M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mirac Kandili (1994)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Miraç Kandiliniz cümlenize mübarek olsun sevgili ve değerli dinleyicilerim. Sizlere Avustralya'nın belki duymuş olduğunuz Melbourne şehrinin de güneyinde Warrnambool'dan telefon ediyorum. Telefon canlı bağlantısı kuran kardeşlerime teşekkür ederim. Burada 10 günlük aile eğitimi kampımız var. Bu aile eğitimi kampımız Deakin Üniversitesi Kampüsü'nde konferans salonları var. Daha güzel yerleri var. Böylece hanımlar ve çocuklar ve beyler hepsi gayet güzel dini eğitim görüyorlar.

Biz burada şu anda sabahtayız. Dün gece Miraç gecesini idrak ettik. Siz şu sırada Miraç Gecesi içinde bulunuyorsunuz. Biz Miraç Gecesini geçirmiş ve Cuma sabahına ermiş bulunuyoruz. Sübhanallah. İşte dünyanın böyle büyüklüğü çeşitli yerlerinin olması enteresan sonuçlar meydana getiriyor.

Sevgili dinleyicilerim, sevgili kardeşlerim.

Buradaki kardeşlerimizden de sizlere selamlar ileterek Miraç ile ilgili malumatı size arzetmeye başlayacağım. Biliyorsunuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hicretten iki yıl kadar önce bir Recep ayının 26'sını 27'sine bağlayan gece vakti Recep ayının sonlarına doğru yani. Büyük bir lütfa erdi. Allahu Teâlâ hazretleri ona çok büyük ihsanlarda bulundu. Bu Kur'an-ı Kerim'de var. İsra Suresi'nin birinci âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki;

Bismillahirrahmanirrahim.

Sübhânellezi esrâ bi abdihî leylen minel mescidi'l-harâmi ile'l mescidi'l aksallezi bâraknâ havlehû li nüriyehû min ayatinâ innehû hüve's-semîu'l basîr.

Şimdi bu âyet-i kerîmede bu olağanüstü hayret edilecek hayran kalınacak olaydan dolayı Sühbanellezi diye başlıyor. Yani o kuluna bu ikramları ihsan eden Allah'ın şanı yücedir. Her türlü noksandan münezzehtir. Son derece şayana hayret şayan-ı taaccüp, hayran kalınacak bir lütufta bulunduğu için Sübhanellezi diye başlıyor ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerif'e Mescid-i Aksa'ya bir gecede leylen ulaştırdığını âyet-i kerîme bize açıkça gösteriyor.

li nüriyehû min âyâtinâ.

Yani çeşitli olağanüstü olayları o sevgili kuluna göstermek için Allahu Teâlâ hazretlerinin bu ikramı yaptğını bu âyet-i kerîmeden öğreniyoruz. Böylece o gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu muhteşem ikram ile Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerife gitti. Oradan da semaları geçerek Allahu Teâlâ hazretlerinin divanına kabul olunduğunu bu âyet-i kerîme göstermiş oluyor. Kudüse kadar olan kısmı hakkında âyet-i kerîme sarahaten bize böyle bilgi vermiş oluyor.

Bu hadise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bildirdiği zaman müminler çok sevindiler. Ama müşriklerde çok itiraz ettiler fakat bu müşriklerin itirazları, böyle çıkışları da bizim için bir delil oldu. Çünkü olmaz böyle şey dedikleri zaman demek ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böyle bir şeyi söylemiş sahâbe-i kirâm da biliyorlar diye olayın tespit edilmiş olduğu olayın tespit edilmişliğinide şahit olmuş oldular. Negatif de olsa böyle bir olağanüstü olay o zaman söylenmiş olduğunu müşrikler de göstermiş oldular. İtirazlarından dolayı. Onlar itiraz ediyor ama sonradan da itiraz edemez duruma geldiler biliyorsunuz. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri sevgili Peygamberimizi Mekke-i Mükerreme'den Kudüs'e gönderirken bir takım kervanların üzerinden geçtiği tarih kitaplarında yazılıyor. O kervanlardaki bir takım olaylar mesela devesini kaybetmiş bir şahıs kaybetmiş. Bunu bulmak için uğraşırlarken. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem tabi Burak'a binmiş semalardan Kudüs-ü Şerif'e gitmekteyken bu deveyi görüp onlara seslenip yerini bildiriyor.

Miraç'tan döndüğü zaman, müşrikler itiraz edince olmaz böyle şey deyince olduğuna dair delilleri sayarken bunuda söylüyor. Falanca kervan yoldaydı onu gördüm. Develerini kaybetmişlerdi. Develerini bulmalarına yardımcı oldum diye Efendimiz söylüyor. Hakikaten kervanın gelmesini bekliyorlar ve kervan geldiği zaman, evet hakikaten devemiz kaybolmuştu geceleyin. Bir ses duyduk falanca yerde diye. Devemizi o ses sayesinde bulduk diye kervandakiler de şahitlik etmiş oluyorlar. Demek ki o halde İsra mucizesi, yani bir gecede Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerife gitme meselesi müşriklerin de artık işi olayın işine karışmasıyla negatif de olsa şahit olmasıyla ve Kur'an-ı Kerim'in âyet-i kerîmesiyle de gün gibi aşikar bir mucize ve bunun hem ruh hem bedenle müştereken olduğunuda işin anlatış şekli olayın vesikaları çok net olarak gösteriyor.

Tabi ondan sonraki kısmı yani Kudüs-ü Şerif'te Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mazhar olduğu olağanüstü olaylar, Peygamberlere imamlık etmesi. Ondan sonra yedi kat semayı geçmesi ve Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna vasıl olmasıyla ilgili sahih hadîs-i şerifler var. Yani bizim hadis alimlerimizin ve dini literatürümüzün en meşhurlarından eserlerinde bu hususta sağlam sahih hadîs-i şerifler var. Bu hadîs-i şerifler den bu Miraç hadisesinin teferruatını öğrenmiş oluyoruz ve bu konuda tabi çeşitli kitaplar da yazılmış bu Miraç'la ilgili ayetleri ve hadîs-i şerifleri derleyerek Miraç konusunu güzelce anlatan eserlerde hem Arapça'da hem Türk edebiyatında yazılmış eserler var, onları biliyoruz.

Türkler, bizim ecdadımız rahmetullahi aleyhim ecmain bu Miraç hadisesini çok güzel şiirler ile tespit de etmişler, anlatmışlar. Bu güzel anlatımlardan birisi bizim medar-ı iftiharımız çok büyük bir zat olan Mevlid-i Şerif'in Vesîletü'n-necat isimli Mevlid-i Şerif'in naibi olan nazımı olan Süleyman Çelebi hazretleri. Çok büyük bir zat-ı muhterem ve çok güzel anlatmış. Mevlidin içinde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in bir kısımlar o kadar tatlı anlatılmış ki keşke nesiller gayet güzel bilseler bu eski kelimeleri de bilseler de o şiirlerin güzelliklerini tam anlayabilseler. Edebiyatın bu şaheserini zevk ile okuyabilseler. Bizim dışımızda başka mesela Türkoloji tahsili yapmış olan başka milletlerden insanlarında bu esere ve bu eserdeki anlatımdaki güzelliğe hayran olduklarını biliyoruz. Sehl-i mümteni deniliyor. Yani kolay bir ifadeyle ama kimsenin anlatamayacağı kadar net güzel bir anlatımla anlatmış. Bunun üzerine ayrıca musikişinaslarımız Mevlevi şeyhleri Dede Efendiler, Nayi Osman Dede vesair musikişinaslar da Miraciyeler bestelemişler. Çok büyük musiki şaheserleri meydana getirilmiş. Tabi hepsi Resûlullah aşkının bizim ecdadımızın arasında tezahürleri oluyor ve bize de bunlar intikal etmiş oluyor. Allah cümlesine rahmet eylesin. Bizlere de o aşkı, o şevki, o hassasiyeti, rikkati, o şiiriyeti, melal dediğimiz lirizm dediğimiz hali bizlere de ihsan eylesin.

Biliyorsunuz Kudüs-ü Şerif'ten sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Kudüs'e kadar Burak denilen bir vasıta ile Mekke-i Mükerreme'den Kudüs-ü Şerif'e vardı. Burak kelimesi Arapçada Berk kelimesiyle ilgilidir. Berk de şimşek demektir. Demek ki Resûlullah Efendimiz'e bir olağan alıştığı binek şeklinde görünen merkepten büyük katırdan küçük beyaz renkli bir binek şeklinde görünen şekil ile Peygamber Efendimiz'i Allahu Teâlâ hazretleri Burak ile Kudüs-ü Şerif'e kadar nakil eylemiş.Bir mucize olarak.

Kudüs-ü Şerif'te de ondan sonraki semalara yükselme uruc deniliyor yükselmeye [araca]. Uruc yükselmek demek Arapça'da. Miraç'ta bu fiilden ismi alet oluyor, fetaha yuftahu fiilinden miftah anahtar manasına geldiği gibi araca ya'rucu fiilinden de Miraç yükselme vasıtası yani manevi bir vasıta ile ilahi bir vasıta ile Kudüs-ü Şerif'ten Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz nice nice güzel mazhariyetlere ererek, müşahedeler görerek yedi kat semayı geçtiğini hadîs-i şerifler naklediyor.

Onlardan bir tanesi İmam Müslim'in sahihinde. Müslim hazretlerinin o muhteşem kitabında. Enes bin Malik radıyallahuanh ten rivayet edilmiştir. İşte kendisine bir Burak getirildiği. Bu Burağa bindiği ve o gözün gördüğü yere adımını atıp oraya bir anda ulaştığı, her adımını gözün gördüğü ufka ileriye attığını o kadar hızla geçtiğini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bildiriyor. Semalarda da çeşitli peygamberlerle karşılaştığını hadîs-i şerifte anlatıyor Peygamber Efendimiz. Birinci semada Adem aleyhisselâm ile karşılaştığını. Adem aleyhisselâmın sağ tarafına bakarken güldüğünü memnun olduğunu. Sol tarafına bakarken kalabalıklara mahzun olduğunu. Sağ tarafındaki mümin ve cennetlik evlatları olduğundan onların cennetlik olmasına sevindiğini. Sol tarafına bakarken gördükleri de cehennemlik ben-i Adem, insanlar. Onları görünce de üzüldüğünü naklediyor. Ondan sonraki ikinci semada İsa aleyhisselâm ile Yahya aleyhisselâm ile karşılaştığı. Üçüncü semada Yusuf aleyhisselamla karşılaştığı. Dördüncü semada İdris aleyhisselâmla karşılaştığı. Beşinci semada Harun. Altıncı semada Musa aleyhisselâm ile karşılaştığı ve yedinci semada İbrahim aleyhisselâmla karşılaştığı. Bu arada nice nice müşahedelerle cennetin cehennemin hallerini gördüğü o manevi alemin Allahu Teâlâ hazretleri min âyâtuna denildiği gibi âyet-i kerîmede. Ona çeşitli olağanüstü halleri göstermek için bu seyahati ihsan eylemiş. Onları gördüğünü hadîs-i şerifler sahih hadîs-i şerifler bildiriyor. Bu hadîs-i şerifler den beni ilgilendirip hatırıma çok gelmiş olan bazılarını size nakledeyim. Mesela sidre-i müntehanın yanına mele-i âlâya vardığı zaman Cebrail aleyhisselâma baktım ki Haşyetullah'tan bir eski kilim parçası gibi kenarda titriyordu diyor Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz.

Sayfa Başı