M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Bakara 196. âyeti

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selâmı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Bugünkü sohbetimiz Bakara sûre-i şerîfesinin 196. âyet-i kerimesi üzerine. Bu, âyet-i kerime hac ile ilgili. Bu âyet-i kerimeyi önce besmeleyi çekip okuyalım.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Ve etimmû'l hacce ve'l umrete lillâhi, fe in uhsirtum fe mesteysera mine'l hedyi ve lâ tahlikû ruûsekum hattâ yebluga'l hedyu mahillehu, fe men kâne minkum marîdan ev bihî ezen min ra'sihî fe fidyetun min sıyâmin ev sadakatin ev nusukin fe izâ emintum, fe men temettea bi'l umreti ile'l haccı fe mesteysera mine'l hedyi, fe men lem yecid fe sıyâmu selâseti eyyâmin fî'l haccı ve seb'atin izâ reca'tum tilke aşaratun kâmiletun, zâlike li men lem yekun ehluhu hâdırı'l mescidi'l harâmi, vettekûllâhe va'lemû ennellâhe şedîdu'l ikâb.

Sadakallâhu'l azîm.

Bu, hacla ilgili bir âyet-i kerîme.

Hac, "bir yere kastetmek, büyük ve önemli bir şeyi hedef alıp ona yönelmek" mânasına geliyor. Tabii bu, lügattaki umumî mânası. Dinimizdeki mânası; "belirtilmiş olan zamanda, belirtilmiş olan yerde özel vazifeleri yaparak Beytullah'ı ziyaret etmek" demek.

Bunun teferruatı üzerinde birazcık bilgi vereceğiz. Önce âyet-i kerîmenin mealini kısaca arz edelim, okuyalım, açıklayalım. Ondan sonra daha geniş bilgileri sunmaya çalışalım.

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete lillâhi. "Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın, tamamlayın!" Fe-in uhsırtüm. "Eğer bunlardan men olunursanız, size yaptırılmazsa, bir engelle alıkonulursanız." Fe-me'steysere mine'l-hedyi. "O zaman kurban cinsinden gücünüz yeten, kolayınıza gelen bir kurban gönderin!"

Hedy, "kurban" demek.

Eğer engellenirseniz, bu haccı ve umreyi yapmaya bir engel çıkıp da gidemez durumda olursanız...

Ve lâ tahlikû ruûseküm hattâ yeblüga'l-hedyü mahillehû. "Bu gönderdiğiniz hedy, kurban kesileceği yere varıncaya kadar ihramlı durun, başlarınızı tıraş etmeyin!" Fe-men kâne minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî. "Ama sizden, bu vazifeyi yapmaya başlamış olanlardan, eğer hasta olan veya başında bir rahatsızlığı bulunan varsa ve tıraş etmeme emrini tutamayacak durumda olmuşsa, tıraş etmek zorunda kalmışsa." Fe-fidyetün min sıyâmin ev sadakatin ev nüsükin."Bu mazeretinden dolayı, emre uyamamasına karşılık fidye olarak oruç veya sadaka veya kurbandan bir fidye onun üzerine lazım gelir."

Fe-izâ emintüm. "Emin olduğunuz zaman, engellenmeden kurtulduğunuz zaman da, her kim hacca kadar umre ile sevap kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir." Fe-men temettea bi'l-umreti ile'l-hacci fe-me'steysere mine'l-hedyi. "Umre ile hac vazifelerini yapacağı zamana kadar faydalanmak, istifade etmek isterse, sevap kazanmak isterse; ona da bir kolayına gelen kurbanı kesmek gerekir." Fe-men lem yecid. "Eğer kurban bulamazsa, yani kurban kesme durumu olmazsa." Fe-sıyâmü selâseti eyyâmin fi'l-hacci. "Hacda üç gün oruç tutmak." Ve seb'atin izâ reca'tüm. "Geri döndüğünüz zamanda yedi gün tutmak gerekir." Tilke aşeretün kâmiletün. "Bu işte tam on gün eder." Zâlike li-men lem yekün ehlühû hâdıri'l-mescidi'l-harâmi. "Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram dışında oturanlar içindir, âfâkîler içindir."

Ve'tteku'llâhe. "Allah'tan sakının, azabından çekinin." Va'lemû enna'llâhe şedîdü'l-ikâb. "Ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidir. Allah, ikâbı çok şiddetli olandır."

Mânası böyle. Allahu Teâlâ hazretlerinin talimatları, emirleri bunlar. Âyet-i kerîmenin içinde bize emredilen hususlar bunlar.

Hac, Allahu Teâlâ hazretlerinin bize emretmiş olduğu, İslâm'ın çok önemli, çok hikmetli ibadetlerinden birisi. Şartlarına sahip olan, hac vazifesi yapması gereken bir insanın haccetmesi lazım.

Ve lillâhi ale'n-nâsi hıccü'l-beyti meni'stetâe ileyhi sebîlâ. Yoluna gücü yeten insanların o mâlum evi, yani Kâbe-i Müşerrefe'yi haccetmesi Allah'ın hakkıdır, emridir, istediği, uyulması gerekli bir fermanıdır. Beyt ama el-Beyt; Beytullah. Allah'ın o mübarek ibadetgâhını hac şekli ile, menâsıki ile, usul ve âdâbı ile ziyaret etmek, Allah'ın kullarına emrettiği bir fermanıdır, emridir. Kulların bunu yapması gerekir.

Bu haccın sahih olmasının şartları var. Bir insan kalktı, bu Beytullah'ı ziyarete gitti. Madem böyle Allah emretmiş, müslümanlar gidiyor, o da kalktı gitti. Bu hacı olur mu, olmaz mı? Sahih olabilmesi, yani kabul olabilmesi için kişinin müslüman olması lazım. Bir gayrimüslim, "Şöyle bir göreyim..." diye tebdîl-i kıyafet, tebdîl-i isim ederek kalksa gitse, hacı olur mu? Olmaz. Niyetsiz gitse; olmaz. İhrama girmese, ihram şartlarını benimseyip ihramlanmasa; olmaz. O zamanda olmasa, "Herkes kalabalıkta yapılıyor, sıkıntıda oluyor. Ben o zamanda yapmayayım da tenha bir zamanda yapayım." dese; olmaz. Oraya gitmesek de, paralar Araplara gitmese de, Türkiye'de bir yeri ziyaret etsek olur mu? Olmaz!

Haccın sahih olmasının şartlarını bir daha sıralayalım: Ziyaret eden kimsenin, haccının hac olabilmesi için, müslüman olması lazım. Niyet etmesi lazım. İhramlanması lazım.

İhramlanmak da çok yanlış anlaşılıyor. İhramlanmak; "hac yapmak için özel statüyü, ahkâmı kabul edecek, o hâlin içine girecek olan kimsenin niyet edip o hâli başlatması" demek. Yoksa "bir bezi vücuduna bürünmesi" demek değil.

Bez yanında olmasa da dikişli elbiseleriyle olsa, tam mîkata gelmiş olsa... Mesela, "ihram bezi" dediğimiz bürüneceği bezler bavulda kaldı. Uçakta ihramlanması lazımdı. "Hay Allah, bavulda kaldı." Üzerinde dikişli elbiseler var. Uçaktan da; "Şimdi burası mîkat yeridir. Burada ihramlanınız, niyetleniniz. Hac için ihramlanma buradan başlıyor." diye seslendiler, anons ettiler. Ama sizin yanınızda ihram beziniz yok. Ne yapacaksınız?

Yine ihrama niyet edersiniz. Eğer hac yapıyorsanız, "Yâ Rabbi! Ben hac için ihramlandım." dersiniz. Halbuki bürünmediniz. "İhramlandım, bunu benden kabul eyle, bunu bana kolaylaştır yâ Rabbi!" dersiniz. Mümkünse iki rekât ihramlanma namazını kılarsınız. Ama beze bürünmediniz, çünkü bavulda.

O zaman ne olmuş olur? İhramlanmış oldunuz; ama ihramın dikişsiz elbise giyme şartını yapamadınız. Sadece o eksiklik oldu. Bu şartı yapamamanın bir cezası var. Uçak Cidde'ye inecek, o zaman bavulunuzu açınca, üzerinizi ihram beziyle bürüyeceksiniz. Bir saat, iki saat, üç saat, ne ise, bu dikişli elbise üzerinizde kaldı. Onun bir cezası var. Mekke'nin fakirlerine sadaka cezası vereceksiniz. Ama ihramlanmış oluyorsunuz.

Dikkat ederseniz, mesele ihram bezi değil. Bunu neye benzetebiliriz? Radyodan ilan ediliyor, "Sıkıyönetim başladı!" deniliyor. O zaman, o ilan edildiği andan itibaren bütün haller, şartlar değişiyor. İnsan da ihramlanmaya niyet ettiği andan itibaren haccı başlatmış oluyor. Gerekli şartlara uyacak. Uyamadığı şartlar varsa onların cezaları var; ama hac başlamış oluyor.

Demek ki haccın şartları:

1. Niyet edip ihramlanmak. İhramlanmazsa olmuyor.

2. Müslüman olmak. Müslüman olmazsa olmuyor.

3. Ziyareti, o mîkatları hudutları belli olan Kâbe-i Müşerrefe'ye yapmak!

Bu üçüncü şartı niye böyle bastırarak söylüyorum? Çünkü bazı kimseler ya bilgisizlikten, ya kasıttan, ya da müslüman olmadıklarından, müsteşrikler veya daha başka kimseler, çeşit çeşit şeyler öne atabiliyorlar. Ama o yerden başka bir yere hac olmaz!

Mesela diyorlar ki; "Hacı Bektâş-ı Velî'nin türbesini ziyaret ettim, hacı oldum."

Olur mu? Hacı Bektâş-ı Velî muhterem bir zât. Kimin evladı? Peygamber Efendimiz'in, Hz. Ali Efendimiz'in evladı. Değil o Hacı Bektâş-ı Velî'nin türbesini ziyaret etmek, Hz. Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etse; değil Hz. Ali Efendimiz'in türbesini ziyaret etmek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Medine'deki türbesini ziyaret etse bile hacı olmaz!

Hac, Kâbe'yi ziyaretle olur. Yani yer önemli.

Bir de zaman önemli. Şimdi yeni yeni iddialar da ortaya çıkıyor: "Ben Kâbe'yi ziyaret edeyim. Ama hacıların olduğu zaman kalabalık oluyor. Şöyle bir tenha zamanı seçeyim, senenin bir zamanında gideyim." O da olmaz, belli bir zamanda olacak.

"Pekiyi, mantıklı değil mi başka sakin bir zamana almak?"

Evet, cahiliye devrinde Araplar haccın zamanını yılın o mevsiminden bu mevsimine kaydırma yapmışlar. Kur'ân-ı Kerîm'de bu belirtiliyor. Buna nesi' deniliyor. Ve o âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;

İnneme'n-nesîu ziyâdetün fi'l-küfri. "Nesi' yapmak, yani haccın zamanını mevsimin başka bir tarafına, yılın başka bir ayına, başka bir mevsimine kaydırmak küfürde, kâfirlikte aşırılıktır, ziyadeliktir." deniliyor.

Demek ki, çok kötü bir şey! Onun için, birileri böyle diyorsa; ya bu âyeti bilmiyor, ya da müslümanların bu âyeti bilmediğini sanıyor. "Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya kalkıyor!" derler. Bir şey yapmak istiyor ama çok yanlış bir şey! Kur'ân-ı Kerîm'de "Küfürde çok şiddetliliktir, aşırılıktır." diye bildirilen bir şey.

Bunları, haccın sahih olmasının şartlarını anlatırken bu vesileyle söylüyoruz. Müslüman olmak, niyet edip ihramlanmak, o belirli zamanda haccını yapmak ve belirli yere haccını yapmak.

Hac aylarından önce Şevval, Zilkâde, Zilhicce ayları... Çünkü Cenâb-ı Hak hacca geliş için bir zaman koyuyor. Uzaklardan aylarca kervanlarla gelecekler... Zilhicce'nin 9'unda Arafat'ta olunacak, 8'inde Mina'ya çıkılacak, 10'unda Kurban Bayramı başlayacak, kurbanlar kesilecek. Zilhicce'nin 10'unda, Kurban Bayramı'nda şeytan taşlamalar başlıyor. Ondan sonra farz tavaflar yapılıyor. Yani 15'ine kadar süren bir işlem. O zamandan önce hiçbir şekilde sahih olmaz; hem Kur'an'a göre, hem hadîs-i şerîflere göre.

Bir insan kalkar da, "Başka bir yere haccedeyim, başka bir zamanda haccedeyim. Kâbe'yi haccedeyim ama başka bir zamanda haccedeyim!" dese; olmaz.

"İhramlı olduğumuz zaman elbise olmuyor, sadece bir beze bürünülüyor. Ben ihrama niyetlensem de güzelce bir elbise giysem." dese; olmaz.

Kadınlar için elbisenin ille dikişsiz olma mecburiyeti yok, erkekler için var. Erkekler, belden aşağısına peştemal gibi kullanılacak bez, omuz tarafına da ikinci bir bez sararlar. Ama ikisi de bez olacak; biçilmiş, terzi elinden çıkma, dikişli olmayacak.

Bir kimseye, "Hac yapacaksın, sana hac yapmak gerekir, vacibdir!" diyebilmemiz için ne olması lazım?

Bir kere, o kimsenin Müslümanlığa girmiş olması lazım. Müslüman olmamış bir insan bir vesileyle -uçakta pilottu, hostestti vs.- gitmiş, oraları görmüş, hatta o işleri yapmış bile olsa, sonradan müslüman olsa; İslâm'dan önce yaptığı için yeniden haccetmesi gerekir, evvelkisi sayılmaz. Müslüman olarak yapacak.

Hür olacak. Adam hür değil, ne yapsın ki, hür olmadığından istediği hareketi yapamıyor. Ona da vacib olmuyor.

Âkil (akıllı) olacak. Yani mecnun, deli olmayacak. Bâliğ olacak, buluğa ermiş olacak, çocuk olmayacak.

Sonra hacca gitmeye sağlığı, âfiyeti, gücü olacak. Vakit olacak.

İslâm diyarında bulunacak. Düşman yurdunda bulunuyorsa farz olduğunu bilecek.

Vücûbu, edasının vacib oluşu için de: Vücudu sağlıklı olacak. Hissi engeller bulunmayacak. Yol güvenliği olacak. Boşanma durumunda bir kadın da iddet bekleme durumunda olmayacak. Kadın ise, kocası ve bir mahreminin yanında bulunması. Edasının üzerine gerekmesi için bu şart.

Türkiye'de böyle âşık-ı sâdık hanımlar oluyor, ibadete düşkün; ama kocası vefat etmiş, tek başına hacca gitmeye kalkıyor. Olmaz. Çünkü edasının vacib oluş şartlarından birisi de; kocası veya kendisinin mahremi olan bir kişinin beraber bulunması gerekiyor. Böyle olduğu zaman hac yapabilir.

Haccın vacibleri var, sünnetleri var, diğer âdâbı var, müstehabları var. Bunlar fıkıh kitaplarında belirtilmiş. Haccederken bir insanın mutlaka yapmaması gereken yasakları var. Mesela, cinsî münasebet olmaz. Saç ve kıl kesmek, tırnak kesmek olmaz. Koku sürmek olmaz. Başını yüzünü örtmek olmaz. Dikişli bir elbise giymek olmaz. Bunlar yasak olan şeyler, keyfî değil. "Ben yaptım oldu." veya "Yaparsam ne olur?" filan derse, keyfi olmuyor. Allah bu şekilde yapılmasını istiyor, bu şartlara uyulmasını istiyor.

O halde bir kimse tıraş olursa, saç ve kıl keserse yasakları yapmış olur, suçlu duruma düşmüş olur.

Askerlikten emekli bir adam, Arafat'a çıkmış... Askeriyedeki yaşam tarzından alışmış; koymuş musluğun başına küçük aynasını, yüzünü sabunlamış, tıraş oluyor. Yapabilir mi? Yapamaz. Saç ve kıl kesmek ihramlıyken olmaz. Arafat'a çıkmış, ihramlı yani, hac vazifesini yapıyor; olmaz.

Tırnaklarını kesiyor; kesemez. Koku sürünemez. Bunlar başka zaman güzel şeyler. Hacdan hariç zamanda tabii tırnaklarını keser; saçlarını, kıllarını berbere gider, tıraş eder; koku sürünür, örtünür, giyinir. Ama haccın yapılmasında bunlar gerekli. Birisini de tıraş edemez, av avlayamaz. Bunları yaparsa cezalı duruma düşer. Haremin ağaçlarını, otlarını kesemez...

Bu hac böyle kendisinin belirli usulleri olan bir ibadettir. Bunu neye benzetebiliriz? Bir müsabakada, idman müsabakasında, spor oyununda, futbolda, baskette, voleybolda, daha başka çeşitli oyunlarda kurallar var. Bu kurallara uyulmadığı zaman ceza yiyor veya gol yiyor; veyahut puan kaybediyor, veya oyundan çıkarılıyor. Onun gibi bir şey. Kuralları bunlar. "Oyunun kuralları" dediğimiz gibi, bu işin yapılmasının kuralları bunlar.

"Efendim şu şöyle mi, bu böyle mi?"

Sen kendin din mi ortaya koyuyorsun, yoksa müslüman mısın? Allah'a teslim mi oldun? Müslüman olmak, "Allah'a teslim olmak" demek. Allah'ın emirlerini mi tutacaksın, yoksa ukalâlık edip kendi bildiğine işler mi yapacaksın?

Şeytan da ilk başta cennette iken, kendi başına akıl yürüttü. İlk akıl yürüten, yani isyan etmek için, emredileni yapmamak için ukalâlık eden ilk varlık hangisi? Şeytan. Âdem'e secde etmesi emredildi. O da dedi ki; "Ben Âdem'den daha hayırlıyım! O topraktan yaratıldı, ben ateşten yaratıldım!" Bu ukalâlık. Ukalâlık tabii küstahlık demek, yani âsi olmak. Bir kere söz dinlemiyor. Allah secde etmesini emrediyor, o da bir bahane ile, bir küstahlık ile yerine getirmiyor.

Ama uzaktan bakan, konuyu dinleyen bir kimse; "Ya şöyle de olabilir, böyle de olabilir mi?" diyebilir. Ama oyunun usûlü böyle, ibadetin usûlü böyle. "Şu ülkenin kanunu şöyle" gibi bu işler...

Onun için, insan böyle önüne gelen her konuda akıl yürütüp "Şöyle olmasın, böyle olsun..." diye ileri geri konuşursa, bu uygun olmaz. Bunu Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dahi yapmamış, Allah'ın emirlerini insanlara bildirmiş.

Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete lillâhi.

Haccın bir ziyaret olduğunu söyledik. Umre nedir? Umre de "ziyaret" demek. Ama haccın belirli bir zamanı var, umre senenin başka zamanlarında da yapılabilen bir ziyaret. Hacda Arafat'ta vakfeye durmak var. Arafat'ta vakfeye duracak ve Kâbe'yi tavaf edecek. Umrede Arafat'a çıkıp vakfeye durmak yok. Tavaf var, sa'y var. Ondan sonra tıraş oluyor. Umre biraz daha kısa süren bir ziyaret olmuş oluyor. Zaman bakımından da her zaman olabiliyor.

Denilebilir ki; "Hac yapmak çok kalabalık, ben zorlanıyorum!"

Umre yapsın. Ama hac vazifesini mutlaka bir sefer yapacak! Haccı yaptıktan sonra umre yapsın. Zor geliyorsa, kalabalık geliyorsa o zaman umre yapsın.

Haccın tabii ne kadar muhteşem bir ibadet olduğunu herkes söylüyor. Dost düşman herkes biliyor. Dünya üzerindeki bütün müslümanlar mübarek yerde toplanıyorlar. O tarihî yerde, insanlık tarihi kadar eski, ilk, en evvel yapılmış mâbedin, Beytullah'ın olduğu yeri ziyaret etmek ve o peygamberlerin cevlangâhı olan, ziyaretgâhı olan yeri Allah'ın emrettiği şekilde ziyaret edip orada hâlisâne, dünya alakalarından sıyrılıp soyunup mütevâzı bir kıyafete bürünüp baş açık yalın ayak, herkes aynı elbiseyi giymiş, sanki mahşer yerini andıran bir şekilde, son derece muhteşem, son derece duygulandırıcı, çok muazzam bir şey... Hac böyle.

Umre de "ziyaret" mânasına. Onda da ihramlanacak, tavaf edecek, sa'y edecek, tıraş olacak. Yapılması şekli bu.

Bu âyet-i kerîme Ve etimmü'l-hacce ve'l-umrete lillâhi diye başlıyor. "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın!" İster farz olan haccınızı yapıyor olun, isterseniz daha önceden yaptınız da sevap kazanmak için ikinci, üçüncü seferler olsun, -ona "nafile, tatavvû" deniliyor- artık başladınız mı, Allah için haccınızı, umrenizi tamamlayın.

Nafile yani farz olmayan bir ibadet de, başlandığı zaman bitirilmesi gerekir.

Ve lâ tubtılû a'mâleküm. "Amellerinizi iptal etmeyin!" denildiği için, başlanmışsa iptal etmek olmaz, onu tamamlamak gerekir.

Bu, "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın." sözünde tabii, "Sonuna kadar götürün, tastamam yapın, eksik yapmayın!" mânası var. Fakat bu tamamlamanın nasıl olacağı konusunda alimlerden başka rivayetler de yapılmış.

Evinden niyetlenip bunun için ihramlanma hâlini kabul ederek gidip hac yapmaktır. Yani oraya ticaret için ve sâir bir başka maksatla gidip de, "Hah, şimdi buraya gelmişken haccı da yapayım!" değil de, başından böyle o maksatla evinden çıktığından itibaren tam tamına böyle dönünceye kadar yapmak diyenler olmuş.

Tabii öteki türlü olursa, yani adam bir yere konferansa gitti de tam o sırada da hac zamanı, "Hazır gelmişken şurada haccedivereyim!" dedi. Ticarete gitti, konferansa gitti, işe gitti, bir sebeple Mekke'nin yakınında bir yere gitti. O arada da "Tamam, ben de yapıvereyim!" dedi. "O zaman bu da oluyor, ama tamamlama değildir." gibi açıklamışlar.

Bazıları; "Bunların ayrı ayrı yapılmasıdır." demişler. Bazıları; "Umreyi tamamlamak demek, hac aylarının dışında ayrıca yapmak." demişler. Ama, "Başladığınızı tamamlayın, eksiksiz yapın, yarım bırakmayın, eksik bırakmayın!" mânası daha kuvvetli.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e Akra b. Hâbis radıyallahu anh; "Yâ Resûlallah, hac her sene midir, yoksa hayatta bir kere midir?" diye sormuştu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de; "Hac bir defadır. Fazla yapılırsa o sevap kazanmak için olan nafile hacdır." buyurmuş.

Hatta, "Allahu Teâlâ hazretleri size haccı farz kıldı." diye tebliğ ettiği zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e; "Her sene mi, yâ Resûlallah?" diye sordular.

Bu, lüzumsuz soruları sormamak bakımından anlatılan örnek bir hâdise, olaydır.

Efendimiz ses çıkartmadı. Soran bir daha sordu. Yine ses çıkartmadı. Bir daha sordu. Yine ses çıkartmadı. Sonra evine, odasına, hücresine girdi. Biraz sonra çıktı; "Demin bana o soruyu soran kimdi? Ben size bir söz söylediğim zaman, onu kabul edin. Fazla sorularla işi derinleştirip kendinizi böyle müşkül durumda bırakmayın. Eğer ben o sırada 'Evet, her sene!' deseydim, Allahu Teâlâ hazretleri her sene haccetmenizi farz kılacaktı." buyurdu.

Ama her sene değil. Ömürde bir defa yapmak yeterli. Daha fazla yaparsa sevap kazanmak için olur. Annesi için, babası için, dedesi için yapar veyahut kendisi yapar da sevaplarını onlara bağışlar. Hepsi olabilir.

Bir de fıkıh kitaplarında, "Haccetme mecburiyeti üzerinde doğduğu zaman; parası var, sağlığı yerinde, haccedecek şartları topladığı zaman hemen mi hacca gitmeli, yoksa biraz tehir edebilir mi?" sorusu vardır. Tabii hemen giderse daha faziletli olur. Sonra geriye bıraktığı zaman, ertesi seneye kadar yaşayacağını bilemiyor. Bir vefat oluverse, bir kaza oluverse, hayatı son buluverse; hac kendisine farz olduğu halde o farzı yapmadan ölmüş olur. Onun için, hemen yapması daha iyidir, diye kitaplarda belirtiliyor.

Fe-in uhsirtüm. "İhramdan sonra ihsar olunursanız." Hacca, umreye niyetlendiniz, ihramlandınız, ibadeti başlattınız, düğmeye bastınız. Fakat bir engel, düşman sizi oraya götürtmedi, göndermedi, bırakmadı. Veya hastalandınız veya daha başka engelleyici bir şey oldu, mâni oldu...

Fe-me'steysere mine'l-hedyi. "O zaman, kurbanlık cinsinden, kurbanlık olarak kolayınıza gelen bir şeyi gönderin. Onu yapmanız lazım."

el-Hedyü, "kesilecek kurbanlık hayvan" demek. Deve olur, sığır olur, koyun keçi olur, erkeği dişisi olabilir... Koyun keçi olursa bir kurbandır. Eğer deve sığır olursa onlar yedi kişi ile ortaklaşa olabilir. Aynı amaçla yedi kişi bir araya gelip anlaşıp bir deve keserlerse, onlar da hedy etmiş olurlar.

Burada "Kâbe'ye kurbanınızı gönderin." denmiş oluyor, o emredilmiş oluyor.

Bunu yapacak imkânı yoksa... Hedyi, kurbanlığı gönderdi. Engel var, geçemiyor. Mesela düşman geçirtmiyor, Peygamber Efendimiz'in hayatında olduğu gibi...

Peygamber Efendimiz, umre yapmak için ashabıyla Medine-i Münevvere'den çıktı. Düşmanlar, Mekke'nin müşrikleri silahlandılar, karşısına geldiler. Umreye ihramlanmış olduğu halde, Peygamber Efendimiz silahsız olduğu halde, ibadet maksadıyla gelmiş olduğu halde karşı çıktılar, yaptırmadılar. Halbuki yanlarında kurbanlıklarını da götürüyorlardı. O zaman ne yapmaları emredilmiş oluyor? "Kurbanlarınızı Kâbe'ye gönderin!" buyuruluyor. İhramlılardı, ne yapacaklar?

Ve lâ tahlikû ruûseküm. "Başlarınızı tıraş etmeyin."

İhramdan çıkmak için tıraş olmak gerekiyor. Mesela, ihramda umreye niyetlendi, o hâlin içine girdi, umre ibadetini başlattı. Onun şartı olan dikişsiz elbise giymek -erkekler için- olduğundan ihram bezlerine de büründü, Kâbe'ye hediye edeceği hayvanını aldı, gidiyor. Düşman önünü kesti. Ne yapacak? Gidemeyince kurbanlarını gönderecek. Ama ihramdan çıkmak için tıraş olması lazımdı.

Ve lâ tahlikû ruûseküm hattâ yeblüga'l-hedyü mahillehû. "Bu gönderdiğiniz kurbanlıklar yerine ulaşmadan başınızı tıraş etmeyin!"

Umrenin sonuçlanması, kurbanın yerine varmasıdır. Onun haberi geldikten sonra, o zaman saçını tıraş edecek.

Tıraş iki şekilde oluyor. -Erkekler için- Usturayla tamamen saçları dibinden kazıtmak. Ya da saçlarının uzunlarını bir miktar kesmek tarzında oluyor. Usturayla kökünden kazınması efdal. Öteki de ikinci sıradaki. "Saçları kısaltmak da olabilir, câiz. Ama kazıtmak efdaldir." deniliyor.

Vardığı haberi ulaşınca o zaman tıraş olup ihramdan çıkmış olurlar. Çünkü umre yapacaklardı ama engellendiler.

Fe-men kâne minküm marîdan ev bihî ezen min re'sihî. "Sizden birisi hastalandı da acilen çıkması gerekiyorsa, veyahut başında bir ezâ, üzücü, ızdırap verici durum varsa..."

Başında yara olabilir. Tabii o devirlerde çok inatçı bir haşerat olan bit olabiliyordu, onun engellenmesi çok zor oluyor. O da haşır haşır yakıyordu; bütün şartlara, uğraşmalara rağmen ondan kurtulması çok zor oluyordu. O zaman, onlar barınamasın diye tıraş etme mecburiyeti oluyordu.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir sahabînin yanına varmış, bakmış ki son derece sıkıntılı. "Galiba çok rahatsız oluyorsun, sana çok eziyet veriyor bu başındaki haşerat?" diye sormuş.

"Evet, ey Allah'ın Resûlü, çok sıkıntılı oluyor." deyince;

"Tıraş ol da ondan sonra şöyle şöyle yap!" diye oruç tutmayı, biraz sonra gelecek olan şeyleri tavsiye etmiş.

İnsanın başındaki ezâ yara olabilir, kabuk bağlamış veya kanıyor veya başka bir şekilde çok ezâ verici bir şey. Hasta olduğu zaman veya başında ezâ olduğu zaman ne yapacak? Tıraş olacak, ihramdan çıkacak.

Fe-fidyetün min sıyâmin. "Bunun karşılığı, kefâreti, fidye olarak oruçtan, oruç cinsinden olabilir. " Ev sadakatin. "Sadaka verecek." Ev nüsükin. Nüsük de "kurban" demek. Bunlardan birisini yapacak.

Bu oruç tutma şekliyle de olur. Orucu tutamayan kimse için, fakirlere sabah akşam bir fakiri doyuracak sadaka vermek oluyordu. Onun yerine öyle bir sadaka verir, nesi varsa; hurma verir vs.

O mazeretinden dolayı üç gün oruç tutar yahut da yoksula belli miktarda hurma tasadduk eder yahut da kurban keser. Böylece onu telafi etmiş olur.

Fe-izâ emintüm. "İzhardan emin olduğu zaman, genişlik içinde bulunduğu zaman, yani bu durum kalktığı zaman, bu durum olmadığı bir zaman..." Fe-men temettea bi'l-umreti ile'l-hacci. "Her kim 'Hac zamanına kadar umre yapayım da istifade edeyim, böylece sevabı çok alayım!' diye niyet ederse..."

Tabii bu, iki şekilde olabilir. Böyle umreli hac yapacak kimsenin iki durumu var: Ya hacc-ı temettû yapar, ya da hacc-ı kıran yapar.

Hacc-ı temettû ne demek? Önce umreyi yapmak. İhramlandı, tavaf yaptı, say' yaptı, tıraş oldu, umreden çıktı. O artık Mekkeli gibi oldu. Mekke'de oturur, elbiselerini giyer. Mekkeli'nin rahat yaşayışı gibi, umre hâlindeki şartlardan hiçbiriyle bağlı olmadan istediği gibi eşiyle, ailesiyle yeme içme, diğer hususlarda serbest oluyor. Mekke'de temettû ediyor, istifade ediyor, rahatına bakıyor. Ondan dolayı "temettû haccı" deniliyor. Haccın günleri gelince tekrar ihrama giriyor. Mina'ya gidiyor, ordan Arafat'a çıkıyor. Arafat'ta vakfe, ondan sonra tekrar Mina'ya dönme vs. haccını yapıyor. İkisi arasında böyle bir rahatlık, serbestlik devresi olunca, buna "hacc-ı temettû" deniliyor.

Yahut da ihramlı hâlini devam ettiriyor. Umresini yaptıktan sonra yine ihramlı kalıyor. Hacca kadar ne kadar gün geçerse yine ihramlı hâliyle duracak. Yani yasaklardan kaçınacak; dikişli elbise giymeyecek, koku sürünmeyecek, tıraş olmayacak, hanımına yaklaşmayacak vs. İhramın bütün şartları devam ediyor, ihramlılık hâli devam ediyor. O ihramla haccın zamanı gelince haccı da yapıyor. Hac bittiği zaman ihramdan çıkıyor. Tabii o zaman ne olmuş oluyor? İkisini bir ihramda birleştirmiş oluyor. Kıran demek, Türkçe'deki "kırmak" fiilinden gelmiyor, Arapça'daki kârana-yukârinu- mukâreneten ve kırânen fiilinden geliyor; "birbirine yakın yapmak" demek, "bir şeyi yan yana yapmak" demek. Hacla umreyi yan yana yaptığı için ona "hacc-ı kıran" deniliyor. Öyle olabilir.

Emniyetli bir durumda iken, ihsar hâli olmadığı zaman, şu veya bu şekilde temettû haccı veya kıran haccı yaptı...

Fe-me'steysere mine'l-hedyi. "O zaman ona da kolayına gelecek bir şekilde kurban kesmesi gerekir."

Bu bizim mezhebimize göre, hem umre yapabildi hem de haccı yapabildi diye, iki muhteşem ibadeti bir arada yapabildi diye, o nimete bir şükrâne oluyor, Cenâb-ı Hakk'a bir teşekkür oluyor.

Daha önce hac zamanında umre yapmak yok imiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz böylece bu âyet-i kerîmeye göre hareket ederek, hac esnasında umreyi de yapmak, -cahiliye döneminde yapılmayan şey- ikisini birden yapmak kıyamete kadar artık bu ümmete ikram olarak sunulmuş oluyor. Büyük bir kolaylık. İki büyük ibadeti bir anda yapmış, bitirmiş oluyor.

Fe-men lem yecid. "Eğer bu kurban kesme işini yapamazsa, bulamazsa bir insan..."

Bu bulamamak ya parasızlıktan olur, parası yok ki onu alsın, kessin; ya da kurbanlık ortada kıt olur, az olur, ararsın tararsın, bulunmaz.

"Kurbanlık imkânı olmadığı zaman..."

Fe-sıyâmü selâseti eyyâmin fi'l-hacci. "Hacda üç gün oruç tutmak." Ve seb'atin izâ reca'tüm. "Geriye döndüğünüz zaman da yedi gün olmak üzere..." Bu ikisinin beraber olduğu kesin olarak anlaşılsın diye, ayrıca açıklaması da geliyor: Tilke aşeretün kâmiletün. "İşte bu tam bir ondur."

Böylece on günlük bir oruçla bu kurban kesememesi telâfi edilmiş olur. Üç gün hacda, müstehab olan Zilhicce'nin 7. 8. ve 9. günleridir. Zilhicce'nin 9'u Arafe günü demektir. O gün de oruç tutmak çok sevaplı olmuş oluyor. Dönüşte de, hac fiillerini bitirdiği zaman yedi gününü tamamlar. Böylece on gün tutmuş olur.

Zâlike li-men lem yekün ehlühû hâdıri'l-mescidi'l-harâmi. "Bu kurban kesme, ya da kurban kesemediği zaman oruç tutma meselesi, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayan kimseler içindir."

Bu ne demek?

"Âfâkî" diyoruz biz buna; "mîkat hudutlarının dışından, hac ve umre yapmak için oralara gelmiş, hariçten gelme hacılar" demek.

Mekkeli hacılar için değil bu. Mekkeli hacılar sadece hacc-ı ifrad yaparlar. Hacc-ı temettû, hacc-ı kıran onlar için değildir.

Böylece kişi haccı yapmış olur ve hacdaki ibadetleri yerine getirmiş olur. Bunlara tam riayet etmeyi, böylece haccı ve umreyi tamamlamayı, Allahu Teâlâ hazretleri bu âyet-i kerîmede bize anlatmış oluyor.

Ve'tteku'llâhe. "Ve Allah'tan korkun, sakının!" buyuruyor.

Ve'tteku'llâh demek, "Allah'tan kendinizi koruyun!" demek. Allah'tan insana lütuf da gelir; suçlu olursa, kabahat işlerse kahır da gelir, ceza da gelir.

Allah bizi lütfuna erdirdiği kullarından eylesin. Kahrına, gazabına, cezasına, azabına, ikâbına uğrayanlardan etmesin. Tir tir titreriz, böyle bir durumdan sakınmaya son derece dikkat ederiz. Müslümanların ana vasfı budur.

Ve'tteku'llâh bunu bildiriyor. Yani, "Allah'ın kahrına uğramaktan, cehennemine düşmekten, cezasına çarpılmaktan sakının!" demek. "Dikkat edin, titiz müslüman olun! Aklınızı başınıza toplayın! Gevşeyip laubâli olmayın!" demek. Bütün bu kelimelerin altında, hac ibadetiyle ilgili abuk sabuk teklifler ileri sürenlere muazzam tehditler var.

Onun için, müslümanlar işin ciddiyetini kavramış olduklarından, bu hac işine o kadar dikkat etmişlerdir, o kadar titiz davranmışlardır.

İşin ciddiyetini anlamayan, kavramayan takvâsız veya kasıtlı veya cıvık, sulu insanlar, "İşte orada olmasa, şöyle olmasa, böyle olmasa... Namaz beş vakit olmasa, her gün olmasa... Oruç şöyle olsa, böyle olsa..." gibi türlü türlü şeyler söylüyorlar.

Oruç olsun, namaz olsun, namaz vakitleri olsun, zekât olsun, hac olsun; Allahu Teâlâ hazretlerinin emrettikleri ibadetleri aynıyla, harfiyen tam yapmak lazım gelir! Tam yapılmadığı zaman ne olur? O zaman, yeri göğü yaratan Allahu Teâlâ hazretleri Azîzün züntikâm'dır, izzetlidir ve intikam sahibidir; böyle küstahça şeyleri korkunç şekilde cezalandırır, ibret-i âlem eyler. Var mı bunun misali, olmuş mu?

Tabii olmuş. Allahu Teâlâ hazretleri hem kavimleri helâk etmiş, Âd kavmi, Semûd kavmi gibi; hem de belirgin, ukalâ, kâfir, azılı, zalim insanları helâk etmiş. İbrahim aleyhisselam zamanında Nemrut'u helâk etmiş. Musa aleyhisselam zamanında Firavun'u ordusuyla beraber helâk etmiş. Tarihi okursak, Peygamber Efendimiz zamanında da, Peygamber Efendimiz'e karşı gelen, böyle abuk sabuk düşmanlıklar, hınçlar, kinler, zulümler, baskılar, işkenceler yapan insanların da helâk olduğunu görürüz.

Allah'tan korkmak lazım! Allah'ın dini oyuncak değildir, ciddidir! Allahu Teâlâ hazretleri yeri göğü yaratan, âlemlerin Rabbi olduğu için, yerde gökte insanoğlunun yaşaması ve mutlu olması için, hem bu dünyada hem âhirette mutlu olması için güzel şeyleri emretmiştir.

İnna'llâhe lâ ye'müru bi'l-fahşâ'. "Allahu Teâlâ hazretleri kötü şeyleri emretmez." Emrettiği şeylerin hepsi hoştur, güzeldir ve faydalıdır. Faydalı olduğunu da cümle cihan halkı itiraf ediyor.

İsveç'te bir keresinde sohbetimize çok edebli, zarif bir kimse geldi. Dediler ki; "Bu bir haftalık müslüman!" Yeni müslüman olmuş; ama elleri dizinde, gözleri yerde, muazzam edebli birisi. Belli ki imanı ışıl ışıl içinde, sıcacık... Tam mü'min...

Ben tanımak için yumuşak yumuşak, tatlı tatlı sordum: "Niçin müslüman olduğunuzu merak ediyorum." dedim.

"Kur'ân-ı Kerîm'i okudum. Kur'ân-ı Kerîm'i okuduktan sonra bir başka seçenek, bir başka çare, bir başka yol olmadığını kesin olarak gördüm. Onun için müslüman oldum." dedi.

Kur'ân-ı Kerîm'i okursa bir insan, mutlaka sonuç bu olur.

Aynı soruyu ben Ankara'da iken, Amerikalı bir subay gelmişti toplantımıza, ona da sormuştum. Müslüman olduğunu söylemişti. Hem de Amerikan ordusu elbiseleriyle gelmişti.

"Nasıl müslüman oldun? Niye müslüman oldun? Ailende müslüman var mı? Kökenin ne? Afrika'dan mı geldin Amerika'ya?" diye sordum.

İnsanın kökeni bazan müslüman oluyor da, kökeninin müslüman olduğunu anlayıp sonradan müslüman olabiliyorlar.

"Kökenimde hiç müslüman yok. Ailem koyu katolik." dedi.

"Nasıl müslüman oldun? Niye müslüman oldun?"

"Kur'ân-ı Kerîm'i okudum, müslüman oldum." dedi.

Demek ki Allah'ın emrini duyan, aklını başına toplayan müslüman oluyor.

Bu zâta da sordum:

"Kur'an'ı okudum. Başka seçenek, başka yol olmadığını gördüm; müslüman oldum!" dedi.

"Pekiyi, siz 'Müslüman oldum.' deyince, aileniz bunu nasıl karşıladı?" dedim.

Düşüne düşüne cevap veriyor: "Ben müslüman olduğumu açıklayınca sanki evde bir bomba patlamış gibi oldu." dedi.

O kadar zor bir şey. Ailesi bu kadar muhalefet ediyor, bu kadar büyük bir hâdise oluyor. Başka seçenek yok, müslüman oluyor.

Kur'ân-ı Kerîm'i dikkatle okumuş, İslâm'ın hak din olduğunu anlamış, müslüman olmuş. Bizimle beraber cemaatle namaz kıldı. Ben de çok sevdim, çok samimi gördüm.

Allah daim etsin, yanıltmasın, şaşırtmasın.

Ve'tteku'llâh. Allah'tan sakınmak lazım! "Allah'tan korkun!" diye emrediyor. Haccı anlatan bir âyet bu...

"Hac yapın, umre yapın. Engellenirseniz kurbanlarınızı gönderin. Kurbanlarınız kesilmeden önce tıraş olup ihramdan çıkmayın. Hastaysanız, başınızda tıraş olma mâzereti varsa, o zaman fidye olarak oruç tutun, sadaka verin veya ayrıca kurban kesin, kestirin. Emniyetli iseniz, böyle ihzar durumu yoksa, hac esnasında bir de umre yapmışsanız, hacc-ı temettû veya hacc-ı kıran yapmışsanız, o zaman kurban kesin. -Şükrâne olarak, bizim mezhebimize göre.- "Ona imkânınız yoksa, üç gün hacda, yedi gün de döndükten sonra oruç tutun." diyor. "Bu tam on gün eder." diye de açıklamayı pekiştiriyor.

Cenâb-ı Hak bütün seçenekleri gösteriyor. Her ihtimale karşı kullarının ibadetlerini tam yapmaları için... Bu durum Mekkeliler için değildir, Mekke'ye dışarıdan gelen hacılar içindir. Âfâkî olanlar içindir, Mekkî olanlar için değildir, diye belirtiyor.

Arkasından da; Ve'tteku'llâh "Allah korkun!" buyuruyor. Ne demek? "Benim ibadetlerimi ciddiye alın, ibadetlerimin teferruatına da riayet edin!" demek.

Etimmü'l-hacce ve'l-umrete'nin bir mânası da bazılarına göre; "Haccı ve umreyi dosdoğru yapın!" mânasına geliyor. Ekîmü's-salâte gibi, Allah Kur'ân-ı Kerîm'de "Namazı kılın!" demiyor; "Namazı dosdoğru doğrultunuz!" diyor. Ekîmu, "eğriyi doğrultmak" demek. Yani bu, ekîmu'l-hacce der gibi oluyor.

Bu teferruatı küçümsemesinler, veya ihmal etmesinler, veya bunlarda yanlışlık yapmasınlar diye, tavsiyelerini Ve'tteku'llâh "Allah'tan sakının!" diye bitiriyor. "Bunlara riayet etmezseniz ceza var!" demek.

İş bu kadar ciddi iken, âyetler bu kadar ortada iken, insanların yine bir kısmı çıkıp da ibadetlerle oynamaya veya ibadetlerin yapılmasıyla oynamaya kalkarlarsa; bu ya İslâm'ı bilmemek olur, ya müslüman olmamak olur. Müslüman olan böyle bir şey yapmaz! Müslüman değildir, kâfirdir! Veya kâfir olduğunu bilmeden küfre düşüyordur.

Va'lemû... Bakın, burada ifade daha da şiddetlendi: "Ve biliniz ki." Enna'llâhe şedîdü'l-ikâb. "İkâbı şiddetli olan Zât-ı Celîl'dir."

Cenâb-ı Hakk'ın ikâbı öyle dünyadaki ufak tefek güç kuvvet merkezlerinin cezasına benzemez. Cenâb-ı Hakk'ın ikâbı şiddetlidir!

İkâb, "ceza" demek. Şedîd, "çok şiddetli" demek.

"Allahu Teâlâ hazretleri, cezası çok şiddetli olandır. Cezaya çarpılırsınız, sakın ha, dikkat edin!" diye Cenâb-ı Hak böylece bildirmiş oluyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için, bütün ibadetleri takvâ ile yapmak lazım. Allah'tan korka korka, ciddi ciddi, özene özene, hakkını vere vere yapmak lazım. Namazı da öyle kılmak lazım. Namazı da, "tâdil-i erkân" deniliyor, rükünlerinin hakkını vererek, adaletli hareket ederek, çalmadan, kesmeden, kırpıştırmadan, hızlı yapmadan kılmak lazım! Hac da öyledir. Bunlara riayet etmeyenlerin Allah'ın ikâbına uğrayacağı ifade edilmiş oluyor. Hem de şiddetli şiddetli cezaya uğratılacağı belirtilmiş oluyor.

Hacla ilgili, umre ile ilgili, yapılışıyla ilgili önemli birtakım ahkâmı böylece bize bildiren bir âyet-i kerîmeyi öğrenmiş olduk.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi her ibadeti güzel yapmaya muvaffak etsin. Şartlarını ihsân eylesin, haccetmeyi nasip eylesin. Mâdem bu âyetler geliyor, üzerine hac gerekmiş olan kardeşlerime rica ediyorum; hiç gitmemişseniz ve üzerinize de haccetmek farz olmuşsa, bu senenin haccına nasıl gideceğinizi düşünün, şartlarını hazırlayın ve hac vazifenizi yapın. Allahu Teâlâ hazretlerinin rızasına erin.

Rabbimiz cümlemizi sevdiği kulları zümresine dahil eylesin. Hem dünyada hem âhirette aziz ve bahtiyar eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû!

Sayfa Başı