M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (179)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Mustafa Selami Efendi hazretleri tekkesinin hanım kısmına mâzereti olan yani aybaşı rahatsızlığı, âdet görme durumu olan bir hanım girip hadis dersi dinleyebilir mi?

Cevap: Dinleyebilir. Çünkü orası bir odadır. Doğrudan doğruya cami olan bir yere girilmez. Öyle bir yere girilebilir.

Soru: Kadınlarla el sıkışmanın veya el öpmenin haram olduğunu biliyoruz. Fakat ziyarete gittiğimizde genelde onlar ellerini uzatıyorlar. Biz de zor durumda kalıyoruz. Kadın ayrı, erkek ayrı oturulması da söz konusu olmayabiliyor. Fakat komşuya, akrabaya ziyaret sevap. Bu gibi durumlar bizi ziyaretten çekindiriyor, soğutuyor. Gitmek istemiyoruz. Gitmesek olur mu? Nasıl davranmalıyız.

Cevap: Hayır gideceksiniz. Diyeceksiniz ki;

"İslâm'da el öpmek, el sıkmak yoktur. Bu Batı'dan gelmiş bir âdettir. Bayramınız mübarek olsun."

Erkekler erkeklerle musafaha eder, kadınlar kadınlarla musafaha eder ama iki cinsin musafahası, el sıkışması yoktur. Çapraz kur yoktur. Onun için böyle şey olmaz. Tebliğ edeceksiniz.

"Size hürmetimiz, sonsuz sevgimiz saygımız var. Ama Allah'ın emrini tutmak vazifemiz. Onun için böyle yapıyoruz. Herhalde bizi hoş görürsünüz. 'Sevap olsun.' diye yapıyoruz; sizin de sevap kazanmanız için günahtan korunmanız için yapıyoruz.' diye tatlı dille bu işi onlara da öğretirsiniz. Ziyaretleri kesmek yerine böyle bir davranış daha iyi olur.

Birisi bize sormadan evlenmiş. Pekâlâ. Allah mesut bahtiyar eylesin.

Soru: İsyankâr bir ağabeyim var. Zevcesi ile arasını açtılar.

Cevap: Allah aralarını ıslah eylesin. İsyankâr dediğine göre demek ki kabahat ağabeyinde. Ne isyanlar yapıyorsa Allah ıslah eylesin. Yuvayı da korusun. Çocuklar vardır. Zavallı hanım evlenip ayrıldı mı perişan olur, çocuklar da perişan olur. Yuvayı yıkmak şeytanın işine yarar. Allah yuvalarını korusun.

Soru: Ben bir ara ders almıştım, uzun süre zikrimi yapamadım. Sonra yaptım. Sonra bıraktım. Dersimi bıraktığım zaman şimdi tazeledim. Şimdi yine bıraktım. Ne yapmam gerekiyor? Affınıza sığınırım.

Cevap: Tabi ateşle oynuyor. Bir yapıyor bir yapmıyor, bir yapıyor bir yapmıyor. Yapmadığı zamana rastlar canı öyle gider. Başı âhirette çok derde girer. Evliyâullahtan birine sormuşlar:

"Hocam, niye lâ ilâhe illallah zikri yapmıyorsunuz da hep Allah Allah zikri yapıyorsunuz?"

"Evladım! Lâ ilâhe derken Allah canımı alıverir de 'Allah yok' derken ölmüş olurum diye korkuyorum."

Lâ ilâhe hiçbir ilâh yok. İllallah ancak Allah var.

O, âlemde bir nefesini bile hesaplıyor da sen bir tutuyor bir bırakıyorsun, bir tutuyor bir bırakıyorsun. Yeniçeriler'in ordugâhları Vatan caddesindeymiş. 94 tane ordusu, bölüğü varmış. İlk zamanlar zaferler kazanıyorlarmış da sonradan isyankâr olmuşlar. İki de bir isyan ediyorlarmış. Şehre yayılıyorlarmış, yağma yapıyorlarmış. O isyan etmeye de "kazan kaldırmak" diyorlar. Tabiri bu. "Padişaha isyan" mânasına geliyormuş. Şair diyor ki;

Tecemmu eyledi meydan-ı lahme.

Edip küfrân-ı ni'met nice bâğî.

"İkide birde koyup kaldırmaktan kazan devrildi, ocağı söndürdü." diyor. Bir daha söyleyeyim:

"Kendilerine iyi muamele etmiş olan yönetime karşı birkaç bâğî, küstah küfrân-ı nimette bulundular, isyan ettiler, kazan kaldırdılar. -Ama kazan oyuncak değil ki!- İkide bir "kazanı kaldır indir, kaldır indir" derken kazan devrildi, ocağı söndürdü." Diyor. Yeniçeri ocağını topa tutuyor; zaten devlet de yok etmiş. Onun için bu işlerde nefse, şeytana fırsat vermemek lazım. Aldığı vazifeyi muntazaman yapmak lazım. Oradan fırsat buldu mu namazı da bir kıldırıp bir kıldırmamaya başlar. Orucu da bir tutturup bir tutturmamaya başlar. Senin imanını yavaş yavaş tırtıklar. Onun için çok müteyakkız olmak lazım, dikkatli olmak lazım.

Soru: Birisi; "Fatih'e taşınmayı düşünüyoruz. 3 oda 1 salonlu 100 metrekare kaloriferli bir daire aramaktayız. Kardeşlerimiz yardımcı olurlar mı?" diyor.

Telefonunu vermiş. 321 55 98. Camide dünya işi konuşulmaz ama. Çünkü Peygamber Efendimiz; "Camiye gelip de "Yahu! Devem kayboldu, gören var mı?" diyene "Allah devesini buldurtmasın." buyuruyor. Cami ciddi olduğundan. Efendimiz'in hadîsi. Kardeşimiz kusura bakmasın da ben hakkı söylemek zorundayım. Caminin kendisinin bir ciddiyeti olduğundan böyle oluyor. Mesela dışarıya bir şey asabilir. Veyahut camiden çıkan kardeşlere diyebilir ama caminin içi ciddi bir yer, ibadet yeri; Allah'ın evi.

Soru: Yaşlı veya genç kadınların kabir ziyareti var mıdır?

Cevap: Fitne bahis konusu değilse kadınların kabir ziyareti caizdir.

Fitne ne demek?

Sataşma, sarkıntılık vesaire olmayacaksa ziyaret yapabilirler. Dinî başka bir mahzur yok.

Yaşlı başlı bir adam bana; "Şimdiki camiler Mescid-i Dırar'dır çünkü imamları devlet tayin ediyor." dedi.

Peygamber Efendimiz Medine'ye gelince Kuba Mescidi'ni kurdu; orada namaz kılınmaya başlandı. Münafıklardan birisi de bir cami kurup etrafına münafıkları toplamaya çalıştı. Allah ona "Mescid-i Dırar'dır." dedi.

"Bu zarar verici bir mescittir; müslümanların birliğini parçalayacak ve münafıkların kümelenmesine sebep olacak." diye Kur'ân-ı Kerîm'de aleyhinde âyet indirdi. Bu camiler öyle değildir. Camilere bu sözü söyleyen o yaşlı kimse çok büyük hata ediyor, iftira ediyor. Bu yanlış bir şey. Camilere kimler gelir?

İnnemâ ya'müru mesâcida'l-lahi men âmene billah. Allah'a iman eden, âhirete iman eden insanlar gelir. Onun için bu mescidlere "Mescid-i Dırar" denmez. Ama bu mescidin dışında; "Buraya gelmeyin." diye ayrı bir bozguncu mescit kurulacak olsa o "Mescid-i Dırar" olur. O bakımdan bu kanaat yanlıştır.

"Devletten para alıyor." diyorlar.

Devlet parayı nereden buluyor?

Vergi olarak bizden alıyor; yüzde 99'u müslüman olan halktan vergiyi alıyor. Biz de istediğimiz için bizi imamımıza bizim paralarımızla teşekkül eden bir fondan para veriyor. Biz istiyoruz. Parayı bizden alıyor.

"İmamlar devletten hiç para almasın. Allah rızası için yapsın."

İyi ama sen dükkâna gidiyorsun, para kazanıyorsun; otomobilin var, dairen var. Bu zavallı adamcağız ticaret yapsa caminin işi aksar. Ticaret yapmazsa ne yapsın?

"Maaş da almasın." diyorsun.

Bu adam ne yiyecek ne içecek?

Nasreddin Hoca bir köye gitmiş, kimse ilgilenmemiş, aç kalmış. Camiye geldiği bir gün birisi sormuş.

"Hocam, merak ettim. Hz. İsa göğe çıkmış. Orada, gökyüzünde bu adamcağız ne yer, ne içer?" demiş.

Nasreddin Hoca'nın da burasına gelmiş artık. Cemaate de kızıyor.

"Yahu, be adamlar! Ben buraya geldim; şu kadar vaaz veriyorum, Ramazan'da teravih kıldırıyorum, vazife yapıyorum. 'Bu adam ne yer, ne içer?' diye sormuyorsunuz da; 'Allah'ın misafiri, Allah'ın Peygamberi gökyüzünde ne yer, ne içer?' diye merak ediyorsunuz." demiş.

Soru: Şeytanın vesvesesinden kurtulmak için ne tavsiye edersiniz?

Cevap: İmanı bütün olan ve Allah'a tevekkülü sağlam olanlara şeytanın vesvesesinin tesir etmediğini âyet-i kerîme bildiriyor. Onun için Allah'a tam inanacaksınız, tam güveneceksiniz. Yarım yamalak değil de; "Rabbim beni görüyor, Rabbim bana rızkımı veriyor. Her şey O'ndan. Güç kuvvet O'nun." diye ona karşı bağlılığınızı arttırdınız mı şeytan küçülür küçülür, bir şey yapamaz.

Ezan okundu mu kaçıyor. Zikredenden kaçıyor. Ezan okundu mu ezanın duyulmadığı yere kadar ufalıyor ufalıyor, ufalıyor ufalıyor, kaçıyor gidiyor. Ondan sonra namazda şaşırtmak için geliyor. Ezandan korkuyor. Demek ki adam zikir erbabı olsa yanına gelemeyecek. Hep Allahu Ekber, hep lâ ilâhe illallah diyen bir kimse olsa yanaşamayacak. Onun için zikre, imana, tevekküle sarılarak onun tesiri engellenebilir.

Soru: Çok zor durumdayım. Dua buyurun da İslâmî bir yuva kurayım.

Cevap: Olur, dua edelim. Başka bir şey diyemiyorum. Kız mıdır erkek midir, o da belli değil. Allah hayırlı bir yuva nasip etsin. Kızsa hayırlı bir koca nasip etsin. Evinde demek ki tazyik var, oradan kurtarsın. Erkekse evlenmemekten dolayı günahlara düşmekten korkuyorsa Allah ona saliha bir hatun nasip etsin de İslâmî bir yuva kursun, dinini kurtarsın.

Soru: Cuma namazının kılınabilmesi için can güvenliğinin sağlanması gerekiyor fakat biz Türkiye'de şeriat devleti kurmak için kıyam yapsak can güvenliğimiz tehlikeye girecek. Yani kıyam yapmadığımız için şu an can güvenliğimiz var. Buna göre Cuma namazı Türkiye'de kılınabilir mi? Kılınamaz mı?

Cevap: Cuma namazında can güvenliği şu bakımdandır. Sen evinden çıktın Cuma namazına kadar giderken yolda pusu kurulmuş, tehlike var; ölebilirsin, can güvenliğin yok. Kurtlar inebilir. Kar yağmış. Veya eşkıyâ vurabilir. Böyle bir durum varsa camiye gitmeyebilirsin. Farz ama, gidersen canın tehlikeye girecekse gitmezsin. Böyle hayalî olarak "Şöyle yaparsam böyle olur." demek mâni değildir. Cumaya gelecek. Cumayı kılacak. Türkiye'de kanunlar Büyük Millet Meclisi'nde yapılıyor. Bakıyorsun bir kanun çıkıyor. Bakıyorsun bir hükümet muhalefette vaat ediyor:

"Şöyle yapacağım, böyle yapacağım. Şeffaflaştıracağım, kolaylaştıracağım. Arttıracağım, eksilteceğim."

Ondan sonra iktidara geçiyor. Çalışmanın çeşit çeşit yolları var. Çalışırsın, doğru olan şeyleri yaptırmaya gayret edersin.

Soru: "Yolculukta birisi namaz kılmışsa camiye gelince tekrar namaz kılsın." buyuruluyordu. Bu namaza ne şekilde niyet edeceğiz?

Cevap: "Allah rızası için nafileten bu kardeşlerimizin namazına iştirak ediyorum." diyecek çünkü kendisi farzı kılmıştır.

Soru: "Bazı kardeşlerimiz misvakın ucunu iyice tel tel haline getirdikten sonra kullanıyorlar. Bunun içinde suya koyuyorlar." diyor.

Cevap: Hayır, hiç lüzum yoktur. Misvağı alır almaz ağzınıza sürtmeye başlayın. Bütün olması, tellenmesinden daha makbuldür. Daha iyi temizler. Sonra dişlerinizle sağdan soldan biraz tazyik ettiniz mi o kendiliğinden gevşer, hazır olur; üç dört gün bekletmeye gerek yok. Misvakı kullandıktan sonra yıkamak uygun olur.

Soru: Bunu soran; "Ben biyoloğum. Biliyorum ki misvak suyun içine girdiği zaman deforme oluyor. Kimyasal maddeler çözülüp suya geçiyor. Bu yüzden misvakın tesiri kalmıyor." diyor.

Cevap: Demek ki suya koymanın doğru olmadığını o da tespit etmiş oluyor. Biz de zaten "Koymaya lüzum yok." demiştik. Sonradan onu da okumuş olduk.

Soru: Kâdirî meşrepten bir erkekle, Nakşî bir kişinin evlenmesinde bir sakınca, bir beis var mıdır?

Cevap: Yoktur. Olabilir. İkisi de müslümandır, mümkündür.

Soru: Şirket kurmak istiyoruz. Dua edin.

Cevap: Allah müslümanları birleştirsin. Her bakımdan, maddî bakımdan da güzel teşebbüsler yapsınlar. Helal kazançlar kazansınlar.

Soru: Konuşmakta güçlük çeken iki küçük kardeşimiz için duacı olmanızı istiyorlar.

Cevap: Allah dillerini normal hale getirsin. Normal kullar olsunlar inşaallah.

Soru: Evde bir hayvan besleyeceksem en güzel, uygun olan hayvan hangisidir?

Cevap: Köpek yasaktır. Efendimiz köpek beslemeyi yasaklamış. Kedi olabilir. Kedi hakkında müspet bir şey var. O da fare, böcek vesaireye karşı da evi korumuş olabiliyor. Kuş mekruhtur. Çünkü hürriyeti tahdit edilmiş oluyor. Kafesin içine sokulmuş oluyor. Balık, süs balıkları herhalde normaldir zaten onların dünyası o. Balık olabilir. İlle bir hayvan besleyecekse daha başka hayvan çeşitleri; koyun, keçi, sığır gibi şeyler besleme hadîs-i şerîfte tavsiye edilmiştir. Çünkü evde bunlar berekettir. Sütü olur, eti olur, yavrusu olur. Mümkünse evlerimiz bahçeli olsa da hep beslense. Tavuk beslenebilir. Tavuğun yumurtası vardır; horozun bereketi vardır. Namaz vakitlerini nasıl bilir? Sahurda nasıl kaldırır mübarek. Öter. Horoz mübarek bir hayvandır; onlar beslenebilir.

Soru: Şevval ayı orucu peş peşe mi tutulacak yoksa ayrı ayrı mı tutulacak?

Cevap: İkisi de caizdir. Bir çırpıda altı tanesini de peş peşe yani altı patlar tabanca gibi pat pat pat. Öyle de olabilir. Tak tak tak tak ayrı ayrı da olabilir. Pazartesi Perşembe, Pazartesi Perşembe. Biraz böyle şaka yapıyorum hatırda kalsın diye. "Hoca şöyle söylemişti, hiç unutmam, derler." diye.

Soru: Bir arabam vardı bir buçuk yıl önce sattım. Fakat o zaman parasını alamamıştım. Şimdi alacağım. Bu durumda o zamanki parayı mı alayım yoksa arabanın şimdiki karşılığını mı alayım? Faiz olur mu?

Cevap: Şimdiki karşılığını alması lazımdır. Çünkü o para bugünkü para değildir. Adı aynıdır, gücü değişmiştir. Teneke aynı tenekedir ama içinde hiçbir şey kalmamıştır. Tenekenin ağzı doluydu. Ama o kadar zaman geçince içindeki uçtu uçtu, dibinde bir parmak kaldı. Elbette şimdiki değerini alacak.

Soru: Bir kimse bizi öldürmeye kalksa kendimizi korumak maksadıyla onu öldürsek günah olur mu?

Cevap: Bu pozisyona bağlıdır. Mesela birisi bir yerde görev yapıyor. Karşı tarafta bir âsî, bâğî var. O zaman durum başkadır. Ama normal halkın arasında fitne çıkmış. Halk birbirine girmiş; otlak kavgası, miras kavgası, ağız kavgası, çocuk kavgası vesaire. Bu gibi durumlar da doğru değildir. Sabredecek; "Birisi gelse ona uymayacak." diye Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi vardır. Görevli olmak başka ama görevin dışında doğru olmuyor.

Soru: Borsa aracı kurumunda çalışmak bir banka şubesinde çalışmak gibi midir?

Cevap: Hayır, arada fark vardır. Faiz gelirinden yani o nedenledir.

Soru: Faiz gelirinden korunmak için kâr payı almamak kaydıyla hisse senedi sahibi olmanın hükmü nedir?

Cevap: Hisse senedi alınabilir ama o şirket faizli işlem yapıyorsa onun ortağı olduğu için ondan kendisine vebal gelir. Faizli işlem yapmayan bir hisse senedini alabilir. Kârını da kullanabilir.

Soru: Ben mâlî müşavirin yanında staj görüyorum. Vergi dairelerine gidiyorum. Burada istemeyerek rüşvet vermek durumunda kalıyoruz. Bu konuda ne tavsiye edersiniz?

Cevap: "Rüşveti alan da veren de cehennemdedir." er-Râşî ve'l-mürteşî fi'n-nâr. buyuruluyor. Aslında bununla mücadele etmek için vermemeye de direnmek lazım. Almamak gibi vermemek de bir direnmedir, savaştır. Mümkünse vermeyecek. Bir yerde rüşvet almak istemişler. Bizim bir arkadaşımız;

"Vermiyorum. İşimi yapmayacaksanız yatağı yorganı getireyim, şuraya yerleşeyim, burada kalayım." demiş. Bakmışlar ki çok sağlam duruyor;

"Geç." demişler. Biraz direnmek lazım. Ama en son parantez içinde bir şeyi de, fetvayı da söyleyeyim.

"Bir insanın zaten kendisinin hakkı olan normal bir işlemini karşı taraf yapmıyorsa onun da işi acilse o zaman kendi hakkının yerine gelip de işinin yürümesi için verebilir." diyorlar ama bu iyi bir şey değil.

Çünkü alıştırmış oluyorsunuz. Belediyede bizim bir arkadaş anlatıyor. Fen İmar müdürlüğüne gelmiş, oturmuş. Önüne gelen evrakları hemen imzalıyor, hallediyor, bitiriyor. Bir daireye, bir apartmana gidecekler, oraya iskân ruhsatı verilecek. "Usulüne uygun yapıldı mı yapılmadı mı?" bakılacak. Gitmiş, bakmış; usulüne uygun. Meslekten mahzuru yok. Basmış imzayı. Arabayla dönerken müteahhit;

"Beyefendi! Allah razı olsun. Sizden önce şu kadar zamandır, bu kadar aydır bu iş için müracaat ediyordum, uğraşıyordum, olmuyordu. Siz bir günde hallettiniz. Şu zarfı kabul buyurun." demiş. Eline bir zarf vermiş. Bizim arkadaş şoföre;

"Arabayı kenara çek." diyor. Adamın yakasına yapışıyor.

"Be herif! Ben senden bir şey istedim mi? İşi yaptım bitirdim, imzayı da attım."

"Beyefendi! İstemediniz ama ne yapayım ötekiler beni çok uğraştırdılar. Sen işimi hemen hallettin."

Bizimki kızıyor;

"Ben senden bir şey istedim mi? Siz bu kötü huyunuzla bu rüşvete alıştırıyorsunuz. Vermeyeceksiniz! Ben senden istemedim ama herkes benim gibi sağlam olmaz ki. Dayanamaz alır. 'Yan cebime koy bari' deyiverir."

En iyisi almamak. Almak haram. Rüşveti alan da veren de ikisi de cehennemlik. Çünkü bir işlem iki taraflı tamam oluyor. Faiz almak da günah vermek de günah. İçki içmek de günah, taşımak da günah. İçtirmek de günah, sunmak da günah; hamallığı bile günah. Faiz işleminde faiz alan da veren de günahta. Kâtibi de günahta. Hadîs-i şerîfler böyle bildiriyor. Bir işin teşekkülünde hangi halkasında noktasında olursan ol; doğru olmuyor.

Soru: Saatler bir saat ileri alındıktan sonra Cuma namazını kaçırma durumuna geldik. Çünkü öğle paydosu saatleri uyuşmayacak. Ne yapabiliriz? -Öğrenci lise 3.-

Cevap: Tabi bu önemli. Bir saat ileri alınca derse denk gelecek. Onu artık hocalarla, idareyle konuşup halletmeye çalışmalı.

Soru: Hocam okuyoruz ki evliyâullah dahi imansız göçebiliyor. Bu durum; "Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür." hadîs-i şerîfiyle ters düşmez mi? Hem iman, inanmak anlamına gelmez mi? Ömrü boyunca inanarak yaşayan bir insan son nefesinde nasıl olur da inanmaz. Ve son nefes ile iman nasıl değişir?

Cevap: Bu söz gerçek evliyâullah için değildir. Dışarıdan bakılınca evliyâullah gibi görünen kimseler içindir. Pozisyon itibariyle, dış görünüş itibariyle, kılık kıyafet itibariyle evliyâ gibi görünen bir kulun içinde aslında Allah'ın sevmediği bir kusur vardır, bir zaafı vardır. Ondan o cezaya, o belaya uğrar. Uğramasının sebebi bir şomluğudur, bir uğursuzluğudur, bir haram yemesidir, bir yanlış düşüncesidir, bir kabahatidir.

Allah'ın evliyâsı, Allah'a isyan eder mi? Allah'ın sevmediği bir işi yapar mı?

Yapmaz. Allah da onu korur. Dış görünüş itibariyle evliyâsı gibi sanılan ama öyle olmayan; içi başka dışı başka, sözü başka özü başka bir insan tabi o belaya uğrayabilir. Hepimiz kusurlu insanlarız. Kusursuz insan bulmak zordur. Bu kusurların çoğunu Allah affeder; namaz affettirir, Ramazan affettirir, Cuma affettirir, hac affettirir. Bunlar böyle bazı şeyleri sildirir. Eğer Allah günahlarından dolayı bir insanı cezalandıracak olsa herkes cezaya uğrayabilir. Bir de o durum vardır. Hatalarının bazıları Allah'ın hoşuna gitmediği için o cezaya uğruyor. Çünkü "Allah; Va'l-lâhu lâ yehdi'l-kavme'l-fâsıkîn. fasıklara hidayet vermez." Va'l-lâhu lâ yehdi'l-kavme'z-zâlimîn.

"Zalimlere hidayet vermez." İşte böyle zalimse, fasıksa o zaman hidayetini alır ve o kimse berbat duruma düşer. Akşam bir günah işliyor, sabah belasını buluyor. Bir gıybet ediyor, bir dedikodu yapıyor, bir suizanda bulunuyor, bir hak yiyor, bir haram yiyor; cezayı yiyor.

Yani cezadan dolayıdır.

Neden böyledir? Benim sözümün doğruluğunun şahidi nedir?

"Allah kullarına zulmetmez." diyor âyet-i kerîmede. Demek ki kabahat kuldadır, cezayı hak etmiştir de ondan.

Vemâ ene bi-zallâmin li'l-abîd. "Ben kullarıma zulmedici değilim."

Hatta rahmeti çok geniştir. O rahmetine rağmen ceza görüyorsa demek ki kul çok kabahatlidir, az bile değil. Ondandır yani. Onu öyle bilsin.

Soru: Falanca şahsa mensup bir kardeşimiz o vefat ettiğinden sizden ders almayı arzu ediyor.

Cevap: Evet. Olur pekâlâ, arzu ediyorsa uygun. Zaten efendisi vefat edince birisine bağlanması gerekiyor.

Soru: Kanarya gibi ev dışında beslenemeyen kuşları beslemek de mekruh mudur?

Cevap: Bazıları, dışarıya salıverilse hayvan zaten ölecek. "Bu süs kuşudur, böyle alışmış. Caiz olur." demişler onlar için ama esas itibariyle o kanarya da, papağan da, muhabbet kuşu da başka ülkelerde serbest uçuyor.

Mesela biz Avustralya'ya gittik. Ganimet. Ağaçların üstünde papağanlar, çeşit çeşit kuşlar. Devlet tutmayı yasaklamış. Tavşanlar kulaklarını oynata oynata önünden geçiyor. Hadi yakala bakalım. Yakaladığını anladı mı yurt dışı ediyorlar. İsveç'te birisi bakmış caminin avlusunda tavşanlar hopluyor zıplıyor. Almış onu. Anlaşılmış. İkametini iptal edip yurt dışına çıkarıvermişler. Hayvanları koruyorlar bazı yerlerde özel korumalar var. Esas itibariyle hayvan kafes için değildir tabi. O bakımdan mekruhtur.

Soru: Birisi bana fitre verdi ve "Bu fitreyi şu adama ver." dedi. Benim de vermeye fırsatım olmadı, bayramdan önce. Ben kendim "Bu fitreyi aldım kabul ettim." dedim. Yalnız o parayı kullanmadım. "Bayramdan sonra o şahsa veririm." dedim. Şimdi fitreyi o şahsa versem ben mesuliyetten kurtulabilir miyim, mesuliyetten kurtulmak için ne yapmalıyım?

Cevap: Fitreyi verenin fitresi tamam olmuştur. Bu "Aldım kabul ettim." dediğine göre kendisi fitreye müstahak bir kimse ise fitre işi zaten olmuştur. Bir mahzuru yoktur. Ama kendisi zengindi de birisine aracı olacaktı unuttuysa, Allah indinde makbul bir mâzereti varsa Allah gene makbul mâzereti de kabul eder. İhmal ve tembellikse günahtır. Günah işlemiştir. Birisinin ibadetinin yerli yerine gelmesine ve fakirin zamanında sevindirilmesine mâni olmuştur. Bu günahına tevbe ve istiğfar edecek. Şimdi de gene verecek tabi.

Soru: Kul hakkı namazı var mıdır? Varsa nasıl kılınır?

Cevap: Kul hakkının ödenmesinin şekli sahibine götürüp hakkı vermektir. Kul hakkının çaresi budur. Hakkı vermektir. Verilecek hak değil.

"Bana küçükken hizmet etmişti, izzet etmişti, bakmıştı, filan. Şimdi büyüdüm ne yapayım ben ona?"

O zaman gidip onun gönlünü almaktır. Helalleşmektir. Helalliğini almaktır. Ya mal vereceksin, parasını vereceksin, malı neyse onu vereceksin. Ya helallik alacaksın gönlünü hoş edeceksin. Kendisi mevcutken hakkın ödenmesi götürüp vermektir ve helalleşmektir. Kul hakkı bazen insanın kendisinin farkına varmadan geçer. Onun bunun hakkı geçmiştir üstüne, fark etmemiştir. Kim olduğunu dahi bilmez. Ve bir de adam vermiştir gitmiştir onu bulması mümkün değildir. Şöyle bir muamele olmuştur da bir kaza olmuştur, yanlışlık olmuştur da sonradan anlaşılmıştır.

Tartısı bozuktur da adamın bir ton tartacak şeyi 900 kg tartmıştır. Alan gitmiştir. Şimdi bulamıyor.

Böyle durumlar olabilir bilinmeyen şeyler. Bu bilinmeyen kul hakları; hac ettiği zaman Arafat'ta affolunuyor Müzdelife'de affolunuyor. Artık Mina'ya gelindiği zaman, Mina'da kul haklarının da, bu çeşit verilmesi mümkün olmayan kul haklarının da affedildiğine dair müjde vardır. Bunun gibi, onun namına hayır yapmak.

"Şu kadar parayı ona verecektim, şu mal onundu ama gitti."

"Şunu şu fakirlere vereyim sevabı onun olsun." diyerek de helalleşmek böylece sevabını ona göndermek mümkündür. Böyle değil de, üzerime mânevî hakkı geçmiş kimselere hakkı ödensin diye namaz kılabilir, dua edebilir Allah'a. Allah'ın duaları kabul etmesi mümkündür. Ama ben özel olarak bir kul hakkı ödeme namazı diye bir şey, şey yapamıyorum. Yalnız sabah işrak namazından sonra iki rekât kabir namazı diyorlar, böyle bir şeyler belki bir kitaplarda yazılıdır ben okumamış olabilirim.

Soru: Yolda 20 bin lira buldum ne yapmalıyım?

Cevap: Bulunan şeyin sahibinin bilinmesi, bulunması, ilan edilmesi, anons edilmesi şeklinde sahibinin bulunması mümkünse sahibinin aranması lazımdır. "Filanca yerde ben para bulmuştum, kim kaybetti?" filan diye bulunursa. "Cüzdan buldum, çanta buldum…" Böyle olabilir. Sahibini bulmaya çalışmak lazım. Sahibi bulunması mümkün olmayanı bir hayra verir. Camiye verir, onun namına onun hayrı olsun diye verir. Bulunması mümkün değil ne yapsın.

Soru: Bir profesör tesbih namazının ve mübarek gecelerin bid'at olduğunu söylüyor. Ne dersiniz?

Cevap: Tesbih namazı sünnettir, bid'at değildir. Ama "Tesbih namazı tek tek kılınırdı. Cemaatle kılınması yoktu." diyebilir o profesör. Cemaatle kılınmasının caiz olduğunu da kitaplarımız söylüyor.

Neden?

Adam tek başına kılamayacak. Peygamber Efendimiz de, kılsın bu namazı sevaptır buyurmuş. Tek başına kalsa tesbih namazı kılmasını bilmiyor, kılamayacak. O zaman imam öne geçer onlar da onun arkasında kılarlar, öğrenirler, olur. Öğretme mahiyetinde de oluyor. Allah tek namazı da kabul eder. Toplu namaza daha çok sevap veriyor. Biz burada, camide namazı toplu kılıyoruz, sevabı daha çok veriyor. Burada nafile namazlar, evet, münferiden kılınır ama (farz olmayan namazlar) teravih namazını da topluca kılıyoruz. O da caiz, demek ki tesbih namazı da olabilir. O profesör bu noktaları iyi bilmiyor. O kitapları okumamış.

Mübarek gecelerin bid'at olduğu; o da doğru değildir. Bu gösteriyor ki her profesör tam profesör değil, demek ki. Bu da başka bir şeyin profesörü demektir. Cahillik profesörü belki. Osmanlıca bir şiir var: Hani birisi demiş ki karşısındaki adama:

Cehlin bu kadarı sehl olmaz.

"Cahilliğin bu kadarı kolay değil. Sen galiba cahillik tahsil ettin." demiş. "Kolay kolay elde edilen bir şey değil. Bunun için bayağı bir gayret sarf etmek lazım, galiba tahsil ettin." demiş.

Neden doğru değil bu profesörün dediği?

"Mübarek gecelerin bid'at olduğu…" diyor ya.. Hiç;

İnnâ enzelnâhu fî leyleti'l-kadr sûresini okumadın mı be adam?

Profesörsün. Kadir gecesi bid'at değil işte. Kur'ân-ı Kerîm'de var.

Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehrin. Yığınla da hadîs-i şerîf var. Kadir gecesini Peygamber Efendimiz aramış kendisi, itikafa girmiş, ümmetine tavsiyelerde bulunmuş. Kuvvetli ihtimal şudur, zayıf ihtimal budur. Bir sürü şey var.

Bid'at olur mu Efendimiz'in bu kadar üzerinde durduğu şey? Fos bir laf.

Sonra Regaib gecesi hakkında hadîs-i şerîfler var. Berat gecesi hakkında rivayetler var. Miraç gecesini biliyoruz Peygamberimiz miraca çıkmış. Bunlar boş laflar. Bu kadar, 1400 yıl geçmiş, büyüklerimiz, alimlerimizin uygun gördüğü şeyler süzgeçten geçmiş. Standart kalite belgesi damgalanmış şeylerdir.

Soru: Birisi "birlikte rabıta yapmak istiyor bir arkadaşımız" diyor.

Cevap: Şimdi bunu ayrıca dersine lüzum yoktur. Rabıta-i şerîfe hakkında kitap da vardır. Necip Fazıl'ın sadeleştirdiği. Onu okusun.

Soru: Başka bir tarikatin sohbetine gitme izni…

Cevap: Bu hususta eskiden izin vermemişlerdir. Çünkü gittiği yere kayar, gittiği yer genel olarak uygun mu değil mi bilinmez. Onun için bizim Abdülaziz [Bekkine] Hocamız buyurmuş ki:

"Bir şadırvana su koyulmuş, etrafında musluklar var. Sen kovanı dolduracaksın. Bir musluğun altına koyup da açıp öyle mi doldurursun, biraz ondan doldurup öbür musluğa biraz ondan doldurup öbür musluğa biraz ondan doldurup öbür musluğa mı gidersin? Bir musluktan doldurursun." demişler.

Hak yolsa bir şeyden kovasını doldurması lazım. Esas itibariyle gidilen yer de önemli. İnsan mesela çocuğunu sokağa bırakamıyor. Herkesle konuşturtmuyor. Esas itibariyle konuşturmak ister, iyi arkadaşlar edinmesini ister ama iyi arkadaş olmaz diye de titizleniyor. Kiminle konuştuğunu araştırıyor. Soruyor. Baba; "Evladım, o arkadaş kimdi nasıl bir insandır?" diye soruyor. Onun için gidilen yer de çok önemlidir. Gidilen yerin büyük önemi vardır. Yer hakikaten nurlu, hakikaten şeriate bağlı, hakikaten tasavvufî ahlâka, âdâba riayetkâr bir yer ise olabilir ama bu da şarta bağlıdır. Kendi ihvanımızın cemaatinin olmadığı bir yerde yalnızsa veyahut herhangi bir sebeple bir başka yere gitmişse o cemaatin içinde o gün misafir olarak bulunuyorsa, böyle caizdir. Aslında kendi ihvanı ile olması esastır.

Soru: Çok kötü bir durumdayım, evlilik meselesine takıldım kaldım, çok sık bir şekilde sabah namazlarını kılamıyorum, uzun süredir derslerimi ihmal ediyorum. Aklım fikrim daima evlilik ile meşgul. Nefsime hakim olamıyorum, evimizde televizyon var. Evde benden başka namaz kılan da yok. Bir an önce evlenip hayırlısı ile kendi yuvamı kurmak da istiyorum. Tasavvufun esasları isimli eserde, Sühreverdî hazretleri bu durumda olanların noksanlıklarının tescil olacağını ve âkıbetlerinden korkulacağını buyuruyor. Böylesine kötü durumdan kurtulmak için duanıza muhtacım. (Allah kurtarsın.) Şu an okulumu bitirmeye çalışıyorum. Okulumu bitirince yüksek lisans ve asistanlık yolunu mu tercih edeyim yoksa iş hayatına atılmayı mı? Veya ikisini birden mi yürütmeye çalışayım. Ne yapacağımı bilmiyorum. Göstereceğiniz istikamette hareket etmek istiyorum.

Cevap: Bitirir bitirmez asistanlık için teşebbüslerine başlasın ama o anda hemen iş kurmaya da başlasın. Arada boşluk kalmasın. Ya asistanlık olur ya olmaz. Gecikir bir sene, altı ay oyalanır. İşi kursun. Asistanlık garanti olunca asistanlığı tercih etsin. Çünkü asistanlık ilim yoludur. Doçent olacak, profesör olacak, o ilimde mütehassıs olacak. Biz ilmi uygun görüyoruz.

Birinci durumuna gelince; tabi okulunu bitirmeye çalışıyormuş şu sırada. Kendisini var gücüyle bitirmeye konsantre etsin ve bitirmeye çalışsın. Namazını, tesbihini ihmal etmesin. Bitirmesine de mâni olur. Namazını kılarak, tesbihini çekerek hedef bu sene okulu bitirmek olsun. Bitirir bitirmez iş kurmak ve bu arada nişanlanmak ve evlilik teşebbüsü olsun. Evlilikte acele etsin.

Allah hepinizden razı olsun.

Sayfa Başı