M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 123.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve küllü dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl kâle;

İnne rabbeküm vâhidün ve inne ebâküm vâhidün ve dîneküm vâhidün ve nebiyyeküm vâhidün ve lâ fazle li-arabiyyin alâ acemiyyin ve lâ acemiyyin alâ arabiyyin ve lâ ahmera alâ esvede ve lâ esvede alâ ahmera illâ bi't-takvâ.

Ravâhu İbnü'n-Neccâr an ibni Saîd.

Ebû Saîd hazretlerinin rivayet ettiği bu hadiste Cenâb-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyorlar ki;

İnne rabbeküm vâhidün. "Ey insanlar, ey müslümanlar! Rabbiniz bir."

Bütün insanların Rabbi hep Allahu Teâlâ'dır. Yahudinin, çingenenin, bütün mahlûkâtın ne varsa etrafımızda canlı, hepsinin rabbi Allah birdir, başka değil. Bütün yine insanlar için;

Ve inne ebâküm vâhidün. "Hepimiz Âdem aleyhisselam'ın evladıyız."

Bütün beşeriyet Adem aleyhisselam'dan neşet etmiş, tevellüd etmiştir. Âdem babamız Havva anamız; bütün beşeriyetin kökü bunlar.

Ve dîneküm vâhidün. "Dinlerde ihtilaf olmuş ama bizim dinimiz birdir."

Mesela hıristiyanlık dini başka. Allahımız bir, babamız bir ama dinimizin bunlarla ayrı, yalnız müslümanların dini birdir. Müslümanların dini İslâm dinidir.

Ve nebiyyeküm vâhidün. "Ve Peygamberimiz, o da birdir; Muhammed Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem."

Binâenaleyh;

Ve lâ fazle li-arabiyyin alâ acemiyyin. "Hiç kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur."

"Ben Arabım, Peygamber de Arap, Kur'an da Arapçadır, binâenaleyh biz sizden üstünüz!" demeye kimsenin hakkı yoktur.

Li-arabiyyin alâ acemiyyin. "Arabın araptan gayrı olan milletler, insanlar üzerine hiç üstünlükleri yoktur."

E canım işte o Arap ya, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Arap. Elbet onlar da iftihar edecekler; "Peygamber bizden, Kur'an da bizim dilimizde, biz sizden üstünüz!" diyecekler ama bunları Peygamber dememiş, öyle iş yok. Öyle İslâm'da olmaz.

Rabbimiz bir, dinimiz bir, Peygamberimiz de bir. Peygamber Efendimiz Araba mahsus gönderilmemiş, bütün insanlığa, beşeriyete mahsus. Peygamber ins ü cinne, bütün beşeriyetin Peygamberidir. Yalnız Arab'a değil. Onun için;

Ve lâ fazle li-arabiyyin alâ acemiyyin. "Arab'ın Arap'tan gayrı üzerine üstünlük taslamaya hakları yoktur." Ve lâ acemiyyin alâ arabiyyin. Arab'ın gayrısı olan insanların da [Arab'a üstünlüğü yok.]

İşte bilgisi olur, şusu olur busu olur, hünerleri çok olur, gökte uçar şurada uçar burada uçar; "E biz de sizden üstünüz bak! Sizin bilgileriniz yok gökte uçamıyorsunuz. Topunuz tüfeğiniz yahut şununuz bununuz da yok! Bak yahudi sizin hepinizin hakkından geldi. Binâenaleyh biz olsaydık size şöyle yapardık böyle yapardık."

Yok, bu da çok doğru değil. Hiç bir zaman kimsenin kimse üstüne bir üstünlük taslamaya hakkı yok.

Ve lâ ahmera alâ esvede. Ahmer kırmızı, esved siyah. Bundan murad Arap ile Arab'ın gayrı olan insanlar. Hiç kimsenin kimseye üstünlüğü yok.

Ve lâ esvede alâ ahmera illâ bi't-takvâ. Allah'tan korkup kim sakınırsa üstünlük ona mahsustur."

Üstünlük Allah'tan korkusu olana mahsus.

Kim Allah'tan korkuyor çok?

Bu da derece derece tabii. Herkesin, hepimizin Allah'tan korkusu var ama derece derece. Kimisi çok korkar hiç günah yapamaz, fenalık yapamaz, kimseye şunu bunu yapamaz, bu üstün bir korku. Herkes öyle olmaz, derece derece korkar. Mesela bir adam namazını kaçırmamak için çok uğraşır orucunu da öyle yapar. E öteki bakarsın korktuğu yok, namazını vaktinde kılamaz, geç kılar şöyle yapar böyle yapar ama korkusu da var yine, korkusuz değildir ama böyle şeyler eder.

Ama işte burada takvâ Allah'tan korkmak üç nevî; birisi küfür yapmamak, İslâm'ın gayrı olan küfrü işlememek. Bir de takvâ sahibi olmak yani gavurluktan korkmak, gavur olmaktan korkmak.

Gavurluk nasıl olur sonradan?

İşte İslam'ın gayrı hareketler insanı gavur eder. İslam'ın gayrı olan inançsızlıklar... mesela helal olan bir şeye haram dersen, haram olan bir şeye de helal dersen... itikat kitaplarında uzun boylu tafsilatları vardır. Ha bunlar küfrü mucibidir, en kısası...

İşte burada takvâ, küfürden kurtulmak için aman gavur olmayayım diye dilini muhafaza eder, harekâtını muhafaza eder, şunu muhafaza eder bunu muhafaza eder küfürden korkar. Bu takvâdır.

Müslümanın takvası?

İşte o da derece derece; günahlardan korkar, büyük günah işlemez ama küçükleri belki işler.

Ama o öteki üçüncü takvâ, ne küçük işler ne büyük işler; hiç günah işlemez, bu üçüncü takvâ.

Allah bu takvâları bize de nasip etsin.

Üstünlük ancak takvâ ile oluyor. Arap olmakla yahut şu olmakla bu olmakla olmuyor. Şu olmuşsun bu olmuşsun, Arap olmuşun [farketmez, üstünlük ancak] illâ bi't-takvâ. Allah'tan korkup kim çok çekinirse o üstün.

Allah cümlemize o takvâyı nasip etsin.

İnne rabbî tebâreke ve teâlâ hayyeranî beyne hasleteyni. Cenâb-ı Peygamber diyor ki; "Cenâb-ı Hak beni muhayyer kıldı. Muhayyer kıldı, 'Nasıl istersen öyle yap.' dedi."

En yedhule nısfü ümmetî el-cennete ve beyne'ş-şefâ'ati. "Sana ümmetinin yarısını bağışlayayım mı? Yoksa şefaati mi istiyorsun?"

Şefaat!..

Şefaati mi istersin, yani sen şefaat et yoksa ben senin için yarısını affedeyim?

Bunda beni muhayyer kıldı ama ben şefaate ihtiyar ettim diyor. Burada yok ama başka hadislerde ben şefaatı ihtiyar ettim. Halbuki Allah benden daha affedicidir, daha fazla yapar ama ben de kıyamadım ümmetime. Belki Cenâb-ı Hakk'ın affetmeyecekleri vardır, onları da ben affederim diyerekten şefaati ihtiyar ettim diyor.

Allah şefaatlerine nail etsin.

Bu [hadis] Avf b. Malik radıyallahu anh'ın rivayeti.

Bugün vahhabiler bu şefaati inkar ederler, şefaat yoktur derler. Halbuki Cenâb-ı Peygamber'in [bu konuda hadisleri çoktur.] Onlar ayet-i kerîme'de, Âyete'l-Kürsî'deki;

Men zellezî yeşfe'u [ındehû illâ bi-iznihî.] "Allahtan gayrı kim şefaat eder?" ifadesini delil olaraktan [getiriyorlar,] şefaat Allah'a mahsustur başkasının [şefaat hakkı yoktur] diyorlar. Halbuki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in bir çok hadisler vardır ki şefaat sahibidir. Burada da, "Cenâb-ı Hak tarafından muhayyer kılındım, ben de şefaati ihtiyar ettim." diyor. Fa'h-tartü'ş-şefâ'ate. "Ben de şefaate ihtiyar ettim."

Allah cümlemize nasip etsin.

Şimdi aşağıda bir hadis gelecek, bunu daha iyi izah eder inşallah.

İnne raculen. "Muhakkak ki bir adam." Dehale'l-cennete. "Cennete girdi." Fe-raâ abdehû fevka deracetihî. "Kölesi varmış adamın, bakmış ki kölesi kendisinden daha üstün bir derecede."

Kendisi daha aşağı bir derecede, kölesi yani hizmetkârı onun üstündeki bir derecede. Bunu görünce üzülmüş demiş ki, yâ Rabbi;

Hâze abdî. "Bu benim kölemdi, nasıl olur benim üstüme çıksın?" Fevka deracetî. "Benim derecemden daha yüksek dereceye nasıl olur o çıksın?" Fe-kâle lehû ne'am. "Evet." Cezeytühû bi-amelihî ve cezeytüke bi-amelike. "O onun ameliyle orasını kazandı, sen de senin amelinle [kazandığın yer] burası işte!"

Hani çocuklar imtihana giriyor da herkese puan veriyorlar da çocuğa, "Sen burasını kazanamadın, senin hakkın burası." diyorlar. Şimdi bu adam da tabii kölesi aşağıda olsun istiyor yani mâdûnunda olsun ama o amelleri iyi yapmış, ibadetleri daha güzel yapmış orasını kazanmış. İmtihan bu, burası dâr u imtihandır.

Allah burada da imtihanı kazananlardan etsin cümlemizi.

Çok da zor, onun için Allah'a iyi sarılıp; "Aman yâ Rab! Beni bana bırakma ki ben bu imtihanı kazanayım! Benim kabiliyetim yok, zayıfım çünkü. Binâenaleyh sen bana yardım et ve bana bu imtihanı kazandıracak kuvvet ve kudreti ver." [diye dua etmeliyiz.]

İnne sadakate's-sirri. "Gizli sadaka vermek." Tutfiü ğadabe'r-rabbi. Hz. Allah celle ve alâ'nın gadabını söndürür."

Gizli sadaka ama, gizli sadaka Cenâb-ı Hakk'ın gadabını söndürür. Allah Teâlâ Kur'an'daki âyet-i kerîmesinde;

Ve tuhfûhâ ve tü'tûhe'l-fukarâe. "Gizlice verirseniz." Fe-hüve hayrun leküm diyor.

Tutfiü ğadabe'r-rabbi birisi. Ve inne sılati'r-rahimi. "Sıla-i rahim, akrabâ u taallukât ile alakayı kesmeyip mümkün mertebe daima biribirlerini ziyaret etmek."

Hepimiz biribirimizi ziyaret etmekle mükellefiz ama hiç olmazsa akrabâ u taallukât başta. Baban, annen, teyzen, amcan, halan, dayın... bunlar birinci sınıf kardeşler bunları sık sık ziyaret et. Uzaktaysa, [ziyaret etmeye] gücün yetmiyorsa mektup gönderirsin.

Tezîdü'l. "Ömrü artırır."

Akraba u taalukâtı ziyaret, sıla diyorlar, ömrü artırır.

Canım hocaefendi ömür artar mı?

Bilmem, bak Peygamberimiz tezîdü'l. "Ömrüne bereket verir." diyor. Artması bereket...

Bak geçen gün demiştim, Tebük gazasında galiba ashabın yiyeceği bitti, Cenâb-ı Peygamber, "Kimde ne varsa getirsin." dedi. Döktüler bir hasırın üzerine onu taksim etti ashaba. Ebû Hüreyre diyor ki; "Peygamber dünyadan göçtü hâlâ o benim evimde diyor, hâlâ duruyor evde. Yiyor da, ama bereket bitmiyor, yerde mahsulün bittiği gibi arkası geliyor bunun. Bereket... Ama sen onu göremezsin ben de göremem. Bu ilk Allahu Teâlâ'nın verdiği bir berekettir.

Bazı keselere bazı büyükler para verirler, bu bereket parası diye saklarız onu kesemizde. Bakarsın bir süre paran bitmez, "Yahu bugün çok para harcadım ama bu para yine duruyor kesede!" Bitmez, bu bereket Allah'tandır.

Bunun çok tecrübeleri de vardır, incelemeye de lüzum yok...

Ömrü böyle Cenâb-ı Hak bereketlendir.

Bir adamcağız geldi 90 küsür yaşındayım dedi ama bizden dinç. Hacca gitmek istiyor şimdi, yardım etmişler o da gidecek inşallah hacca. Ama 94 yaşındayım dedi ana yaşından beri.

Ve inne sanâyi'a'l-ma'rûfi. "Sofralar tertip etmek, yemekler tertip etmek, yedirmek içirmek, şeylerle birlikte." Takî masâri'a's-sûi. "Kötü ölümden adamı kurtarır."

Kötü ölümden, tehlikeli ölümden; çarpılarak ölmek, düşerek ölmek, ansızın ölmek, şurada ölmek burada ölmek bunlara karşı bu muhafız.

Ne?

Çok bir şey değil, fakire fukaraya yedirecek, sadaka... hayırlar verecek...

Ve kavle lâ ilâhe illallah tedfe'u an kâilihâ tis'aten ve tis'îne bâben mine'l belâi. Kelime-i tevhid diyorlar ya işte buna, yani şahadet kelimesi. Lâ ilâhe illallah! Bu bir diyenden 99 belayı Allah defediyor."

Bir kere, binâenaleyh hiç olmazsa 100 kere bir insanın her sabah bunu söylemesi lazım. Ne olur, bir dakika iki dakika işte! Yüz defa bunu söyledin miydi Allahu Teâlâ, an kâilihâ tis'aten ve tis'îne bâben mine'l belâi. "Beladan 99 belayı def ediyor." Allahu Teâlâ. Ednâhâ. "En ufağı." el-Hemmü. Kaygıya düşmüş insan, çok geliyor böyle insanlar, "Çok sıkılıyorum bunalıyorum, yiyeceğim var içeceğim var her şeyim de var ama bir bunaltı var içimde. diyor.

Ne yapayım?

İşte Allah de, de lâ ilâhe illallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah, sübhânellah... Bunların hepsi bir şeye gelir, kurtarır insanı. Cenâb-ı Peygamber böyle buyuruyor.

İbn Asâkir ve Râfiî an İbni Abbas.

Yine ikinci bir hadiste;

İnne sadakate'l-müslimi. "Müslüman'ın sadakası."

Bu tabir yok, kim verirse versin ama burada müslümanın sadakası.

Tezîdü'l. "Ömrü artırır."

Burada diyor ki, "Sadaka fena ölümden kurtarır." [Yine yukardaki gibi] burada da, "Ömrü artırır." diyor

Cenâb-ı Hak herşeye kâdirdir...

Ömrü artırır, nasıl artırır?

Bilmem nasıl artırır.

Bir yerde okumuştum, [bir adam için] "Filan gün ölecek." demişler. O gün bir fukara gelmiş ona yiyeceğini vermiş adam.

Bakmışlar ki ertesi gün, ölmemiş adam.

"Ya bu adam ölecekti, neden ölmedi?" demişler.

Sormuşlar, "Neden ölmedin sen yahu, ölecektin?"

Bu verdiği sadaka ömrünün artmasına vesile olmuş. Uzun bu hikaye de bu kadarı aklımda kalmış.

[Sadaka] ömrü artırıyor.

Ama diyeceksin, bazı sadaka veren insanlar var çabucaktan da gidiyor?

E Allah onu affetsin, hepimizi affetsin.

Burada Cenâb-ı Peygamber buyuruyor;

Ve temne'u mîtete's-sûi. "Kötü ölümden de kurtarır insanı."

Ve temne'u. "Meneder." Mîtete's-sû. "Kötü ölümden." demek.

Kötü ölüm; Allah esirgesin vuruyorlar ölüyor, denize düşüyor ölüyor, duvar yıkılıyor altında kalıyor ölüyor... kötü ölümler bunlar.

Allah muhafaza etsin.

Hareketlerde, akşam söylüyorlardı mesela, bir çok hareketler olmuş vaktiyle, bir çok şehirler yerin altından çıkıyor. Yerin altından bir çok şehirler çıkıyor. Milyonluk şehirler batmışlar işte, ne oldu kim bilir ne kadar insanlar öldü?

E bu kötü ölüm.

Ve yüzhibüllâhü biha'l-kibra ve'l-fahra. "Aynı zamanda bu sadaka kötü ölümü men ettiği gibi insandan kibri de götürür."

el-Fâtiha.

Sayfa Başı