M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Dünyada Yaratığın Vazifesi, Allah’a Kulluk Etmektir

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Allahu Teâlâ hazretleri çok mükâfatlar ile onları dünyada da âhirette de taltif eylesin. Çünkü dinimiz bakımından en önemli olan, en sevaplı olan işi yaptılar. Bize ilim yolunu açtılar. İlim yoluna hizmet veren bir müessese kurdular. Bu çok önemli. Bir insanın yaşamak hakkıdır; yaşamasını sağlayacak olan araç ve gereçler, madde ve eşyalar önemlidir. Yaşam için hava lazım; önemli. Su lazım; önemli. Güneş lazım; önemli. Sıhhat lazım; önemli. Para lazım; önemli. Bu hayatın sürdürülmesi için yapılan çalışmalar, kullanılan vasıtalar önemli. Ama bir insan ne kadar hayatına hizmet etse, gayret etse dünyada ebedî kalamıyor. Ölümlü âdemoğlu, ölümlü, atalarımız "türemiş" diyor. Ölümlüyüz, fânîyiz; bu dünyadan geçeceğiz, göçeceğiz. Burası asıl yerimiz, yurdumuz değil. Asıl yerimiz âhiret. Ne kadar gayret etsek yaşamamız bir müddet sonra sona erecek. Zaten yaşatan ve öldüren, hayatı veren de Allah'tır. O'nun ne zaman hayatımızı alacağını da bilmiyoruz. O halde hayattan da mühim olan bir şey var, hayattan da önemli... Ve bazen hayatımızı o önemli şey için feda da ediyoruz. Mesela Allah rızası için şehit oluyoruz. Hayatımızı veriyoruz. Malımızı verdiğimiz gibi canımızı da veriyoruz.

Neden?

Ebedî hayat daha önemli olduğundan bu dünya hayatını feda ediyoruz, âhirete göçmeye, gitmeye razı oluyoruz.

Muhterem kardeşlerim!

Hayattan da önemli olan şey imandır, müslüman olmaktır, Allah'ın sevdiği razı olduğu imana sahip olmaktır. İnsan iman sahibi olduğu zaman iki cihan saadetini sağlamış olur. Binâenaleyh, imana yapılan hizmetler hizmetlerin en kıymetlisidir.

Şimdi Türkiye'de olsun başka ülkelerde olsun, imana hizmet etmeye ön ayak olmak önemli. Fakat burada hem önemli hem müsta'cel, acele önemli. Acele olarak da önemi var. Çok çok önemi var. Hem de müsta'celiyeti var, acilen yapmak lazım.

Neden?

Evlatlar elden gidiyor. Hanımlar elden gidiyor.

Nasıl gidiyor? Hanım bizim evde duruyor, nasıl elden gidiyor?

Kafası gidiyor. Kalbi gidiyor. Kayıyor. Aklı gidiyor. İmanı gidiyor.

Açık geziyor mu?

Geziyor.

Namazı kılıyor mu?

Bıraktı.

Tamam işte, gidiyor. Elden gidiyor demektir, o zâiyat demektir. Namazı bıraktıysa, ibadeti bıraktıysa o zaman durum fena demektir.

Onun için, en önemli iş imanı korumaya yönelik kültür müesseseleri kurmaktır. En önemli iş kültür müessesi kurmaktır. İşte bu Merva Yurdu o işi sağlıyor. Siz belki küçük gibi görürsünüz. Bir tohumu ekmek belki küçük gibi görünebilir ama o tohum büyüyüp meyve verdiği zaman ne kadar tatlı meyvesi var, ne kadar güzel diye herkes memnun olur. O bir tohumdur, bir tohum ekmedir. Bunun meyvesi verildiği zaman önemi alınacaktır. Bunun meyvesi nedir?

Burada alim, hoca yetişmiş olacak; hem [de] dinimize hizmet edecek olan eleman yetişmiş olacak. Bu çok önemli... Onun için böyle bir müessese kurulmuş olması Sydney'de büyük bir hayırdır. Hatta yağmurların yağmasına vesiledir. Hatta yangının kesilmesine vesiledir. Hatta bereketin neden, neyin ne olduğu bilinmez... Böyle bir müessesenin kurulması çok önemli bir hâdisedir. Sayısının azlığına üzülmeyin. Şu anda 10 öğrencisi var. Artar. Müessese kuruldu mu artar. Bir hayır sahibi çıkar, "Burası küçük geliyor. Benim param var. Âhir ömrümde bir hayır yapmak istiyorum." der, karşıdaki okulu alır. Bir başka hayır sahibi der ki; "Benim fabrikam var, 20 tane öğrenci bulun, ben de parasını vereceğim." der. Yani siz müesseseyi kurdunuz mu müessese çalışır. Türkiye'de de böyle oluyor. Allah rızası için bayrağı açıp ortaya çıktı mı bir insan, arkası geliyor. Onun için, şu müesseseyi kurmanızdan dolayı sizi tebrik ediyorum. Allah razı olsun. Önemli çalışmadır.

Arkadaşlarımızın müjdeleri vardır. Bu müesseseye devam eden öğrencilerin hallerinde güzelleşme, gelişme, hayran olunacak bir olumluluk olduğunu hem Melbourne'deki müessesemizde söylüyorlar hem burada söylüyorlar. Bu önemli. İşaret önemli. Gelişmenin güzel olduğuna dair müspet sinyalleri almış oluyoruz. Bu çok önemli.

Allahu Teâlâ hazretleri müesseseyi pâyidar eylesin.

Pâyidar, "devamlı" demek. Bir müesseseyi kurmak önemlidir ama müesseseyi idame ettirmek daha önemlidir. Müesseseler kurulur, camiler yapılır; ama bazen harap olur. Koca Fatih Sultan Muhammed Han hazretleri İstanbul'u aldığı zaman Farsça bir beyit söylemiş. Diyor ki;

Efrasiyabın sarayının kemerinde baykuş ötmekte ve Kayser'in sarayını örümcek kendi ağlarıyla örtmekte ve o ağlarıyla kapıyı bir perde ile kapatmakta sanki perdedarlık etmektedir)

Farsça bir beyit söylemiş. Şair padişah. Hem kılıcı var hem kalemi var, hem kalbi var hem aklı var... Büyük insanlar. Allah şefaatlerine erdirsin. Farsça bir şiir söylüyor. Mânasını vereyim. Diyor ki;

"Efsanevî kahraman Efrasiyab'ın türbesinde baykuşlar ötüyor. Bizans Kayser'inin sarayında örümcekler etrafı kaplamış."

Yani harap olmuş. Müesseseler kurulur harap olursa kıymeti yok. Pâyidar olması önemli. Devamı önemli. Müessesenin kuruluşu kadar devamı da önemlidir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de buyuruyor ki;

"İbadetin hayırlısı az bile olsa devamlı olanıdır."

Bu zât-ı muhterem beş vakit muntazaman gelir, hiç aksatmaz. Hayırlı ibadet önemli. Devamlı ibadet hayırlı, önemli. Bu adam bir ara bir parladı, geldi, ibadet etti, kafasıyla yere secde etti, namaz kıldı kıldı; şimdi vaziyeti bozdu, sakalı tıraş etti, blucin pantolonu giydi, caminin semtine uğramıyor. Olmadı. Bir yandı, bir söndü. Devam etmedi. Devam etmeyince kıymeti yok. Devamlı olacak. Hem de Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"İki günü bile müstağni olan ziyandadır."

Gittikçe yukarıya doğru grafik gelişme gösterecek, iyiye doğru gidecek. İki günü eşit oldu mu insan ziyandadır. İkinci günü, istikbali, mâzisinden daha güzel olması lazım.

Onun için, bu müesseseyi kuranları tebrik ediyorum. Allah hepinizden razı olsun. Diyâr-ı gurbette İslâm'ın bayrağını açmışsınız. Bir kalenin üstüne İslâm'ın Lâ ilâhe illallah bayrağını çekmişsiniz. Burada evlatlarımız yetişecek. Bir Avrupalı da eser yazmış, diyor ki;

"İslâm âlemi çok büyük alimler yetiştirmiştir."

Neden?

Eski devirde en zeki insanlar din ilmine giriyorlar, o ilimde tahsil yapıyorlardı.

Şimdi bu devirde en zeki insanlar ya doktor oluyor ya mühendis. Teknik konuya kayıyor. Halbuki teknik konu dünyevî konudur, dünyayla ilgili konudur. Âhiret ilimlerinde büyük kapasiteli, çok kaliteli insanların olması lazım.

Buradan bu zâtın sözünden şunu çıkartıyoruz: İçinizden mâlî durumu iyi olan dostlarımız, kardeşlerimiz en akıllı çocuğunu din yoluna versin. En akıllı çocuğunu... Cin gibi olan, hani padişahın en küçük oğlu her şeyi başarıyor ya, iki başlı devin kafasını kesiyor... Padişahın küçük oğlu, en akıllısı o. Ötekiler gibi değil, çok akıllı. Tamam, sizin de en akıllı şehzadenizi din yoluna verin. İki başlı dev var karşımızda, onun kafasını kesmek lazım. Kaliteli insan din adamı olsun. Dili var, tahsili var, her türlü meziyeti var, babası da zengin, sırtı da kalın, kimsenin eline de bakmıyor, kimseden para pul da istemiyor, hatta daha sağa sola kendisi para veriyor. Tamam. Böyle alime can kurban, canlar feda. Böyle din alimi oldu mu, halkın gözü cebinde kesesinde gözü yok, hizmette, gönlünde hizmet aşkı var, hizmete hayatını vakfetmiş. Böyle insan lazım bize. Din mesleğini geçim kaynağı yapan insandan, dinini satıp dünyalığını sağlayan insandan hiç hayır gelmez. Nasıl insandan hayır gelir?

Allah'ın rızasını kazanmak insandan hayır gelir.

Binâenaleyh, siz en zengin çocuğunuzu -siz de zenginseniz- en akıllı çocuğunuzu, diyeceksiniz ki;

"Evlâdım, sen hiç üzülme, tasa çekme, geçim için telaş eyleme. Ben sana Mercedes araba alacağım. Cebine ayda 5 bin dolar koyacağım. Har vurup harman savuracak kadar bol para vereceğim. Yeter ki sen Kur'an'ı öğren. Yeter ki sen Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesini öğren. Yeter ki sen fıkh-i İslâmîyi öğren, dinimizin inceliklerini âşina ol. Güzel ahlâklı ol. Kendini iyi yetiştirmiş insan ol. Benim canım sana feda. Ben senin hizmetindeyim. Ben senin babanım ama ben senin hizmetindeyim." deyin, en akıllı çocuklarınızı bu tahsile verin. Çünkü insanlar neden başka tahsillere gidiyorlar?

Geçinmek için.

Liseli bir çocuğun yanına yanaşın, sorun:

"Ne olacaksın?"

Ben birisine sordum;

"Ne olacaksın?" dedim.

"Pilot olacağım." dedi.

"Niye?" dedim.

"Amerika'da bir pilotun ayda maaşı şu kadar para geliyormuş..."

Çok pahalı. Aklında para var. Pilot olursa çok para alacak, onu istiyor. Başka çocuklara soruyorsun; "Computer mühendis olacağım." diyor, "Mühendis olacağım." diyor, "Doktor olacağım." diyor vs. vs. Ama biz elhamdülillah bir meşale yaktık Türkiye'de, küçük çocuklara soruyorum, bacaksızlar orada burada dolaşıyorlar... Yaramaz filan, tamam çocukken yaramaz olması büyükken akıllı olacağını gösterir, ona kızmamak lazım. Böyle toplantılar olduğu zaman kucağına alıyor babası, geliyor yanımıza, el öpüyor, bir şey yapıyor, şeklediyor, jest. "Büyüyünce ne olacaksın?" diyorum. "Hoca olacağım." Kaç kişiye sordum böyle çeşitli [toplantılarda...] Aferin, annesi babası hoca yetiştirmek istiyor.

Neden?

Hoca yetiştirmek, din alimi yetiştirmek önemli.

Ama burası önemli değil. Çok önemli burası. Ve müsta'cel, çok acil. Çünkü yangın başlamış, alevler yükseliyor, söndürmek lazım. Ölenler ölüyor. İmandan çıkanlar çıkıyor. Yolunu şaşıranlar şaşırıyor. Hap kullananlar kullanmaya başladı. Delikanlı çocuklar anasına babasına âsi oldu, kayboldu. Kızlar açık saçık. Namaz niyaz yok. Dinî bilgi yok. Yani iş önem teşkil ediyor. Çocuklar denize düşmüş, kurtarılması lazım. Artık bu işin müsta'ciliyeti var, acelesi var.

Onun için, hepinizden Allah'ın dinine hizmet etmenizi, yardımcı olmanızı Allah nâmına rica ediyorum, diliyorum, istiyorum. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri Sad sûresinin son âyet-i kerîmesinde buyuruyor ki;

Yâ eyyühe'llezîne âmenû kûnû ensarallâhi. "Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun."

Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin. Yâ Rabbi! Sen her şeye kâdirsin. Sen bir şeyin olmasını istediğin zaman "ol" dersin, olur yâ Rabbi! Senin yardıma, yardımcıya ihtiyacın yok ki yâ Rabbi! Bu âyetin hikmeti, mânası ne?

Kûnû ensarallah. "Allah'ın yardımcıları olun, ey iman edenler!" diyorsun. Bunun mânası ne?

Bu âyetin mânası; "Ey kullarım! Ben benim dinime hizmet edenleri severim. Benim dinime hizmet edenleri kendime hizmet gibi taltif ederim, mükâfatlandırırım."

Çünkü sahih hadîs-i şerîflerden biliyoruz ki Allahu Teâlâ hazretleri âhirette bir kuluna mesela diyecek ki;

"Ey kulum, ben acıktım da dünyada sen beni doyurmadın."

Kul şaşıracak. Allah'ın hikmeti var, şaşırtıcı hitaplarda da bulunuyor. Kul şaşıracak, diyecek ki;

"Yâ Rabbi! Sen âlemlerin Rabbisin, acıkır mısın? Rızkı yaratan sensin, rızkı veren sensin."

İnna'llâhe hüve'r-razzâku zü'l-kuvveti'l-metîn.

"Rızkı veren sensin. Biz senin nimetlerinle geçiniyoruz. Nimetlerin sahibi sensin. Senin acıkman ne demek?"

Buyuracak ki Allahu Teâlâ hazretleri... Bu haberler sahih hadislerde... Âhireti biz bilemezdik, Peygamber Efendimiz bildiriyor. Ona da Allah celle celâlühû bildiriyor.

"Ey kulum, dünyadayken bir fukaracık senin kapına geldi de 'açım' dedi ya hani... 'Tak tak' kapıyı çaldı, 'Karnım aç.' dedi ya hani... Sen ona yemek vermedin ya... Evine almak istemedin, yemek de vermedin..."

"Allah versin!"

Bir de âdet var. Ya Allah sana sorar mı, verecek olduğu zaman verir. Senden emir mi bekleyecek?

"Allah versin!"

Senin kapına gelmiş, sen ver. Senin kapındaki dilenci Allah'ın sana hediyesidir. Peygamber Efendimiz öyle buyuruyor. Kapıya gelen insan Allah'ın hediyesidir. Ver de sevap kazan. Adam kapıyı açıyor, Allah rızası için bir şey istiyor. "Allah versin!" Çat, kapıyı yüzüne kapatıyor. Öyle şey olur mu?

"Eğer o aç kulum aç geldiği zaman sen ona yemek verseydin, onun gönlünü alsaydın, sanki beni doyurmuş gibi sevap alacaktın." buyuruyor Allahu Teâlâ hazretleri.

Demek ki kullarına hizmet etmek lazım, muhterem kardeşlerim. Açları doyurmak lazım ki Allah büyük mükâfat versin. Çıplakları giydirmek lazım ki Allah büyük mükâfatlar versin. Şaşıranları doğru yola çekmek lazım ki Allah büyük mükâfatlar versin. Allah'ın dinine yardım etmek lazım ki Allah büyük mükâfatlar versin. Emrediyor: Kûnû ensarallah. "Allah'ın yardımcıları olun." Ne demek?

"Allah'ın dinine yardım eden insanlar olun."

İslâm'a yardımcı olacaksınız. İslâm'ı bu diyarlara yayacaksınız. Değil kendi evlatlarınız, bu diyarda yaşayan herkes Lâ ilâhe illallah diyecek. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûluhû diyecek. Dedirteceksiniz. Anlatacaksınız, izah edeceksiniz. "Kardeşim, bu puta tapılmaz. Hz. İsa da Allah'ın bir kulu. Abduhû ve Resûluhû ve rûhun minhu. Allah'ın mübarek bir kulu. Edepli bir kulu. Ama Allah'ın oğlu değil. Allah'ın bir oğul edinmesi bahis konusu değil. Allahu Teâlâ hazretleri evlenip de düğün dernek yapıp da karı alıp da izdivaç eyleyip de zifaf olup da çocuk olma gibi şeyler Allah'a büyük iftiradır.

İnneküm le-tekûlûne kavlen azîmâ. "Ne büyük bir iftira, ne korkunç bir söz söylüyor, bunu söyleyenler!"

Herkes Allah'a, divanına kul olarak gidecek. Bütün peygamberler, Hz. İsa da kul olarak huzuruna varacak. Allahu Teâlâ hazretleri ona soracak:

E ente kulte li'n-nâsi't-tehizûnî ve ümmiye ilâheyni min dûnillâhi. "Ya İsa! Ey benim peygamberim! Bu hıristiyanlara 'Allah'ı bırakıp da bana tapının.' diye sen mi söyledin?"

"Hayır!" diyecek, Hz. İsa. "Hayır yâ Rabbi! Söylemedim. Hiç söyler miyim? Sen bana ne emrettiysen ben onu aynen naklettim. 'Allah'tan gayriye tapmayın.' dedim. Bunlar sonradan çıkarttılar..."

Bunu sonradan çıkarttılar. Anlatacaksınız. "Ey kardeşlerim!" diyeceksiniz, "Hz. İsa'yı seviyorsan, Hz. Meryem'i seviyorsan Allah'a ibadet et. Hz. Meryem'i biz de seviyoruz. Hz. İsa'yı biz de seviyoruz. Ama ona tapındığın zaman şirk olur, kâfir olursun, cehenneme gidersin..."

Lekad kefere'llezîne kâlû inna'llâhe hüve'l-Mesîhü'bnü Meryem. "'Meryem'in oğlu İsa tanrıdır.' diyenler kâfir oldular." diye âyet-i kerîme kesin olarak bildiriyor. Bunu anlatacaksınız.

Allahu Teâlâ hazretleri Kur'ân-ı Kerîm'de buyuruyor ki;

-Size de emir, bütün diğer müslüman kardeşlerimize de emir.-

Teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beyneküm ellâ na'bude illa'llah ve lâ nüşrike bihî şey'en ve lâ yettehize ba'dunâ ba'dan erbâben min dûnillah. "O hırıstiyanlara deyin ki; 'Gelin aramızdaki esas temel inanca, orada birleşelim. Allah'tan gayriye tapınmayalım. İnsanlardan aramızdan yetişmiş bir insanı, Hz. İsa'yı, Allah'ı bırakıp da rab edinmeyelim.' diye onlara davet edin."

Teâlev ilâ kelimetin sevâin beynenâ ve beyneküm diye Allah emrediyor. Bu daveti yapmak sizin vazifeniz.

"Hocam ben yapsam bir atımlık barutum var, bilgim az, lisanım yeterli değil."

O zaman çocuğunu yetiştir.

"Yâ Rabbi! Ben cahil yetiştim, mâlî bakımdan sıkıntı içinde büyüdüm. Türkiye'de iş bulamadım da Avustralya'ya çalışmaya geldim yâ Rabbi! Çalışmaktan, para kazanmaktan senin dinine hizmet etmeye vakit bulamadım. Suçumu, kabahatimi, eksiğimi, kusurumu biliyorum. Ömrümü zâyi ettim, senin yolunda geçiremedim. Ama şu evlâdımı iyi yetiştirmeye çalıştım. Şu evlâdımı müslüman, mütedeyyin, Allah'ın dinine hizmet edecek gibi yetiştirmeye gayret ettim yâ Rabbi! Beni affet yâ Rabbi! Bu evlâdımı kabul eyle yâ Rabbi! Kendim yapamadım, evlâdıma yaptırmak için ona destek verdim. Elimden bu kadarı geldi. Sen Ekremü'l-ekremîn'sin, affedicisin, beni bağışla yâ Rabbi!" diye ağlamamız lazım. Çünkü vazife bizimdi. Herkes, her koyun kendi bacağından asılacak.

Muhterem kardeşlerim!

Dünyada rızık talep etmek vazife değildir. "Para kazanacağım." diye çalışmak vazife değildir. Dünyada yaratığın vazifesi, Allah'a kulluk etmektir.

Ve mâ halaktü'l-cinne ve'l-inse illâ li-ya'budûn. "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım."

"Avustralya'da işçilik yapsınlar diye yaratmadım ki... Kula kul olsunlar diye yaratmadım ki... Bana kulluk etsinler diye yarattım."

İştihaduke bimadunimelek ve kathilehu keametulubemin deylihul alelima basireti an.

Allah'ın sana kader ettiği rızkın peşinde koşuyorsun da Allah'ın senden istediği ibadeti yapmıyorsun! Sen körsün. Senin basiretinin kör olduğuna alâmettir bu. Sen Allah'ın rızkı garanti ettiğini bilmiyor musun?

Mâ urîdu minhum min rızkin ve mâ urîdu en yut'imûn inna'llâhe hüve'r-rezzâku zü'l-kuvveti'l-metin.

Dediğini bilmiyor musun? Allah'ın rızkı gönderdiğini, Rezzâk-ı âlem olduğunu bilmiyor musun sen? Güvenmiyor musun yoksa? Allah'a güvenmiyor musun? Allah'ın rızkı gönderici olduğuna inanmıyor musun, güvenmiyor musun?

"İnanıyorum hocam. Sıkıştırma, inanıyorum."

Allah senden rızık istemiyor. Allah senden dinine hizmet etmeni istiyor. Kendisine güzel kulluk yapmanı istiyor. Allah'a kulluğu düşün. Allah'a güzel kulluk yapmaya bak. Hem de çoluk çocuğunla Allah'ın dininin hizmetine gir.

Bu dinin din adamı kadrosu yoktur. Misyoner teşkilatı yoktur.

Neden?

Bütün müslümanlar din kadrosundadır da ondan. Bütün müslümanların vazifesi Allah'ın dinine hizmet etmektir de ondan. Sen de vazifelisin de ondan.

E sen vazifeni yapmıyorsun.

"Bilmiyorum da ondan yapmıyorum."

Cimrilik de yapıyorsun. Paranı da vermiyorsun. Yapılmış müesseseyi de desteklemiyorsun. Bak hıristiyanlar kiliselerine ne kadar masraflar yapmışlar. Her parkın en güzel köşesi kilisedir. Her yeni semte çok modern mimarlara çizdirilmiş pırıl pırıl kiliseler var. Var mı senin bir güzel, doğru düzgün bir ibadethanen?

Her şey de müslüman var işte bir

" Cami yaptık hocam."

Goulburn camiinin konferans salonu nerede? Golburn camiinin kütüphanesi nerede? Golburn camiinin imamevi müezzinevi nerede? Golburn camiinin sosyal tesisleri nerede? Kubbesi para eder mi? Kubbesini kaplamak yeter mi?

Namazı biz şehirde de kılarız. Cuidiyet liyen ardı tahura ve mescidâ. Biz Müslümanlara yeryüzü mescit kılınmıştır; biz toprakta, çimende namaz kılarız. 4 bin, 5 bin kilometre yolculuk yaptık, her kasabada namaz kıldık. Hiç müslüman olmayan kasabada ezan okuduk, namaz kıldık. Parklarda namaz kıldık. Parklarda abdest aldık. Umumî tuvaletlerde abdestimizi tazeledik, namaz kıldık. Bunlar mühim işler değildir. İslâmî müesseseler önemlidir.

Kubbeli bir cami yapmak yetmiyor. Caminin sosyal tesisleri önemli. Kubbeli bir cami yapmak caminin fonksiyonunu, kıymetini, vazifesini, yapması gereken görevin ne olduğunu bilmemek demektir. Caminin nasıl olduğunu git de Mimar Sinan'dan öğren. Mimar Sinan bir cami yaptırmış, etrafına kaç tane bina koymuş. Çevresine gerdanlık gibi çeşit çeşit müesseseleri koymuş. Fatih Sultan Muhammed Han Fatih camisini o tepenin üstüne koyduğu zaman Saraçhane başına kadar sosyal tesislerini yapmış. Aşhanesi, mimarhanesi, hastanesi, yurdu, medresesi vesairesi...

Sen mescidi sadece namaz kılınan yer mi sanıyorsun?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mescidi sadece namaz kılma yeri miydi?

Hayır. Hayatın merkeziydi. Hayatın fışkırdığı merkezdi. İmanın etrafa yayıldığı yerdi. Işık menbaıydı. Hayat menbaıydı. İlim, irfan menbaıydı.

Camiyi bu vazifelerden ayıklamak, soyutlamak, camiyi sadece kubbesinin altında namaz kılınan kilimli halılı bir yer yapmak caminin canını çıkartmak demektir. Kuşu yakalayıp da kanadını, bacağını, kuyruğunu, gagasını kesip de "Ha şimdi kuşa benzedi!" demektir. Kuşa benzetmek. Cami sosyal tesissiz olmaz! Caminin etrafında insanın İslâm'ı öğrendiği imkânlar, insânî müesseseler olacak.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Vazifelerinizi idrak edin. Dost acı söyler, düşman güldürür. Hepimiz Allah'ın kullarıyız. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir Abdullah b. Mektûm radıyallahu anha yüzünü kırıştırdı, buruşturdu diye Abese sûresi indi. "Yüzünü kırıştırdı o Peygamber..." diye Peygamber Efendimiz'e ihtar geldi. "Öyle mü'min kula yüz kırıştırma, buruşturma... O ihtimamı, ona hoşnutsuzluk emaresi olarak yüzünü kırıştırma..." diye âyet geldi. Habîb-i Edîbi, Muhammed-i Mustafâsını yüzünü kırıştıdığı zaman ikaz eden, ona ihtar eden Allahu Teâlâ hazretleri bizim sayısız günahlarımızın hesabını sormayacak mı? Allah'ın divanında durmaktan korkmuyor muyuz, ürpermiyor muyuz? Bu dünyada yaptıklarımızın hesabının bir bir sorulacağını bilmiyor muyuz?

Fe-men ya'mel miskâle zerretin hayran yerahû ve men ya'mel miskâle zerretin şerran yerahû. "Zerre kadar hayır işleyen âhirette onun mükâfatını bulacak. Zerre kadar şer işlemiş olanlar da o zerrenin hesabı bile sorulacak!" diye âyet-i kerîmeyi bilmiyor muyuz?

Biliyoruz.

Biliyorsak iyi müslüman olalım. Aslî görevimize girelim, Allah'ın dinine hizmet edelim.

Allah hepinizden razı olsun.

Allah hepinizi din yolunda güzel hizmetler eden; canıyla, malıyla, her türlü imkânıyla İslâm'a faydalı olanlardan eylesin. Büyük sevaplar kazanmanızı nasip eylesin. Hatta vefat ettikten sonra bile sevap kazanacak eserler bırakmayı nasip eylesin.

Bir insan öldü mü defteri kapanır, defteri dürülür. Ama hayırlı evlat bırakanın defteri dürülmez, sevap yazılır. Hayırlı eser bırakanın defteri dürülmez, sevap yazılır. Hayırlı ilim bırakanın defteri dürülmez, sevap yazılır. Arkanızdan sizi sevindirecek, sevap kazandırıcı, sevap kazanmanıza sebep olacak eserler bırakmaya bakın. Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna sevdiği razı olduğu kul olarak gitmeye gayret edin.

Allahu Teâlâ hazretleri yardımcınız olsun. Allah herkesten razı olsun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

Sayfa Başı