M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (178)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Allah'ın insanı kabulü temizliğine bağlı. Necaset pis nefis mide ve kalp temizliği demiş bir kardeşimiz.

Cevap: Hem demek istiyor ki bu böyle nokta noktalı atlamalı ifadesinde. Yani Allah'ın insanı kabul etmesi temizliğine bağlı. Dışımızı temizlediğimiz gibi nefsimizi de terbiye etmemiz lazım. Tabii. Azıcık söyledik ama biraz daha geniş söyleyelim. İnsanın içinde bir nefsi var. O nefsini terbiye etmezse olmaz. Midesi. Midesine haram girerse dışını istediği kadar temizlesin olmaz. Haram pistir. Haramdan hâsıl olan etler de pistir. Onun için midenin temiz olması yani helalle şey olması lazım. Kalbin temizliği, herkesle iyi niyetle yönelmek lazım. Herkesin hakkında iyilik istemek lazım.

Kısaca dedik ki maddî temizlik, mânevî temizlik. Yani bedenini temizlediğin gibi insanın mânevî temizliği de aynı şekilde önemli oluyor. İşte o kalbin temizliği, nefsin ıslah olması filan da biraz bu dış temizliğe bağlı. Çünkü siz bedenlerinizi temizleyin Allah da sizi pak eylesin dediğine göre Allah kolaylaştıracak demek ki. Nefsimizi yenmemizi, kalbimizi temizlememizi kolaylaştıracak. Başka bir hadîs-i şerîfte şey yaptık [okuduk

anlattık]; "Çünkü kalp Allah'ın, Rahmân'ın iki parmağı arasındadır." Böyle çevirir şöyle çevirir yani. Kalbi döndüren, gönlü bir başka yere çeviren Allah'tır.

Adam, şimdiye kadar hep aklı fikri kumardaydı, eğlencedeydi, gezmekteydi, plajdaydı, çalgıdaydı, birden, aa ne oldu?

Değişti bu adam! Müslüman oldu, mütedeyyin oldu, hakka hukuka riayet eder bir insan oldu.

Neden?

Allah gönlünü şöyle bir çevirdi iyi bir insan oldu işte. Onun gibi.

Yani nasip olmayan da yapamıyor, söylüyorsun söylüyorsun yapamıyor. O bakımdan biraz beden temizliğine bağlı olduğunu bu hadîs-i şerîften anladık.

Hiç şüphesiz ki asıl temizlik kalp temizliğidir. Asıl temizlik kalp temizliğidir, niyet temizliğidir. O kalbi temiz olduğu zaman arkasından ötekiler yavaş yavaş oluyor. Nefsin temizlenmesi de, tezkiye-i nefs dediğimiz şey, terbiye edilmesi, o da bir eğitim işidir. Nasıl mekteplerde dünya bilgilerini kazanmak için beş sene ilkokul, üç sene ortaokul, üç sene lise =11. En aşağı dört sene üniversite, 15 sene insanları okutuyoruz bir meslek sahibi olsun diye. Yine de üniversiteden çıkan bir kimseye toy diyoruz, bilgisiz diyoruz, tecrübesiz diyoruz. Onu dairede en basit işin başına alıyoruz. Yani daha ilerde tecrübesi artacak filan diye.

Onbeş sene şu dünyanın maddî gelişmesi için insana bilgi veriyorsun yine de istediğin gibi olmuyor. Mânevî terbiye, nefsin terbiyesi daha da tabii çok daha önemli. O bakımdan nefis terbiyesine de çok önem vermek lazım. O da tasavvuf dediğimiz şeye, o konuya ait, tasavvufa ait bir meseledir.

Allahu Teâlâ hazretleri cümlemizi kalbi temiz olanlardan eylesin. Nefsini terbiye edenlerden eylesin. Maddî mânevî her çeşit pisliklerden kurtulup Rabbimiz'in rızasını kazananlardan eylesin.

Soru: Halk arasında cami içersinde musafaha yapmak bidattır deniyor. Bu ne derecede doğrudur? Bid'at çeşitleri hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Cevap: Muhterem kardeşlerim, musafaha sünnettir. Peygamber Efendimiz'in sünnetidir. Müslümanın müslümanın elini tutupta musafaha etmesi ikisinin de günahlarının sonbahar yapraklarının dökülmesi gibi dökülmesine sebeptir. Bu musafaha namaz kıldıktan sonra caminin içinde de olur, dışarıda da olur. Bunun bir şeyi yok. Burada karşılaştığın namaz kılmış insanla musafaha ediyorsun.

Aman elin değmesin bana!

Ne o elektrik mi var, pislik mi var, niye çekiyorsun elini?

Cami içinde bid'atmış.

Böyle bir şey yok yani musafaha edebilirsin.

Yalnız yani bunu bir merasim hâline getirip hani, "Başla! Bir iki üç!" der gibi böyle; "Haydi bakalım, herkes bir daire olacak, böyle bir şey yapacak. Her namazdan sonra bu böyle olması şart. Haftada bir şöyle olacak!"

Ha böyle bir şey yok. Yani âdet ve töre hâline, gelenek hâline getirirse, getirilirse o zaman bid'at denilebilir.

Neden?

Ya bu böyle kendiliğinden tabii olan bir şeydi, sen şimdi bunu bir merasime bağladın, bir usul hâline getirdin, o zaman ne olur?

O zaman bid'at hâline gelir. Yoksa normal şartlar altında namazını kılmışsın, tesbihini çekmişsin, camiden çıkarken adama tebessüm ediyorsun; cemaatten kardeşin veya büyüğün veya dostun veya komşun musafaha ediyorsun. Hiç bir şey olmaz.

Yani bunun bid'at olma durumu yok ama bunu camide bir töre hâline getirirsen; imam burada duracak, ondan sonra onun solundan gelinecek, o şey yapacak. O sağına geçecek, ondan sona o iki tanesinin elini sıkacak üçüncü olacak, ondan sonra dördüncü gelecek. Böyle bir daire olacak, ondan sonra el kaldırılacak önce şu okunacak sonra bu okunacak.

Yok böyle bir merasim ama tabii haliyle olursa olur, o zaman bir şey denmez.

Ötekisini de yine de hoş görme mümkündür. Yani bilen insanların böyle bir şekilde yapmasında bir şey yok.

Asıl bid'at tabii dinde, ibadetlerde aslı olmayan şeyler çıkartmaktır, Peygamber Efendimiz'in sünnetine aykırı durum ortaya koymak demektir. Sünnet bid'atın, bid'at sünnetin zıttı demek, iki ayrı kutup oluyor.

Müslümanlar sünnet-i seniyyeye uygun yaşayacaklar, sünnet-i seniyye nasılsa öyle hareket edecekler.

Peygamber Efendimiz'in camisinde kişiler acaba musafaha etmedi mi?

Ettiler.

Peygamber Efendimiz'in mescidinde kişiler konuşmadılar mı?

Konuştular.

Peygamber Efendimiz'in mescidine başka ülkelerden heyetler geldi de onları bile kabul etti Peygamber Efendimiz. Yemen'den gelmişler hıristiyanlar, 70 kişi kalabalık, sırmalı elbiseler, başlarında hıristiyan başlıkları, bilmem neler filan. İçeri girmişler, Peygamber Efendimiz kabul etti, konuştu, onlara İslâm'ı tebliğ etti.

Yani bu iş bu kadar katı değil biraz daha yumuşak bir tarzda. Ama özel bir tören, özel bir merasim hâline getirirsen o zaman bid'at hâline geliyor denilebilir. Çünkü bir töre hâline getiriyorsun.

Soru: Tanıdıklarımdan birisi kendi ağabeyiyle dargın, konuşmuyor. Kendisine söylediğimiz zaman da Hz. Ebû Bekir ile Hz. Âişe altı ay biribiriyle konuşmadı diye cevap veriyor.

Cevap: Sahabe-i kirâmın hallerini anlamak için tabii ilk önce onların ne maksatla niçin yaptıklarını filan düşünmek lazım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in hadîs-i şerîflerinde; "Müslümanın müslümana üç günden ziyade dargın kalması helal olmaz." diye bildiriyor Peygamber Efendimiz. Bir müslümanın öteki müslümana üç günden fazla dargın kalması helal olmaz. Böyle bildiriyor, "Helal olmaz!" tabir böyle.

E şimdi bu böyle olduğuna göre müslüman müslümana darılmayacak. Peki onlar niye darılmış? Veya daha başka büyük zâtların biribirleriyle bazı dargınlıkları vesaireleri neden oluyor?

Dinî bir konuda karşı taraf bir yanlış iş yaptığı zaman o yanlışlığın düzeltilmesini söylüyor. Israr ederse kendisine bir ikaz mahiyetinde biraz asık surat filan gösterme oluyor. Yoksa müslümanlar biribirleriyle iyi geçinecekler, dargınlık yok, diyalog kopukluğu yok. Biribirlerine nasihat edeceklerse yine edecekler. Yani dargınlığı Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem uygun görmüyor.

Bir başka hadîs-i şerîf söyleyeyim; "Her Pazartesi Perşembe Allahu Teâlâ hazretlerinin huzuruna kulların yaptıkları ameller arz olunur. Sevaplar verilir. Allah o günlerde pek çok kimseyi affeder. Her müslümanı affeder."

Yağfiru li-külli müslimin. "Her müslümanı affeder." İllâ mütehâcireyn. "Ancak biribirine küsmüş, biribirinden ayrı duran iki müslümanı affetmez." diyor Peygamber Efendimiz.

Pazartesi Perşembe herkes affolunuyor bu ikisi biribirine küs onları ayırıyor. Hattâ yastalihâ. "Biribirleriyle sulh olup dargınlıkları geçinceye kadar onları bırakın." diye bir kenara ayırttırırmış Allahu Teâlâ hazretleri.

Onun için dargın durmak tehlikelidir, dargın durmamak lazım. Hakkı söyler darılmaz. Hakkı söyler darılmaz, dargınlığı sürdürmek uygun değil.

Soru: Bir kişinin hanımı vefat etse kişinin hanımının çamaşırını ne yapması gerekir?

Cevap: Hanımın malı mülkü, çamaşırı eşyası üzerinde kocasının bir miras hakkı vardır, ayrıca çoluk çocuğunun miras hakkı vardır. Ayrıca şeraitin akrabalara tanıdığı, -akrabalar babası anası olabilir- bazı şeyleri neyse, kişinin vefat ettiği zaman mirasçıları şeraite göre kimler olabiliyorsa hakları vardır. O haklarına göre eşyasının her çeşidini alabilir. Daha başka şeylerini de alabilir. O eşyaları kullanabilir. O eşyalar onun şeyidir. Herhangi bir mahzur bahis konusu değildir. Çamaşır dediğine göre iç çamaşırlarını filan kastediyor galiba kardeşimiz. Tabii vefat edince nikahın mahremiyeti kalkıyor. Artık şey oluyor ama o yine onun tabii vefat etmiş hanımıdır. Bir mahsuru yoktur. Kullanabilir ve bakabilir bir mahzuru yoktur.

Fâtiha-i şerîfe mea'l-Besmele.

Sayfa Başı