "Ona göre artık hayır işlemişse hayırlarına mükafat, şer işlemişse mücâzâtlarını görür."

Elâ estahyî min raculin testahyî minhü'l-melâiketü ya'nî osmâne.

Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir bahçelikte, bir kuyudu. Hava sıcak, serinlemek üzere bacaklarını kuyuya sallamışlar böyle. Ebû Bekir, Ömer, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem burada oturuyorlar, serinliyorlar, muhabbet ediyorlar, derken Hz. Osman gelmiş. Hz. Osman gelince toplanmışlar.

Ebû Bekir gelince öyle yapmamışlar, Ömer gelince öyle yapmamışlar, Hz. Osman gelince toplanmışlar. Onlar elâ estahyî min raculin testahyî minhü'l-melâiketü. "Melaikelerin bile hayâ ettiği insandan şey yapmak lazım değil mi ya?"

Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'den; Ahmed b. Hanbel, Abd b. Humeyd, Taberânî, Beyhakî, Hafza'dan; İbn Asakir de Büreyde'den rivayet etmiş.

Elâ inne'n-nâra hulikat li's-sufehâi. "Ateş, cehennem yani, sefihler için halk olunmuştur."

Allah bizi yakmak için değil de sefihleri yakmak için, yani kafirleri.

Ve hünne'n-nisâü. O da, sefihler kimlerdir yani? en-Nisâü ille'lletî etâ'at ba'lehâ. "Kocalarına itaat edenlerden başka, ki etmeyenler çıkıyor içinden, onların hepsi o sefihler güruhuna dahildir."

Elâ inne'd-dünyâ hulvetün hadıratün fe-rubbe mütehavvidin fi'd-dünyâ leyse lehû yevme'l-kıyâmeti ille'n-nâru.

Bu dünya hakikaten öyle, herkesin bildiği gibi, çok hoş bir şey ama hepsimizi bir tarafa sevk ediyor, herkes tuttuğu parçayı elinden bırakmak istemiyor, tatlı bir şey, nimetleri hoş, hoşuna gidiyor herkesin. Fakat bu dünyaya dalıcı olan insanlar ki hayât-ı dünyâ, yani en çok korkulan şeylerden birisi hubbü'd-dünyâdır. Biz bu dünyayı sevmek için gelmemişizdir, bu dünyadan âhirete göçmek için gelen bir kavimiz, insanlarız, beşeriz.

Onun için dünyaya aldanmadan, dünyada helalinden kazanacağız tabii. İçeceğimiz, yiyeceğimiz, her şeyimiz, ihtiyaçlarımız var. Bu ihtiyaçlar başka, bir de dünyaya bel bağlamak, âhireti unutmak, Allah'ı unutmak, peygamberi unutmak var.

Bugün çok acı şeyler duydum.

Allah hepimizi affetsin, mağfiret etsin.

Bu insanlar şaşırmış yani, şaşırmış bir mahluk. Bu şaşkınlıklarından dolayıdır ki mesela Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın şeysi hakkında münasebetsiz konuşmalar olmakla beraber Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in de artık sözlerinin devri, sözlerinin amel devrinin geçtiğine dair, onun sözleriyle amel etmenin devri geçtiğine dair münevver tabaka arasında böyle bir şey var ki bu Allah esirgesin çok kötü bir şeydir.

Çünkü biz müslümanlar Peygamberimiz'i nasıl tanırız?

Nasıldır Peygamber?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem dünyanın direğidir âhiretin de direğidir. Yani dünyanın ve âhiretin direği Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'dir. O'nun nuru, Kubbe-i Hadrâ'dan, Allah cümlemize nasip etsin de, onun ziyaretine gittiğimiz vakitte gaflet etme de, oradaki nurdan sana bir sıçrama gelse kafidir sana. Bir sıçrama gelebilirse sana o senin için kafidir. İnsan onun için bütün varını terk eder de keşke ben onun huzurunda hiç olmazsa bir dakika da dursam o benim için ne büyük devlet, saadettir ki oradan bana bir nur sıçrarsa benim için işte oldu büyük bahtiyarlık.

Halbuki oradan uzak memleketimiz ama bugün Cenâb-ı Hak çok imkanlar vermiştir. Bu her yerden mümkün ise de ama onun huzuruna gidip de, huzurunda el bağlayıp da, "Yâ Resûlallah! Ben işte o uzak beldeden geldim, senin günahkâr ümmetindenim. İşte senin yardımını, Allahu Teâlâ'nın izniyle bize himmetini bekliyorum gibilerden bir şeyler söylerse insan, onun şeysi elbette çok başka olur.

Allah kusurumuzu affetsin.

Onun için şimdi o köküdür, yani dünyanın ve âhiretin kökü, direği, bütün nuru odur. Ondan bir nur alamayan insan, işte o tamamıyla küfrün ta içine düşmüştür. Ondan nur alamayaraktan tamamıyla küfrün içerisine düşmüştür.

Şimdi mesela bakınız içimizde bir kardeş var, Londra'dan gelmiş İngiliz kardeş, kendisini demin gördüm ama şimdi fark edemeyeceğim. Güzel sakal salmış, şark edebiyat profesörü, Hamit diye ad almış kendisi. Yani dün geldi kendisini misafir ettik konuştuk. Tedkikat yapmış, İslâm, Müslümanlık dini en büyük dindir diyerekten Hıristiyanlık dininden İslâm dinine dönmüş elhamdülillah. Müslüman olarak gelmiş, bugün memleketimize de Nakşî tarikatının esaslarını öğrenmek için gelmiş.

Derken, Sırbistan'dan geçiyor tabii bu tarafa, Sırp memleketlerinden geçerken orada bir Yugoslav memleketine, Boşnak memleketine uğramış, Orada bakmış ki güzel bir zikir var, camisinde mi tekkesinde mi, o hoşuna gitmiş, çok bayılmış, komünist bir memlekette serbest devlet. Allah diyebiliyor.

Bizde de biliyorlar da...

Geldiydi, bizde de var mı burada böyle zikredecek bir yer göstersen de bize, dedi.

Ne diyeyim şimdi bir şey diyemedim ki!..

Allah kusurlarımızı affetsin, Allah intibah versin.

Yalvaralım Cenâb-ı Hakk'a, O'nun nuru bizden kesilirse yandık! Yandık yani dünyada yanarız, değil âhireti bırak.

Allah cümlemizin kusurunu affetsin.

Onun için bu dünyaya dalıp da âhireti unutanlar, dünyada yananlardır.

Hıristiyan diyoruz ama o hıristiyanın küfrü başka, fakat o da bir Allah akidesine hiç olmazsa sahip, gavurdur başka, akidesi bozuktur, şudur, budur.

Bir de hiç bunları tanımayan insana ne dersin?

O da bir peygamber tanıyor, Musa diyor, İsa diyor, bir şey diyor. E bunların hiçbirisini tanımayan insan, elbette ondan daha aşağı düşmüş demektir.

Elâ innellahe veliyyî ve ene veliyyü külli mü'minin men küntü mevlâ fe-aliyyün mevlâhü.

Bu çok güzel bir şey, [Ebû Nu'aym'ın] Sahabenin Fedâili hakkındaki kitabında zikrolunmuş.

"Ben bütün mü'minlerin velisiyim." buyurmuş.

Ne kadar?

Kıyamete kadar gelecek mü'minlerin velisi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, yani nâsırı. Binâenaleyh nerede insanın başı sıkılırsa sıkılsın Resûlullah'a salât ü selâmlarını bol yapsın, onun imdadına Resûlullah yetişir, o oradan kurtulur.

"Ben kimin mevlasıysam, velisiysem Hz. Ali de velisidir."

Şurada şöyle bir şey söylemiş. Usâme radıyallahu anh Hz. Ali'ye demiş ki;

"Ben senin kölen değilim."

İnnemâ mevlâye resûlullahi. "Ben Resûlullah'ın kölesiyim, senin değil."

"Sen bu şeye nereden kondun?" demek istiyor.

Cenâb-ı Peygamber ona bu şerefi vermiştir de, o şeref tabii ona liyakatinden dolayı verilmiştir.

Şimdi bir zât gelmiş Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e demiş ki, Târık isminde bir zât, dıştan bir adam gelmiş. Efendimiz'in Hz. Ali Efendimiz hakkında, "Bu da mü'minlerin velisidir." dediği bu söz hârife ulaşmış, gelmiş demiş ki;

Yâ Resûlullah yâ Muhammed emertenâ anillahi şehâdeteyn. "Bize dedin ki, 'lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah derseniz müslüman olacaksınız dediniz,' peki kabul ettik saddaknâ dedik. Emertena's-salâte. "Namazı emrettin, peki dedik." Ve'z-zekâte. "Zekat da verin dedin, peki dedik." Ve's-sıyâme. "Oruç tutun dedin, peki dedik." Ve'l-hacce. "Hac da yapın dedin, ona da peki dedik." Ve kabulnâ. "Bunların hepsini kabul ettik. Sümme lem terda hatta refa'te bi-dıb'î ibn'i-ammik tefdulühû. "Fakat bu sana kafi gelmedi de bu işler, kalktın Hz. Ali'yi bize bu kadar çıkardın başımıza." Fe-hâzâ şey'ün minke em minellahi. "Bu senden midir bu, yoksa bunu Allah tarafından mı tebliğ ediyorsun bize?"

Fe-kâl vellezî lâ ilâhe illâ hû ennehû minellahi. Hiç kendinden bir [şey söylememiştir Resûlullah Efendimiz.] O bilmiyor tabii, Resûlullah'ın hiç kendinden söz söylediği yoktur.

Ve mâ yentiku an'il-hevâ in hüve illâ vahyün yûhâ. "Kendi sözleri de hep Allahu Teâlâ'nın vahyinin iktizasıdır, öyle kendiliğinden söz söylememiştir."

Ve hüve yekûlü. Şimdi o, bunun da Allah'tan geldiğini bildirince diyor ki;

İn kâne mâ yekûlü muhammed hakkan fe-emtur aleynâ hicâreten mine's-semâi evi'tinâ bi-azâbin elîmin.

Bu bedbaht adam! Yani imanı bilmiyor insanlar! Sen buna inandın, iman ettin mi artık bu kadar teslim olmak ilzam ederken, şimdi bu buna ağır geldi ve bu ağırlığından dolayı bu şeyi ağzından kaçırdı.

Fe-mâ vasale ilâ râhiletihî hattâ remâhullahu bi-hacerin fe-sekata alâ hâmmetihî ve harece min dübürihî ve katelehû. "Bu bu sözü söyledikten sonra hayvanına gidinceye kadar vakit kalmadı kendisine, gökten bir taş kafasından girdi dübüründen çıktı ve orada öldürdü onu."

Kendisi istedi çünkü, kendisi istedi, "Eğer söylediğin haksa." Fe-emtır aleynâ hıcâraten. "Gökten taş yağdır." dedi.

Evet, eğer bu haksa, yani bu dediğin haksa. Evi'tinâ bi-azâbin elîmin. "Yahut başka bir azap gönder de bilelim bunu." demek istedi. Fakat o gitti cehenneme.

Ve lemmâ semi'a ebû bekrin ve ömera zâlik. "Onu Hz. Ömer ile Ebû Bekir de dinlediler." Ve lâ emseyte yebne ebî tâlibin mevlâ külli mü'minin ve mü'minetin dediler o zaman. "Hz. Ali her mü'min ve mü'minenin mevlâsıdır diye onlar da tasdik ettiler."

Ve ahrace eydan kîle li-umerin enneke tesne'u bi-aliyyin şey'en lâ tesne'uhû bi-ehadin mine's-sahâbeti. "Sen yâ Ömer! Hz. Ali'ye o kadar çok saygı gösteriyorsun ki bu gösterdiğin saygıyı ashaptan hiç kimse yapmıyor. Nedir sebebi?" demek istediler. Kâle innehû mevlâye. "O benim mevlamdır." dedi. Fakat bununla beraber;

Ve lâ hüccete fî zâlike külli fî tafdîli ale'ş-şeyheyni. "Bu kadar büyüklüğüyle beraber Ebû Bekir ve Ömer'in üstünde değildir."

Usuldeki kaideye göre dördüncü halife Hz. Ali.

Elâ innî leküm bi-mekâni sıdkın hayatî fe-izâ fe-lâ ezâlü ünâdî fî kabrihî yâ rabbi ümmetî ümmetî...

Şimdi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'i çok iyi bilmek lazım. O Allah'ın bir nuru idi, geldi ve nur olaraktan da yine âhirete intikal etti. Şimdi diyor ki;

"Ben kabrimde size kıyamete kadar." Ünâdî ümmetî ümmetî. Ümmetini Allahu Teâlâ'dan istiyor. Demek ki kabrinde kıyamete kadar bir hayat sahibi olduğunu bize duyuruyor.

Bunun birçok şahitleri vardır.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem fî kabrihî hayyün hayâten mâneviyye. "Hayât-ı mânevî ile Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kabirlerinde haydırlar. Binâenaleyh oraya gittiğimiz vakitte, bizim gibi toprağa intikal etmiş bir ceset yoktur orada. Onun ruhaniyeti...

Şimdi bir şey var, âlem-i berzah denilen bir âlem var, ruhlar oradan gelir oraya gider. Herkes oradan gelir, sırası geldikçe herkesin ruhu iner, bedenine girer, o bedenle yaşar sonra o bedenden o berzah alemine ruhu kabzolununca gider.

Oradaki gidiş de herkesin çıktığı yere değildir, gittiği yer çıktığı yere değildir, herkes mevkiine göre gider orada. O mesela güzel bir yerden inmiştir fakat sahibi onu idare edememiştir, bu sefer küfür üzerine gittiyse... Gayet böyle dibeğe benzetiyorlar. Dibi dar, etrafı gittikçe genişleyen ve sonu bulunmayan, sonu bulunamayan bir derecede tepesine birde şey geçirilmiş. Herkes girdiği yer neresiyse o berzah âleminde oradadır, oradan başka yere geçişi haktır. Hangi hakkı burada kazandıysa oradaki yerinde mahfuzdur. Yalnız Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in yeri kendisini taşıyacak kudrette olmadığı için; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in berzahtaki yeri, o berzah âlemi, nur âlemi kendisini taşıyacak kudrette olmadığı için; o esrarı o âlem bile taşıyamıyor yani. O âlem taşıyamadığı için, o bütün tabakatta cevelan eder.

Onun için Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e kendisini vermiş bir insan, gerek şarkta, gerek garpta onunla ruhen her zaman temas edebilir. Çünkü o her yerde, güneşin nuru gibi nuru yaygın bir haldedir.

Onun için Allah bizi affetsin.

Bak kıyamete kadar da kabrinde sizin için ben Cenâb-ı Hakk'a ümmetî ümmetî diyerekten münâcâttayım, yani bunu bilin. Oraya gittiğiniz vakitte kendinizi iyi verin oraya, kendinizi iyi verin oraya. Allah nasip etmezse olmaz ama. Allah'tan evvela onu isteyelim ki o istdidadı ver de yâ Rabbi, oraya gittiğimiz vakitte Resûlullah'ın kıymetine, şerefine, şânına yakışır bir şekilde orada salât ü selamlar okuyup da ondan istimdât edelim.

Fe-izâ fe-lâ ezâlü ünâdî fî kabrihî yâ rabbi ümmetî ümmetî hattâ yünfeha fi's-sûri en-nefhatü'l-ûlâ.

Şimdi bu hayat böyle gidiyor fakat o berzah âleminden ruhlar buraya inmektedir. Bak hepsinin miktarı, sayısı var. Oradaki bitmeden buranın kıyameti kopmayacak. Oradan ruhlar buraya inecek, orada hiçbir inecek ruh kalmadığı vakitte kıyametin kopması ona taalluk ediyor. Orada daha inecek ruh varken burada kıyamet kopmuyor, o gelecek yerini bulacak.

Bu nefhai ûlâ kopsa dahi yine ben, lâ yezâlü lî da'vetün mücâbetün. "Yine benim Cenâb-ı Hak tarafından kabul olunmuş bir duam var, ona da devam ederim."

Ne zamana kadar?

Hattâ yünfeha fi's-sûri en-nefhatü's-sâniyetü.

Şimdi birinci nefhada bitiyor her şey, canlı kalmıyor. Hiçbir canlı kalmadığı halde, yine ben duama da devam edeceğim. Taki ikinci bir nefha ile insanların diriliş, baas, haşir, rücû başladığı bir devirdir ki buna tereddüt eden, zerre kadar bir şek yapan adam müslüman halkasının içerisine giremez. Çünkü şek, şüpheden ibarettir, tereddüt ediyor.

Neden?

Kudret-i ilâhîyeden.

Canım diyor, bu ceset toprak olduktan sonra, yok olduktan sonra, nasıl olur da bir daha dirilebilir, bir tepki var. Halbuki;

I'lemû ennellâhe yuhyi'l-arda ba'de mevtihâ. Cenâb-ı Hak şu üzerinde yaşadığımız toprak ölüyken bu ölü toprağa nasıl hayat verdi?"

Bu [dünya] nâr-ı beydâ halinde [idi] diyen biz değil miyiz?

Koptu nâr-ı beydâ haline geldi.

Nâr-ı beydâ halinde yanan bir kütlede hayat olur mu?

Ağaç kesildi mi öldü, bir de yakıyorsun onu, yaktıktan sonra kül oluyor yahut kömür oluyor neyse, onda hayat bitmiştir. Ama o biten hayata tekrar hayat veriyor Cenâb-ı Hak ve bütün hayat sahiplerinin hayatını da oradan temin ediyor insanlar.

Bu gözünün önünde olan ki, bugün aya gidiyorlar hayat yok diyorlar çünkü hava yok diyor.

Yarın Cenâb-ı Hak orada da hayatı yaratırsa?!.

Belki bu dünyamızın da evvelinde bu hayat burada da yoktu ama bir gün geldi o hayatı Cenâb-ı Hak burada yarattı.

İşte bu hayatı burada yaratan Allahu celle ve alâ'nın bu insana da o yokluktan sonra tekrar bir hayat bahşetmesin de ne güçlük var?

Ana rahminde bir kanı şu şekillere sokan Allah, ana rahminde bir kan parçasını şu şekillere sokan Allah, o topraktan çıkartıp da yediğimiz gıdadan kan olur, o kan da bak kaç şekle dönmüştür. O şekillerle bize hayat veren Allah'a ne güçlük var ki toprağa girdikten sonra bizi tekrar iade edemesin?

Bir gün olacak ki bu gökten insan menisi gibi su akacak. O sular aktığı vakitte herkesin mezarında, ana rahmi mezar olacak yani, mezarlar ana rahimleri gibi herkes orada şeklini alacak, işte böyle.

O kudret-i ilâhiye nasıl olacağına aklımız ermez, ama orada yapacak, besleyecek. Bizi ana rahminde nasıl besliyorsa orada da öyle besleyecek.

Onun için iman ederken Allahu Teâlâ'nın kudretine [inanacak insan.] Kur'an'da kaç yerde geçiyor kadir, kadir kadir... Kâdir, Cenâb-ı Hak her şeye kâdir. Kâdir demek yapamayacağı şey yok demek. Bir şeyi yapamaz dedin mi onun kudretini inkar etmiş olursun o zaman.

Elâ inne'd-dünya aradun hâdırun ye'külü minhe'l-berrü ve'l-fâciru. "Bak ne güzel, bu dünya işte çok güzel bir metâdır. Burada herkes yer işte, iyi kötü, dinli de yer, dinsiz de yer."

Elâ ve inne'l-âhirate ecelün sâdıkun. "Bir de ama bunun mukabili olan âhiret var, o da müekkeldir, ama sâdıktır o, muhakkak olacak." Yakdî fîhâ melikün kâdirun. "O günün hükümdarı Allahu celle ve alâ'dır." Elâ ve inne'l-hayra küllehû bi-hazâfîrihî fi'l-cenneti. "Ne kadar saadet, ne kadar selamet, ne kadar hayır varsa bütün etrafı ile beraber hepsi cennete."

Sen binâenaleyh bu dünyadayken o bütün hayırları cami olan cenneti iste.

Ne diyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem?

Allahümm es'elüke'l-cennete ve ma karrabe iliyhâ min kavlin ev amelin. [diye dua ederek] cenneti ister ve "Benim cennete girmeme sebep olacak ne gibi ameller varsa, gerek sözde, gerek amelde onları da bana nasip et ki cennet bana nasip olsun."

Elâ ve inne'ş-şerra küllehû bi-hazâfîrihî fi'n-nâri. "Bütün kötülükler, fenalıklar, hatırından ne kadar fenalık geçiyorsa, onların hepsi de cehennemliktir."

Bütün hayırlar, saadetler, selametler, cennete; bütün fenalıklar, şerler, kötülükler de cehennemde.

Elâ fa'melû. "İşte hayat elinizdedir, sağsınızın, gençliğinizin, dininizin kadrini kıymetini bilin de ona göre amel edin." Ve entüm minellahi alâ hazerin. "Daima Allahu Teâlâ'dan korku üzerine olunuz, sakınma üzerine olunuz ki bugünkü hayat yarın bakalım elimize nasıl geçecek."

Her an da Cenâb-ı Hakk'ın çeşitli tecellileri oluyor. Bu tecellilerin karşısında insan daima sabırlı olması ve yolunu şaşırmaması lazım. Deniz nasıl çeşitli dalgalarla mütemadiyen dalgalanır fakat kaptan daima gideceği hedefe doğru pusulasını çevirir, oraya gider. Dalga nereden gelirse gelsin. Binâenaleyh sen de dünyanın fitnelerinin hiçbirisine metelik verme, istikametten ayrılma, Allah olsun hedefin.

Va'lemû enneküm mu'radûne alâ a'mâliküm. "İyi biliniz, herkesin ameli kendisine arz olunacak, bunu iyi biliniz."

Fe-men ya'mel miskâle zerratin hayran yerah. "Ne kadar bir zerre ki en ufaktır, o kadar bir hayrın olsa onu görecek." Fe-men ya'mel miskâle zerratin şerran yerah. "Ne kadar ufak bir kötülüğün varsa onu da göreceksin."

Binâenaleyh ona göre amel et, hedefini ona göre düzelt, yolunu ona göre ele al.

Elâ inne'n-nâse lem yü'tev fi'd-dünyâ şey'en hayran mine'l-yakîni ve'l-âfiyeh feselûhümallah.

Bu dünyada çok çeşit nimetler var da, çok çeşit nimetlerin içerisinden Cenâb-ı Peygamber Efendimiz bize iki şeye delalet ediyor, diyor ki; "Bütün dünyadaki şeylerle beraber, en çok sizin isteyeceğiniz hayır yakîn ve afiyet vardır."

Yakîn işte bu Allahu Teâlâ'nın kalpleri nur ile doldurmasının insandaki neticesidir. Bu nur ile dolmayan kalpler daima şek, şüphe üzerindedirler. Binâenaleyh kalpler böyle nur ile doldu muydu, şerahallahu bihî sudûren. "O zaman, kalp açılır o zaman." Tesîru'l-âhirah lehüm ke'l-muâyene. "Onun için âhiret görülmüş, artık onda hiç şey yok, bilgisi o kadar geniş oluyor."

Elâ inne külle müskirin harâmun ve külle muhadderin harâmun ve mâ eskera kesîruhû harume kalîlühû ve ma hammamera'l-kalbe fe hüve harâmün.

Bunu gelecek derse bırakalım.

Allah kusurlarımızı affetsin, tevfikât-ı samadâniyesine mazhar eylesin, rızası yollarından bir an bile bizleri ayırmasın.

el-Fatiha.

Sayfa Başı