M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Efendimiz’in Sünnetini Çiğnemeye Utanmaz mısınız?

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Diyelim cümle günahlarımızın tamamen affı için;

Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah el-Azîm el-Kerîm ellezî lâ ilahe illa hû el-Hayye'l-Kayyûm ve etûbü ileyh. Allahümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebûü leke bi-ni'metike aleyye ve ebûü bi-zembî fağfirlî fe-innehû lâ yeğfirü'z-zünûbe illâ ente.

Ramazan ğufran ayıdır.

Allah cümlemizi mağfiret eylesin.

Şu son akşam. İşçiler çalışır çalışır, işi bitince biriken paralarını patron, iş sahibi, zengin verir. Peygamber Efendimiz bizim durumumuzu Ramazan'ın son 10 gününde ona benzetiyor. Müslümanlar ramazan boyu çalışıyor, Allahu Teâlâ hazretleri en sonunda en büyük mükafatı, çalışanların mükafatlarını verir diye bildiriyor.

Allahu Teâlâ hazretleri hem günahlarımızı affetsin hem de fazl u kereminden bize büyük ecirler, sevaplar ihsan eylesin. Annemizden doğduğumuz gündeki kadar masum, temiz, pırıl pırıl pak olmayı Allah hepimize nasip etsin.

Bundan sonra bir daha günahlara bulaşmamaya çok dikkat edin, devamlı abdestli gezerseniz şeytan yanınıza sokulamaz, sizi kandıramaz; devamlı abdestli gezin, hep abdestli, hazırlıklı bulunun. Her bir vereceğim zikirleri çekin, zikirler ne kadar sevap kazandırıyor, âhirette insanın yüzünü nasıl güldürüyor. O zikirleri her gün çekince de kâr edersiniz, mânevî feyziniz, sevabınız çok olur. İnsanı zikir de korur; çünkü zikrullah da koruyucu etkiye sahiptir, kale gibidir, zikreden korunur. Onun için zikir vazifelerinizi de yapın.

Üzerinizde kul hakları varsa ödeyin. Kazaya kalmış namazlarınız varsa onları da ödemeye devam edin. Üzerinizde borç kalmayıncaya kadar kazaları ödeyeceksiniz.

Devamlı abdestli gezeceksiniz; zikir yapacağınız, günlük zikirleri yapacağınız zaman, günün sakin, temiz, tenha bir zamanında; hangi zamanınız en sakin, en tatlı, en huzurlu ise o sakin zamanda temiz, tenha bir yere evinizde veya nerede bulunuyorsanız o müsait yerde kıbleye doğru diz çöküp hürmetkâr bir şekilde oturursunuz, gözünüzü de yumarsınız; çünkü insan gözünü yumdu mu feyzi çok olur, daha başka faydalara da nâil olur.

Evvela 25 defa estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah... diye başlarsınız. Sonra bir Fâtiha üç Kulhüvallah besmeleleri ile okuyup, bunların sevabını Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e ve Peygamber Efendimiz'den bize kadar gelmiş, geçmiş, göçmüş bütün evliyâullah büyüklerimizin, müçtehidlerimizin, mürşid-i kâmillerimizin, kutb-u aktab, gavs-ı âzâmlarımızın ruhlarına hediye edersiniz. Peygamberimiz'in ve o mübarek büyüklerimizin şefaatlerini, mânevî yardımlarını, iltifatlarını, temenni ve niyaz edersiniz. Sonra gözünüzü kapatırsınız, derin derin üç şeyi düşünürsünüz.

Zikre oturdunuz ya, zikre girişmeden önce böyle yapacaksınız. Gözünüzü kapatacaksınız; en önce birinci düşüneceğiniz şey tasavvufta buna râbıta-ı mevt diyoruz, ölümü düşünmek, tefekkür-ü mevt de, tezekkür-ü mevt de deniliyor. Bu dünyanın fâni olduğunu, bir gün gelip sıranın bize de geleceğini, bu dünyadan bizim de gideceğimizi düşünürsünüz, nasıl gideceğinizi de göz önüne getirirsiniz.

Son demim nasıl olacak? Nerede olacak? Kaç yaşında olacak? Nasıl olacak? Azrail gelince karşısında ne yapacağım? Azrail canımı nasıl alacak? Sonra neler olacak?

Onları göz önüne getirirsiniz, nasıl yıkanıp, kefenlenip, namazınız kılınıp, kabre konulduğunuzu, kabirde nasıl meleklerin gelip sorgu sual ettiğini, sonra nasıl kıyamet kopunca kabirden kalkacağınızı, mahşer yerinde toplanacağınızı düşünürsünüz. Mahkeme-i Kübrâ, büyük mahkeme, en büyük mahkeme kurulmuş, Allahu Teâlâ hazretleri kullarından hesap soruyor, hesaplarını alıyor, amellerini değerlendiriyor... Onları düşünürsünüz, hesabın nasıl zor olduğunu düşünürsünüz. Sonra hesaptan geçince mü'minlerin nasıl cennete sevine sevine, uça koşa, nasıl gidip, nasıl ebedî saadete erdiğini düşünürsünüz. Mücrimlerin, günahkârların, kafirlerin de cayır cayır ateşlerin içine atılıp nasıl yandığını düşünürsünüz.

Nefsinize dersiniz ki kendinize, kendi kendinizle konuşup, kendi kendinize nasihat edip dersiniz ki;

"Var mı bu dünyada kalan hiç? Hiç kalan var mı? Ne peygamberlerden kalan var ne padişahlardan. Ne pehlivanlardan kalan var ne zayıflardan. Ne zenginlerden kalan var ne fakirlerden. Herkes bu dünyadan göçüyor, sen göçmeyecek misin? Göçünce halin ne olacak? O tarafa hazırlık yapman gerekmez mi? Aklını başına toplasana, nedir bu gidişin sonu? Nereye varacak?" diye kendinize nasihat edersiniz. Aklınıza gelen nasihatleri yaparsınız. Bu bir, buna râbıta-ı mevt deniyor.

Râbıta bizim tarikatımızda "tefekkür, düşünmek ama etraflıca düşünmek, hayaline getirerek düşünmek, tecessüm ettirerek düşünmek, kuvvetli düşünmek" demek. Düşünmekten daha ileri olduğundan, râbıta denmiş.

1- Ölümü böyle düşüneceksiniz. Ölümü düşünmeyi Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Ölüm düşüncesi insanı islah eder. Ölüm düşüncesi insanı günahlardan çeker, ölüm düşüncesi insanı iyi insan olmaya yönlendirir, tevbe ettirir, doğru yola sokar. Onun için bir vazifeniz, her gün bunu düşünmek. Sevabı da çoktur. Ölümü düşünen insanın kalbi nurlanır. Yani gözünüzü kapattığınız zaman kapkara olan aleminiz pürnûr olur. Kalbiniz nurlanır, kalbinizin pası gider, evliyâullahın hallerine erersiniz. Ölümü düşünmek insana çok feyiz kazandırır. Onun için biir, ölümü düşüneceksiniz, râbıta-ı mevt yapacaksınız.

2- Râbıta-ı mürşid yapmak yani mürşidini düşünecek. İnsanlar keşke hep alimlerle beraber olsa, hep Kur'an, hadis, nasihat dinlese de doğru yolda kalsa! Hep kendisini çekip çeviren, hep güzel şeyleri ona öğreten, hep kendisini cennete doğru yönlendiren bir insanın yanında olsa!.. ama her zaman olmuyor; bir kere evler ayrı, insan akşamları ayrılıyor. Ondan sonra insanın hocası varsa bile bazen şehirler ayrı oluyor, bazen ülkeler ayrı oluyor ama bunun bir çaresi vardır. İnsan gözünü kapadı mı, gözünü kapayınca beraberlik olur. Hayaline getirirsin, hayalinde insan beraber olur. İşte buna râbıta-ı mürşid derler.

Siz de böyle zikre oturduğunuz zaman, güzelce râbıta-ı mürşid yaparsınız, bizi karşınızda göz önüne getirip, evliyâullah büyüklerimizle oturmuşuz, mübarekler, Peygamber Efendimiz'in şu Ravza-ı Mutahharesinin önüne oturmuşuz gibi şu resmi mesela, göz önüne getirin. Oo arkalara doğru sâdât ve meşâhiy-i turuk-u aliyyemiz dolu, en arkada iki cihan güneşi Peygamberimiz Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; öylece beraberce bulunuyoruz diye göz önüne getirin.

İnsan şeyhine râbıta yapınca çok feyizler alır. Çok kafası düzelir, çok kötü duygular içinden gider, çok çabuk ilerler. Doğrudan doğruya sırf bu çare ile, bunu uygulayarak salih insan olanlar var, sırf râbıta ile, çok kuvvetli bir çaredir, onun için râbıta-ı mürşidi de güzelce yapın.

3- Üçüncü rabıtaya, râbıta-ı huzûr denir.

Huzur neyin huzuru?

Cenâb-ı Hakk'ın huzuru.

Hepimiz Cenâb-ı Hakk'ın her yerde hâzır ve nâzır olduğunu bilmiyor muyuz?

Kur'anı Kerim söylemiyor mu?

Ve hüve me'aküm eyne mâ küntüm. "Siz nerede olursanız olun Allah sizin yanınızda." demiyor mu?

Ve hüve me'aküm. Hatta;

Ve nahnu akrabu ileyhi min habbi'l-verîd. "Biz insana şah damarından daha yakınız." demiyor mu?

Diyor.

Herşeyi görür, herşeyi işitir, herşeyi bilir, herşeye kadirdir demiyor mu?

Biliyoruz tamam, o halde aslında biz O'nun huzurundayız. Her zaman Cenâb-ı Hakk'ın huzurundayız bunu unutmayın. Yalnız değiliz, uzak değiliz, Cenâb-ı Hakk'ın huzurundayız, huzurda olan insan edebini takınır; "Cenâb-ı Hakk beni görüyor, ben O'nun huzurundayım." der, ayağını bile uzatamaz. O kadar edepli olur; oturuşu edepli olur, herşeyi edepli olur.

Bunu da yapacaksınız, Cenâb-ı Hakk'ın huzurunda olduğunuzu düşüneceksiniz. Gözünüz kapalı; "Yâ Rabbi! Ben Sen'i göremem tamam, benim bu gözlerim zaten çevremdeki birçok şeyi göremiyor; ilmin var olduğunu söylediği pek çok şeyi bile ben göremiyorum. Aletlerle anlıyoruz da ama ben göremiyorum. Sen'i göremem; güneşe bakamam gözlerim kamaşır, Sen'i göremem ama Sen beni görüyorsun, Sen benim Rabbimsin; beni yaradan, yaşatan, rızkımı veren Sensin Yâ Rabbi! Ben, ben Sana nasıl şükredeyim! Ne kadar şükretsem, ömrümü şükürle geçirsem yine az gelir. Her an hamd ü senâ etsem az gelir ama nerede şükretmek, ben daha günah işledim! Şükredecekken günah işledim, hatâ işledim, neler yaptım neler... Aklıma geldikçe utanıyorum, yerin dibine geçiyorum. Yer yarılsa da yerin içine girsem diye şey yapıyorum. Beni affet Allah'ım! Beni bağışla! Bağışlamayı seversin, tevbe edenleri seversin, beni de sevdiğin kulların arasına kabul eyle. Bana da yardım eyle, bundan sonra ben senin güzel kulun olarak yaşayayım yâ Rabbi!" diye dua edersiniz.

Demek ki zikre oturunca, hemen Allah Allah diye zikre başlanmıyor, bir ölümü düşünüyor derviş, bir şeyhiyle mânevî bağlantısını kuruyor, istasyonu düğmeden ayarlıyor, bağlantıyı kuruyor, ondan sonra üçüncüde de Cenâb-ı Hakk'ın kendisini gördüğünü, Allah'ın huzurunda olduğunu bilip edebini takınıyor, Cenâb-ı Hakk'a yalvarıyor, niyaz ediyor, ondan sonra tesbihi alıyor çekmeye başlıyor. Bunları düşündükten sonra yapılan zikrin ne kadar tatlı olduğunu düşünün. Bunları düşünen bir insanın, bu duyguları kazandıktan sonra zikir yaparken ne kadar zevk aldığını bir düşünün!

Peygamber Efendimiz'in tavsiye ettiği güzel zikirlerden beş tanesini size söyleyeceğim [siz de onları] yapacaksınız, her gün yapacaksınız, her gün günlük vazife. Günde üç defa yemek yiyorsunuz çok gelmiyor; dayanamıyoruz aralarda da yiyoruz, onlara da atıştırma diyoruz, misafirliğe gittiğimiz zaman da yiyoruz... Günde her gün bu zikirleri yapacaksınız; faydanız için, kâr etmek için, kazanmak için, kurtulmak için.

100 defa estağfirullah, bir. Estağfirullah, estağfirullah... Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Kendisi de 100 defa [estağfirullah] çekerdi, hadîs-i şerîflerde var. Peygamber olduğu, Habibullah olduğu, Allah'ın en sevgili kulu olduğu halde çekerdi.

100 defa lâ ilahe illallah çekersiniz. Haydi bugünün hatırası olarak unutmayın sizlere özel bir zikir; hadîs-i şerîfte geçen, Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh. Vahdehû lâ şerîke lehi de ekleyin.

Ne diyor hadîs-i şerîfte?

"Ondan daha yüksek bir fazileti kazanmış insan mahşer yerine gelemez." diyor, daha çok çeken ayrı diyor. 100 defa lâ ilahe illallah diyeceksiniz, bu akşamın hatırası olarak o hadisten alınan vahdehû lâ şerîke lehûyü de ekleyin. Şöyle, Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh, Lâ ilâhe illallahu vahdehû lâ şerîke leh... yüz [defa], o sevap da kazanılmış olur.

Sonra 1.000 defa Allah, Allah, Allah, Allah... Allah lafza-i celâl'ini çekin. Lafza-i celâl, Allah sözü, çok kıymetli, çok derin anlamlı bir sözdür. Çünkü bütün Esmâ-i Hüsnâ içindedir. Allah sözünün içinde, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz isimleri, binbir adı, 99 Esmâ-i Hüsnâ'sı hepsi Allah sözünün içindedir, çok çok kıymetlidir. Onun için onu da Allah, Allah... diye 1.000 defa çekin. Her 100 defa tesbihi bir devirdiğiniz, çevirdiğiniz zaman, duracaksınız; İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî diyeceksiniz.

Bu sözü öğrenin, bu söz bizim imanımızın kocaman betonarme temel taşıdır, en sağlam temelidir. Çok önemli bir söz bu.

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî ne demek?

"Yâ Rabbi! Herkesin bir isteği var, ben Seni istiyorum. Benim matlubum Sensin, benim istediğim Sensin." Kimisi araba ister, kimisi ev ister, kimisi evlenmek ister, kimisi para ister, kimisi kayık ister, çocuklar motorsiklet ister vesaire herkesin bir maksudu var, isteği var Yâ Rabbi! ben seni istiyorum.

İlâhî ente maksûdî. "Ben seni istiyorum." Ve rıdâke matlûbî. "Ve senin rızanı kazanmayı istiyorum."

Her işimi Senin rızanı kazanmak için yapacağım, rızanın olduğu işi yapacağım, rızanın olmadığı işi yapmayacağım. Rızanı kaybetmeme sebep olacak işin yanına tevbeler tevbesi yanaşmayacağım diye [söylemek] yani ilâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî o mânaya geliyor. Bunu öğrenin, bunun levhasını alın evinize asın, rozetini alın yakanıza takın, kalbinize nakşedin, mânevî nurlu kalemle kalbinizin, gönlünüzün [derinliklerine] ilâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî yazın.

Gönül ne demek? Gönül neresi?

Gözünü kapattığın zaman, işte gözünüzün önündeki yer insanın gönlü. Kapkara; gönül kara olunca tabii gözünü kapattığın zaman da kara olur. Herkesin öyle değil, herkes gözünü kapattığı zaman neler görüyor. Gönlün kararması o işte! Gönlün aydınlanması da o karanlıkların açılması. Oraya ilâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî'yi yazın.

100 defa da Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e salât ü selâm getirin. Resûlullah'ın sevgisini içinize yerleştirin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i çoluk çocuğunuza sevdirin. Peygamber Efendimiz'i sevmenin çarelerini arayın.

"Ne yaparsam Resûlullah'ın sevgisi benim gönlüme lütfen gelir, beni şereflendirir? Kalbime Resûlullah'ın sevgisi nasıl gelir, ne yapayım?" diye, Resûlullah'ı sevmeye çalışın, sevmenin yollarını, vesilelerini, vasıtalarını arayın.

Sonra bilin ki Peygamber Efendimiz'e salât ü selâm getirdiğiniz zaman çok büyük sonuçlar meydana gelir.

Ne meydana gelir?

Bir kere, sen birisine selam verdin mi ne diyor?

Selamün aleyküm Ahmed Bey, ne oluyor?

Ahmed Bey de aleyküm selâm diyor, selâmı alıyor. Peygamber Efendimiz kendisine selâm getirene selâm verir. Peygamber Efendimiz'e bildirilir, melekler anında Peygamber Efendimiz'e bildirirler.

Olur mu öyle şey?

Radyodan oluyor da [meleklerle] niye olmasın, melekler radyodan daha mı âciz? Radyonun düğmesinden benim buradaki konuşmamı İstanbul'dan dinleyemiyor mu? Vaaz veriyorum ben, anında canlı yayın dinleyemiyor mu?

Dinliyor.

E radyo nasıl dinlettiriyor bu benim konuşmamı?

Elektronik dalgaların üstüne benim seslerin frekanslarını bindiriyor yolluyor; dıgıdık dıgıdık dalgalar götürüyor. Öyle tasavvur et yani işin esrarını anlayamazsan öyle anla, oradan anla.

Anında Peygamber Efendimiz'e gider, Peygamber Efendimiz de kendisine salât ü selâm edeni adıyla sanıyla bilir. Kulu'lu, filancanın oğlu falanca, Stokholm'un Şarholmen [Skärholmen] mahallesinden [salât ü] selâm getirdi, bilir. Allahu Teâlâ hazretleri bu hususiyeti Peygamber Efendimiz'e vermiş. Peygamber Efendimiz kendisini ziyarete gelirken yolda konuşulan şeyleri, "Siz yolda böyle böyle konuştunuz." diye gelen insana söylerdi.

Vâiz çıkmış kürsüye, "Gaybı Allah'tan başkası bilmez." diyor. Dangalak, Peygamber Efendimiz nasıl biliyor!? Yani öyle hemen itiraz [olur mu?] O kerametleri inkâr etmek için diyor onu. [Kerametleri] inkar etmek için çıkmış ordan, "Gaybı Allah'tan başkası bilmez." [diyor.]

Gaybı Allah peygamberine bildirirse ne diyeceksin o zaman?

Kürsüden tepe taklak düş aşağıya o zaman.

Allah bildirmişse ne yapacaksın?

Allah bildirdi mi bilir.

Allah bildirmiyor mu? Sana bana bile, zamanı geliyor bildirmiyor mu? Rüyada görüp de ertesi gün çıkmıyor mu? Rüyada gördüğümüz şey ertesi gün çıkmıyor mu?

Vallahi billahi çıkıyor. Şıp diye çıkıyor, önceden, olmadan evvel.

Peygamber Efendimiz size salât ü selâm verse ne olur?

Tamam, sizin selamınızı Resûlullah duydu tamam. Resûlullah da size ve aleyküm selâm derse ne olur? Size selâm olsun derse Allahu Teâlâ hazretleri Resûlullah'ın hatırını kırar mı, Peygamber Efendimiz'in temennisini kırar mı? O, "Sana da selâm olsun." dediği zaman Allahu Teâlâ hazretleri yok mu der yoksa Peygamber Efendimiz'in hatırına, "Haydi bakalım ona da selâm olsun." mu der?

Onun için, bunları salât ü selâmı anlatmak için söylüyorum. Çok basit şeyler ama anlayamıyoruz. Çok basit şeyleri 40 sene, 50 sene, 60 sene, 70 sene geçiyor da insanlar söylenmediği için duymuyorlar.

Neler biliyorlar! Sineğin kanadını, incirin çekirdeğini biliyor. Brezilya takımının santraforunun, ismini soyadını, kaç gol attığını biliyor ama asıl lazım olacak şeyi bilmiyor.

100 defa da Kulhüvallah okuyun.

Kaç oldu?

100 Estağfirullah.

100 Lâ ilahe illallahu vahdehû lâ şerîke leh.

1.000 defa Allah, Allah, Allah... Her 100 defasında, ilahî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî.

100 defa Peygamber Efendimiz'e aşk ile şevk ile salât ü selâm.

100 defa da Kulhüvallâhu ehad sûresi.

Niye bu Kulhüvallâhu ehad sûresini de ekledin hocam?

Kulhüvallâhu ehad sûresinin tefsirini açsam da şurada size okusam benden ileri kulhüvallahçı olursunuz. Benden öne geçersiniz, beni gerilerde bırakırsınız. O kadar sevabı, o kadar kıymeti, o kadar güzellikleri var. Onun için Kulhüvallah'ı da 100 defa okuyun.

Bir kere Kulhüvallah; bir Kulhüvallah okudun mu Kur'ân-ı Kerîm'in sülüsü, üçte birini okumuş kadar sevap kazanıyor. Üçte bir hatim indirmiş kadar sevap kazanıveriyor, veriyor Allah, garibanlara veriyor. Çocuk, Kulhüvallah'ı öğrendi, okudu, [sevabı] alıyor hemen. Hafızlığı mafızlığı yok. Kur'an'ı kem küm kem küm iki üç ayda bitiremez ama Cenâb-ı Hak Kur'an'ın üçte birini okumuş kadar sevabı veriyor.

Bu zikirleri çekersiniz, ondan sonra el açarsınız Allah'a dua edersiniz, dünyanıza, âhiretinize ait dileklerinizi sıralarsınız, istersiniz.

Ayıp olmaz mı? Çok istemek ayıp olmaz mı?

Hayır. Allahu Teâlâ hazretleri istenmesini seviyor, istenmesini kendisi buyuruyor, emrediyor;

Ve kâle rabbukümü'd-'ûnî.

Üd'ûnî ne demek?

"Bana dua edin!" Emir. Üd'ûnî. "Sizler bana dua edin." Bir de sonucunu da bildiriyor; estecib leküm. "Dua edin, Ben cevap veririm, duanızı kabul ederim, duanıza isticâbe ederim." Arkasından mükafatını da söylüyor.

Onun için ana babanıza, geçmişlerinize dua edersiniz bizi de duadan unutmazsınız. Biz de işte böyle âciz nâciz hocanız olarak bizi de duadan unutmayın.

Şimdi ben size bir zikir telkin edeyim, beni dinleyin. Peygamber Efendimiz de [sahâbe-i kirâmı] karşısına oturtmuş, zikir telkin etmiş.

Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah...

Şimdi buyrun siz de hep beraber söyleyin Allah şahid olsun.

Lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah, lâ ilâhe illallah...

Allah...

Allah...

Allah...

Allah...

Şimdi ağzınızı kapatın gözünüzü de yumun, ağzınız kapalı Allah demeye içinizden sessiz devam edin...

Allah mübarek eylesin.

Şimdi bu, insanın içinden Allah demesi ilk başta zor olur, sonra kolaylaşır, sonra hızlanır, hızlanır, hızlanır. İlk başta tekerin zor döndüğü gibi zor döner, ondan sonra dervişin kalbi zikre alışınca, hızlanır; sonra bir hâle gelir ki durmaz, çalışmaya devam eder. Devamlı zikreder, devamlı zikreder, hatta uyurken bile zikreder, hatta sen uyuyanın yanına gidip onun zikrini duyarsın. Horultusu ile beraber zikrini duyarsın. Vallahi billahi ben duyduğum için söylüyorum. Zikre çalıştığın zaman öyle olur.

Bu, diliniz kıpırdamadan, ses çıkmadan, ağzınız kapalı zikri öğrenmek çok, çok iyi birşeydir. Çünkü o zaman her yerde zikredersiniz, kimse de anlamaz. Böyle durursun, içerden zikrediyorsun, adam anlamaz. Sesli zikretsen bakarlar, "Ya, Allah Allah! Taciz etme ya!" derler. Dudağın kıpırdasa, "Bunda bir şey mi var ne oluyor bu böyle?" derler. Ama içinden zikredersin, Cenâb-ı Hakk'ın zikri ile meşgul olursun, sevap kazanırsın, her an sevap kazanırsın. Her an milyonlarca sevap kazanırsın. An içinde, milyonlarca sevap kazanırsın.

Her Allah dedikçe, 4.900.000 misli sevap kazanılıyor. Hesapladım ben, bir Allah demenin mükafatı, kat sayısı 4.900.000 misli oluyor.

Neden öyle?

İnsan duyulur bir şekilde [sesli] Allah dediği zaman; Allah Allah Allah Allah dediği zaman sevabı bire 70.000. Allah, 70.000, Allah, 70.000, Allah, 70.000. Peygamber Efendimiz, "Bunu içinden yaptığın zaman bunun 70 kat fazlası." diyor. 70.000'in 70 kat fazlası benim dediğim 4.900.000 eder, 5.000.000'a yakın. İçinden Allah dedikçe o zaman sevap 5.000.000, 5.000.000, gidiyor. E öyle bir derviş de o zaman sevapları birikiyor, günahları eriyor, Allah'ın hoş bir tatlı kulu oluyor, o zaman tadına doyum olmuyor. Herkes koyacak yer bulamıyorlar; "Başıma mı koysam, ciğerini mi yesem, bağrıma mı bassam, kalbime mi soksam?" ne yapacağını şaşırıyor.

Neden?

Tatlı bir insan oluyor da ondan. Her zaman Allah deyin, her yerde Allah deyin, her fırsatta Allah deyin. Eliniz çalışırken kalbiniz Allah desin, ayağınız yürürken kalbiniz Allah desin. Her zaman Allah deyin, sevabınız çok olur.

Hiç itiraz gelmedi mi Süleyman Çelebi'ye içinizden?

Her nefeste Allah adın der müdâm.

Allah adıyla olur her iş tamam.

Mevlüdü kaç defa duyduk;

Her nefeste Allah adın der müdâm.

Her nefeste Allah Allah Allah; her nefeste Allah adını söyle diyor. "Ya Süleyman Efendi, ya sen de Çelebi, Çelebim, Bursalı Çelebim, sen de anma yaptın ha!"

Hiç itiraz gelmedi mi hiç? Yoksa mübalağa mı ediyor sandınız?

Mübalağa değil az bile söylemiş.

Çünkü bir derviş, her nefeste kaç defa Allah der biliyor musunuz?

Bir defa değil, hem de başka işleri hiç aksamadan kaç defa Allah der?

Bir nefes alır; bir nefeste 21 defa lâ ilahe illallah der. Bir nefeste Allah ne demek! Çok seyrek bir şey, aralıklı, çok aralıklı...

Onun için her zaman [Allah'ı çok zikredin.] Bunlar hatırınızda kalsın diye mukayeseli anlatıyorum. Gece geç vakit ama benim uykum yok sizin varsa bilmem, size aldırmıyorum, meseleyi bilesiniz diye böyle anlatıyorum.

Böyle zikirleri yapın.

Bizim yolumuz ne yolu?

Sen hangi yoldasın hocam?

Başka hocalara biraz benzemiyoruz biz, bizim yolumuz Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılmak, o yolda yürümek yolu.

Onun için bizim ders kitabımız, benim demin okuduğum neydi?

Hadis kitabıydı, biz hadis okuruz, Peygamber Efendimiz'in sözünü tutarız. Onun için Peygamber Efendimiz'in sözünü tutunca da biraz farklılıklar oluyor. Farklı olan düşünsün. Sorun benim sorunum değil, farklı olanın sorunu. Ben Resûlullah'ın emrini tutuyorum benim için hava hoş, ama o niçin farklı, o düşünsün.

O niye acaba farklılaşmış? Kime benzemiş? Ben Resûlullah'a benziyorum da, eski müslümanlara benziyorum da o kime benziyor? Beni tenkid eden, beğenmeyen, "Öyle de olmaz yahu." diyen.

Peki nasıl olsun? Haydi senin de gönlün olsun, söyle bana nasıl istiyorsun sen? Alman gibi mi olayım? İsveçli gibi mi olayım? İngiliz gibi mi olayım? Nasıl olmamı istiyorsun? Artist gibi mi olayım? Bıyıklarımı nasıl yapayım? Klark Geybıl [Clark Gable] gibi mi yapayım? Çantamı Ceymis[James] Bond'un çantası gibi mi yapayım? Nasıl yapayım, ne istiyorsun kardeşim sen? Kime benzeyeyim ben? Kime benzersem kurtulurum ben? Kime benzediğim zaman Allah beni sever? Sen söyle bakayım, Allah onları seviyor mu? O senin beni benzetmeye çağırdığın kimseleri Allah seviyor mu? Şarkıcı, artist, bilmem ne... Allah kimi seviyorsa ben ona benzeyeyim.

Allah kullardan en çok kimi seviyor?

Peygamber Efendimiz'i.

Allah en çok Peygamber Efendimiz'i seviyorsa, akıl, mantık, matematik neyi gösterir?

Allah'ın sevgisini kazanmak için Peygamber Efendimiz'e benzemek gerektiğini göstermez mi?

Matematik iki, iki daha dört dediği kadar kesin değil mi bu?

O zaman ben başkasına benzemem, başkasını taklit etmem, başkasına uymam, Resûlullah'a uyarım. Benim rehberim, önderim, serverim, kılavuzum, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem.

Haklı değil miyim?

Müftü kızıyor! Bizim cemaatten dervişler camisine gidiyor, bizimkilerin sarığı var. Sarık müftüye batıyor, müftü tıraşlı. Değmiyorlar, kucaklaşmıyorlar, yanakları değdirmiyorlar ama değmeden uzaktan batıyor. Her kılı batıyor, her kılı ayrı batıyor. Bizim arkadaş sanki, "Ya müftü efendi sen nasıl müftüsün?" diyormuş gibi içinden [kızıyor]. Bizimkiler sarık da sarıyor, müftü diyormuş ki;

"Bırakın şu bid'at işleri!" Lafa bak, Türkiye'de, benim ilahiyattan talebelerim bir yerdeler, oranın müftüsü onlara bu lafı söylemiş;

"Bırakın şu bid'at işleri, sonradan çıkma işleri!"

Sonradan çıkma değil, önceden beri gelme, bir ara kesilme, şimdi bizim tekrar canlandırdığımız [bir sünnet.] Çünkü sünnetlerin unutulduğu zamanda bir sünneti ihyâ edene 100 şehit sevabı var, 100. Elbette Peygamber Efendimiz'in sünnetini yeniden canlandıracağım ben.

Sen niye ezdin çiğnedin? Utanmadın mı Kur'an'ı çiğnemeye? Efendimiz'in sünnetini çiğnemeye?

Benim sana sustuğum kabahat. Benim senin yakandan tutup seni sürüklemem lazım. Senin suçunu benim bangır bangır bağırmam lazım sana. Ben sana bir şey demiyorum da sen şimdi kalkmışsın, "Bırakın şu bid'at işleri!" diyorsun.

Musâhafa yapıyoruz, böyle [baş parmaklar yukarı gelecek şekilde tutarak] musâfaha yapıyoruz. Çünkü böyle musâfaha geleneksel İslâmî musâfaha. Böylesi [parmakları aşağıya doğru tutarak el sıkışmak] batıdan gelme, ben de geleneksel İslâmî musâfaha yapıyorum, "Bırakın bu bid'at işleri!" diyor, bırakın şu işleri ya diyor. Bizim camiye gelen kuyumcu var, "Boşver ya, bırakın ya bunları!" [diyor.]

Nasıl olsun?

Öyle olunca daha razı oluyor böyle olunca razı olmuyor.

İnsafa sığar mı?

Sığmaz.

Peygamber Efendimiz'in sünnetine sarılın kardeşlerim. Kurtulursanız, Peygamber Efendimiz'e uyduğunuz zaman kurtulursunuz. Helak olursanız, mahvolursanız -Allah etmesin- başkasına uyarsanız helâk olursunuz. Çünkü Allah uyulsun, örnek insan diye sevgili peygamberi Muhammed-i Mustafâ'sını göndermiş bize; artist, sanatkar, ressam, heykeltıraş, şair göndermemiş Peygamber Efendimiz'i göndermiş.

Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini okuyun, öğrenin; Kur'ân-ı Kerîm'i okuyun öğrenin. Önce Kur'an'ı keşke güzelce öğrenebilseniz, keşke bir Kur'an üniversitesi açsak buraya kocaman. Kur'ân-ı Kerîm'i âyet âyet, âyet âyet çocuklara ilk önce konuşmaya başladığı zamandan ilk önce Kur'ân-ı Kerîm'i öğretsek temel sağlam olsa! Başka şeyleri öğreniyorlar, öğreniyorlar, öğreniyorlar, öğreniyorlar... depo dolduktan sonra, bizim karşımıza geliyorlar biz bir şey vermek istiyoruz depoda koyacak yer yok, içerisi dolu; çer çöp, malzeme, yığıntı dolmuş, depoda yer kalmamış. Başkası ile, boş şeylerle, lüzumsuz şeylerle doldurmuş.

Namazları beraber kılmaya gayret edin. Cami çok önemlidir, şu cami olmasaydı, şu yer olmasaydı şu bilgileri alamazdınız. Namazı evde kılsaydınız bu keyifler, bu zevkler bu safalar, bu feyizler olmazdı. Cami mü'minin can kurtaran simididir. Onun için cami olmayan yerde üç tane müslüman bir yerdeyse cami yapacak. Beş tane müslümansa, bir araya gelmişse cami yapacak.

Paramız yok.

Bir daire tutarsınız, orada namaz kılarsınız.

Ona da paramız yok.

Odanın bir tanesini ayırırsın her akşam orada kılarsın. Mazeret yok, yapmak istedi mi insan herşeyi yapar, bilirse sevaplı şeyi yapar.

Namazları camide kılarsanız sevapları 27 kat daha çok, 27 kat fazla oluyor. Cuma namazı kılınan yerde kılarsanız sevabı 50 kat çok oluyor. Ayrıca camiye yürürken gelişinizde gidişinizde günahlarınız affoluyor, sevaplarınız artıyor, dereceniz yükseliyor. Ayrıca camideki mübarek insanların hürmetine namaz kabul oldu mu, sizinki de arada geçiyor. Evde kılsan seninkini kabul etmeyecek, melekler geri çevirir; "Çürük bu, çürükleri geçirmiyoruz." diyecek geçirmeyecek ama burada aynı kalabalığın içinde, aynı vasıtada, füze uçak gemisinde, hepsi birden gidiyor. Yoksa ötekisinin roketleri moketleri yukarıya götürmeye yetecek kadar yok, onunki dökülür. 200 metre yukarıya çıktıktan sonra takati biter, pat diye yere çakılır. Onun için camide namaz kılmak iyidir.

Sonra, birbirinizi sevmeniz, kardeş olmanız, elele tutuşmanız, Allah'ın dinini yaşamakta, öğretmekte, öğrenmekte, uygulamakta yardımlaşmanız lazım, buna çok dikkat edin. Sevaplı işleri yapmaya koşturun, günahlı işleri yapmaktan çok şiddetle sakının, tertemiz olan gönlünüzü Ramazan'dan sonra karartmayın. Ramazan'da temizlendiniz, Ramazan'dan sonra kirlenmeyin. Ahlakınızı güzelleştirmeye dikkat edin; kötü huyları atın, iyi huyları alın, iyi huylu bir insan olun. Allah yardım ederse olur, beraberce olursanız daha kolay olur. İnsan bir toplumun üyesi olursa o zaman aynı fikirdeki insanların meydana getirdiği toplumda yaşam daha kolay istediği şekilde gider. Aykırı bir toplumda yaşamak istediği zaman sürtüşme ve zorluk çok olur. Onun için kendi toplumunuzu kurmanız lazım. Kendi caminizi cemaatinizi teşkil etmeniz lazım.

[Kısaca söylersek;] sevaplı işlere koşturacaksınız, günahlı işlerden kaçacaksınız, ahlakınızı güzelleştireceksiniz.

Bir Fâtiha üç Kulhüvallah okuyun duanızı yapayım, bitti.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnellahe yedullâhi fevka eydîhim fe-men nekese fe-innemâ yenküsü alâ nefsihî ve men evfâ bimâ âhede aleyhullâhe fe-seyü'tîhi ecran azîmâ.

Sadakallahu'l-azîm.

Bu sözlerim çok hayatî, çok önemli, dünya ve âhiret saadeti kazanmanız için çok gerekli konulara dairdir. Konular çok yüksektir, çok önemlidir, tavsiyeler çok önemlidir. Bunları eksiksiz yapmaya çalışın. Unutursanız biribirinize hatırlatın, bunları uygulayın, zikirleri yapın, tavsiyeleri tutun, biribirinizle muhabbetli olun, biribirinizle yardımlaşın, biribirinizin elini tutun. Muhabbetli bir cemaat olarak yapacağımız çok işler var. Çok güzel işler yapacağız inşaallah, çok hayırlar yapacağız, herkes istifade edecek inşaallah.

Allah hepinizden razı olsun. Nefse şeytana uydurmasın. Fâni dünyaya aldanıp dinini, âhiretini unutanlardan etmesin. Günahlara bulaştırmasın, haramlardan uzak durmak nasip etsin, sevdiği kul olmak nasip etsin. Huzuruna sevdiği kul olarak varıp, Rabbim hem dünyada hem âhirette sizleri mesud ve bahtiyar eylesin, mutlu eylesin, aziz eylesin.

el-Fâtiha...

Sayfa Başı