M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (176)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Türkçe Kur'ân-ı Kerîm meâlleri çok. Hangisini alalım?

Biz dergimizde hediye olarak Hasan Basri Hoca merhumun meâlini verdik. Çünkü açıklamaları ciddi ve dipnotları vardı. Ve titiz bir şekilde hazırlanmıştı, güzeldi. Onu beğeniyorum. Ahmed Davudoğlu Hocamız büyük bir alimdir. Allah rahmet eylesin, sevdiğim bir kimseydi. Onun bir meâli var. Baktım, ötekilere nispetle oldukça güzel.

Fakat ben meâl okumaktan ziyade iyi bir tefsir okumanızı tavsiye ederim. Çünkü meâlden anlamanız gerekli mânaları tam çıkartamazsa yanlış şeyler düşünür, aklınız yanlış yerlere kayarsa o zaman vebal bile olur. Onun için, meâl çok kısa olduğundan, kısa sözü herkes anlayamadığından meâl değil de tefsir okumanızı tavsiye ederim. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca, İbn Kesîr tefsiri gibi tefsirleri okumanızı tavsiye ederim.

Birisi rüyasını anlatıyor. "Efendimiz'i gördüm, yüzünü göremedim. Elini uzatmıştı..."

Peygamber Efendimiz'i rüyada görüp de yüzünü görememesi Efendimiz'in sünnetine tam uymadığını gösteriyor. Elini tutmuş. Elini tutunca da ışık gibi bir şeyin içine aktığını görmüş. Demek ki Efendimiz'e bağlılık olmuş oluyor. Bu rüyası gereği olarak şu bizim tarif ettiğimiz dersleri yapsın ve tasavvufî zikirlere devam etsin.

Beyim hacca gitmiş. Fakat namaza dikkat göstermiyor. Rüyasında da çok uçtuğunu görüyor. Bu rüyaya itibar edilir mi?

Cevap: Uçmak meziyet değildir. İnsan rüyada uçabilir. Çünkü rüya başka bir âlem. Uçmak mertebe değildir. Rüyada kendisini uçuyor görüyor. Sinek de uçuyor. Ama sinek kıymetli mahluk değildir. Hele mesela sivrisinek daha muzır bir mahluktur. Kuş da uçuyor. Karga da uçuyor. Bu uçmak bir şey ifade etmez. En büyük keramet, istikamet. Namaz kılmıyorsa müstakim değil. Eksiye büyür. Ve namaz dinin direği olduğundan onu yapmadığı için vaziyet çok fena demektir. Uçuyorsa cehenneme doğru uçuyor demektir. Yani o öyle kendisini adam sanmasın. Hem namaz kılmıyor, gevşek tutuyor, hem de uçuyor. O eksikliktir. Allah kendisine âsi kulları sevmez. Onu bilsin.

Body-building sporu yapmanın günümüze göre yasak tarafı var mı?

Hayır. Sporun yasak tarafı yoktur. Body-building dediği, adale [vesaire üzerine] çeşitli gösterişli [spor] yapmak. Tabii bu da bir idman oluyor; kuvvet, meziyet kazandırıyor. Bedenin meziyetli, kuvvetli olması bir tâlim demektir. Nispeten iyi bir şeydir. Yalnız bu sporları yaparken nâmahrem yerlerini açmamak esastır. Açarsa o zaman günah olur. Normal bir sporda bile [buna dikkat etmek lazım.] Mesela güreşi Efendimiz tavsiye etmiş. İncecik bir mayoyla yapar da eti budu meydanda olursa o spor o zaman günah olur. Yani [giyimine] dikkat etmesi lazım.

Bir mü'min kul dünyada hastalık çekmiş, hastanelerde yatmış. Vücudunun bazı âzâsına ameliyatla yapma organ veya protez takılmış. Âhirette o kişinin çıkarılan kısımları yeniden diriltildiği zaman ne olur? Günahlara kefâret denilen hâdise nasıl tecellî eder?

İnsanın kendi uzvundan olmayan bir şeyi kullanması câiz midir?

Câizdir. Peygamber Efendimiz'in zamanında takma diş kullanılmıştır. İşin yani vazifenin görülmesi için bazı şeyler yapılabilir. Ayağı olmayanın ayağına bir takma tahta bacak takması bile az çok bir ilavedir. Ne yapsın, yürümek, dengesini sağlamak için bunu yapıyor. Bunlar olur. Âhirette onun kendi uzuvları kendisine gelir. Bu şeylerin bir mahzuru yoktur.

Günahlara kefâret çeşitli şekillerde oluyor. Bunu Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerde bildiriyor. Bir insan bir kötülük yaptığı zaman günah kazanır, bir iyilik yaptığı zaman sevap kazanır.

İnne'l-hasenâti yüzhibne's-seyyiât. "İyilikler kötülükleri götürür."

Bir insan kötülükten iyiye döner de iyi hal [gösterirse] kötülükleri silinir. Namaz kefâret olur. Ramazan orucu kefâret olur. Hac kefâret olur. Bunların hepsi vardır. Allah affediyor, kötüden iyi hâle geldiği için siliniyor demek. Yani matematik diliyle artılar eksileri götürüyor demek.

Sayın hocam, sabah namazına hanımımı kaldıramıyorum. Doğum durumu var. Fazla zorlayamıyorum. Şer'an hükmü nedir?

Kaldırmaya çalışmak lazım. Kaldırmanın şartlarını hazırlayın. Erken yatın, uykusunu almasını sağlayın, kaldırın. İltifat edin. Kavgaya, dövmeye vesaireye götürmeden iltifatla işi yaptırmaya çalışın. Eşinizdir, hayat arkadaşınızdır; günahlı olmasın. Kalkamadığı zaman günah oluyor. Hamile olması sabah namazına kalkmamak için mazeret değildir. Hamile bile olsa kalkacak, abdestini alacak, yine namazını kılacak.

"Abdest almaya kalkamıyor."

Olduğu yerden teyemmüm abdesti alır.

"Elini ayağını kıpırdatamıyor."

Başıyla gözüyle îma eder kılar. Ama o namazı o vaktinde kılacak. Allah'ın emri böyledir. Yapmak ve yaptırtmaya çalışmak lazım.

Kabir hayatından korkuyorum. Bazı arkadaşlar ruhların ruhlar âlemine gittiğini söylüyorlar. Öyle olursa kabir azabı ve kabire verdiğimiz selam nasıl oluyor?

Ruh orada olduğu için oluyor. İnsanın "ruhlar âlemi" dediği yerin neresi olduğunu sen bilmiyorsun. O ruhlar âleminde olduğu halde kabrinde azap görüyor. Veya kabrinde olan bir kimseye selam verdiğin zaman selâmını alıyor. Ruhlar âlemi ille yıldızların ötesi değil, bu âlemde iç içe olabiliyor. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Benim mihrabım ile evimin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir."

Peygamber Efendimiz'in mescidi nasıl cennet bahçesi oluyor?

Demek ki ikili bir şey var. Perdenin arkasında başka şeyler var.

O "âlem" dediğimiz şey ille öbür tarafta olmuyor. Âlem-i gayb ve âlem-i şehadet iç içe. Ama perdeli, arka tarafında… Şu anda biz bir âlemdeyiz ama bu âlemin arkasında yine burada bir âlem var.

Mehmed Zahid Efendi hazretlerinin Tasavvufî Ahlâk isimli eserinin 1. cildinde tasavvufun ve mürşid-i kâmile bağlanmanın farz olduğu beyan ediliyor. "Kim zamanının imamını bilmeden ölürse muhakkak ki o kimse cahiliye ölümü ile ölmüş olur."

Bir insanın tasavvufî terbiye almasının âyetlerden ve hadislerden delili vardır. Kur'ân-ı Kerîm'den delili:

Kad efleha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ. "Nefsini ıslah eden felah bulur, ıslah etmeyen pişman ve perişan olur, ziyana uğrar." deniliyor.

Demek ki Kur'ân-ı Kerîm nefis terbiyesinin, tasavvufun olması gerektiğini, olmadığı zaman insanın felah bulmadığını ve çok pişman ve perişan olacağını söylediğine göre bu Allah'ın istediği bir şey oluyor. Sonra daha başka pek çok âyet-i kerîmelerden çıkan mâna budur.

O bakımdan, bu zaruret sadece o hadîs-i şerîf değildir, Kur'ân-ı Kerîm'in nice nice âyetlerinin hepsinden çıkan yüzlerce delildendir. Nefsini terbiye edecek. Ahlâkını takviye edecek. Kalbini nurlandıracak. Allah'ın sevdiği bir kul olacak. Sevdiği işleri yapacak. Böylece kendisini kurtaracak. Kendisini kurtarması Allah'ın emridir. Allah; "Ey insanlar! Ben sizi imtihan için dünyaya gönderdim." demiyor mu? "Benim emirlerimi tutun, cenneti elde etmeye çalışın, cehennemden korunun." demiyor mu?

İşte bunların hepsi onun delilidir.

Yurt dışında lisansüstü tahsil yapmak üzere Almanya'ya gideceğim. Hanımım peçeli, tesettürlü. Oradaki mevcut İslâm hakkındaki önyargıları yıkmak için ve sağlıklı tebliğ ortamına kavuşabilmek için hanımın tesettüründen taviz verip vermemek hususunda kararsızım.

Taviz verilmez. İslâm'ın emri neyse tesettür öyle olur. Ondan taviz verilmez. Allah'ın emrini çiğneyerek Allah'ın dinine hizmet olmaz. İslâmî vazifeni yapacaksın. Hizmetlerini o sınırların içinde götüreceksin.

Bir kişi nafile oruç tutmak isterse fakat tutamazsa, çok halsiz düşüyorsa nasıl nafile oruç tutabilir? Bizi aydınlatır mısınız?

Nafile oruç tutmaya tâkati yoksa tutmaz. Zaten farz orucu bile, tutmaya tâkati olmadığı zaman oruç fidyesi ödüyor. Yani fukaraya parasını veriyor.

Ve ale'llezîne yutîkûnehû fidyetün taâmü miskîn diye âyet-i kerîmede bu müsaade verilmiş.

Soru: Bir kişinin oruç borcu olursa ve tutamazsa, para da veremezse ne yapması gerekir? Bizi aydınlatır mısınız?

Oruç tutmayan bir insanın zamanında kaza etmesi lazım. Kaza da edemiyor. Kaza edemeyince fidye-i savm, oruç fidyesi vermesi lazım. Parası da yok. O zaman ne kalıyor?

İlerideki bir tarihte buna imkân bulduğu zaman yapmak üzere; "Şimdilik affet yâ Rabbi! İmkânım yok." diye dua etmek kalıyor.

Soru: Dersimi yaparken içimden sanki irademin yok olması gerektiği gibi bir his duymakta ve bu anlamda dersimi yapamadığım için rahatsız olmaktayım. İrademi kaybedecek kadar da teslimiyeti ilk olarak Eyüp İlksav'daki zikirden sonra hissetmeye başladım. Sanki bende eksik olan bir şey var. Onun için bu zikri dolu dolu yapamıyordum. Zikir esnasında kendimi yokladığımda bilincimin yerinde olmasına müteessir oluyorum. Asıl olması gereken nedir? Bu durumun izahını yapar mısınız?

Bir insanın zikri yaparken kendisini zikre vermesi ve zikrettiği Zât-ı Ecelli Âlâ'yı düşünmesi lazım. Ondan başka şeyleri düşünmek zihni oyalayıcı şeylerdir. Allah'ı zikrediyor, Allah'ı düşünmesi lazım, Allah'ın huzurunda olduğunu düşünmesi lazım. Kendisini kontrole dönüp asıl zikirle ilgisini kesmemesi lazım. Önemli olan o.

70 yaşındaki uzak bir akrabası insana nâmahrem olur mu? İçkiliyken ölen bir şahıs ebediyen cehennemde mi kalır?

Nâmahrem bir insan nâmahremidir. İnsanın mahremi değilse nâmahremidir. Bu yaşla ilgili değildir. Yaşlı da olsa nâmahremdir. İçkiliyken ölen bir insan günah üzere ölmüş demektir. Ama içki, günah imanı yok eden bir şey değil. Bir suç olmuş oluyor. İnsan nefsine mağlup olduğu için, şeytana mağlup olduğu için yapabiliyor ama yine mü'min olabiliyor, Allah'a inanmış bir kimse olabiliyor. Onun için suçu kadar ceza çeker. Ama mü'min olduğu için yine mü'min muamelesi görür.

Soru: Kur'an okurken ve dua yaparken kendimi bir karınca misâli, belki daha da küçüldüğümü, sonra büyüdüğümü; ama o denli büyümüş ki tek bir parmağım dahi bulunduğum odadan dışarı taştığını hissediyorum. Bazen de duada avucumun içinde müthiş bir ağırlık çöktüğünü ve taşıyamayacak durumda olduğumu hissediyorum. Bu hal beni korkutuyor. Acaba izahı nedir?

Zikrin merhaleleri içinde fenâ fillah hâli, makamı vardır. O gibi durumdayken insan kendisini bir zerre gibi, bir zerre-i nâçiz gibi, bir yok gibi hisseder. O bir duygudur. Ondan sonra kendisini bütün kâinâtı kaplamış gibi hisseder. O da ayrı bir duygudur. Bunlar zikrin insana verdiği feyizlerden ibaret şeylerdir. Onlara aldırmayıp zikre müdâvim olun.

İbn Teymiyye'nin kitaplarını okumamızı tavsiye eder misiniz? Onun hakkında bilgi verirseniz memnun oluruz.

İbn Teymiyye'nin özel ve aşırı fikirleri olduğunu biliyorsunuz. Bizim ehli sünnet ulemâmızın kanaatlerine uymayan bazı görüşleri vardır. Onun için ehli sünnet ulemâmızın kitaplarını okumanızı tavsiye ederim. Bunları iyice öğrenin ki hakkı bilin. Hakkı bildikten sonra insan haktan ayrı olan şeylerin ne olduğunu o zaman anlar. Osmanlı medreselerinde son zamana kadar kendi ehli sünnet akidesi ve fıkhı öğretilirmiş, en son sene hilâfiyat, mezhepler arasındaki farklar öğretilirmiş. Bu güzel bir usul. İnsan ilk önce doğruyu öğrenecek, doğruyu kendisi iyice bildikten sonra başka farklılıkları kolay değerlendirebilir.

Tamamen maddî nedenlerden dolayı evlenemiyorum. 29 yaşındayım. Kazancım sadece kiraya ve evin geçimine yetiyor. Düğün ve eve gereken eşya takımlarını alacak parayı biriktiremiyorum. Şimdiki anne babalar da kendilerince haklı sebepler öne sürerek kızlarını ben ve benim durumumda olan kimselere vermiyorlar. Maddî değerler mânevî değerlerin önüne geçmiş. Artık içki içmemek, kumar oynamamak ya da zina yapmamış olmak hiç önemli değil gibi. Bunun yerine kaç tane anahtarınız olduğu soruluyor. Lütfen bu konuda topluma daha fazla vaazda bulunursanız iyi olur. Bir de şu özel konu: Ben zaman zaman özellikle çok sıkılıp yalnız kaldığımda düşünürken konuşmaya başladığımı fark ediyorum. Yani yüksek sesle düşünüyorum. Hatta bir psikoloğa gitmeyi bile düşündüm. Sonra çekinip vazgeçtim. Öğütlerinizle yol gösterirseniz memnun olurum.

Tabii bir insanın evlenmesini Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Diyor ki;

"Ey gençler topluluğu! Sizden evlenmeye güç yetiren evlensin."

Güç yetirmek, "maddî imkânı olmak" demek.

"Güç yetiren evlensin. Eğer güç yetiremiyorsanız o zaman oruç tutun; çünkü bu sizi günaha sapmaktan, yanlış işlerden yapmaktan alıkoyar." diyor.

Demek ki güç yetirememe durumunda yapılacak başka bir şey yok.

Şu var: Böyle salih gençlere zengin salih müslümanlar yardımcı olursa bir yuva kurdurmuş olurlar.

Ama bir insanın da netice itibariyle, taşıma suyla değirmen dönmediği için kendi ailesini, yuvasını geçindirmesi için para kazamaya gayret etmesi lazım. Ya evi küçültecek, ya bir yerden bir gecekondu ev alacak, biraz uzak bir semte gidecek, ya işini değiştirecek, biraz gayret sarf edecek.

Biz Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfini her zaman söylüyoruz. "Bir kimse -kız veya erkek- güzelliği için, parası için, soyu için, mevki makamı için evlenmek isteyebilir. Ama dindarlığı için olan önemlidir." diye bunu her zaman söylüyoruz. Dindarlık önemli. Dindar olmak büyük bir sermayedir.

Allah hayırlı, anlayışlı kimselerle karşılaştırsın. Bazen kızın parası olur, böyle bir maddî eksikliği olan kimse onunla evlendiği zaman yuva da kurulabilir. Allah böyle bir imkân nasip eylesin.

"Böyle olacak, şöyle olacak…" diye gaybdan haber vermek doğru mu?

Bunlar pek makbul şeyler değil. "Allah bilir." diyecek, edebini takınacak. Tabii bazen insana Allah rüyada bir şeyler gösterebilir; ama o da insanın bayağı güçlü kuvvetli, mâneviyatı ileri bir derecede olmasını gerektiriyor. Herkes buna kalkışırsa ortalık karmakarışık olur, çeşitli sıkıntılar çıkar.

Namazını kılmış bir kişi benim de farz namaz sevabı alabilmem için benimle cemaat yapabilir mi?

Hayır. Cemaat yapabilmesi için bir insanın yine aynı cinsten namazı kılacak bir başka kimseyle cemaati teşkil etmesi lazım. Böyle bir cemaati teşkil etmiş bir kimse bu cemaate nafile niyetine uyabilir. Ama birisi farz, birisi başka niyetle olunca cemaat teşekkül etmez. Yani aynı namazı kılıyor olmaları lazım.

Yiyecekler meselesinde size sual soracaktım. Evde yemek yiyeceğim, yemekler margarinle yapılıyor. Çalışıyorum, öğlen yemek yiyeceğim, margarinle yapılıyor. Misafirliğe gidiyorum, margarinle yapılıyor. Yani yiyeceklerin neden ve nasıl yapıldığı belli değil. Bu da beni huzursuz ediyor. Bu konuda ne yapmamı tavsiye buyurursunuz?

Bir kere şunu söyleyeyim: Margarinlerin hepsi haram değildir. Margarin belki sıhhate zararlı bir yağdır. Yağların zaten çoğu belli bir yaştan sonra tavsiye edilmiyor. Margarin bitkiden yapılmışsa, ayçiçeğinden, pamuk çekirdeğinden veyahut başka bir şeyden yapılmışsa bu belki sıhhî bakımdan iyi bir malzeme değildir ama haram değildir. Domuz yağından yapılmışsa haramdır. Nebâtî margarinler ile yapılmış yemekler yenilebilir. Sıhhate uygun olmadığı için tavsiye etmiyoruz; ama yenilebilir. Margarin tarzında katı değil de likit, akıcı, berrak yağlar daha sıhhate uygun deniliyor. Ama haram değildir.

Bir insan her yerde her şeyin dibini, kökünü, astarını uzun boylu araştırmak zorunda değildir. Birisinin evine gittin, pasta yiyorsun. "Bunun margarini nedir?" adama âhiret sualleri sorup da ondan sonra pastasını yemek diye bir şey yoktur. Genellikle yenilebilir. Çünkü genel olarak bunların mahzuru yok. Lokantadaki [yemek] yenilebilir. Ama Avrupa'ya, falanca yere gittin. O zaman tabii "Et domuz eti mi, değil mi?" diye sorarsın. Mahzuru yoktur, üzülmesin.

Bir senaryoya binâen "Temmuz ayında bir savaş çıkabilir." denilmişti. Şu anda bu senaryonun ciddiyeti nedir?

Evet, geçen sene Hürriyet gazetesi yazmıştı; "Ağustos ayında Balkanlar'da bir savaş çıkabilir. Avrupa da bu savaşın içine girer." gibi laflar vardı. Tabii biz bunu gazetelerde hep okuduk. Siz de okudunuz, biz de okuduk. "Bu nedir? Bu adamların palavrası mıdır, niyeti midir, planı projesi midir?" diye araştırdık, inceledik.

Adamların birtakım niyetleri var. Onlar da bize gelip niyetlerini açıkça söylemezler. Ama birtakım davranışlarından anlıyoruz ki, bazen de gazetelerde yazıyorlar ki Avrupa'da müslüman devlet istemiyorlarmış, onun için Boşnaklar'ı kesiyorlar. Adamlar yaşıyor!

Sen hani medeniydin? Hani kimsenin hürriyetine tecavüz etmiyordun? İnancına karışmıyordun?

Demek ki yalancıymışsın!

Bu yalancılar, bu alçaklar aralarında müslümanları görmek istemiyorlar. Almanya'da dazlaklar saldırıyor. Yugoslavya'da Sırplar saldırıyor. Kafkasya'da Ermeniler saldırıyor. Tacikistan'da Ruslar saldırıyor. Her yerde gâvurdan dostun olmadığını, niyetlerinin kötü olduğunu görüyoruz.

Bunun çaresi nedir?

Bunun çaresini eskiden beri Kur'ân-ı Kerîm bize ortaya koymuş, söylemiş:

Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin. "Gücünüzün yettiği kadar kâfirlere karşı kuvvet hazırlayın." Turhibûne bihî adüvvallâhi ve adüvveküm. "Allah'ın düşmanlarını ve sizin düşmanlarınızı korkutacak silahlı hazırlık yapın."

Adam sizden korkacak. Silahlanmanızdan, gücünüzden kuvvetinizden korkacak. Bunun başka çaresi yoktur.

Adamlar İstanbul'u almak isterler. Anadolu'yu almak isterler. Balkanlar'dan atmak isterler. Kafkasya'dan kovmak isterler. GAP bölgesini ele geçirmek isterler. Van bölgesine oturmak isterler. Irak petrollerini sömürüyorlar zaten, tamamen almak isterler. Suudi Arabistan'ı almak isterler. Onlar almak istiyor. Sen de vermeyeceksin. Sen de var gücünle, derli toplu, her türlü tedbiri alarak fırsat vermeyeceksin. Sen de Balkanlar'daki kardeşlerimizi kurtarmaya çalışacaksın. Yugoslavya'daki kardeşlerimizi kurtarmaya, oraları tekrar İslâm diyarı yapmaya çalışacaksın. İspanya'yı, Endülüs'ü tekrar müslüman diyarı yapmaya çalışacaksın. Viyana'ya tekrar İslâm'ı götürmeye çalışacaksın. Afrika'ya, Amerika'ya, dünyanın her yerine İslâm'ı yaymaya, sen de Allah'ın emrini anlatmaya çalışacaksın. Sahabe gibi gayret göstereceksin.

Ve hazırlıklı olacaksın, silahlı olacaksın. Devletçe silahlı olacaksın. Milletçe silahlı olacaksın. Atom gerekiyorsa atom yapacaksın. Füze gerekiyorsa füze yapacaksın. Bunun için masraf gerekiyorsa masraf yapacaksın. Tasarruf gerekiyorsa tasarruf yapacaksın. Kahramanlık gerekiyorsa kahramanlık yapacaksın.

Hocam bizlere "Filanca filancayı mı, yoksa falanca filancaya mı benimsiyorsunuz?" diye soruyorlar. Allah rızasını kazanmak için hangi tarafta olmamız gerekiyor, açıklar mısınız?

Onların hepsini birlik ve beraberliğe davet edin. "Birlik beraberlik [içinde] olmazsanız size tâbi olmayız." diye birleştirmeye gayret edin.

Tegannî nedir? Ne zaman olur? Ezanda tegannî olur mu? Ezanlar genelde tegannî midir? Açıklar mısınız?

Tegannî, Kur'ân-ı Kerîm okunmasını Kur'ân-ı Kerîm okunması ciddiyetinden çıkartıp şarkıya benzetmektir. Hani şarkılar var ya… Havasını şarkıya benzetmektir. Kur'ân-ı Kerîm'in bir ciddiyeti vardır, bir okunma tarzı vardır. Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Kur'ân-ı Kerîm'i Arap lahni üzere okuyunuz. Kur'ân-ı Kerîm'i tertil ile okuyunuz. Kur'anı Kerîm'i okumanızı makamla okuyarak, güzel bir sesle okuyarak süsleyiniz."

Zeyyinu'l-Kur'âne bi-esvâtiküm diye hadîs-i şerîf var.

Demek ki makamlı okunacak, musikîyle okunacak. Ama bu musikî gayriciddi, hafifmeşrep bir şarkı havasına dönüşmeyecek. Tegannî budur. Ciddiyetle olmakla beraber musikî zevkini de gösterecek. Demek ki insanda huşû, güzel duygular, ciddi hisler uyandırıyorsa normaldir. Şıkır şıkır oynama arzusu uyandırıyorsa eğridir. Bazen bir şarkı vesaire filan radyodan duydu mu, çocuğa bile bakıyorsun yerinde [oynamaya] başlıyor.

Neden?

Oynak bir hava olduğundan.

Kur'an okurken böyle bir şıkır şıkır oynama havası geliyorsa demek ki o iyi değil.

Ama ciddiyetle, eûzübesmeleyi çekerek, sarsılmadan, sallanmadan güzel okuyor da karşısındakine haşyet duygusu veriyorsa, huşû duygusu veriyorsa güzel.

Ezan da böyle. Kur'ân-ı Kerîm de böyle. Ölçüsü bu. Yani tesiri ne olacak ve şarkıdan farklılığı belli olacak. Şarkı değil. Ezan da şarkı değil, Kur'ân-ı Kerîm de şarkı değil. Onun bir ciddiyeti var. O ciddiyetle okunması normaldir. Çeşitli makamlarda okunması normaldir. Sabahleyin yanık yanık filanca makamda, öğleyin filanca makamda olabilir. Ama şarkıya benzetmek, oyun havasına benzetmek doğru değil.

Yabancı dil öğrenmek istiyorum. Ama hafızam çok zayıf. Çoğu şeyi çabuk unutuyorum. Hem yabancı dil öğrenmek için hem de hafızamın kuvvetlenmesi için ne tavsiye edersiniz?

Günahlar hafızayı zayıflatır. Günahlardan kesilmek önemlidir. Gözle etrafa bakmak hafızayı zayıflatır. Gözüne sahip olmak önemlidir. Helal lokma yemek önemlidir. Ama bazen bazı kimselerin hafızalarının zayıflığı görünüştedir. Dikkat ederler, azmederlerse hafızalarının zayıf olmadığını, ezberlemeye başladıklarını görürler. İlk baştaki zorluktan ürkmesinler.

Mesela benim tanıdığım kimseler var. Kur'ân-ı Kerîm ezberlemeye başlamış. İlk sayfaları ezberleyemiyor. Kendisini yerden yere atıyormuş. Annesi yalvarıyormuş; "Evlâdım, hadi hafızlığa çalış." O da; "Ezberleyemiyorum anne!" diyormuş, üzülüyormuş. "Hadi evlâdım, çalış. Hadi evlâdım, üzülme. Çarşıya ben giderim, suya ben giderim…" Sonunda hafız olmuş. "Birkaç şeyden sonra insan açılıyor." diyor.

Demek ki hafızanın almaması tam sarılmamaktan oluyor. Tam sarıldığı zaman ezberlemeye başlar. Bir de o tarafı var. Günahlardan kesileceksiniz. Helal lokma yiyeceksiniz. Ama bir de ilk baştaki ezberleyemiyorum sanma duygusuna kapılıp moralinizi bozmayacaksınız, çalışmaya devam edeceksiniz.

Bir kardeşimiz ders yapamama korkusundan ders almak istemiyor.

Bu doğru değildir. Ders almak, zikir yapmak, tarikate girmek gerekli olduğuna göre korkarak bunu yapmamak doğru değildir. Korkup ibadeti yapmamak, doğru olan bir şeyi yapmamak doğru değildir. "Yapamıyorum" diye korkmak da doğru değildir. Alacak ve yapmaya çalışacak. Zor da değildir.

Saffetü't-tefâsir isimli bir Kur'an tefsiri var, okuyup faydalanılması uygun mudur?

Güzel bir tefsir. Sâbûnî'nin. İyi bir özet. İyi bir zât-ı muhterem. Okunabilir.

Cennet ve cehennemden ayrı a'râf denilen bir yerin var olduğunu duydum.

Evet, Kur'ân-ı Kerîm'de A'râf sûresi de var.

Ve ale'l-a'râfi ricâlün ya'rifûne küllen bi-sîmâhüm diye âyet-i kerîmede geçiyor.

A'râf, işte o sûrede detaylı [anlatılır]. O kimselerin ne olduğunu oradaki tefsirden okusun.

Hesapsız cennete girmenin yolu nedir? Hangi ameller buna vesile olur?

Her birisi ayrı uzun vaaz verme konusu olan şeyler. Allah bazı kullarını seviyor, mertebesi yüksek olduğu için bi-gayri hisâb cennetine giriyor. Bela ehli de defter divan açılmadan bi-gayri hisâb giriyor. Yani dünyada bir bela musibet hastalık vermiş de o da sabretmişse sabrının mükâfatı olarak o da bi-gayri hisâb girebiliyor. Tabii şehitler bi-gayri hisâb girecek, onu biliyoruz. İşte böyle kimseler. Demek ki iyi kul olmaya çalışmak lazım.

Sayfa Başı