M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (173)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Memleketimde ilkyardım kursu vereceğim, duanızı istiyorum.

Biz; kadınların erkeklerin, bilgili görgülü yetişmesine önem veriyoruz. Hanımların dinî bilgiler bakımından dünyevî bilgiler bakımından ihmal edilmesini doğru görmüyoruz. Hanımlarımıza, çocuklarımıza dinî bilgiler kadar dünyevî bilgileri de verme taraftarıyız. Ehliyeti alsınlar, helikopter kullanmayı öğrensinler, uçak kullanmayı öğrensinler, av tüfeği kullanmayı öğrensinler. Bir tüfek patlayınca korkmasınlar… Dünyanın bin bir türlü hâli var, diye her şeyi öğretiyoruz. İlkyardımı da öğretiyoruz. Trafik kazası olabilir, harp olur darp olur. Etrafımız düşmanlarla dolu. Pattadak bir şey patlayabilir. Serinkanlı olmak lazım. Allah yolunda [hazır olmak] lazım! Gelen olayları metanetle karşılamak lazım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in savaşlarında İslâm ordusunun aşlarını pişiren, yaralılarına yardım eden müslüman hanımlar vardı. Hayatın bin bir türlü hâli olduğundan bunların hepsi gerekiyor. Peygamber Efendimiz; "Yüzmeyi öğretmek, ok atmayı öğretmek, yazı yazmayı öğretmek lazım!" diyor. Denize düştüğü zaman insan kendisini kurtarabilmeli. Bunların hepsi gerekli.

Geçen gün bir yerde geziyorduk da deniz kenarında bir güzel bina gördük. Ben bizim arkadaşlara talimat verdim: "Gidin, sahibiyle konuşun. Biz burada daimî bir eğitim müessesesi kuralım. Yüzme, diğer sporlar ve dinî bilgileri verecek bir okul açalım." dedim.

Bu kardeşimiz de demek ki tavsiyelerimize uygun olarak memleketinde ilkyardım kursu açacak. Bir yangın olduğu zaman, bir trafik kazası olduğu zaman, birisi yaralandığı zaman [ilkyardım gerekiyor]. Dağda bayırda, ormanda yaralıyla sen baş başa kaldın; doktor yok, hastane yok, ameliyat imkânı yok! İlkyardım! Doktor gelinceye kadar, sedyeyle yerine ulaştırılıncaya kadar bir şeyler yapmak lazım. Kanın akmasını engellemek lazım vs. Biz burada kliniklerimizde bu çeşit bilgileri öğreten kurslar yaptık. Bu çeşit kursları yaptık.

Ayrıca geçtiğimiz senelerde bir kamp tertiplemiştik. Orada oymakbaşı, izci başkanı bazı kimselerin dersleri filan oldu. Gittim, koca sakalımla oturdum. Orada izcilik bilgilerini talebe gibi dinledim. Vallahi hoşuma gitti. Bu çeşit şeyleri her müslümanın bilmesi lazım. Pratik bilgiler, çeşitli beden kabiliyetleri; iple ağaca tırmanmak, inmek, çıkmak vs. Bu gibi bilgiler lazım ve bu bilgilerin okulları olmuyor. Ama bu gibi bilgileri çoluk çocuğumuza, kendimize öğretmemiz lazım.

Hantal olmamamız lazım!

Bisiklete binmeyi bilmeli. Motosiklete binmeyi bilmeli. Araba kullanmayı bilmeli. Kadın erkek herkes! Ben düşünüyorum; tozlu topraklı, zor. Sıhhate de zararlı ama motosiklet kullanmayı da öğreneyim, diyorum. Bisiklet kullanabiliyorum da motosiklet biraz hızlı ama bilmek lazım. Şaşırmamak lazım.

Kompüter kullanmayı öğrenmek lazım. O bilgisayarlar [karşısında] şaşırıp kalmamalı. Tık tık bir yere basıyorsun bir şeyler oluyor.

Ne oluyor? Nasıl kaydedeceksin? Nasıl arayacaksın, nasıl bulacaksın?..

Çağa göre yetiştirmek lazım. Peygamber Efendimiz'in çok güzel bir tavsiyesi var. Buyuruyor ki;

"Çocuklarınızı kendi çağlarına göre yetiştirin, sizin çağınıza göre değil!"

Çünkü onlar o çağın insanlarıdır.

Şimdi bizim çocuklarımız hangi çağın insanı?

Yirmibirinci yüzyılın insanı! Biz yirminci yüzyılın insanıyız. Yirminci yüzyıl 6 sene sonra bitiyor. Yirmibirinci yüzyıl geliyor. Çocuklarımızı yirmibirinci yüzyıla göre yetiştireceğiz!

Helikopter kullansın, paraşütle atlasın, uzay bilgilerine sahip olsun vs. Şaşırmasın!

Ben şimdi bilgisayarlardan vs. ürküyorum. Çocukların oyuncakları; dıt dıt basıyorlar, bir şeyler oluyor. Vaktim de yok, gözüm de pek almıyor ama her şeyi öğrenmek lazım. Hâsılı bunlara çalışın diyorum.

Ayakları duvara kaldırıp dayayıp yatmak sünnet mi?

Hayır, ben hadîs-i şerîflerde böyle bir hadis bilmiyorum. Yalnız bunun bazı kereler faydalı olabileceğini tıbben düşünebiliriz. Çünkü insan çok yürüdüğü zaman veya ayağında varis vs. gibi rahatsızlıklar olup da damarları fazla tazyik altında olduğu zaman duvarın kenarına yanaşıp ayağının altına yastıklar koyup biraz ayağını yukarda tutmak, birikmiş kanın aşağıya doğru gelmesine sebep olabilir. Bu, Peygamber Efendimiz'in yatmayı tavsiye ettiği şekil değildir. Normal insan yatışı değildir. Hasta yatışıdır veyahut yorgunluğun sebebiyle hasta gibi olmuş bir insanın durumudur.

Peygamber Efendimiz yüzükoyun yatan bir insanı "Bu şeytanın istediği bir yatıştır!" diye engellemiştir. Efendimiz'in sevdiği yatış tarzı sağ yanına, kıbleye doğru dönük olarak yatmaktır. Yüzükoyun yatmayı yasaklamıştır. Ben ayak dikmeyi de hadîs-i şerîflerden okumadım. Normal olarak edebe uygun gibi görünmüyor ama ayaklarındaki problemler geçsin diye sıhhat bunu gerektirebilir.

Kira borcum var. Mal sahibi "Ya borcunu ver veyahut da çık!" diyor. . Şaşırdım kaldım. Bana cemaate söyleyip yardım etmenizi istiyorum. Bu iyiliği yaparsanız evelallah Allah sizden razı olsun.

Elinizden geldiğince yardım edin. Bu devirde biraz sarsılan insan çok, bu çeşit yardıma muhtaç insanlar çok. Tabii bazen bu gibi konularda böyle bizim bu cemaatimiz büyük. bir cemaat olduğu için herkes geliyor, bir yardım [istiyor]. Herkes geliyor, bir yardım[istiyor]… Kimisinin de aslı esası olmayabiliyor. Ben, bu gibi yardımların tahkikli olmasını temenni ediyorum.

Mesela hiç unutmuyorum, bana geçen seneler birisi geldi:

"Hocam, sıla-yı rahim yapmak sevap mıdır?"

Tabii sevap. hadîs-i şerîfte bildiriliyor. Sıla-yı rahim yapmak sevap!

"Sevap." dedim.

"Hocam, benim memleketim çok uzakta. Sıla-yı rahim yapmak istiyorum, çık paraları…" dedi.

Şimdi bir talepte bulunuyor. Hadîs-i şerîflerde de isteyene istediğini vermek tavsiye ediliyor. Ben etrafıma bakındım. Tüccardan, zengin Bahaddin Şahoğlu kardeşimiz vardı..

"Bahaddin şununla meşgul ol. Al, götür. Otobüs parasını ver, memleketine gönder." dedim.

Bahaddin [Şadoğlu] Bey arabasına almış. Topkapı'ya kadar götürmüş. Adam oradan kaçmış. Memlekete filan gideceği yok. Parayı o yolla bizden almak istiyor. Dalga geçiyor, yalan söylüyor.

Bir fakülte öğrencisiyim. Haram işlememek için bir kimseyle nikâh kıymak istiyorum. Bunun bir mahsuru var mı? Bazı sorumlulukları yerine getirmemiş olur muyum? Mesela zifaf gerekli midir? Yapacağımız doğru mudur?

Muhterem kardeşlerim!

Ben Türkiye'nin bugünkü şartları içinde bu çeşit birçok işle karşılaşmış bir kardeşinizim. Allah'ın emri emirdir. Şakası yoktur. Dinî nikâh da nikâhtır.

Dinî nikâhın ehemmiyetini millet anlamıyor. Dinî nikâhı önceden yapıyor. Ama ortada resmen bir belge yok. Resmen bir belge olmayınca da medenî kanun bunların nikâhlarını muteber saymıyor, nikâhlı saymıyor. Bunları evli saymıyor. Evli saymadığı için de iki taraftan birisi bu işi beğenmeyip bozmak istediği zaman başını alıp kalkıp gidiyor. Ötekisine karşı vazifelerini yapmıyor veyahut başka ters şeyler oluyor.

Onun için bizim [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız cennetmekân derdi ki;

"Evladım, resmen nikâhını yapmamış bir insanın dinî nikâhını kıyma!"

Çünkü adam dinî nikâhı yapıyor, sonra bir kavga ediyorlar; ayrılıyorlar. Kız gidiyor birisiyle evleniyor, adam gidiyor başkasıyla evleniyor… Kız iki kocalı oldu. Birisine nikâhlıyken gitti başkasıyla evlendi. Bütün evliliği günah olacak. Bilmiyor işin ciddiyetini!

Sonra bozuşuyorlar, mehir meselesi var! Erkek verecek, vermiyor. Böyle şey olmaz. İşin ciddiyetini kavrasınlar. Resmî nikâhı yapsınlar, dinî nikâhı ondan sonra yapsınlar. Çünkü resmî nikâhı yapmayınca dinî nikâha ciddiyet atfetmiyorlar. Yanlış oluyor.

Dinî nikâh yaptı ama resmî nikâhı daha ilerde yapacak, yapmamış.

.

Dinî nikâh yapmış olan bir insan ille zifafla sorumlu mudur?

"Yapmazsam işi geciktirdim diye sorumlu muyum?" diye soruyor.

Böyle bir şey yoktur. Nikâh ille duhulü ve zifafı gerektirmez. Gayrı medhûlün bihâ olarak nikâhlı olarak, henüz daha evlenmemiş olarak bir devre olması mümkündür. Bunun bir mahsuru yoktur. Aksine zifafı yapmakta mahsur vardır. Çünkü kanunla bağlanıp teyit edilmediği için sonunda çocukları olur, veled-i zinâ muamelesi görür. Ters şeyler olabilir. Bu iş şakaya gelmez. Bazı müslüman geçinen gençlerin de acayip şeyleri oluyor.

Bir yerde bazı şeyler anlattılar, onun için ben bu işlere çok ciddiyet atfedilmesini istiyorum. Oyuncak değildir. Nikâhın şakası olmaz. Nikâhın şakası da ciddidir, ciddisi de ciddidir. Nikâh en ciddi işlerden birisidir.

Aldın mı?

"Aldım."

Vardın mı?

"Vardım." dedi mi biter bu iş.

"Şaka yapmıştım. Çok sıkıştırdılar da öyle dedim…"

Öyle şey yok! Geçmiş ola! Mükellefiyetleri insanın omzuna yüklenir.

Genç bir bayanın 70 yaşındaki erkek akrabasının elini öpmesi nasıldır?

İslâm'da erkeklerle kadınların el sıkışması, el öpmesi yoktur. El öpmek, bizim Anadolu örfünde var. Tek memleketimizde oluyor. Eğer kendisine nikâh düşmeyecek büyüğü ise; amcası, dayısı filan gibi olabilir. Aksi takdirde nikâh düşebilecek bir kimseyse el öpmeler olmaz. Çünkü kalpleri şeytanlar başka başka şeylere körüklerler.

"Aman eli ne kadar sıcaktı. Şöyleydi böyleydi, pamuk gibiydi…" filan derken işler büyük günahlara doğru gider. Oyuncak değildir. Bu da oyuncak değildir. Gönül ferman dinlemediğinden İslâm bu işi birbirlerine yaklaştırmamak suretiyle, ateşle barutu uzak tutmak suretiyle [ayırmıştır]. Çünkü ters şeyler oluyor.

Kadının sırtı güneşten yanmış. Doktora gitmiş, krem sürecek. Doktor sırtına kremi sürmeye başlamış. Ondan sonra iş kötüye varmış…

Çünkü bu işin şakası yok, oyuncak değil!

"Doktor şöyledir böyledir…" filan diyorlar.

Biz; "Erkek doğum mütehassısı olur mu?.." filan diyoruz, kızıyorlar. Bak ne kadar ters durumlar oluyor.

Yılışa yılışa utanmadan, birisinden hatırlıyorum: Kaç tane kızın kızlığını iğfal ettiğini doktorlardan duydum ben.

İslâm'ın her emri güzeldir. Taassup değildir, doğrudur. Garantidir ve faydalıdır. Sonunda bu işten herkes memnun olur. İslâm'a aykırı her şey de zararlıdır. Sonunda fitne fesat çıkar. Oyuncak değildir.

Avrupa'ya, Amerika'ya öğrenci gönderirken annelere babalara diyorum ki;

"Evlendirmeden göndermeyin! Oranın kızları şeytan! Allem eder kallem eder bizim safları aldatır!"

Dinlemeyenler birkaç sene birkaç ay sonra boynu bükük geliyorlar:

"Hocam, bizim oğlan söz dinlemedi. Bize âsi geldi. Gitti bir İngiliz kızı aldı, Alman kızı aldı, Amerikan kızı aldı…"

[Bekâr] gönderirsen öyle olur. Kendisine hâkim olamaz. Çünkü ötekiler şeytan! Okullarda onlara bu işin nasıl olacağını öğretiyorlar.

Bu günlerde insan, gazeteleri evine sokacak durumda değil! Neler var!..

Elimden özürlü üniversite öğrencisi bir gencim. İslâmî açıdan özürlü olmanın nedeni nedir?

Nedeni kaderdir. Allahu Teâlâ hazretleri özürlü yapmış. O âzâya özür vermiş. Olabilir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"Bir kimsenin Allah çok kıymetli uzvu olan görme duygusunu alsa kör etse o da ona sabretse bunun mükâfatı cennetten başka bir şey değildir!"

İnsanlara bazen böyle çeşitli imtihanlar gelir. Trafik kazası olur; eli gider, ayağı gider, gözü kör olur. Hastalık gelir, şeker hastası olur, gözü görmez olur vs. Bunlar imtihandır, kaderdir. Sabredecek. Sabrettiği zaman mükâfat alır. Esbâbına tevessül edip tedaviye çalışacak. Tedavisi mümkün olmayarak sakat olarak doğmuşsa Allah onu bu dünyada böyle imtihan ediyor. Kadere razı olacak. O tarafa aklını takmayacak. O hâliyle hayat imtihanını güzel başarmaya çalışacak.

Nişanlım yarın Kur'ân-ı Kerîm'den sınava girecek, dua bekleriz.

Allah Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi öğrenmeyi, bilmeyi nasip eylesin. Bütün imtihanlara giren evlatlarımıza, kardeşlerimize üstün başarı nasip eylesin.

Bağlı bulunduğum Kâdirî şeyhinden ayrılmak zorunda kaldım. Bu esnada bir rüya gördüm. Şeyhimden ayrıldım. Şimdi ben ne yapacağım, diyorum. Bir ses; "Senin yerin orası değil. Sen İbrahim aleyhisselam'ın mezarına git!" dedi. Tâbiri için ne buyurursunuz?

Bu rüya, ayrılmasının haklı olduğunu gösteriyor. Demek ki senin yerin orası değil, demek ayrılması doğruymuş. O yer gerçek yer değilmiş. İbrahim aleyhisselam'ın mezarına git demek de İbrahim aleyhisselam halîlullahtır, Allah'ın sevgili dostudur. "Allah'ı seven, Allah tarafından sevilen bir dergâha git, oraya bağlan!" diye bir mâna ifade ediyor, Allahu a'lem.

Allah nasip ederse önümüzdeki dönemde İmam hatip lisesini bitireceğim. Okulu bitirdiğim zaman ticarete mi atılayım yoksa okumaya devam mı edeyim, ne buyurursunuz?

İmam hatip Okuluna girmiş olan bir insanın ana amacı din elemanı olmak olduğundan sonuna kadar tahsiline devam etmesi, din yolunda, ilim yolunda yürümesi daha sevaplı olur. Ama bir insanın okuyacak kapasitesi olmadığı anlaşılmışsa; İmam Hatibi zor bitirmiş ama üniversiteye malî imkânı yok, bedenî imkânı yok, zihnî [yeterliği] yok… Ticaret yapabilir. O zaman helal, hayırlı ticaret yapsın. Dinî bilgileri İmam hatipte öğrendi. Din adamlığı yapamayacak. Pekâlâ, hayata atılsın. Ama yine de hangi meslekten olursa olsun insanların dinî bilgileri iyi öğrenmeye gayret etmesi lazım.

Eğer ticarete atılacaksam nasıl bir yol izleyeyim, ticareti nasıl yapayım? Eğer okumaya devam edeceksem hangi fakülteye gideyim?

İlahiyat fakültesine ya da ona benzer bir fakülteye gidebilir. Ona benzer fakülteden kastım Edebiyat Fakültesi gibi yerlerdir. Orada Arapça-Farsça öğreniyor. İslâm'a hizmeti mümkün oluyor. Sosyoloji öğreniyor. Topluma yönelik faydalı şeyler yapabiliyor. Hukuk Fakültesine gidiyor, hukuku öğreniyor. İslâm hukukunu öğreniyor. Faydalı oluyor…

Farklı cemaatlere müntesip bir beyle bayan evlenebilirler mi?

Evlenemez diyemeyiz. Mü'min mü'minin din kardeşi olduğu için mü'minle bir mü'minin evlenmesi mümkün olur. Yalnız o cemaatin insanları doğru yolda mı değil mi diye, sivri, sapık tarafları var mı yok mu diye iyi incelemek lazım. Bir de ben esas itibariyle uyum olsun diye bizim cemaatten olmasını temenni ederim. Çünkü o bir tarafa gidecek, berikisi bir başka tarafa gidecek.

Geçen hafta bir arkadaşımız geldi. Birisiyle nişanlanmaya karar vermiş. Kız diyormuş ki; "Ben senede bir hafta şeyhimin memleketine giderim. Şeyhimin tekkesinde bir hafta kalırım, hizmet ederim. Bu şartı kabul edersen…"

"Öyle şey olmaz." dedim.

Mahremsiz hacca bile gidemiyor.

Böyle şeyler oluyor, taassuplar oluyor. Uygun olmuyor.

Bazen uzun yolculuğa çıktığımızda otobüste giderken rabıta-yı mevt, rabıta-yı şeyh, rabıta-yı kalp yapabilir miyiz? Otobüsün yönü kıbleye doğru değil…

Başka bir yön de olabilir. Kıble, rabıta için bahis konusu değildir. Rabıta, namaz değildir. Rabıtada yön bahis konusu değildir. Yapılabilir.

Bir rozet satılıyor. Üzerinde; İlâhî Ente maksûdî ve ridâke matlûbî, yazısı var. Bu rozet ile yüznumaraya girilebilir mi?

İlâhî. "Ey benim Rabbim." Ente maksûdî. "Sen benim maksudumsun." Ridâke matlûbî. "Rızan da benim talep ettiğim şeydir!" Bu bir sözdür ama âyet değildir. Âyet olmadığı için nispeten hafif bir şey olmuş oluyor.

Söz, nişan ve evlilikle ilgili bilgi almak isteyen on yaşındaki bir gence, yeni dönüş yapmış bir kimseye hangi eserleri tavsiye edebiliriz?

Sözlenme, söz kesme nişanlılık ve evlilik konusunda bu İslâm'da Kadın filan diye bazı kitaplar hatırlıyorum. Bizim Seha'daki arkadaşlara gitsinler, sorsunlar. Bekir Topaloğlu'nun güzel bir eseri vardı. Belki ondan sonra başka eserler de neşredilmiştir, ben muttali olmamışımdır. En yeni en güzel hangisi ise Seha'daki arkadaşlara sorsunlar.

Falanca cemaatten selamlar. Hatme-i Hâcegân'ın taşla yapılanı mı taşsız yapılanı mı daha faziletlidir? Feyiz bakımından fark olabilir mi?

Hatme-i Hâcegân'da sayıları tam tutturmak taşla olduğundan onu yaparsa daha [iyi] olabilir. Ama [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız taşsız olarak da yaptırıyordu. Bu insanın kendine bağlı bir husustur.

Soru: Dersli olmadıkları hâlde size ve cemaate muhabbeti olan kimseleri Hatme-i Hâcegân'a katmak ve hatta ders almaları için ısrarda bulunmakta bir sakınca var mıdır?

Yoktur, çünkü Gümüşhaneli [Ahmed Ziyâüddin] Efendimiz hazretleri "Bizi seven bizdendir." diyor. Sevgi, bağlılık demektir. Ders aldığı hâlde sevgisi olmayan da tam bağlanmamış demek oluyor. Bizim şahsımızdan o beldede ders almak isteyenler varmış. Ben oraya gelmeyi geciktirirsem vebal altında kalırlar. O dersleri yapmalarını benim selamlarımla beraber onlara tebliğ etsinler. Dersleri yapmaya başlasınlar. Gelince de görüşürüz inşaallah.

Ben rüyayı çok görürüm ama rüyaları kimseye anlatmam. Gördüğüm çoğu rüya da aynen çıkıyor. Bunu neye yorarsınız?

Bu kalbin safîliğine alamettir. Rüyaların aynen çıkması güzel bir şeydir. Rüyalar gelişigüzel insanlara anlatılmaz. Rüyanın kıymetini bilen insanlara anlatılır. Eğer kendisinin mânevî hâliyle ilgili birtakım işaretler taşıyorsa onları söylemek faydalıdır. Çünkü söylediği zaman kaçar.

Arılara, bal çok olsun diye şeker yediriliyor. Acaba mahsurlu mudur?

Arının balı çok önemlidir. Bal almak da oğluna kız almak gibi mühimdir.

Çünkü arı balı nereden topladı?

Bazen zehirli çiçeklerden toplar, bal zehirli olur. Mesela Bolu'nun, Kastamonu'nun, Sinop'un eğrelti otu olan bazı zehirli otların olduğu yerlerde bulunan arılarının balları zehirli oluyor. Fazla miktarda yenildiği zaman insanı öldürebiliyor veya kafasını tutuyor, başını döndürüyor. Arıların malzemeyi nereden aldığı çok önemlidir.

En kıymetli bal kır çiçeklerinden tabii bir şekilde arıların toplayıp yaptığı baldır. Binâenaleyh herkesin temennisi odur. Eğer önüne tatlı şeyler konularak bal teşkil ettiriliyorsa o zaman bir çeşit kalite düşmesi olmuş oluyor. Bazen de arıcılar diyorlar ki; "Biz bunu zaten arıyı beslemek için kışın yapmak zorunda kalırız. Onların bu ekmek yemesi gibi bazen de gereklidir…" diyorlar.

Eğer kır çiçeklerinden değil de şundan veya bundansa arının balının cinsini, çeşidini söylemek de ticaretin helal olması bakımından [gereklidir]. Bal diye biz, çiçeklerden toplanılan kıymetli, şifalı malzemeyi kastediyoruz. Arının önüne koy şerbetleri; oradan hiçbir özelliği olmayan kimyevî maddeleri alsın, doldursun… Bu yanlış oluyor!

Fındık mahsulünün öşürü onda biri midir yirmide biri midir?

Eğer mahsul sulanarak elde ediliyorsa o zaman meşakkatinden dolayı öşür az alınır. Yamaçlarda vs. kendisi yetiştiğinden öşürü onda birdir.

Gübre ilaç vs. masraflar çok oluyor, deniliyor. Yağmur olmuyor ama masrafları çok oluyor.

Masraflar bütün mahsullerde var. Masrafların olması öşrün miktarını değiştirmiyor. Öşür olması gerekiyor.

Doğudaki müslüman kardeşlerimiz hem devlet tarafından hem PKK tarafından şehit ediliyor. Fakat müslümanlar bunu önemsemiyor. Sizden ricamız dergilerde bu gibi konulara temas etmeniz.

Fitne, bir beldeye bir memlekete geldi mi çok zordur. Herkes bundan zarar görür. Bu fitneyi söndürmek elinden geldiğince herkesin vazifesidir. Bizim için İslâm'da Türkçülük, Kürtçülük gibi şeyler olamaz! Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Elbette böyle bir şeye destek de veremeyiz. Tebessüm de edemeyiz. Oy da veremeyiz. Alkış da tutamayız. Böyle bu gibi insanların yaptığı şeyleri de hoş göremeyiz. Onların karşısında da ilgisiz duramayız… Elbette İslâmî birtakım şeyleri yapmamız, gerekli çalışmaları yapıp bu fitneyi söndürmeye çalışmamız, elbirliğiyle lazım. Ayrılma zamanı değil, birleşme; düşmanlık zamanı değil, kardeşlik zamanıdır; diye var gücümüzle bu fikri yaymaya çalışmalıyız ki bu fitne, dışarıdan körüklenen fitne memleketimize zarar vermesin.

İhvandan bir kız ile evlenmek istiyorum. Ancak ailem; "Kız bir yaş büyük, erken çöker." diye karşı çıkıyor. Ne yapalım?

Böyle bir şey bahis konusu değildir. Yaşça eşit olabilir. Bir yaş büyük olabilir, küçük olabilir. Kimin erken çökeceğini Allah bilir. Allah sıhhat afiyet versin. Umumiyetle benim gördüğüm, erkekler daha çabuk çöküyorlar. Bayanlar dışarda dul geziyor. Erkekler daha çabuk göçmüş gitmiş oluyor. Meşakkati vs. çok olmuş oluyor. Tabii Allah sıhhat afiyet versin.

Böyle hesaplar yapılmaz, ihvandansa müslümansa mütedeyyinse hafızsa iyiyse hoşsa evlenirsin geçersin. Peygamber Efendimiz on beş yaş büyük bir kimseyle evlendi.

Sürekli vesvese geliyor, ne buyurursunuz?

Vesveseye itibar ettikçe artar. Vesveseye itibar etmemek lazım gelir. Bir konuda bir şeyi kararlaştırdıktan sonra yürümek gerekir. Abdesti iyi almaya dikkat etmek gerekir. Vesveseye yüz vermeyince o azalır.

Öğrenci olduğumuzdan imkânsızlıklar dolayısıyla memlekete [bayanlar olarak] yalnız gidiyoruz. Ne buyurursunuz?

Tabii bir müslüman hanımın yalnız başına seyahati bizim mezhebimizde hatalıdır. Bir mahremiyle gitmeye çalışması ve bunu prensip edinmesi; sağı solu, ana baba ve kardeşleri de zorlaması lazım. "Benim tahsilim bitti, gelin beni alın götürün…" filan demesi lazım. İşin doğrusu budur. Ama ne yapsa çare olmuyorsa o zaman da emniyet tedbirlerine riayet ederek birkaç arkadaşla gündüz gözüyle gitmeye çalışmalı.

Kendimin ikinci bir ismimin olmasını niyaz ediyorum. Bana ikinci bir isim söyler misiniz?

İkinci isim Peygamber Efendimiz'in isimlerinden birisi olabilir. Ahmed, Mahmud, Muhammed, Hamid, Said, Mücteba, Mürteza vs. Evrâd kitabımızdan Peygamber Efendimiz'in isim listesinden bir tanesini seçsin: Muhsin vs.

Ben cemaatinizden bir hanımla nişanlandım. Çevre, örf ve âdetler üzerine aramızda dinî nikâh yapıldı; resmî nikâh yok. Bu durumda nasıl davranmalıyız, nasıl görüşmeliyiz? Görüşmemizde sakınca var mıdır?

Görüşme belli bir ölçü içinde örtülü olarak olabilir. Fazla mahrem, bir odada yalnız, tek başına kalmak doğru değildir. Tehlikelidir. Dinî bakımdan bir şey olmasa bile sakıncalı ve tehlikelidir. Çünkü resmî nikâhı yapmamışsın. Yarın öbür gün bozuşurlarsa; "Bu kız falanca beyle bir odada yalnız kaldı. Kim bilir ne yaptılar?.." filan diye gölge düşer. Düğün oluncaya kadar, zifaf oluncaya kadar kızın kendisini sakınması, koruması uygun olur.

Uzun zamandır hizmet edemiyorum. Kendimde gevşeklik ve soğukluk hissediyorum. Hizmet edemeyince de huzursuz ve sinirli oluyorum.

Tarikatta bazen kabz bazen bast hâli olur. İnsan bazen neşeli olur bazen keyifsiz olur. Bazen şen şakrak, hareketli olur. Bazen isteksiz olur. İnsanlık hâlidir bunlar. Ama devamlıysa ya lokmasına bir haram karıştığındandır ya da bir başka sözüyle, düşüncesiyle işlediği bir kusurdan dolayıdır. Tevbe etsin, lokmasının helal olmasına dikkat etsin. Abdestli gezsin.

İmam hatip lisesi mezunuyum. Allah muvaffak ederse İlahiyat Fakültesine girmeye hak kazanacağım. Fıkıh ilmini öğrenmeyi emretmiştiniz. Allah'ın izniyle bu yolda çalışmak istiyorum. Ama ana babam beni evlendirmek istiyorlar. Sizin de bekârların şerrinden sakınmak gerektiğini ifade ettiğinizi biliyorum.

Ben bir şey demedim. Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Sizin şerlileriniz bekârlarınızdır!"

Çünkü şeytana uyar, flört eder, damdan atlar, duvardan geçe, cama bakar… Bir şey yapar. Bu gibi bakımlardan [tehlikeler] olur, demek. Bekârlığın tehlikeleri. Evlendirmek istemesi ilimle bir tezat teşkil etmiyor. Evlensin, hatta ilme hanımıyla beraber devam etsin.

Daha önce sizden ders almıştım. Sonra bazı rüyalarla başka bir taraflara kaydım. Şu anda birtakım sıkıntılar içindeyim.

Sanıyorum bu sıkıntılar kendisinin kararsızlığından kaynaklanıyor. Böyle bir bakıma ahdine sadık olmamasından kaynaklanıyor ve devam da edebilir. Bu böyle gelir, böyle de devam eder.

Çünkü insan doğru olan bir yola girdikten sonra bir başka tarafa kayarsa o taraf doğrudan ayrıldıktan sonra nereye gider?

Fe mâzâ ba'de'l-hakkı ille'd-dalâl.

Ondan sonra yanlış bir yola gider. Sonradan çeşitli şekilde rahatsızlıklar olur. İnsanların çeşitli rüyalar görmesi mümkündür. Bir kısmı şeytanî, bir kısmı Rahmanî, bir kısmı ilâhî, bir kısmı melekî olur… Biraz insanın aklını mantığını, şer'î bilgisini kullanarak fıkha uygun hâle getirtmesi lazım. Söz veriyorsun, ahdediyorsun. Ahdini sonra bir rüyayla bozuyorsun! Allah insanı ahitten sorgu suale tâbi tutar:

"Niye ahdini bir rüyayla bozdun?.."

O, yanlış olmuş oluyor.

Tabii biz bir grup olduğumuz için başka bir grup hakkında çeşitli sözler sarf etmek istemiyoruz. Bu bizim [hassasiyetimizden] dolayı; fitne fesat vs. çıkmasın, gruplar arasında çekişme çatışma vs. olmasın diyedir. Ama elhamdülillah yolumuz ta Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e kadar muttasıl olan hak yoldur. Takvâ yoludur, ihsan yoludur, ihlâs yoludur. İnsan bunu bırakır da keramet ticareti yapılan şeylere kapılır, propagandalarla [karar değiştirirse] sonunda hatalı durumlara düşebilir.

Sayfa Başı