M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (177)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Çok mücadele etmeme rağmen nefsime ve şeytana yenik düşüyorum. Zor durumdayım. Şeytana ve nefsime yenik düşmemek için dua eder misiniz?

Cevap: Tabii dua ederiz. Şeytana ve nefse yenik düşmemek için çareler de vardır. Onları da yapmak lazım. Bir kere abdestli gezmek lazım. Bu bir çaredir. Şeytan insanın yanına sokulamaz. Zikir vazifelerini yapmak lazım. Bu çok önemlidir. Sonra ufak tefek kusurlardan, günahlardan, -nefsi istese bile- çekinmeye, [bunun için] egzersiz yapmaya [kendisini] alıştırması, başlaması lazım. Küçük küçük çekinmeler, kendine hâkim olmalar kedisini kuvvetlendirir. Bir günahtan Allah rızası için vazgeçen insana Allah ibadetin zevkini şevkini verir, o zaman çok daha güzel bir şekilde kulluk yapması mümkün olur. Demek ki bu vaziyetten kurtulmanın çaresi takvâ imiş. Takvâ ehli olursa, takvâya riâyet etmeye çalışırsa o zaman muvaffak olur.

Soru: Sıkıntı içinde bulunan bir kimsenin rüyasında Mescid-i Nebî'de kendisine zât-ı âlîniz tarafından şu âyetin okunduğunu görmesinin yorumu nedir?

Li'llezîne ahsenü'l-hüsnâ ve ziyâdetün ve lâ yerheku vücûhehüm katerün ve lâ zilletün…

Cevap: Bu, iyi insanın, ibadet eden insanın Allah tarafından taltif edileceğini, az ibadetine çok mükâfat verileceğini ve Allah'ın lütfuna ereceğini, kıyamet gününde yüzünün ak olacağını, mahçup olmayacağını gösteren bir işarettir. Güzel bir rüyadır. Allahu Teâlâ hazretleri sıkıntısını izâle edecek inşaallah. Sabredince sabr-ı cemîlin karşılığında ecr-i cezîl alacak demektir.

Soru: Vade ile eşya alınır mı?

Cevap: Alınır. Vade ile satış İslâm'da yasak değildir, vardır. Vadeli satış mümkündür.

Soru: Sizin izninizle Allah dostlarını -başka tarikatten de olsa- ziyaret edebilir miyiz?

Cevap: Tabii başka tarikatten de olsa iyi insanlar ziyaret edilir. Biz de ziyaret ederiz. Mü'minin mü'mini ziyaretine başka tarikatten olması mâni değildir. Yapılmalıdır, güzeldir, tavsiye ederiz.

Yalnız iyi seçmek lazım. Hakiki insanı seçmek lazım. Bazen yanlış seçiyorlar. Bazıları da muzır oluyor, yalan yanlış sözler söylüyor. Öyle sahtekârlardan da mümkün olduğu kadar kendisini koruması lazım.

Mesela dün birisini anlattılar: Gösterişli, cafcaflı, cübbeli, sarıklı, külâhlı vesaire; ama kendisine sorulan sorulara verdiği cevaplar kibirli olduğunu gösteriyor. Yaptığı iş gıybet. Gıybet Kur'ân-ı Kerîm'de yasak. Müritlerine telkinâtı yalan yanlış… Demek ki doğru bir şey değil. O zaman öyle bir kimseyi ziyaret edip de kendisinin feyzinin kaçmasına sebep olmaması da lazım.

İyi insanı ziyaret edebilirsiniz, iyi insan olduğunu iyice anlamak şartıyla...

Soru: Hocam müslümanların zulüm altında olduğu bu devirde bütün müslümanlar tek yumruk hâlinde bir çatı altında birleşse… Ve sade müslümanlardan değil, gayri müslümanlardan da zengin olanlar var. Tek yumruk hâlinde olsak uygun değil mi? Nasıl ki gayrimüslimler birbirine yardım ederse biz de etsek? Şimdi başka cemaatten bir kardeşimiz diğer cemaatten bir kimseye selam verip geçmekle yetiniyor. İşte böyle hep bir mecliste olsak, tek başımız olsa daha isabetli olmaz mı, daha temkinli olmaz mıyız?

Cevap: Müslümanların birlik ve beraberliği arzu edilen, temenni edilen güzel bir şeydir, hepimizin arzu ettiği bir şeydir. Hatta kimse de bunun aleyhinde bulunmuyor. Ben bunun aleyhinde bulunan bir insan görmedim. Ama herkes diyor ki;

"Benim çatım altında toplanın."

"Birleşelim, tamam, iyi güzel; benim çatım altında…"

Doğru mu?

Değil.

Hakkın çatısı altında birleşecek, hak yolda birleşecek. Çünkü bâtıl yola giden bir insanla birlik doğru olmaz.

"Cemaatten ayrılmamak lazım. O zaman tefrika oluyor."

Hayır. Cemaat, "kalabalık" demek değildir; "hakla cem' olmak, hakla beraber olmak" demektir.

O zaman İbrahim aleyhisselam tefrika yapmış olurdu. Kavmi bir tarafa gitti, kendi tek başına bir tarafa gitti. O zaman Musa aleyhisselam tefrika yapmış sayılırdı. Ekseriyet Firavun'un tarafındaydı, kendisi azınlıktaydı. Kalabalıkta değildir, kişinin haktan yana olmasındadır, asıl cemaat odur.

Ben bir kişi olsam, tek başıma; haklı olsam, haktan yana olsam ben cemaatim. Türkiye'nin 55 milyon öteki insanları da yanlış yolda olsa, ben onlara uymasam, tek başıma bir başıma kalsam, şimdi ben tefrikada değilim, onlar tefrikada.

Neden?

Onlar haktan ayrılmışlar, ben hakla beraberim.

İbrahim aleyhisselam hakla beraber, karşısındakiler haktan ayrılmış, tefrikacı.

Bu çok önemli. Hak ile, hakikat ile, doğru hüküm ile beraber olmak lazım.

"Anket yaptım, ekseriyet plajı istedi. İstişare sünnet, meşveret etmek lazım.

'Bugün ne yapalım ey cemaat-i müslimîn?'

Hocam ekseriyet yani 999 kişi; 'Bugün Büyükada'da plaja gidelim.' dedi. Bir tane de aklı başında bir adam çıktı; 'Hocam olur mu, camiye gidelim.' dedi."

Hangisi haklı, hangisi haksız?

Hakkı söyleyen, "Camiye gidelim." diyen haklı, o cemaat; ötekiler tefrikacı.

Onun için, hakta birleşmek önemli. Bâtılda birleşmek olmaz. Bunu bilin.

Soru: Efendim, geçenlerde gördüğüm bir rüyada bizim cemaatimiz siz başımızda olduğunuz halde arz kürenin bir yerine gizlenmiş, Kur'an'ı ezbere çalışıyoruz. Çünkü dışarıdaki insanlar Kur'an'ı yok etmek istiyorlar ve açlıktan kedi ve köpek yiyorlardı.

Cevap: Hayırdır inşaallah… Buna benzer çok rüyalar görüyoruz. Elhamdülillah yolumuz Peygamber Efendimiz'in yolu olduğundan işaretler lehimize…

Allah bizi yolundan, Efendimiz'in sünnet-i seniyyesinden ayırmasın. Öyle kedi köpek eti yeme durumuna, çirkin şeylere düşürmesin. Çok şükür hâlimize, elhamdülillah…

Soru: Allahu Teâlâ hazretlerine karşı huşû nasıl elde edilir?

Cevap: İtaat etmekle... Emrini tutacaksın. Huşû, "boyun bükmek, boyun vermek" demek. Yani "kabul" demek. Sözünü dinlemek. [Kabul ettiğini söylüyor,] yine gidiyor, rakısını içiyor. Olmaz. Bazı çok tatlı dilli sarhoşlar vardır; gidersin, sohbeti ne tatlıdır ama içkisinden vazgeçmiyor. Çok da filozofâne konuşur. Olmaz. Huşû, "Allah'a boyun bükmek, teslim olmak, inkâd olmak." demektir. "Evet, eyvallah, tamam, dinliyorum." demektir. İtaat eden kimse onu elde eder.

Soru: Gafletten kurtuluş ve gözü yaşlı olmanın yollarını izah eder misiniz?

Cevap: Gafletten kurtuluş için Allah'a sıdk ile günahlardan tevbe etmek, günahlardan kesilmek lazımdır. Oruç tutmak fayda verir. Zikrullah fayda verir. Oruç tuttuğu zaman, midesi boşaldığı zaman gözü yaşlanmaya başlar.

Soru: Müslümanlar ekonomik açıdan güçlü olmaları için neler yapmalıdırlar?

Cevap: Sermayelerini birleştirmeli, güçlerini birleştirmeli, büyük müesseseler kurmalı. Volkswagen firması Almanya'da çok kuvvetli bir firmaydı, bütün Almanya'nın otomobilinin çoğunu imal ediyordu, her yere ihraç ediyordu. Gitti, Audi firmasını da satın aldı. Gitti, Skoda firmasını da satın aldı. Gitti, bilmem nerede falancayla da filancayla da ortaklık yaptı. Mercedes firması da gitti, Fransa'nın bilmem hangi firmasıyla ortaklık yaptı. Herkes daha güçlü olmak için sermayesini birleştiriyor. O halde müslümanların da ufak tefek işlerden kurtulup büyük çapta planlı işler yapması lazım.

Biz sizin için tabii böyle şeyleri düşünüyoruz. Mesela bir sermaye şirketi kursak, tasarruflarınızı oraya yatırsanız, biz de çeşitli kârlı atılımları yaparken oradan sermaye alsak, böylece sermaye şirketine kâr verilse küçük tasarruflar birleşmiş olur, değerlenmiş olabilir. Siz kendiniz aynı işi yapan başka kimselerle birlik beraberlik içinde işinizi büyütebilirsiniz, bu da mümkündür. Buna benzer şeyler ile ekonomik bakımdan güçlü olmaya çalışın.

Ekonomi konusunda, dergilerde yazdım, din düşmanlarının imalatını, malını, malzemesini almayın, kullanmayın. Çok önemli! Adama kurşun atmaktan, kıtır kıtır ensesini kesmekten daha tesirli. Almayın şu gâvurun malını! Almayın şu hainin malını! Almayın şu İslâm'a dil uzatan edepsizin malını!.. O zaman beslememiş olacaksınız, kepaze zayıflayacak. Onun yerine bir müslümanın, bir mü'minin malını aldığın zaman veya sabrettiğin zaman elindeki tasarrufunu başka yerde değerlendirmiş olacaksın, bir kuvvet olacak. Buna dikkat edin.

Soru: Şeytan bir insana şeyhini kötü göstermek için şeyhin kılığına girebilir mi?

Cevap: Buna benzer şeyler olabilir. Mesela Peygamber Efendimiz'in sûretine şeytan giremiyor. Bunu hadîs-i şerîften biliyoruz. Ama bazen de geliyorlar, bize rüyalarını anlatıyorlar; "Peygamberimiz'i gördük." diyor. Ama anlattığı [kişi] Peygamberimiz değil. O zaman o kişiyle ilgili bir problem olduğu anlaşılıyor, kendi kusuru anlaşılıyor. Mesela Peygamber Efendimiz'i sakalsız, bıyıksız görüyor. Bunun mânası ne?

Rüyayı gören adam Peygamber Efendimiz'in sünnetlerini ihmal ediyor. Soruyorsun; kızarıyor, bozarıyor, "Hakikaten sünnetlere karşı bir gevşekliğim oldu." diyor. Yani böyle bir mânası olabiliyor.

Soru: Birinci çocuğun hemen arkasından gelen bir çocuğu bakmak zorluğundan dolayı o çocuk aldırılabilir mi?

Cevap: Bunun bir zamanı söyleniliyor. Henüz kendisine ruh üfürülmeden, daha henüz rahimde teşekkül etme durumundayken böyle zarurî sebeplerden [dolayı] o zaman aldırılabileceğini söyleniliyor. Ama ruh üfürüldükten sonra, iki ay, dört ay bir zaman geçtikten sonra artık onu düşürmek cinayet oluyor. Hatta o çocuk mirasta bile hesaba katılıyor. O bakımdan, belli bir zamanı var. Teşekkülüne mâni olmaya çalışmak daha önemli oluyor. Teşekkül ettiği anlaşıldığı zaman dinî veya tıbbî bir mecburiyet, annenin sıhhati vesaire gibi bir [durum] varsa o zaman aldırtılabiliyor. Ama belli bir zamandan sonra aldırtılamıyor. Yani bunun zamanı var.

Fakat geçim korkusundan vesaireden keyiften dolayı [aldırmak,] o da âyetlere, hadîs-i şerîflere aykırıdır, öyle yapmaması lazım. Allah herkese rızkını verir. Hatta bizim bir nüfus politikamız olması lazım; nüfusumuzu arttırıp, müslümanlar olarak ailemizi kalabalıklaştırıp, onları iyi müslüman yetiştirip İslam'ı böylece de kuvvetlendirme çalışması yapmamız lazım.

Soru: Yâsîn sûresini Allah dileklerimi kabul etsin diye dörder defa okumuş ve mü'min âyet-i kerîmesinden yedişer defa Mü'min sûresini okumuştum. Sabah namazını kılıp kardeşimle biraz vakit geçirdikten sonra uyudum. Rüyamda Peygamber Efendimiz'i gördüm. Yere paralel diz çökmüştü. Üzerinde beyaz bir giysi vardı. Yere paralel, havada idi. Elinde sünger veya başka bir cisme benzeyen bir şey ile kahverengi veya koyu renkli halıya sağa sola el hareketleri ile temizlemeye çalışıyordu. Bana da "Böyle yapacaksın." dedi. Mübarek ayaklarını hatırlıyorum ama yüzünü hatırlayamıyorum.

-Bu da sünnette eksikliktendir. Resûlullah'ın hattını göremediği zaman sünnetteki eksikliktendir. Zâtını görüyor ama hattını göremiyor.-

Aynı yere ben geçtim ve halının üzerindeki kırpık pislikleri, iri kırpıkları temizlemeye çalıştım. İlk hareketimde beceremedim, ikinci hareketimde tertemiz oldu. Rüyamda Peygamber Efendimiz'i görüşüm doğru mudur?

-Doğrudur.-

Eğer doğruysa Cenâb-ı Hakk'tan beklediğim mesaj ne olabilir? Bana anlatılmak istenen nedir? Rüyamın yorumunu yapar mısınız?

Cevap: Allahu âlem, kendisinin yaşantısında düzeltilmesi gereken şeyler vardır. Onları halıyı düzeltir gibi, ömründe yaygın olan o hataları düzeltmek için dikkat etmesi lazım, sünnet-i seniyyeye uygun olarak...

Soru: Unutkanlıktan kurtulmak için ne yapmak gerekir?

Cevap: Hz. Ali Efendimiz radıyallahu anh unutkanlığını şikayet etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona perşembeyi cumaya bağlayan geceleri kalkıp teheccüd namazı kılmasını, bazı duaları okumasını tavsiye etmiş ve buna devam etmesini tavsiye etmiş; hafızası kuvvetlenmiştir. Siz de öyle yapın.

Soru: Eşinin doğumun iki hafta kadar bir zaman kaldı. Çocuğum olursa ismini ne vereyim?

Cevap: Erkekse Ebubekir olsun. Kız ise Mükrime olsun.

Soru: Zonguldak'da bir imam arkadaşım var. Kendisine sihir yapıldığından şüpheleniyor. O kardeşimize dua buyurun.

Cevap: Sihirlerden Allah'a sığınsın. Kulhüvallah, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzu bi-rabbi'n-nâs, Fâtiha-i şerîfe ve Âyete'l-kürsî'yi çokça okusunve vücuduna üflesin. Her sabah 7 Âyete'l-kürsî'yi bir önüne, bir arkasına, bir sağına, bir soluna, bir yukarıya, bir aşağıya okusun, bir de yedinciyi içine çeksin; hiçbir şey olmaz.

Soru: Babam esnaf fakat kazancını faize yatırırdı. Şimdi biriken bu parayla bina yaptı. Benim bu binadan miras almam helal midir, haram mıdır? (Not: Kendisine banka faizinin haram olduğunu söylediğimiz halde kabul etmemişti, yatırmaya devam etmişti.)

Cevap: Demek ki kazancına haram karıştırmış. Çünkü faiz İslâm'da haram. O halde bu haram kazancın ayrılması lazım ve onun verilmesi lazım, yani İslâmî [hayır kurumlarına] verilmesi lazım.

Soru: Bir erkeğe eşinin kız kardeşi nâmahrem midir? Tokalaşma veya aynı odada oturmaları doğru mudur?

Cevap: Hayır. Tokalaşamazlar. Eşinin kız kardeşi... Gerçi haramdır, iki kız kardeşi nikâhta tutmak yoktur. Bu İslâmî bir âdet değil. Aynı odada tek başına kalmak çeşitli bakımlardan mahzurlu olduğundan Efendimiz tarafından yasaklanmıştır. Gerek gelinin kocasının erkek kardeşiyle kalması, gerekse kocanın karısının kız kardeşiyle kalması tehlikeli olabileceğinden uygun değildir. Mahremi olmayan bir kadın ile bir odada yalnız kalması İslâm'da yasaklanmıştır.

Soru: Yedi yaşında bir oğlunun olduğunu söylüyor. "Sürekli sancısı var. Doktora götürdük, teşhis koyamadılar."

Cevap: Allah şifa versin. Bazı hastalıkların mahiyeti anlaşılamıyor. Çocuğuna çörek otuyla bal yedirsin. Çünkü Peygamber Efendimiz çörek otunun ölümden ve ihtiyarlıktan başka her derde şifa olduğunu hadîs-i şerîfinde bildirmiş. Balın da fîhi şifâun li'n-nâs diye âyet-i kerîmede şifalı olduğu söylenmiş olduğundan onlara devam ettirsin. Çörek otunu dövsün; belli miktarda, 21 tanesini ayırıp besmeleyle dövüp balla karıştırıp ekmeğine sürerek sabah, öğlen, akşam yedirsin.

Soru: Muhterem hocam, ben dokuz yıllık evliyim. Beyimle dokuz yıldır anlaşamıyoruz. Beyim dokuz yıldır yatağıma girmiyor. Duanıza çok ihtiyacım var.

Cevap: Şimdi bu tıbbî bir şeyler olabiliyor. Ben geçen vaazımda da söyledim; müslümanlar evlilik hayatının vecibelerini bilmiyorlar. Kocanın karısına böyle bir ilgisizliği doğru değildir, İslâm'da böyle bir şey yoktur.

Soru: Oruç tutunca çok halsiz ve hasta oluyorum. Fidyesini verebilir miyim? Bir oruç için ne kadar para lazım gelir?

Cevap: Oruç fidyesi, bir fakirin sabahlı akşamlı gıdasıdır. Yani Ramazan'da sadaka-i fıtır miktarı, o kadardır. O miktar kadar verirse [olur.] Bir insanın sabah akşam iki defa yemek yiyebilecek olduğu düşünülür. İki yemeği nasıl yer, nasıl doyar, aşağı yukarı ne kadarla doyar? 5 bin lirayla mı, 10 bin lirayla mı? Normal olarak insaflı bir şekilde ne kadarla doyar?

Tabii bunun hududu yoktur; çok lüks lokantaya giderse 100, 150, 200, 500... Ama bir normal ölçüsü de vardır. Kuru fasulye pilavla oluyorsa bu iş, o da ne kadar tutuyor, bilmiyorum. Aşağı yukarı 20-30 bin liradır herhalde... Ona göre bir şey hesaplayacak. Ramazan'da tespit edilen fitre miktarına bakarak tespit edebilir.

Soru: Ben 22 yaşında bekâr bir kızım. Çok zor durumdayım. Dua buyurunuz.

Cevap: Allah müşkillerinin hallini âsan eylesin. Neyse derdi, bilmiyoruz. 22 yaşında bir kızın çeşitli problemleri olabilir tabii ki... Allah biliyor, yardımcısı olsun. Dertlerimize deva, borçlarımıza eda, hastalarımıza şifa nasip etsin.

Soru: Kız ismi olarak Saadet konulabilir mi? Mânasını açıklar mısınız?

Cevap: Saadet ismi konulabilir. Saadet, "mutluluk" demektir. Ama "hem dünyada hem âhirette mutluluk" demektir. Allah'ın sevdiği kul olup âhirette de mutluluğa eren bir kimsenin mutluluğudur. Sadece dünyada iyi bir koca bulmuş, iyi bir karı bulmuş, iyi bir yuva kurmuş, parası pulu yerinde, keyfi tıkırında; bu mutluluk değildir. Âhirette de mutlu olmasına sebep olan şeye "saadet" derler.

Bu isim aslında mastardır; mutlu olmak. Fakat Arapça'da mastarlar mübalağa ifade etsin diye isim olarak konulurlar. Yani mastarı, "şöyle yapmak, böyle yapmak" mânasına gelen kelimeyi isim olarak koydu mu mübâlağa ifade eder. Mesela diyelim ki çocuğa "savaşmak" adını koyduk. Arapça'da cihat, "savaşmak" demek. Ad koyduğun zaman mânası artık "savaşmak" olmaz, "çok savaşan" anlamına gelir, mübâlağa mânası ifade eder. "Adam tepeden tırnağa savaşmak olmuş, savaş kesilmiş." demek olur. Saadet de "çok mutlu" anlamına geliyor, "dünyada âhirette çok mutlu" mânasına geliyor. Güzel.

Beni ismim de Es'ad, yani "çok mutlu" demektir. Es'ad, erkeklere verilen bir isimdir. Saadet, bunun hanımlara verilen şekli gibi oluyor. Bir hanım için güzel bir isim olabilir.

Soru: Bir kişinin kısmeti bağlanırsa gidip bir hocaya açtırmak olur mu?

Cevap: Olmaz öyle şey! Çünkü kısmetleri Allah tayin ediyor. Kısmetin bağlanması da Allah'ın takdirinin bir neticesidir. Onun bunun bağlamaya gücü yetmez. Allah bir kimseye bir rızık nasip etti mi kimse [onu] engelleyemez, kimse de bir rızıktan nasibini kesti mi onu ona ulaştıramaz. Onun için bu yanlış bir düşüncedir. Allah'tan istesin, Allah hayırlı kimseyle buluştursun, hayırlı bir yuva kurmasını nasip etsin. Bu iş onun bunun bağlamasıyla değildir. Ama bazıları palavra atıyor, geliyor;

"Ha, senin kısmetin bağlanmış."

"E ne olacak?"

"Ben sana bir muska yazacağım; ama sen yan cebime şu kadar para koy."

Olmaz! Böyle yapıyorlar. Yani bu duyguları istismar ediyorlar.

Soru: Kur'an kursunda okuyorum. Zihnimin açılması için dua buyurunuz.

Cevap: Allah zihin açıklığı versin. Hıfzını itmam eylemeyi nasip etsin. Kendisine bal şerbeti içmeyi tavsiye ederim. Balı bir bardağa koysun, karıştırsın. Biraz tatlı, bıktırıcı geliyorsa yarım limon sıksın. İçsin. Çünkü bal enerji verir ve hafızasını kuvvetlendirir. Bir de üzüm yesin. Üzümün de şekeri doğrudan doğruya beyne fayda verir, yani onun güçlenmesine sebep olur. Kuru üzüm veya tatlı üzüm yemek sûretiyle enerjisini arttırsın.

Soru: Hocam beyim çalışmıyor. Maddî durumumuz iyi değil. Beyimin çalışması için dua buyurunuz.

Cevap: Tabii ev kurmuş olan bir adamın vazifesi çoluk çocuğuna rızık temin etmektir, barındırmaktır, giydirmektir. Yemeğini, giyimini, barındırmasını sağlamak erkeğin vazifesidir. Onu yapmıyorsa vebal altındadır. Eğer çalışmayan adam buradaysa bunu bilsin. Çalışacak. İnsan çarşıda pazarda çalışabilir. İnsan şimdi kalksa gitse buradan, "Amca -veya teyze- taşıyayım mı senin [torbanı?]" dese yine az çok bir para kazanır. Çarşamba pazarında veya Aksaray pazarında az çok bir para kazanır. Bir şey imal eder, bir şey yapar, kazanabilir. Çalışıp elinin emeğiyle kazanması, başkasına yük olmaması Resûlullah'ın tavsiyesidir.

Tabii "Bey haylaz; ne buraya geliyor, ne çalışıyor..." Böyle de olabilir.

Allah ıslah etsin, akıl fikir versin; erkeklik, mertlik duygularını harekete geçirsin.

Soru: İslâmî bir yuva kurmak için dua istiyor.

Cevap: Allah evlenme durumunda olan erkek evlatlarımıza veya evinde kısmet bekleyen kız evlatlarımıza hayırlı kimselerle karşılaşıp hayırlı yuvalar kurmak nasip eylesin.

Soru: Bir kişiye büyü yapılırsa gidip bir hocaya bozdurulursa günah olur mu?

Cevap: Böyle bir şey yoktur. Böyle bir şey yanlış olur. "Kâhinlerin, büyücülerin hükmüne inanan Resûlullah'ın getirdiği dine âsi olmuş olur." diye hadîs-i şerîfler vardır.

Soru: Şeyma, Şeyda ve Eşbe isminin mânalarını açıklar mısınız?

Cevap: Şeyma, Peygamber Efendimiz'in süt kardeşinin adıdır. Yani güzel bir isimdir, sevimli bir isimdir.

Şeyda, "divâne, deli" demektir. Şeyda oldum, "Aklım başımdan gitti." demektir. Farsçadır. Doğru, güzel bir isim değildir. "Deli" demek. Çocuğa deli ismini koymuş oluyor.

Ama bazen Osmanlı şairleri "şeyda gönül" demiş.

Niye demiş?

O güzel kızı görmüş de aklı başından gitmiş, deli olmuş, ondan diyor. Gönlü deli...

Yani güzel bir isim değil.

Eşbe… Eşbe ismini ben ilk defa burada duydum. Ya bir şeyin bozulmuşu, anlayamadım... Eşbe, "daha yakışıklı" gibi bir mânaya belki gelebilir. Erkek ismi olabilir, ama kız ismi olmaz. Böyle bir şey duymadım.

Soru: Ümraniye'de Arapça kursu çalışması başlatmışlar. Katılabilir miyim?

Cevap: Tabii insan ilim öğrenmek için her şeye katılabilir. Bizim kardeşlerimizin devam ettiği kurslar varsa onlara devam etmesi daha iyi olur.

Soru: Annem rüyasında bir kalabalık görmüş. Ben o kalabalığın içindeymişim. Kalabalık benim hakkımda bir karar vermek için toplamış. -Rüya anlatıyor.- Bir adam büyük bir perdenin önünde duruyor, perdeyi kaldırıp sarılı bir bez parçası alıp içini okuyor ve benim için "O şahıs burada yok." deniliyor. Bu işlem beş kat perde ve sarılı bez parçaları açılarak tekrarlanıyor ve "yok" deniliyor. Ben de bundan dolayı ağlıyormuşum. Rüya böyle. Sabah ise telefon geliyor. A tarikatinin grubunun mensubu olan derse katılmaktayım, İskenderpaşa'ya bağlı olduğumu duymuşlar. Bundan sonra derse iştirak etmememi söylediler. Bu olay beni üzdü. Buna bir anlam veremedim. Bu hareket tasvip edilebilir mi? Rüyanın tâbirini rica ederim.

Cevap: "A tarikati mensubu olanların dersine katılmaktaydım." diyor. Yani zikrine katılıyormuş. Bu kardeşimizin İskenderpaşalı olduğunu anlayınca demişler ki; "Bundan sonra aramıza gelme, katılma, zikre iştirak etme." Bu doğru değildir, bid'attir, cahilliktir. Çünkü Allah'ın zikri engellenmez. Sonra müslümanlar birbirinin kardeşidir. Gelene "gelme" denilmez. Misafirperverliğe de sığmaz, kardeşliğe de sığmaz, İslâmiyet'e de sığmaz. Yanlış bir iş yapmışlar. Üzülmesin. Öyle bir gruba gitmemesi daha iyi. Bu hareket tasvip edilecek bir hareket değil. Rüyanın tâbiri: Tekrar tekrar bir şey aranıyor, onun için de "yok, yok" deniliyor, bu da üzülüyor. Demek ki birtakım gayretler içinde olması lazım, iyi birtakım vasıfları elde etmek için çalışması lazım. Henüz istenilen durumda değil de kağıtta ismi çıkmıyor.

Soru: Vakıf olan bir şadırvandan abdest aldıktan sonra nur üzerine nur olsun diye tekrar abdest almak haram mıdır?

Cevap: Hayır. Bizim memlekette su sıkıntısı yoktur ama abdest üzerine abdest almak bu mânada anlamlı değil. Abdestliyken gidip abdest tazelemek daha şey olur. Mesela abdestli, namaz vaktine vakit var, abdesti biraz eskimiş, gidip tazeleyip taze abdest alması daha iyi. Ama bir abdest aldı, musluğun başında bir daha abdest aldı, bir daha abdest aldı; bu makbul bir şey değil. Makbul olan, öteki türlü tazelenmesi.

Soru: Sizi bir mescidin içerisinde ağabeyim ile beraber gördüm. Eûzü besmele çekerek… Rüyada bizim bulunduğumuz bir yerde birisi çıkmış, abuk sabuk şeyler okumuş, biz de "Böyle şey olmaz!" diye düzeltmişiz. O da anlamamış. Okuduğu âyet gibi ama âyet değil, yalan yanlış. Biz "Çıkartın bunu!" demişiz. "Neye delâlet eder?" diyor.

Cevap: Demek ki dinî hizmetler yapıyor gibi gözüken bazı kimseler bu grubun içinde ama aslında yapmıyor. İşte onun oradan tahric (hariç de olabilir) olduğunu gösteriyor.

Soru: Birisi de bir başka rüyasını [anlatıyor.] Yeşil bir elbise giydiğini, kazak giydiğini, gökyüzünde esmâ-i hüsnâdan el-Gaffâr isminin yazıldığını görmüş.

Cevap: Demek ki el-Gaffâr ismine müdâvemet edecek, Allah günahlarını affetsin diye.

Peygamber Efendimiz her sabah;

Allâhümma'ğfirlî ve tüb aleyye inneke ente't-tevvâbü'r-rahîm diye yüz defa söylermiş.

Allâhümma'ğfirlî. "Allahım bana mağfiret eyle." Ve tüb aleyye. "Bana tevbe ihsan eyle, teveccüh eyle." İnneke ente't-tevvâbü'r-rahîm. "Çünkü sen tevvâb ve rahimsin."

Veyahut; yâ Ğaffâre'z-zünûb iğfirlenâ diyerek tevbe ve istiğfar eylemeye devam etsin.

Soru: İskender Paşa hakkında kısa bilgi verebilir misiniz? Ya da bilgi edinebileceğimiz bir kaynak var mı?

Cevap: İskender Paşa II. Bayezid'in en sadık vezirlerindendir. Sofu Bayezid, Fatih'in oğlu II. Bayezid'in veziridir, komutanlarındandır. İtimatlı komutanlarından, vezirlerinden olduğu için kendisi İstanbul'un dışına gittiği zaman şehrin yönetimini bu mübareğe emanet edermiş. Demek ki has, hâlis, güvenilen, itimatlı bir kimse imiş. Trabzon'da da bu tarihlere yakın bir İskender Paşa camii var. Belki Trabzon'a da gitmiş. Çünkü Fatih İstanbul'u aldıktan sonra Trabzon taraflarını da fethetmiştir. Rum Pontus imparatorluğunu yok etmiş, fethetmiştir. Oralara da böyle camiler yaptırmış.

Demek muhtelif yerlere hayrâtı, hasenâtı olan itimatlı mübarek bir zat ki asırlar geçtikten sonra Hocamız gibi bir zat, caminin cemaati kesilmişken, kurşunları çalınmaya sökülmeye başlamışken buraya imam tayin oluyor, ondan sonra o mübarek zâtın nice nice dualarına mazhar oluyor. İçinde camisi gelişiyor, büyüyor, anlanıyor, İstanbul'un en faal camilerinden birisi hâline geliyor, nice nice hayırlar, ibadetler, taatler yapılıyor. Bunlar da bu zâtın bir mânevi mahareti olduğunu gösteriyor. Hocamız nereye gitse, orada hatme hâcegânı yaptıktan sonrasında dua ederken sâdât ve meşâyihimizin adını zikrederken arkasından İskender Paşa'ya da dua ederdi. Ankara'da da olsa, Konya'da da olsa İskender Paşa'yı unutmazdı. Ben de bu adama imrenirdim, "Allah Allah..." filan diye. Böyle bir şey demek ki…

Soru: Ben hâlis muhlis bir tembel öğrenciyim… Bu tembellikten ve vurdumduymazlıktan nasıl kurtulabilirim? Çareleri nelerdir?

Cevap: İmâm-ı Gazzâlî'nin İhyâ'sının 3.-4. cildini okusun. Onu güzelce bitirsin. Madem bu kadar hâlis muhlismiş, o iki cildi bitirsin bakalım.

Soru: İHL öğrencisiyim. -İki kağıt birbirine benziyor, şimdi polis hafiyeliği yapalım. Kağıtların ebadı birbirine benziyor, yazı ve mürekkep de aynı, demek ki aynı şahıs. İpucu bulduk. Hâlis muhlis tembel olan bu şahıs imam-hatip lisesi öğrencisi.- Hıfzım pek sağlam değil. Hıfzımı nasıl sağlamlaştırabilirim, kuvvetlendirebilirim? Her şey hıfzıma kolay girmiyor ve bana verilen zekayı pek kullanamıyorum. Bunların yolları nedir?

Cevap: Bunların yolu günahlardan kesilmektir. İnsan günahlara bulaştıkça, haramlara baktıkça, yasak işleri yaptıkça hafızası zayıflar ve çeşitli sıkıntılara düşer. Çaresi takvâdır, yani günahlardan kesilmek, haramlardan elini eteğini çekmektir.O zaman düzelir. Yolu güzel yoldur; çünkü ilim öğrenme yoluna girmiş, gençtir, düzelme ihtimali vardır. İşin başından düzeltilmesi -sonradan, ağaç yaşken eğildiği için- yapılması daha kolay olduğundan Allah gayret versin, iyi olur inşaallah.

Soru: Sohbette kadıların karar verme konusuna değindiniz. Günümüz hâkimlerinin karar vermesinden biraz bahsetseniz memnun oluruz. Bir defa kanunlar İslâm'a aykırı. Bu durumda hâkimin işi iyice zorlaşmaktadır. Bizi aydınlatırsanız memnun oluruz.

Cevap:

Ve men lem yahküm bimâ enzela'llâhu... "Allah'ın emrettiği ahkâmı uygulamayan, onunla hükmetmeyenler kâfirdir, zalimdir, fasıktır." diye Kur'ân-ı Kerîm'de âyet-i kerîmeler vardır. Tabii Allah'ın hükmünü icrâ edecek.

Hâkimlik yalnızca mahkemede hâkim olmak demek değildir, iki insan arasında hakem olmak da bir hâkimliktir. Hakemin orada da hakkı söylemesi lazım. Orada da insan hür olarak söyleyebilir. Bir de bugün dindar kardeşlerimiz var, hukuk fakültesinde okuyorlar, hâkim oluyorlar, savcı oluyorlar, avukat oluyorlar. Tabii onlar da müslümanların problemlerinde onlara yardımcı olmaya çalışmak niyetinde olunca iyi niyetle ecir, sevap kazanırlar.

Soru: Organ bağışı câiz midir, değil midir?

Cevap: Bazı şartlarla câizdir. Organı alınacak şahsın rızası olmak lazımdır. Hayatı bitmiş olması lazım. Ölmeden orasını burasını alıp dağıtmak, tam, kanunen ölmeden hiç kimsesi yok, organlarını alıp yağmalamak doğru değildir. Ama hayattayken de bazen bazı kimseler bazı organlarını bağışlayabiliyor. Mesela, fedakâr bir anne çocuğu yaşasın diye bir böbreğini aldırtıyor, ona bağışlayabiliyor. Bu fedakârlığa dayanıyor, olabilir. Kendi hayatı bir böbrekle de devam edebilirmiş diye birisini veriyor, olabilir.

Soru: Bir Kur'ân-ı Kerîm meâli -Türkçe meâl- abdestsiz okunabilir mi? Okunursa feyzi bereketi ne kadar olur? Bazı radikal arkadaşlar "Abdestsiz okunur." diye telkinde bulunuyorlar.

Cevap: Radikal arkadaşlar fakih değildir, biraz zıpır arkadaşlardır. Bu iş radikallikle, kendi kafasından hüküm vermekle hiç olmaz. Dinî emirlerin ciddiyeti vardır. Hz. Ömer Efendimiz bu hususta diyor ki;

"Böyle şey olmaz. Eğer ben aklımla, mantığımla bunu yürüterek meshetmek isteseydim, ayağın üstünü değil altını meshederdim. Çünkü tozlanan ayağın altıdır. Ama Peygamber Efendimiz üstünü meshetmeyi tarif etmiş, o tarzda yapılıyor."

Dinî ahkâmda -hele fakih olmayan- bir insanın içtihada kalkması çok büyük edepsizliktir. Hatta şairin veya alimin birisi diyor ki;

Men tefakkaha bi-ğayri fıkhin fe-hüve hımârun. "Fıkıh bilgisi olmadan ahkâm kesmeye kalkan eşektir."

Yani "uzun kulaklıdır" diyor.

Öyle şey olmaz. Din oyuncak değildir. Büyükler ne demişse, ilmihali açsın, koca sakallı Ömer Nasuhi Bilmen Hoca var, alimler var, fakihler var, herkes ona göre hareket etsin. Ömer Nasuhi Hocamız diyor ki;

"Abdestsiz tutulmaz. Meal bile olsa tutulmaz."

Dinî kitaplara hürmet etmek lazım. İçinde âyet ve hadis bulunan [kitapları okurken] abdestli olması lazım. Tarikat da bir insanın abdestli gezmesini tavsiye ediyor.

Lâ yemessuhû ille'l-mutahherûn.

"Bu Kur'ân-ı Kerîm'e temiz olmayanlar el süremezler." diye âyet-i kerîme var.

Gerçi bu âyet-i kerîmenin çeşitli tefsirler olabilir. Ama Fıkıh alimlerimiz abdestsiz tutulamayacağı kâidesini incelemişler, bu konuyu söylemişler.

Ötekisi ne oluyor?

Arapça bilmez, Kur'ân-ı Kerîm'i bilmez, tefsir bilmez, hadis bilmez; radikal İslâmcı. Ben öyle çok radikal İslâmcı kimseleri biliyorum; lise mezunu veya üniversite mezunu, mühendis veya bilmem ne falanca... Olmaz böyle şey.

Bu iş oyuncak değildir. Din işi, din ilmi hiç oyuncak değildir!

"Kendi rey'i ile Kur'ân-ı Kerîm'i tefsir eden cehennemde yerini hazırlasın." diye [hadis] var.

Bu işler kendi fikriyle olmaz. İçtihadın bir şer'î delile, fıkhî bir mezhebe dayanması lazımdır. Bunu da bu işi bilen, aklı başında insanların işidir.

Bizim Mehmed Emin Er Hoca Mısır'a uğramış, orada alimler ile sohbet etmiş, geldi. İşte burada görüştük. Diyor ki;

"Orada bir mesele soruyorum..."

Kendisi fakih. İhtilafta olan bazı meseleleri karşısındakine; "Onun kanaati nedir?" diye soruyor.

"Şöyledir."

"Atıyorlar." diyor.

"Peki delilin nedir?"

"Omuz kaldırıyor." diyor.

Yani delil düşünmeyi, getirmeyi [yapamıyor.] Adam düşünüyor, kafasından; "şöyledir" [diyor.]

Bizim radikaller de öyle. Öyle hoş geliyor, öyle. Böyle hoş geliyor, böyle. Rüzgar ne taraftan eserse, kafasına [göre…] Öyle olmaz! Bak, ömrünü fıkıh ilmine vermiş olan Mehmed Emin Er Hoca ayıplıyor, "Delilsiz konuşuyorlar." diyor.

"'Peki, niçin?' diyorum. Sebep söyleyemiyorlar." diyor.

Sebep söylenmeden olmaz ki... Kaynak gösterilecek, âyet ve hadisten mesnet gösterilecek. O olmadan olmaz.

Soru: Tüfek almak niyetindeyim. Şu anda mezun olma aşamasındayım. Biriktirdiğim parayla bilgisayar alabilir miyim? Evde ruhsatsız bir çifte var. Gölcük'te oturmaktayım.

Cevap: Bilgisayar ilim için lazım. Tüfek de herhalde av için lazım. Tüfekten ne olur ki yani? Şimdi adamlar öyle silahlar kullanıyorlar ki insanın aklı duruyor. Geceleyin karanlıkta gören, iki kilometre uzaktan insanı vuran, Basra körfezinden, Akdeniz'den filanca yeri bombalıyor. Tabii insanın

Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin. "gücü yettiği kadar hazırlanması," silahlı olması gerektiğinden, evinde kendini koruyacak bir tüfeği olması lazım. Bu ruhsatlı olabiliyor. Tüfeğin de iyisini alın. Her şeyin iyisini almak lazım. Birkaç mermi alsın. Benim de şahsen var. Köyde de var, orada da var, burada da var. Yani içine yedi-sekiz mermi alan, menzili uzak, yanında mermisi bol... Tabii ruhsatlı, her şey âşikâr. Bunların olması lazım.

Neden?

Hırsız gelir, deli gelir, divane gelir; insanın savunacak bir şeyinin olması lazım.

Ben avlanmayı sevmiyorum. Yani kuşa, şuna buna atıp da... Câizdir ama can yakmayı seviyorum. Ama bulundurmayı seviyorum.

Neden?

Âyet ve hadise uygun olduğu için. Yarın öbür gün Allah kullandırmasın; ama bulunması iyi.

Soru: Bir insanın şeyhinin resmini evinde saklaması câiz midir?

Cevap: Değildir. Resim bid'attir. Böyle bir şey yoktur. Ne cüzdanında, ne evinde saklaması uygun olmaz. Bu resimle olan bir iş değildir. Ancak resim pasaport gibi, nüfus kağıdı gibi, tapu kaydı gibi yerlerde istendiği için kullanılıyor. Yoksa büyükler buna pek müsaade etmemişlerdir. Hele hele resme bakıp rabıta yapmak; tasavvufta öyle şeyler yoktur, bid'attir.

Soru: Hocam ben ve ailem Âmenerresûlü'yü rüyada okuduk. Bunun rüya tâbiri nedir?

Cevap: Âmenerresûlü'nün meâlini okusunlar, kendi halleriyle bir onu ölçsünler. Bu ikisini denkleştirdikleri zaman çıkacak.

Soru: Banyonun içinde namaz abdesti alırken abdest dualarını okumamızın mahzuru var mıdır?

Cevap: Yoktur. Yüznumarada okumanın mahzuru vardır. Helada abdest alma zorunluluğu varsa o zaman orada abdest duaları okunamaz. Hela olmayan bir yerde abdest duaları okunabilir ve okunması lazım, abdest dualarının sevabı çoktur. Abdest dualarının kazancı fazladır. Onları ezberleyip abdesti öyle almak lazım.

Soru: Nasip olursa hafta sonu köye gitmeyi düşünüyoruz. Nasıl buyurursunuz?

Cevap: Allah sıhhatle âfiyetle gidip huzur saadetle gelmeyi nasip etsin. İyi tatiller nasip etsin. Gittiği yerde İslâmî hizmetler, tebliğ, irşad çalışmaları yapmasını, etrafını biraz uyarması, uyandırmasını tavsiye ederim. Biraz büyük şehirden gelen insanlar tecrübesini oralara taşımalı, oralarda da İslâmî çalışmalar gelişmeli.

Soru: Ben içki satan bir otelde çalışıyorum. Orada bir mescidimiz var. Orada kıldığımız namaz kabul olur mu?

Cevap: Otel esas itibariyle yatmak içindir, meyhane değildir. Ama oteller lüks olduğu zaman turizm bakanlığı "İlla içki bulunacak." diye mecburiyet koymuş. İçki de bulunduruyor. Ama otel aslında yatmak için konmuş bir binadır. Mescidi de olması adamın nispeten iyi bir kimse olduğunu gösteriyor. O mescitte namaz câizdir. Otelin sahibi mescit açtığı için sevap alır, içki sattığı için vebal alır. Ama bu kişinin oradaki namazında bir mahzur yoktur.

Tabii biz esas itibariyle hepimizde bir kusur var ki turizm bakanlığı böyle bir mecburiyet koymuş ve kredi vermiyor, yani otele yıldız, itibar vermiyor. Beş yıldızlı olabilmesi için veya şu kadar yıldızlı olabilmesi için ille içki satması mecburiyeti koyuyor. Halbuki burası Türkiye.

Geçende toplantıya İslâm ülkeleri geldi. İran reisicumhuru Rafsancânî; "Lütfen içki konulmasın." demiş. Bizimkiler de meyve suyu ikram etmişler. Pekâlâ meyve suyuyla da bir ziyafet olabiliyor. Demek ki Rafsancânî sevabı kazanmış, gitmiş. Çünkü oradaki içki ikramını da engellemiş oldu.

Bizim de biraz aktif olmamız lazım. İsteğimizi söylememiz lazım. Gittiğimiz otellere, mesela "İçkili otele içki olduğu için gitmiyorum." dememiz lazım, "olmasaydı" dememiz lazım. Bir de Turizm Bakanlığına bu hükmü koydurtmamamız lazım. Beş yıldızlı bir otel olabilmeli ama adama içki satmak mecburiyeti zorlanmamalı. Yani turistleri keyfi olacak diye... Adam gitsin meyhanede içsin veya bizim memleketimize geldiği zaman hiç içilmesin. Bizim memleketimizde adam gibi dursun. Kendi memleketinde ne zıpırlık yaparsa yapsın. Yani biz zorlayalım.

Suudi Arabistan'a içki sokmak yasak, yok. Adamlar bizden ileri bu konuda, yaptırtmıyorlar. İçki yok, tamam, bitti. İçki sokanı ilâm ediyor, cezalandırıyor. Cezası neyse onu veriyor. İdam mı ediyor, ne oluyor, onu da şu anda tereddüt ettim; ama cezalandırıyor. İçki yok, tamam, bitiyor iş. İçki yok, kadınlar örtünecek. O da tamam, bitiyor.

Soru: Evlenme niyetinde olan kız ve erkeğin birbirini görmesinde bir sakınca var mıdır?

Cevap: Kısa bir müddet, az bir şekilde, suistimale ileriye gitmemek şartıyla görebilir; ama öyle çok fazla değil, her zaman değil.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh...

Sayfa Başı