M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Râmûz, 36-37.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillahi rabbilâlemin ve'l-âkibetü li'l-müttekîn vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ muhammedin ve âlihî ve sahbihî ecmaîn.

İ'lemû eyyühe'l-ihvân enne efdale'l-kitâbi kitâbullah ve enne efdale'l-hedyi hedyü muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerra'l-umûri muhdesâtühâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve küllü dalâletin fi'n-nâri. Ve bi's-senedi'l-muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl;

İzente'ale ehadüküm fe'l-yebde' bi'l-yümnâ... ilâ âhiri'l-hadîs.

Beraber bir salât ü selâm okuyalım:

Allahümme salli alâ seyyidinâ muhammedini'n-nebiyyi'l-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim.

Bu okuduğumuz hadîs-i şerîf Ahmed b. Hanbel'in, Buhârî'nin, Müslim'in, Tirmizî'nin vesairenin Hz. Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği bir hadistir ki [konusu] İslâm'ın edeplerinden bir edeptir, edep.

Ne diyor?

"Ayakkabılarınızı giyerken evvela sağ ayağınızı giyiniz."

Diyeceksiniz ki bundan ne olur?

İster sağımı giyerim ister solumu giyerim bundan ne çıkacak yani?

Ama Cenâb-ı Peygamber bizi bir edebe alıştırıyor ki sağ duyguların gelişmesine vesile olur, her işinde sağı takip et; yemekte sağ elinle ye, alırken sağ elinle al, verirken sağ elinle ver, giyerken de sağ ayağını giy, evinden çıkarken de sağ ayağını at da çık. Sağa karşı insanlarda bir gelişmenin usulüne vesile. Binâenaleyh;

İzente'ale ehadüküm fe'l-yebde' bi'l-yümnâ. "Evvela sağ ayağını giy." Ve izâ hale'a. "Ayakkabılarımızı çıkarırken de." Fe'l-yebde' bi'ş-şimâli. "Evvela solu çıkarın ayağınızdan."

"Giyerken sağınızı giyin, çıkarırken de solunuzu çıkarın." Camiye girerken de öyle, camiye girerken evvela sağ ayağını atarsın, duası da var duasını okursun. Duasını bilmiyorsan; "Yâ Rabbi! Hakkımda hayırlısını et, mübarek et, şu et, bu et!" diye güzel güzel bildiğin şeylerden yalvarırsın Cenâb-ı Hakk'a.

Niçin böyle yapacakmışız?

Li-teküni'l evvelühümâ. "Sağ ilk giyen ayak olsun." "Son çıkarılan ayak olsun."

Sağın kıymetini duyuruyor bize.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Buna çocuklarımızı da, daha çocukken küçüklerimize alıştırmak lazım, giyerken sağından giydir, elbisesinde olsun, dersinde olsun, gidişinde olsun, her nerede olursa olsun sağını takip etmesini çocuk öğrensin, ki sonunda da sağcı olsun demek.

İze'n-tehâ ehadüküm ile'l-meclis. "Bir meclise gittik, nerede olursa olsun." Fe-in vüssi'a lehû. "Bize yer açtılar mecliste, buyurun dediler bir yer gösterdiler." Fe'l-yeclis. "O gösterilen yere otursun." Ve illâ. "Baktı ki kimse yer gösterecek durumda değil, kalabalık, herkes kendisi sıkışık bir halde kimse kimseye bakmıyor, o zaman." Fe'l-yenzur ilâ evse'ı mekânin yerâhü. "Baktın ki nerede boşluk var? Nerede boşluk var, nerede görürsen." Fe'lyeclis fîhi. "O boş gördüğü yere gitsin otursun, kimseni rahatsız etmesin."

İze'n-tehâ ehadüküm ile'l-meclis."Gittik bir meclise, girince." Fe'l-yüsellim. "İlk vazifemiz esselamu aleyküm demek."

Meclise girdiğimiz vakitte ilk vazife esselamu aleyküm demek. Eğer bir kimse bir meclise gelir de bu selamı vermeden oturursa, buna "Hoş geldin!" demek caiz değil. Ne yapıyorsun demek de caiz değil çünkü o İslâm'ın ilk şartını, ilk vazifesini yapmadı. İlk vazifesi müslümanlara bir dua edecek, selamet duası. Selamun aleyküm demek, "Cenâb-ı Hakk'ın selamı üzerine olsun. Sen sağ ol, selamette ol, rahatsız olma, zaruret görme, belalar görme, rahat ile yaşa." [demek.] Bir ufacık kelam ama bir çok dualara şamil. E bunu çekiniyor da müslüman kardeşine çok görüyor bunu. Bunu çok gördüğü için ona "Hoş geldin!" demeye cevaz yok, hatta bir şey sorarsa cevap vermeye bile lüzum yok. Çünkü İslâm'ın ilk vazifesini yapmadı.

Geldi selam verdi, Fe-in bedâ lehû en yeclise. "Baktı ki bir yerler de boşluk var." Fe'l-yeclis. "Otursun oraya." Sümme izâ kâme. "E gidecek oldu tabii, giderken de." Fe'l-yüsellim. "Yine evvelce bir selam verdi ya, giderken de yine esselamu aleyküm diyerekten öyle git."

Selamı hem evvela versin hem de sonradan giderken de versin.

Fe-leyseti'l-ûlâ bi-ehakka mine'l-âhirati. "Evvelki yaptığı selam sondaki selam için kafi değildir."

İzâ ente kumte fî salâtike...

Şimdi Cenab-ı Peygamber bize namazımızı tarif ediyor. Namazı kılmayı nasıl kılacaksınız?

İzâ ente kumte fî salâtike. "Abdestimizi aldık, namazımıza geldik, evvela." Fe-kebbirillahe.. "Allahuekber de." Sümme'k-ra' mâ teyessere aleyke mine'l-kur'âni. "Ondan sonra Kur'an'dan ne biliyorsan onu oku."

Bundan dolayıdır ki bizim imamımız Fâtiha-i Şerîf okumasını vaciptir demiştir. Yani bir insan Elham'ı okumasını unutursa namazı sahihtir, secde-i sehiv yapar namaz tamam olur, fakat Şâfii'ye göre farzdır, Fâtiha'yı okumazsa namazın iadesi lazımdır. Çünkü Peygamber Efendimiz'in Fâtiha'nın okunması hakkında müteaddit hadisleri vardır fakat bu da onun hadisidir ki;

İkra' mâ teyessere aleyke mine'l-kur'âni. "Kur'an'dan sana ne kolay geliyorsa onu oku." Fâtiha'yı zikretmedi, onun için Fâtiha'nın okunması bizce vaciptir, unuttuğumuz taktirde secde-i sehiv ile namaz tamam olur.

Okuduk Kur'an'ımızdan, [okumayı] tamamladık. Sümme izâ ente rek'ate. "Rüküye gideceğiz ya." Fe's-büt yedeyke alâ rukbeteyke. "Dizlerinin üzerine ellerini sıkıca yapıştır, sabitle, orada iyice sabit kıl."

Ne kadar?

Hattâ yetmainne küllü uzvin minke. "Şöyle her uzvun rahatlansın, her uzvun rahatlansın yerine gelsin."

Çabuk gitme yani acele etme, dinlenmiş olasın rükuda. Biz üç kere sübhâne rabbiye'l-azim deriz, kısası bizde. Çünkü uzununa tahammülümüz yok. Cenâb-ı Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi vesellem rükûda şunu okurlardı;

Allahümme leke reka'tü ve leke haşa'tü ve bike âmentü ve leke eslemtü ve aleyke tevekkeltü ente rabbî haşe'a sem'î ve basarî ve muhhî ve azmî ve asabî ve mestekallet bihî kademî lillahi rabbi'l-âlemîne.

Rükûda bunu okurdu, ondan sonra kalkar.

Sümme izâ refa'te ra'seke fa'tedil. "Hemen ikinci secdeye inme, orada dur, rükûda nasıl durdun dinlendin, ayakta rükûdan sonra da dur."

Orada da Efendimiz şöyle okurdu;

Rabbenâ ve leke'l-hamd mil'e's-semâvâti ve mil'e'l-ardı ve mil'e mâ şi'te min şey'in ba'de ehli's-senâi ve'l-mecd. ehakka mâ kale'l-abdü ve küllünâ leke abdün lâ mâni'a limâ a'tayte ve lâ mu'tıye limâ mena'te ve lâ yenfe'u zed'l-cedd minke'l-cedd.

Ondan sonra secdeye inerdi. Onun için biz Araplarda, mesela hacca gittiğimiz vakitte onların kıldırdığı namazı, "Ooo ne kadar uzun yapıyor!" diyoruz. Bu duaları okuyorlar da onun için uzun oluyor.

Fa'tedil. "Bu îtidali muhafaza et, hemen tavuğun yem topladığı gibi başını kaldırıp indirme." Hattâ yerci'a küllü uzvin minke. "Her âza yerli yerine yerleşsin." Sümme izâ secedte. "Secdeye vardığın zaman." Fa'tmein. "Orada da itminân hasıl olsun, hemen başını koyupta kaldırma."

Biz üç kere sübhâne rabbiye'l-âlâ deriz. Bir kere demekle de caizdir demişler ama, bir kere desen de namaz sahih olur, fakat üç kere demesi mendup.

Efendimizin secdede okuduğu ise;

Allahümme leke secedtü ve bike âmentü ve leke eslemtü secede vechiye lillezî halakahû ve savverahû ve şakka sem'ahû ve basarahû ve tebârakellâhu ahsenü'l-hâlikîne. Allahümme secede leke sevâdî ve hayâlî (secede sevâdî ve hayâlî) ve âmene bike fuâdi ebûu bi-ni'metike aleyye ve ebûu bi-zenbî ve hâzâ mâ ceneytü alâ nefsî fağfirli fe-innehû lâ yağfiru'z-zunûbe illâ ente der, secdede bunu okurdu.

Secdeden kalktıktan sonra diyor ki; "Yine îtidalini muhafaza et, hemen ikinci secdeye inme hemen ikinci secdeye gitme."

Ne diyeceksin?

Allahümmağfirlî ve'r-hamnî ve'c-burnî ve'r-zuknî ve âfinî ve'h-dinî va'fu annî.

Bu çeşit rivayetler var, bazısı bir eksik bir fazla rivayetler var, fakat iki secde arasında bu kadarcık bir dinlenmeyi Efendimiz îtidale hamletmişler.

Sümme misle zâlik. "Bundan sonra." Fe-izâ celeste fî vasatı's-salâti. "İkinci rekât oldu oturduk." "Orada da itminân hasıl olsun." Fefteriş fuhizeke'l-yüsrâ. "Sol ayağını yatır."

Sol ayağını yatır sağ ayağını dik, baş parmağını da kıbleye karşı tut.

Aksi bu sefer hacc-ı şerîf şeysinde [yolculuğunda] Medine-i Münevvere'ye indik, ikindi namazımız geçmişti, arabalarımızın indirdiği yerde ikindi namazını herkes perakende olaraktan kendi kendine kılmaya başladık. Bir şoför geldi, eşyalarımızı alacak bizi Medine'ye götürecek, bir arkadaş namaz kılarken, iki topuğunun üzerinde duraraktan namaz kılarken o da gösterdi dedi ki; "Bak nasıl namaz kılıyor! Bu caiz olmayan bir şey." dedi. İki ayağının üzerinde birini yatıracak onun üzerine uyluğunu oturtturacak. Halbuki o adam onu yapmadı, hacca gelen bir insanın da bunu bilmesi de lazım iken, artık belki zarureti vardı bir rahatsızlığı vardı da eğemedi, o da olabilir.

Fakat herhalde sol ayağı yatırıp sol inciği onun üzerine oturtturur, sağ ayağını da diker ve parmaklarının ucunu kıbleye karşı çevirmek gerek secdelerde gerek o oturuşta buna da dikkat etmek lazımdır. Çok kimseler, hele [Suudi] Arabistan'da bakarsın çok kimseler bu parmaklarının uçlarını kıbleye çevirmeyi bir türlü beceremiyorlar veyahut alışmamışlar.

Sümme teşehhed. "Ondan sonra ettehiyyatüyü okur."

Teşehhüdde ettehiyatüyü okur, eğer son oturuşsa ettahiyyattan sonra salavâtarı da okuruz. Eğer ikindinin sünnetiyse, yatsının sünnetiyse, ikinci rekâttan sonra, ettehiyyattan sonra salavâtları da okuruz. İkinci rekâtta oturduğumuzda ikişer rekâtlı namazlar, nafile namazlar gibi. İkişer olunca ettehiyattan sonra Allahümme salli ile Allahümme barik de okunur, üçüncü rekâta kalkıldığı vakitte sübhaneke ile başlanır ama öğlende istemez, öğlende dörttür sünnet, o zaman yalnız ettehiyyâtü okunur, ettehiyyeden sonra üçüncü rekâta kalktığımız vakitte doğrudan doğruya Elham'la başlarız.

İzâ enzelellâhu bi-kavmin azâben.

Allah affetsin günahlarımızı.

"Cenâb-ı Hak bir kavme bir azap göndermek istediği vakitte."

Mesela Lut kavminin azabı ve ona göre birçok kavimlerin azapları da oldu böyle. Tabii bu azaba müstehak olan kavimlerin içerisinde bir çok iyiler de var. İyiler de var ama;

İzâ enzelellâhu bi-kavmin azâben esâbe'l-azâbü men kâne fîhim. "Orada kim varsa hepsine o azap isabet eder."

Lut kavminde ve diğer kavimlerde olduğu gibi.

Sümme bu'isû alâ a'mâlihim. "Sonra âhirette ba's olunduğumuz vakitte herkes ameline göre ba's olunur."

Yani mutlaka siz kötülerle beraber öldürüldünüz diyerekten kötülerle beraber haşrolunmazlar.

Yine buyurulmuş ki;

İze'n-sarahte min salâti'l-mağribi. "Akşam namazını kıldık, kıldıktan sonra." Fe-kul. "De ki." Kable en yetekelleme ehaden. "Hiç kimseyle konuşmadan, hatta farzın arkasından ne diyeceğiz?"

Allahümme ecirnî mine'n-nâri seb'a merrâtin. "Yedi defa Allahümme ecirnî mine'n-nâri."

Çünkü hatadan salim değiliz, kusur sahipleriyiz. E namazımızı kıldık ama Cenâb-ı Hak'tan böyle bir dilekle; "Yâ Rabbi! Beni cehennemden himaye et, muhafaza et, koru! Biz azaba layık olanlardan olmayalım!" diye bu duayı Cenâb-ı Peygamber tavsiye ediyor hem de yedi kere söylemek şartıyla.

Ne olacak?

Fe-inneke izâ zâlike sümme mütte fî leyletike kütibe leke civârun minhâ. "O akşam rahmeti rahmana kavuştuk, ecel geldi aldı, ama bu duayı da yapmıştık, o zaman bizim defterimize yazılır ki, 'Bu cehennemden muhafaza olunacaktır, himaye olunacaktır.'" Ve izâ salleyte's-subha. "Sabah namazını da kıldığınız vakitte." Fe-kul kezâlik. "Yine böyle yedi kere Allahümme ecirnî mine'n-nâri, Allahümme ecirnî mine'n-nâri, Allahümme ecirnî mine'n-nâri... dememizi tavsiye buyuruyorlar ki yine bugün emrihak vâki olacak olursa yine bu insan cehennemden vikâye olunur."

Böylece emrolundu.

Ebû Davud ve Müslim'in rivayetleridir.

Halbuki biz sabah namazlarında da 10 kere lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh... tavsiyesi vardır, ondan sonra Allahümme ecirnî mine'n-nâri ve edhılne'l-cennete me'a'l-ebrâr ve zevvicnâ bi-hûri'l-'în diyerekten şu iki kelimeyi de arkasından ilave ederiz ki bu da Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem'in yine bir tavsiyesidir.

İzâ enfaka'r-racülü alâ ehlihî. "Ehil, efradı aile, efradı ailesine infak ediyor, yemekler içmekler ihtiyaç olan şeyler infak eder." Ve hüve yahtesibühâ. "İstiyor ki bunun sevabı da benim olsun, hem bir vazifemdir efradı aileme bakmaklığım, aynı zamanda da onun bir sevabını Cenâb-ı Hak'tan istiyor." Kânet lehû sadakaten. "Onun bu yaptığı iyilikler sadaka yapmışcasına kendisine yazılır."

Çünkü evvela insanın kendi nefsi sonra efradı ailesi, ondan sonra dışarısı. Ondan dolayı;

İzâ enfekati'l-mer'etü min beyti zevcihâ ğayri müfsidetin. "Hanımefendi evinden bazı fukaralara bazı şeyler, ekmektir eskimiş entari yahut daha bir şey ayakkabıdır şudur budur, veriyor yahut para da veriyor belki, veriyor ama çok vermiyor." Ğayri müfsidetin. "Zarar verecek kadar değil, eve zarar verecek kadar değil. O verdiklerinden." Kâne lehâ ecruhâ. "O kadına bir ecir var." Bimâ enfakat. "Ne kadar verdiyse." Ve li-zevcihâ ecruhû bimâ kesebe. "Kocasına da ecir var, hanımın bu sadakasına rıza gösterdiği için."

Ve li'l-hâzini mislü zâlike.

Hâzin diyerekten bir de Arap evlerinde âdet olaraktan bir hizmetkâr bulunuyor, köle tabir ediyorlar onlara. İşte evin umumi idaresine bakıyor, çarşıdan getirilecekleri getiriyor. Bu her aileye lazımsa da bizim memleketlerimizde bu âdet olunmamış da bunun acısını hep çekmekteyiz. Şimdi beyler tabii sabahleyin fabrikasına gidecek, memur memuriyetine gidecek, ticaretçi dükkanına gidecek, tabii evin bir sürü ihtiyaçları da var alınacak verilecek.

E bunları kim yapacak?

Şimdi evde hanım kaldı. Hanım filesini eline alır çarşıda dükkan dükkan, pazar pazar dolaşır, o kaça bu kaça, şuna olmaz mı buna olmaz mı diyerekten gerek giyime ait, gerek yiyeceğe ait bir şeyler almak için dolaşır böyle, bunun vebali beye aittir. Bey buna müsaade etmiş, hanımı böyle bir şeyin [içine düşmüş.] Hanım halbuki hepimizin evinde muhterem bir kişidir; edebiyat dilinde onu gül tâbir ediyorlar, o gülün muhafazası o gülün sahibine ait. Onu sen attın mı sokağa o senin için makbul olmaz o. Sâhib-i şeriat olan müslüman erkek hanımını evinde oturtturur, evinin ihtiyaçlarını bir adama verir 5-10 lira; "Oğlum bak bugün bize şunları al getir bakalım." der, hanım sokaklarda âdeta bir işçi gibi dolaşmaz, dolaştırılmaz.

"Onun için hâzin denilen bu evdeki adama da mislü zâlik, hanıma ne sevap verildiyse beye ne sevap verildiyse bu evin bekçisi olan efendiye de aynı sevap verilir." Lâ yenkusu ba'duhüm min ecri ba'dın şey'en. "Hiçbirisinin de ecrinden bir şey eksilmez."

Mesela on buna on buna on buna; buna on verdim buna da beş vereyim buna da üç vereyim yok, hepsine aynı şekilde verilir.

Müslim ve Buhârî dahil olduğu halde birçok [kitapta] Hz. Aişe validemizden [rivayet edilmiş.]

İze'n-feletet dâbbetü ehadiküm. "Sizin birinizin hayvanı kayboldu."

Şehre gidiyoruz, çölde gidiyorduk, çöl bir yer, boşluk biryer herhalde, hayvanı kaçırdık elimizden hayvan kayboldu.

Fe'l-yunâdi yâ ibâdellahi ihbisû aleyye. "Ey Allah'ın kulları [diyerek] seslen sen, kimse yok ortada ama sen seslen."

Ne de?

Yâ ibâdellahi ihbisû aleyye. "Benim bu hayvanımı tutun, su verin, zaptedin yakalayın, tekrar." Yâ ibâdellahi ihbisû aleyye. "Tekrar bir daha bağır."

Sen bilmezsin Allah'ın öyle kulları, mahlukları vardır ki senin yardımına yetişirler ve senin hayvanını tutuverirler, hayvanı yakalanmış eline gelmiş olur.

Fe inne fi'l-ardı. "Çünkü yeryüzünde vardır." Hâdıran. "Cenâb-ı Hakk'ın gerek insten gerek cinden bir takım mahluklar vardır ki sen onları bilmezsin göremezsin, fakat onlar senin sesini de duyarlar ve senin ses şeyine de icabet eder, sana yardımcı da olurlar." Seyahbisuhû aleyküm. "Onun için onlar sana bunu hapsetmeleri yakalayıvermeleri tutuvermeleri ümit olur."

İbn Mesud'dan rivayet.

İze'n-kata'a şis'u na'li ehadiküm ev şirâkühû. Ayağımıza [giydiğimiz] takunyadan bahseder ama o zaman o giyim varmış, işte bugün şıpıdık diyorlar hacda gördüğümüz şeyler, bizim ayakkabılarımıza da teşbih etsek [olur.] "Bir insanın ayakkabısından bir parçası kopsa giyilmeyecek hale gelse, ayakkabısının teki koptu parçalandı, giyilecek bir durum yok." Fe-lâ yemşi fi'l-uhrâ. "Bir tek ayakla yürümesin."

Baktık ki bu ayakkabı işe yaramıyor, kopmuş altı, eskimiş. Eh öteki sağlam onunla yürüyelim.

Hayır.

O koptu, yürünemeyecek gibiyse ha onunla yürüme.

Hattâ yüslihahâ. "Ya onu yap, ıslah et, giyecek hale getir, öyle ikisini birden giy git. Tek olaraktan tek ayakla gitme."

Şimdi birçok ders çıkar buradan, ders çok çıkar.

Neden?

Şimdi bir ayakta bir ayağında ayakkabı var o muhafaza olunuyor, diğer ayakta ayakkabı yok, o çamura da batacak, soğuğa da batacak müteessir ve müteezzî olacak; birisi rahatta, birisi eziyette. Birisi rahatta birisi eziyette sen buna razı olma. Kendi nefsinde de ama senin nefsin bu, ayağının ikisi de senin ama olsun, ayağının birisi rahatta selamette, diğeri ise eziyette, sen buna razı olma. Ya onu da rahata kavuştur yahut ötekine de onu iştirak ettir, eş olsun; ikisi de üşüsün ikisi de çamurlansın yahut ikisi de iyi olsun.

Burada çok ders var bize, bunun dersini size havale edeyim, siz bundan güzel dersler çıkarırsınız.

Bu Buhârî'nin de, Neseî'nin de, Ahmed b. Hanbel'in de naklettikleri bir hadistir.

Yine buna karşı bir tane daha var.

İze'n-kata'a şis'u ehadiküm fe-lâ yemşi fî na'lin vâhidetin. "Tek bir ayakla yürüme, koptu ayakkabının şeysi giyemiyor, giyilecek hal kalmadı, öyleyse sen." Fe-lâ yemşi fî na'lin vâhidetin. "Tek ayaklı yürüme, haksızlık yapma."

Yani ayağının birisi rahatta birisi de rahatsız halde, bu adaletsizlik, adaletsizliğe razı olma. Ya ikisi de çıplak ya ikiside kapalı olacak.

Çok ders var burada, buna çok dikkat etmenizi rica edeceğim.

Hattâ yüsliha şis'ahû ve lâ yemşi fî huffin vâhidin. "Tek mesh ile de yürüme."

Mestimizin birisi koptu bir şey oldu, o tek ile yürüme.

Bak şimdi!

Ve lâ ye'kül bi-şimâlihî. "Sol elinlede yeme, sol elinle yemek yeme."

Solcu olma, nasıl dersen de artık, sol elinle yemek yeme.

Ve lâ yahteb bi's-sevbi'l vahidi. "Tabii o zamanki elbiselerle bugün bizim elbiselerimiz bir değil de, o zaman Araplardaki tek giyilen elbise bir entariden ibaret. Şimdi bu elbiseyle dizlerini böyle dikip de elleriyle de dizlerini kucaklıyor öyle oturuyor, böyle oturulduğu vakitte başka şeyde yok, entari açılır, açıldığı vakitte insanın edep yerleri de görülür tehlikesine mebni, Cenâb-ı Peygamber; "Böyle tek elbiseyle de bu şekilde oturmayın." [buyurmuş.] Ama içeride donun olur, o zaman başka.

İzâ en ha'l-veliyyâni fe-hüve li'l-evveli minhümâ. Bir kadının iki tane efendisi var; babası var dedesi var mesela. Babası birisine dedi ki; "Ben kızımı sana veririm." dedi. Dedesi de bir başkasına dedi; "Ben de sana veririm torunumu." dedi. "Ha bu iki veli kızları verdiler. Bunlardan evvel kim verdiyse onun ki makbuldur."

Baba evvel söylediyse sana vereceğim diyerekten -veyahut amca var neyse veliler- önce kim söylediyse hak onundur. İkinci söyleyenin, "E ben de verdiydim?"

Ama sen sonradan verdin, evvela ben vermiştim de sonradan sen verdiğin için seninki makbul değil.

Ve izâ bâ'a'r-racülü bey'an min racüleyni. "İki kişi bir ev aldılar, o da pazarlık yapmış almış, o da pazarlık etmiş sonradan o da almış, adam ikisine de vereyim demiş. Evvela kime dediyse [ev onundur.] Şimdi ikisi de kavga ediyorlar, sen benim diyorsun, o da benim benim, diyor. Yok, evvela kim dediyse sana, pazarlığı evvela kim yaptıysa söz aldıysa mal onundur, ikincinin artık, bana da verdiydi demeye hakkı yok.

İzâ ûkife'l-ibâdi. Bu İslâm, Dîn-i İslâm çok güzeldir, aslı bunun gayba bağlanır, gayıp yani âhirete imana bağlanır. Âhirete imanımız vardır da elhamdülillah.

İzâ ûkife'l-ibâdi. "Kıyamet gününde Huzûr-u Rabbilalemîn'de toplandık, durduk."

O gün herkes, mahşer yeri dediğimiz kıyamet günü, [toplanacak].

Nâdâ münâdin. "Cenâb-ı Hak tarafından bir münâdi nidâ eder."

Yani bir tellal duyuruyor herkese, ne diyor?

Li-yekum men ecruhû Alallahi. "Allah'ta alacağı olan kimler varsa kalksınlar, Allah'ta alacağı, kimlerin alacağı varsa kalksın istesin." Fe'l-yedhuli'l-cennete. "Allah'ta alacağı olanlar kalksın cennete girsinler."

Mahşerdeki cemaat dedi şimdi;

Menzellezî ecruhû Alallahi. "Kimin Allah'ta alacağı olur?"

Kimin Allah'tan alacağı olur yani bu muhal bir şey! Allah'tan bir alacağı kimsenin yoktur ki çünkü Allah kimseden mesul değil. Buyurdular ki cevaben;

El-âfûne ani'n-nâsi. "Biribirlerinize haklarınız var ya, dövmüş sövmüş paranı almış, malını almış, şundan bundan birçok haklarımız var birbirlerimize, kim bu hakları affederse, kim bu alacaklarını kardeşlerine olan alacaklarını, haklarını affederse işte onlar Allah'tan alacaklı olanlardır." Fe-yedhulü'l-cennete. Ooo bunu duyunca herkes;

Fe-kâme kezâ ve kezâ. "Bir sürü insan kalktı ben affettim, ben affettim kimsede benim hakkım yok, kimsede alacağım yok, affediyorlar." Fe-dehalü'l-cennete bi-ğayri hisâbi. "Hiç hesapsız bunlar da cennete girecektir."

Onun için dünyadayken bazen insan kızar öfkelenir, işte ben sana gösteririm âhirette der, şurada der burada der, bunların hepsini unutmalı, hep affetmeli, affedici olmalı, ki Cenâb-ı Hak âhirette de böyle hesapsız bizi cennete koyuverecek.

Ebü'd-Dünyâ'nın Hz. Enes'ten rivayetiymiş.

Fe-men afâ ve aslaha fe-ecruhû Alallahi. âyet-i kerîmesinde de bunu tekid etmiş.

Onun için ve'l-ya'fû ve'l-yesfehû, daima affedici olmayı tavsiye buyurmuş.

Onun için biz de her ne cihetten olursa olsun darıldığımız bazı şeyler olursa da çabuk geçmeli, küslük olmamalı, dargınlık olmamalı. Müslümanlık böyle... Hanımın başındaki örtünün kuruyacağı kadar insan bir dargınlıklar yani bir saatlik iki saatlik bir şey ondan sonra vazgeçer.

Yine buyuruyor ki Efendimiz sallalahu aleyhi vesellem;

İzâ eveyte ilâ firâşike. "Akşam oldu uykumuz geldi, yatacağız, hemen yatıverme."

Hemen yatıverme, Allahu Teâlâ'nın verdiği sağlık afiyet ve çeşitli nimetlere teşekküren evvela bir abdest al, hiç olmazsa iki değil ama dört rekât namaz kıl. O'nun, [o dört rekâtta okunan] âyetleri var ama herkes onu bilmez, ne bilirsen onu oku. Okumak suretiyle dört rekâtlık bir namaz kıl; "Yâ Rabbi! Sana hamdolsun ki beni bugün hayatta daim ettin, rahatta daim ettin, bir rahatsızlık olmadı, bir bela bir musibet olmadı benim üzerime. Sana şükrolsun! Şimdi artık yatacağım, gecemi sen yâ Rabbi hayırlı eyle!" dilerekten yatar da;

Fa'rak' kul yâ eyyühe'l-kâfirûne. "Evvela Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn'u oku."

Bu sûre bir çok tavsiyelerde, mesela namaz kılacağımız vakitte birçok namazlarda evvela Kul yâ eyyühe'l-kâfirûne'yi oku, sonra ikinci rekâtta Kul hüvallah'ı oku [diye tavsiye edilir,] başka sûreler nâdiren tavsiye olunmuştur, ekseriyette tavsiye olunan sûre birinci rekâtta Elham'dan sonra Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn, ikinci rekâtta Elham'dan sonra Kul hüvallahu ehad'tır. Bunun tabii birçok sebepleri var. Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn çok mânalı bir sûre.

Biz müslüman olduğumuzdan dolayıdır ki küfrü sevmeyiz, ehli küfrü de sevmeyiz. Onun için Müslümanlıkta en çok dikkat edilecek şeylerden birisi Cenâb-ı Hakk'ın bize ve bütün insanlığa olan vasiyeti ve lekad vassayne'l-insâne ittekullâh. "Allah'tan korkun. Bütün beşeriyete Cenâb-ı Hakk'ın tavsiyesi "Allah'tan korkun!"dur.

Korku demek, Cenâb-ı Hakk'ın yasaklarından kaçmak demektir. Ben Allah'tan korkuyorum diye kendini aldatmamalıdır.

Yasaklarına bak, yasaklardan kaçıyor musun kaçmıyor musun?

Yasaklardan kaçıyorsan demek ki korku var sende, eğer yasaklarından kaçamıyorsan korkunun olmadığına alâmettir. Her şeyin bir alâmeti var ya, korkunun da alâmeti Allahu Teâlâ'nın yasaklarından kaçmaktır.

Yasak [nedir?]

İşte ufaklı büyüklü günah kitaplarında yazılı, bir sürü... Evvela küfür, en büyük fenalık küfürdendir.

Hafız efendi kardeşimiz de âyet-i kerîmeleri güzel okudu;

Ve yevme yu'radullezîne keferû ale'n-nâri. "O kâfirlere cehennem arz olunduğu vakitte..."

Kâfirlerin yeri cehennem başka yer değil. Yani kâfirin yeri ne kadar iyilik yaparsa yapsın; dünyanın fakirlerini doyursa, dünyanın imdadına yetişse, zarurette kalanların hepsinin imdadına yetişse, her hayrı yapsa, değil ki gavurdur, yeri cehennemdir.

Onun için Allah bizi imandan ayırmasın.

Ne büyük nimet vermiş bize elhamdülillah, o iman bize yeter. Fakat iman kolay değildir ha, imanın şartları var, o şartlarına riâyetle imanı muhafaza etmek büyük bir nimettir. Mesela öldükten sonraya, öldükten sonra dirilmeye iman başta gelir. Öldükten sonra dirileceğimize iman başta gelir.

Dersin ki, ya olur mu be? Toprak olmuş, kül olmuş binlerce sene geçmiş nesi dirilecek artık bunun?

Adamın aklı [almıyor,] hele birazda şaşırtırlarsa büsbütün şaşırır adam.

Yoo bizim imanımız Allah'a. Bin sene değil 100 bin sene de geçse yine Allahu Teâlâ istediği vakitte bizi diriltiverir. Nasıl ki ananın karnında hiç kimsenin alakası yokken şu güzel vücudu veren Allah celle ve alâ [bunu yaratırken] senin bir müdahelen var mıydı?

Gözü ne güzel yerinde koymuş, kulağı ne güzel yerinde koymuş, baş öyle gövde öyle her tarafı öyle, bunu yapabilen kudret sahibi Allah, kimsenin oraya müdahalesi yok, görgüsü de yok da kim karışıyor oraya?

Kimsenin karıştığı yok ama o kimsenin karışmadığı ve göremediği yerde şu güzel vücudu nasıl tanzim etmiş, bebek olarak çıkıyor da sonra bugün dünyaya da sığmıyor gökte de dolaşıyor işte bu insan.

Akşam dinledim de radyoda, bir maymun bulmuşlar Amerika'da, iki ayak üzerine yürüyormuş maymun. İşte kemiklerini saymışlar, 48 mi gelmiş, 46 mı gelmiş, insan kemikleriyle denkleştiriyor da bir şeyler demek isteyecek, dinlemedim tabii arkasını.

Ha maymun, 1000 sene evvelki maymun bugün de yine o maymun. Yüz bin sene evvelki maymun yine bugün o maymun ama insan öyle mi?

İnsan günden güne tekemmül etmekte, bak bugün göklere de sığmıyor da ta aya gidiyor, bilmem nerelere gidiyor. Bu kadar kuvvet şu ufacık kafanın içerisindeki bir Cenâb-ı Hakk'ın verdiği nimetler.

Binâenaleyh hiç hayvandan [insan olur mu?]

Hayvandan hayvan olur, maymundan geldiysek yine bizim de bir maymun olmamız lazım. Bu tekemmül olmaz insanda. Tekemmül Allahu Teâlâ'nın insanı insandan yarattığından ileri gelir.

Onun için Cenâb-ı Hak üç şeyi kendi yed-i kudretiyle yaratmıştır; birisi insan, Adem aleyhisselam. Onu yed-i kudretiyle halk etmiştir. Binâenaleyh biz o Allah'ın yarattığı Adem'in evlatlarıyız, onun içindir ki;

Ve alleme'l-âdeme'l-esmâe küllehâ. "Bütün esmâyı Cenâb-ı Hak bu Adem'e talim etmiş öğretmiş, içine sindirmişti de melekler dediler ki;

"Bunu niye yarattın yâ Rabbi? Bak biz sana ibadet ediyoruz, hiç kusurumuz kabahatimiz de yok. Bu binâenaleyh yarın isyan da edecek, kabahat edecek kan dökecek bunlar. Bildirdiler işi, binâenaleyh buna lüzum yoktu?" demek gibi istediler de, gelin bakalım öyleyse dedi Cenâb-ı Hak, eşyayı sordu;

"Buna ne derler?" dedi.

Melek ne bilsin bunu görmemiş, Adem dedi ki, "Buna aporlo terler, buna teyp derler, buna bilmem ne derler, her eşyanın adını [söyledi,] Cenâb-ı Hak talim etti çünkü.

Ve alleme'l-âdeme'l-esmâe küllehâ. "Bütün esmayı Cenâb-ı Hak ona talim etmiş olduğundan dolayı [bildi ve söyledi.]

Maymunda bu sıfat var mı yahu?

Allah Allah!.. Hâlâ da bunu okuyup dinleyenlerde var işte.

Onun için Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn'eyi [oku.]

Ne diyor?

Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn. "Ey gavurlar!"

Açık şey yani bildiğimiz birşey; "Ey gavurlar!"

Gavurluğu sevmemek, gavurluğun fena olduğunu anlamak, kafamızda yerleştirmek, telkin diyorlar ya... Bir adama ne söylersen söyledikçe, söyledikçe o telkin onun kafasında yer ediyor sonra o telkinin esiri oluyor insan. Binâenaleyh insan da okuduklarının esiri olur.

Her zaman bu Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn'u okudukça yahut küfre ait böyle âyetleri okudukça küfrün fenalığını, zararlarını, kötülüğünü görür, yerlerinin cehennem olduğunu görür, ondan korunmak için sakınmak için Allah'a sığınır ve emrine itaat etmek zaruretinde kalır.

Dün bir hadîs-i şerîf yazıyordum, ki [Râmûz'da] ilk hadistir, Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem diyor ki,

Âtî bâbe'l-cenneti. "Ben cennetin kapısına gelirim." Fe-esteftihu. "O cennetin kapısının açılmasını isterim."

Talep ederim, açın kapıları derim, o bana sorar;

"Sen kimsin?"

İçeride hâzin var, bekçi var, cennetin bekçileri kapıyı kolaycacık açmazlar insana, evvela tahkik ederler.

Kimsin ki açalım?

Muhammedün. "Ben Muhammed sallalahu aleyhi ve sellem'im."

Ha der ki melek,

"Ben senden evvel kimseye bu kapıları açmamak için emrolundum, vazifemdi."

Buyurun der kapıları açar, Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem de cennete girer. Cennete ilk girecek peygamber bizim peygamberimizdir. Halbuki Adem aleyhisselam'dan beri bir sürü peygamber gelmiş; Musa aleyhisselam, İsa aleyhisselam gelmiş, Adem aleyhisselam'ın kendisi ilk peygamber olarak [gelmiş] fakat bunların hiç birisine ilk giriş şerefi verilmemiş. İlk giriş şerefi Cenâb-ı Peygamber'edir, ümmeti de hiçbir ümmet girmeden evvel bizim ümmet, peygamberimizin ümmeti girecek. Yani biz girmeden, diğer Musa'nın da ümmeti vardı, İsa'nın da ümmeti vardı ama onlara da giriş memnûdur; biz gireceğiz ondan sonra onlar da, o zamanda iman eden mü'minler de girecekler.

Onun için cennet denince insanın hayalinde yani öyle lâlettayin bir zevk yeri gibi gelmemeli. Lâlettayin bir zevk yeri değil, güzellerin en güzelliği, en müstesna, en bahtiyarlık saadeti selameti orada. Oradan Hz. Allah celle ve alâ kendisini bize göstermek şerefine nail olacağız, oradan göreceğiz. Cennete girilmeyince Allahu Teâlâ'yı görmek mümkün değil. Binâenaleyh cennete girmeyi isteriz ki o Cemâl-i İlahî'yi müşahade edelim orada diyerekten. Yasin'i okuruz, esteîzübillah;

İnne eshâbe'l-cenneti. Ashâbü'l-cenneh diyerekten orada onların envâi çeşit her arzuları [verilecek.]

Bugün bir evde sabah kahvaltıya gitmiştik, tabii asansörler var, güzelce bindik rahat. Dedim, bak bu dünyada bu rahatlık ne güzel ama âhirette böyle külfete de lüzum yok; düğmeye basacaksın işte bazen kalkacak bazen kalkmayacak, bazen arabanın kendisi yok, bekleyeceksin gelsin diyerekten... [Cennette] öyle iş yok, canının istediği vakitte derhal evinle beraber, sarayınla beraber istediğin yerde hazırsın. Onun için cennet çok müstesna bir yerdir.

Allah cümlemize nasip etsin inşallah.

Onun için Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn sûresini okumadan yatma, yattıktan sonra da sümme nem. "Ondan sonra uyu." Alâ hâtimetihâ fe-innehâ berâetüm mine'ş-şirki. "Bunu okumak suretiyle şirkten kendini kurtarmış olursun."

Tirmizî'nin, İbn Hibban'ın, Hâkim'in, Beyhakî'nin rivayetleri.

Yine bir tane daha rivayet ediyorlar ki;

İzâ eveyte ilâ firâşike. "Yine yatağımıza geldik yine yatacağız." Fe-kul. "De ki." Eûzü bi-kelimâtillahi't-tâmmâti min ğadabihî ve ikâbihî ve şerri ibâdihî ve min hemezâti'ş-şeyâtini ve eûzü bike rabbi en yahzurûn.

Bunları tabii ezberlemek ve bellemek de lazım. Çünkü Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem zamanın icaplarına göre böyle nasihatlarını temâdî ettirirlerdi.

"Yine uykuya yatmak istediğinizde bu duayı okuyun da öyle yatın." buyurdular. Çünkü bunun sebebi;

Enne ibne'l-muğîra şekâ ilâ rasulillâhi sallalahu aleyhi veselleme'l-erâke. "Bu İbn Muğîra denilen zât Cenâb-ı Peygamber'e gelmiş; 'Yâ Resûlullah, ben uyuyamıyorum.' demiş."

Uyku gelmiyor benim gözlerime, uyuyamıyorum ve birçok vesveseler, hayaletler beni rahatsız ediyor, uykudan mahrum kalıyorum, demiş.

Bi'l-leyli. "Geceleri hep böyle olduğundan bahsederekten şikayette bulunmuşta." ve kâle. Cenâb-ı Peygamber buyurmuş, fe-zekerahû. "Bu duayı tavsiye etmişler kendilerine, "Bu duayı oku yat, o zaman ne uykusuzluktan mahrum kalırsın ne de şeytan şeyleri gelip de seni rahatsız etmezler." demiş.

Bu bizim dua kitabımızda da yazılıdır, okumak isteyenler oradan da belleyebilirler.

Eûzü bi-kelimâtillahi't-tâmmâti min ğadabihî ve ikâbihî ve şerri ibâdihî ve min hemezâti'ş-şeyâtini ve eûzü bike rabbi en yahzurûn. Yani Cenâb-ı Hakk'ın gördüğümüz görmediğimiz birçok mahlukları vardır. O görmediğimiz mahluklardan insanlara bazen zararlar da olabilir.

Mikroplarda onların içerisine dahil değil mi?

Onları da görmüyoruz, görmediğimiz o mikroplar da, ufacık görünmeyen bir mahluk işte bazen insanların canına da okuyabiliyor.

Bu çok dikkate şayandır, gözümüzün göremediği kadar olan ufacık o mahluk koskoca insanı hatta dünyayı bugün şaşırttırıyor. Bir mikroptur; nereden geldi, nasıl oldu da koskocaman adamı yataklara düşürdü, en nihayetinde de ruhunu teslim etti gitti. Hakkından da gelinemiyor...

E ufacık mikrop nasıl koskocaman adamı devirebilir?

İşte Allahu Teâlâ'nın kudreti. Habeşlilerin kumandanları Mekke'ye geldiler, onlara da bir sivrisinek halk etti Cenâb-ı Hak, o kumandanın burnundan girdi, onun kafasında zınk zınk, ne yaptıysa [kurtulamadı,] kendisini dövdüre dövdüre rahatlanabiliyordu, başka türlü çare bulamadılar, en nihayet birisi bir tokmak patlattı gitti âhirete vesselam.

İzâ bâde't-dayfü mahrûmen fe-hakkun ale'l-müslimîne nusra hû hattâ ye'huzû kırâhu.

Buradaki mühim bir şey. Hepimize her zaman misafir gelir, memleketimize misafir gelir. Şimdi bir hamın da gelmiş kapıda beni bekliyor, dedi ki;

"Hastanede kızım var, şurada şu var, kocam öldü, şöyle zaruretim var, böyle zaruretim var, bana acaba yardım edilir mi burada? diyerekten derdini döktü.

E biz de dinledik ama elimizden ne gelecek tabiatıyla...

Şimdi misafirin tabii bir dış memleketten geleni olur bir de böyle camimize misafir olaraktan gelen garipler olur. Şimdi bu gariplerin bir hakkı var müslümanların üzerinde. Müslümanların üzerinde bir hakkı var.

Bu sabah, Kuveyt'ten bir kitap yollamışlar bir kardeşe, o da bize hediye etti, biz de açtık şöyle arasını bir baktık, imandan bahsederken diyor ki,

Vallâhi lâ yü'min. "Mü'min olamaz adam." Mü'min olması için, el-mü'minü men eminehü'n-nâs.

Sana sorsalar mü'min kimdir?

İşte namazını kılıyor, orucunu tutuyor, zekatını veriyor, lâ ilâhe illallah diyor, Allah diyor, müslüman budur. Bak Peygamber ne diyor sallallahu aleyhi ve sellem;

el-Mü'minü men eminehü'n-nâs. "Mü'min insanların emin olduğu bir adamdır."

Herkesin senden emin olduysa, şerrinden emin olduysa herkes senin, sen mü'minsin.

el-Müslimü men selime'l-müslimûne min lisânihî ve yedihî. "Elinden ve dilinden mü'minler ve müslümanlar ne zaman rahat oluyorlarsa, selamette oluyorlarsa, huzurda oluyorlarsa o zaman müslümansın, mü'minsin. Buna kimse bir şey demez."

Ama önüne geleni incitiyor, cebinden parasını alıyor, gırtlağını sıkıp bilmem ne yapıyor, şunu yapıyor bunu yapıyor, istediği zamanda da öldürebiliyor; isterse başını secdeden kaldırmasın, ne yapalım!

Onun için bir mü'min garip geldiği vakitte onun yardımına koşmak müslümanların hakkıdır. Ona hiç olmazsa o akşamlık misafirlik iktizası kendisinin, atının, hayvanının hatta köpeğinin de nafakasını o köylü, o kasabalı verecek o misafire. Hak bu... Vermiyorsa zorla alınır, vermiyorsa zorla alınacak bu misafir aç kalmayacak, hayvanı da aç kalmayacak, hizmetçisi de aç kalmayacak, hatta köpeği de aç kalmayacak. Bunların hepsinin nafakası müslümanların üzerine borç. Müslümanlar kulakların üzerine yatarlar "Bana ne!" derlerse, elbette bu hakkı Allahu Teâlâ nasıl alır alır!

Bir tane daha okuyayım;

İzâ eveyte ilâ fırâşike. "Yine yatağına geldiğin vakitte." Kul bismikellâhümme veda'tü cenbî.

Bak ne güzel kısacık dua!

Veda'tü cenbî tahhir lî kalbî ve tayyib kesbî vağfir zenbî.

Dört tane dua, ne dedi?

Bismikellâhümme. "Bismillah yâ Rabbi!" Veda'tü cenbî. "Şu yanımı ben yatağıma koydum yattım." Tahhir lî kalbî. "Yâ Rabbi! Benim kalbimi tâhir eyle, temiz eyle kalbimi, kalbim temiz olsun benim."

Şimdi yattığım bir saat, dinleneceğim, vücudum nasıl rahatlanacaksa kalbimin de temizliğini senden isterim yâ Rabbi! Ben kalbi temiz olan insanlardan olayım, kimseye zararım olmasın, kimseyi incitmeyeyim. Onun için;

Lâ yenfe'u mâlün ve lâ benûne illâ men etallâhe bi-kalbin selîmin. İşte bu kalbi selimi istiyor; "Yâ Rabbi! Benim kalbimi tâhir et, selim bil kalp olsun, selamette bir kalp olsun; kibiri, gururu, benliği, envâi çeşit hasedi, ucubu, riyası olmasın."

Halbuki en büyük belalardan birisi de bizim için, biz biraz tahsilimizi yükselttik miydi bir gurur istila eder bizi, bir gurur bir varlık istila eder, bundan sonra olur olmaz kimselere iltifat etmeyiz, selam vermeyiz, sözünü dinlemeyiz, bir çok felaketler... Bu en büyük bir yıkımdır! O senin sevmediğin, iltifat etmediğin insan belki indi ilahiyede senden çok muhterem ve çok sevgilidir.

Senin bildiklerin neden ibaret zaten?

Dünyanın şusundan busundan ibaret bir bilgi, buna ne mağrur oluyorsun, o zekayı sana veren Allah celle ve alâ'ya şükret ki seni mümtaz bir insan yaratmış, binâenaleyh Allahu Teâlâ'nın yarattığı mahluklara şevkat lazım.

Onun için diyorlar ki İslâm iki şeyden ibarettir; birisi Allah'a ibadet, diğeri mahlûkuna şevkat. Allah'a kulluk mahlûkuna şevkat. E biraz biz mağrur olduk muydu o şevkat bizim üzerimizden kalkıyor, ondan sonra bir kibir, bir benlik, bir ucup kendimizi istila ediyor, ondan sonra olur olmaz şeylere artık kulak asmıyoruz.

Allah kusurlarımızı affetsin.

Onun için yatağa girdiğin vakitte de ki;

"Ya Rab! Bana selamet ver, bu bilgiyi sen verdin, varlığı da sen verdin, sıhhatı da sen verdin şimdi ben de rahatlanıp yatıyorum sen benim kalbimi temiz et."

Çünkü kalbin temizliği senin elinde değil. O kalpler Allah'ındır, bütün beşerin Allahu Teâlâ'nın yedi kudretindedir dilediği vakitte böyle yapar, dilediği vakitte böyle yapar. Binâenaleyh;

"Yâ Rab! Benim kalbimi tâhir et, temiz et herkesin seveceği bir kul olayım, senin de razı olacağın bir kul olayım."

Daha bununla beraber, ve tayyib kesbî. "Kazancımı da temiz et yâ Rabbi, tayyib et."

Tîyb başka halal başkadır ha! Tîyb başka, bak tayyib diyor burada.

"Kesbimi, kazancımı tayyib et yâ Rabbi"

Tayyib ne?

Kazandığınız, helalden kazandığınız paralar helaldir ama ezân-ı Muhammediye okunmuş, mesela bir misal. Ezân-ı Muhammediye okunduğu vakitte bir müşteri de gelmiş, satarız hakkımızdır ama tîyblikten çıkarız. O zaman diyecek ki;

"Kardaş! Bak ezan okundu, Allah'ın daveti var şimdi, biz oraya gitmekle mükellefiz. [Namazdan sonra] gelebilirsen gel veyahutta başka yere git, ben şimdi ibadete gidiyorum."

Bu ibadetle yapılan kazanç tîybtir. Eğer yine satarsın namazı da sonra gelir kılarsın o da caiz, fakat tîyb olmaz helallikte kalır. Ama burada diyor ki; "Yâ Rabbi! Benim kesbimi tîyb eyle!" diyor.

Çok dikkatli olayım kendime, helalin üstünde bir ihtimam göstereyim. Çünkü vücudumuz yediğimiz yemeğe göre hazırlanır. Helal yiyen insanlardan daima iyi şeyler sudûr eder, iyilikler sudûr eder.

E helali bırakmış haramla geçinen kullardan?

Onlardan da hayır olmaz. Çünkü o haramlar hayırlara sevk etmez insanları, onun için kazanca çok dikkat etmek lazım.

Daha?

Vağfir zenbî. "Bir de günahlarımda var yâ Rabbi! Onların da mağfiretini senden isterim." diyerekten [yatmadan önce dua etmeli...]

Hz. İbn Abbas'ın rivayetidir bu da.

Allah cümlemizin kusurunu affetsin, tevfîkât-ı samadaniyesine mazhar etsin, sevdiği ve razı olduğu kulların arasına kabul buyursun inşallah.

Şurada bir hadis daha var onu da okusak iyi olacak;

İzâ bâ'astüm ileyye rasûlen. "Cenâb-ı Peygamber'e elçiler geliyor her taraftan, böyle bir elçi bana gönderirken." Fec'alûhü hasene'l-vechi. "Güzel yüzlüsünü seçin de öyle yollayın bana."

Dikkat edin ama, Cenâb-ı Peygamber bak ne diyor?

"Bana elçi göndereceksiniz, göndereceğiniz elçilerin arasında gelecek insanların güzel yüzlü olmasını seçin, o güzel yüzlüyü bana yollayın."

Hasene'l-vechi hasene'l-isim. "[Yüzü güzel olduğu gibi] adı da güzel olsun ama."

Demirden topraktan olmasın adı, taştan buluttan olmasın, güzel isim olsun; Ahmet, Mehmet, Hasan, Hüseyin... gibi güzel isimlerden olsun.

Burada demişler ki, cemaat toplandı [namaz kılınacak...] Şimdi eskiden böyle muvazzaf imamlar yoktu tabii, muvazzaf imamlar kim bilir ne zaman tayin edilmiş. Önüne gelen, kendisinde kabiliyet bulunan insanlar geçer namazlarını kıldırırlardı da, şimdi burada diyor ki;

"Hep sülehâdan insanlar, güzel insanlar, akıllı başlı, yaşlı başlı adamlar... Namaz kılınacak, birisinin imam olması lazım, kimin imam olması lazım, hepsi de fakih salih adamlar?

O zaman diyor ki.; Fe-ahsenühüm vechen. "İçlerinde güzel yüzlüsü kimse o geçsin namaza." diyor.

Bu 15'şe kadar, 15 tane kadar şart var böyle. O 15 şarttan evvelkisi yüzü güzel [olması].

Hepsinin de yüzü güzel?

O zaman başka şeyler ararız.

Demişler ki, "Yüzü güzel olunca şehveti tahrik etmez mi?"

Hayır yüzü güzelden maksadımız tenâsübü endâmet sahibi olsun. Tenasübü endâme sahip olan insan.

Bazı insan, af edersin, kambur olur, boyu pek alçak olur, kendisi çok şişman olur, şaşı olur, sağır olur, kulakları duymaz olur, tenâsübü endâm denilen şey bulunmaz.

Onun için yüzü güzellikten murad, tenâsübü endâma sahip insan olsun demektir.

Yine;

İzâ be'asallâhü'l-halâike yevme'l-kıyâmeti.

Yukarıki geçen hadisi tekid olduğu için bunu da okumayı arzu ettim.

"Yine Cenâb-ı Hak kıyamet gününde bu halkı huzurunda topladığı vakitte." Nâdâ münâdin min tahti'l-arşi selâsete esvâti. "Arşın altından yine üç tane münâdi nida eder üç kere."

Ne der?

Yâ ma'şera'l-muvahhidîne. "Ey muvahhidîn toplulukları, ey tevhit toplulukları, ey müslümanlar, ey ehli iman!" İnnellâhe kad afâ anküm. "Allah sizi mağfiret eyledi." Fe'l-ya'fü ba'düküm an ba'adin. "Sizin de bazınızın bazınızda hakları vardır ya, siz de o hakları affedin."

Yani siz de haklarınızı affedin Allah'ta sizi affetti. O zaman işte herkes biribirini affedip inşallah cennete giren kulların arasına dahil edecek, cümlemizi inşallah etsin.

Bir de salât ü selâm okuyalım da öyle ayrılalım.

Sayfa Başı