M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (171)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Ben tarikate girdim. İşim biraz aceleydi, tevbe alamadım, bu nasıl olacak? Dua edin.

Hayırlı, mübarek olsun. İşte tevbesi tamamdır. O söylediğim zikirleri çeksinler. Burada camide namaz kıldık. Farzın arkasından "estağfirullah" dedik, burada dualar ettik; (bunların) hepsi o işin tamam olduğunu gösteriyor. Allah razı olsun.

Birisi diyor ki Bir kızım var, onu evladımızı Kur'an kursuna verdim. Evde ezber yapıyor, hocanın karşısında unutuyor. Hocası; "Sen hafız olamazsın." demiş.

Kimin ne olacağını Allah bilir ama biz şunu biliyoruz ki bir insan bir işi yapmaya üstün bir gayret ettiği zaman olabiliyor. Kabiliyettir, (bazıları) resim yapamaz, bazıları yapabilir. Ama bazen de kabiliyetler gizli kalıyor, anlaşılamıyor.

Mesela Avrupalıların sesi çok güzel olan çok büyük bir sanatçıları var. O ilk defa mûsiki dersleri almaya gittiği zaman, -"şan dersleri" diyorlar- hocası demiş ki; "Sen adam olmazsın, sen ses sanatçısı olamazsın." Ama o inat etmiş; sonra o dünyanın en büyük ses sanatkarı olmuş. O bir gayrimüslim insan.

Şu noktaya işaret etmek istiyorum, "kabiliyet" denir ya; bazı insanın sesi güzeldir, bazısının da cırtlaktır. Hocası onda kabiliyet görmemiş de; "Sen sanatkar olamazsın." demiş. Adam hem olmuş hem de dünyanın en önemli ses sanatçısı olmuş. Bazen kabiliyetler insanın gönlünde örtülü kalıyor, bazen çok çalışmayla çıkar.

Su (için yeri) kazıyorsun; bazen beş metrede, bazen on beş metrede çıkıyor, bazen de dağın yamacından kendisi patlıyor, "göze" diyoruz, değişik olabilir ama çalışırsa olabilir.

Evde ezberleyebiliyorsa hocasının yanında yapamıyorsa utangaçtır, zamanla geçer. Öyle hafızlar biliyoruz ki; "Sen bu işi yapamazsın." diye büyükleri zorladıkça kendisini yerden yere atmış; "Yapamıyorum." diyor, yerlerde yuvarlanmış ama şimdi hafız olmuş; ümit kesmemek lazımdır.

Nişanlı olanlar telefonla görüşebilir mi?

Normal ölçülere riayet etmek şartıyla yüz yüze görüşebilir. Çünkü nişanlıdır. Netice itibarıyla mahrem bir yerde kalamazlar, ölçüsü var.

Şimdi bazısı ne yapıyor; söz gelmişken burada bir nasihat çekelim:

"Görüşelim." diye nikâh yapıyor; "Dinî nikâh yaptık, evlendik." diye evlilik işini de yapıyor, zifaf ediyor, gerdeği yapıyor ama iki tarafın haberi yok…

"Nasıl olsa nikahlandık." diye bir de karı koca oluyorlar. Ondan sonra araları bozuluyor. Bana telefon açıyorlar; "Hocam, şimdi hâlimiz ne olacak?"

Allah akıl fikir versin. Allah iyi(lik), hoşluk versin. Öyle yapmayın. Sonra birbirlerine darılıyorlar.

Erkek diyor ki;

"Ben sana çektirmek için seni boşamayacağım!"

Hadi, işin içine inat giriyor. Kız da birisiyle evleniyor. Sen ötekinin karısıydın. İşler karmakarışık oluyor.

Onun için güzel sormuş aferin!

"Ben nişanlımla telefonla konuşabilir miyim?"

Yüz yüze konuşabilirsin ama daha öteye gitme, şu çizgiden bu tarafa geçme, sonra çok fena şeyler olabiliyor.

Gayriİslâmî bir ülkede kumar, alkol ve piyango oyunları câiz midir?

Hepsini birbirine karıştırmamak lazım. Alkol sarhoşluk veriyor; sarhoşluk veren şey, her yerde haramdır. Gayrimüslimlerin ülkelerinde, İslâm'la idare edilmeyen ülkede onların kendi usûllerine göre olan bir usûlle müslümanın eline bir para geçerse, -mesela kendi usullerine göre şu kadar para faiz veriyorlar, Hanefî alimleri; "Onu alır." diyor.

Piyangodan para çıktı, alır. Onu ona bırakmayacaksın ama içki içemezsin. Diyelim Almanya, Fransa, Amerika... Bu benim sözüm değil, alimlerin kararları.

Âhirette cennetlikler cennette ebedî kalacaklar; "Öteki bâkî mi olacak?" diyoruz? "Allah da bâki" diyor. Bu nasıl olacak?

Cevap: Kulun bâkîliği cennette ebedî kalması, Allah'ın bâkîliği ile ölçülemez. Allah'ın bâkiliği, başka bir hal. Kulların bâkiliği, ebedî kalışları başka bir şey. Her ikisi arasında fark var.

Allahu Teâlâ hazretlerinin hiçbir şeyi kullarının, mahlûkatının durumuna, sıfatına benzemez. Her şeyi kullarınkinden farklıdır.

Abdesti kaçan özürlüler nasıl her zaman abdestli kalacaklar?

Özürlü insanlar vakit girdiği zaman bir abdest alırlar; özürleri dolayısıyla o vakit çıkıncaya kadar, o vakit içinde abdestli sayılırlar. Her vakitte abdest almaları lazım.

Yakın zamanda size intisap ettim. Kendimi bildim bileli üzerimde çok unutkanlık, vesvese var.

Epeyce yerleşmiş alışkanlık hâline gelmiş ama değişebilir. İyi bir eğitim görürse düzelir. Zikirleri yapsın, gözüne sahip olsun, abdestli gezsin, gece tesbihlerine devam etsin, yavaş yavaş düzelir. Epeyce yerleşmiş ama huylar sökülür.

Hanımım son zamanlarda geçimsiz oldu. Allah şahittir, bir insan olarak elimden geleni yapıyorum. Kendisini bırakmamı istiyor. Ben böyle bir şey düşünmek istemiyorum.

Evet, tabi "Allah şahittir." dedi, biz de inandık. Elinden geleni yapıyor. Anlaşılan kabahat erkekte değil, kadında. Bazı kadınlar kafadan hasta olur, bazen eksiklik oluyor. Erkeklerde de olur, hanımlarda da olur ama doğru bir şey değildir. Ayrılmak istemek kadın için doğru değil.

"Bir kadın haksız yere kocasından ayrılmak isterse cennetin duvarlarından dışarıya beş yüz yıllık mesafeye kadar dağılan, yayılan cennetin kokusunu bile koklayamaz." diyor Peygamber Efendimiz.

Ayrılmak güzel bir şey değildir. Yuvayı bozmamaya çalışmak lazım. Sabredip devam ettirmeye çalışmak lazım. Çünkü nefis ve şeytan yuvayı bozmaya gayret ederler.

Şeytan sabahleyin avenesini toplarmış. Hadîs-i şerîfte bildiğimize göre büyük şeytan mahiyetinde küçük şeytanları toplarmış:

"Bugün hepiniz dağılın, gittiğiniz yerlerde şeytanlıklarınızı yapın. "Hanginiz benim beğendiğim işi yaparsa akşam taç giydireceğim." dermiş.

Akşam gelince de (sorarmış:)

"Sen ne yaptın?"

"Ben adama içki içirdim."

"Eh, bir şeytanlık yapmışsın."

"Sen ne yaptın?"

"Ben adama namaz kıldırtmadım."

En sonunda bir tanesi;

"Ben karı kocayı birbiriyle kavga ettirdim, kocaya karısını boşattım."

Tamam, "ente ente, sen sen, benim aradığım sensin." der; onun başına taç giydirirmiş.

Bu hadisten anladığımıza göre, şeytanın en çok hoşuna giden şey nedir?

Yuva yıkmak.

Onun için şeytana uymamak, alet olmamak lazım. Erkekler de kadınlar da yuvayı iyi tutmaya gayret etsinler. Bize kim gelirse diyoruz ki; "Aman, yuvayı korumaya gayret edin, aman sabredin, aman alttan alın, aman şeytana uymayın." diye söylüyoruz.

Çünkü sevap var, sabrederse sevap var, yuvaya devam ederse sevap var. Bozulursa şeytan gülecek, sevincinden şamata edecek.

Onun için çok dikkat etmek lazım.

"Allah şahit ki kabahat bende değil." dediği için, tamam kabul.

Tabi insanın, müslümanların biraz yönetmeyi öğrenmesi lazım.

"Bu nasıl bir şey hocam?"

Erkek kadını yönetmeyi öğrenmeli, koca kadını idare etmeyi öğrenmeli.

"Hocam bu hangi mektepte öğrenilir?"

Ben İskenderpaşa'da "karı kocalık sanatı" diye bir mektep açacağım, orada öğrenirsiniz ama daha açılmadı.

Bu bir sanattır; insanları idare etme sanatı.

Hocamızın bir sözü var:

"Bir kadını idare edemeyen adama adam mı derim? derdi.

Nasıl döndürecek?

O bir hüner…

"Hocam, kabahat benim kocada. Koca hakkında da bir şey söyle."

Kadın da kocasını idare etmeyi öğrenmeli. Bu da bir sanat. Dışarıdaki aşüfteler nasıl evli kocaları kandırıyorlar.

Kandırmıyor mu?

Kandırıyor. Evliyi yoldan, raydan çıkarmıyor mu? Çıkarıyor.

Sen niye kendi has kocanı kandıramıyorsun?

Kadın da böyle düşünecek. "Ben allem edeceğim, kallem edeceğim, bunu idare edeceğim." diyecek. Bu böyle çocuk idare eder gibi olmaz. İdare edildiğini anlayan her insan, fena halde kızar. İdare edildiğini anlamadan, anlatmadan idare edecek.

Alttan alacak, üstten alacak, sağdan alacak, soldan alacak, idare edecek.

Ölçecek, adam neden hoşlanıyor?

Yemekten.

Tamam, "Erkeğin kalbine giden yol yemekten geçer."

Avrupalıların sözü. Öyle diyorlar. O zaman güzel yemekler yapacak. Akşam; "Ben sana şunu yaptım." diyecek.

"Vay be, bizim hanıma ne oldu? Hep yanık yemek yapıyordu, maşaallah güzel yapmaya başladı." diyecek.

Veyahut süslenecek.

Neden?

Kadın kocasına süslenebilir. Güzel koku sürünecek, taranacak.

"Olur mu hocam?"

Birileri Peygamber Efendimiz'i ziyarete gelmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem oradaki kovaya, eğilmiş; -kovanın yüzeyi ayna gibi görünüyor ya- orada saçını, sakalını düzeltmiş.

İnsanlar derbederlikten hoşlanmazlar. Ben bugün ne kadar güzel süslendim; tıraş oldum, güzel kokular da sürdüm. Yanıma gelseydiniz ne güzel kokuyor(du.) Neden?

Güzel koku, insanın hoşuna gider. Peygamber Efendimiz güzel koku kullanırdı, dişlerini fırçalardı. Dişler nasıl olacak? Pırıl pırıl. Efendimiz ağzını açtığı zaman dişlerinden etrafa nur saçardı ama neden?

(Tabi) Peygamber olduğundan da… (Ayrıca) misvak kullanırdı, güzel koku kullanırdı. Peygamber Efendimiz'in kendisinin kokusu da çok güzeldi. Ama ayrıca güzel koku kullanırdı, taranırdı, tıraşlanırdı, Efendimiz'in tavsiyesi; koltuk altlarını kazırdı.

Kadınların da olur, mısır püskülü gibi kıl olur. Bunları temizlemezsen teke gibi kokar. Erkeğin yanında, kokusundan duramazsın. "Konuşmasını bitirse de gitse" diye burnunu tutarsın, insanın burnunun direği kırılır.

Neden?

Koltuk altını tıraş etmeyi hiç bilmiyor. Mısır püskülü gibi sararmış, ter gelmiş, kurumuş.

O ne olacak?

O kazınacak.

İnsanın kasıklarında kıl biter, kazınacak. Sakal düzeltilecek, saç düzeltilecek, taranacak.

Neden?

İnsanlar güzelliği severler, çirkinliklerden nefret ederler. Nefret ettirmeyecek, güzel davranacak.

Doğru mu doğru, sevap mı sevap.

Güzel elbise giyecek. Adam eve geliyor, kadın mutfakta, üstü yağlı, paslı, kirli saçı başı dağınık, yüzü asık...

"Hanım ben geldim, selamün aleyküm!"

"İyi, tamam, şu işi bitireyim."

Adamın hayalleri yıkılır. Bunları anlatmak lazım. Bunları kadınlar da bilir. Erkekler de bilmelidir.

Kadın adamı sevmiyor. Neden? Git bir aynaya, kendine bak. Sen hiç berber dükkanına uğramaz mısın? Git bir tıraş ol, koku sürün, güzel giyin, güzelliğine bir gayret et, kendini güzelleştir, çeki düzen ver.

Neden?

"Aile muhabbeti olsun." diye, böyle yapmak doğru. Yuvayı yıkmak şeytanın işine yaradığı için yuvanın (devamı için) yapılması (gereken) şeylere de Allah sevap veriyor. Güzel. Millet bunları bilmiyor.

Kadın, kocası geleceği zaman en güzel elbiseyi giyecek, taranacak, güzel kokular sürecek, öyle karşılayacak. Güzel yemek koyacak. Masa temiz olacak, yemek güzel olacak. Üç gün aynı yemeği önüne getirirsen (olmaz!)

"Bitmedi, daha sıyrılmadı, hadi şunu sıyıralım." filan, böyle şeyler birikir, başka şeyler olur. Bunlara dikkat etmek lazım, aziz ve muhterem kardeşlerim!

Soru: İşe başladığından beri beyim yatsıyı kılmıyor. Tesbihi de bıraktı…

Cevap: Olmaz. "Yorgunum" diye yatsı namazını kılmamak olur mu ya? O yanlış bir şey. Şeytan kancayı takmış. İnsanın maaşı az olabilir, işi ağır olabilir. Ameleler var, sabahtan akşama çalışıyor, kürek sallıyor, balyoz sallıyor, geliyor; ne yapalım? Az olursa [maaşı] ayağını yorganına göre çeker, büzer, ona göre yaşar. Ne yapalım? Ondan daha az alanları düşünsün.

Soru: Namazlarımı hep gecikerek kılıyorum. Bir türlü önleyemedim. Üzerimde bir ağırlık var.

Cevap: Şeytandandır. Şeytandan Allah'a sığınsın, eûzü besmeleyi çeksin. Abdestli olmaya çok dikkat etsin.

Soru: Kur'an'da 19 mucizesi nedir?

Cevap: Onu kitaplar çok yazdı. Kur'ân-ı Kerîm'de sayısız mucizeler vardır, bir tane değildir. Kitaplar çok yazdı, çeşit çeşit [mucizeler] var.

Soru: Tanıdığım insanlar arasında uzun zaman namazda niyazda olan kimseler gün geliyor içki içiyor, harama giriyor.

Cevap: İnsanın dikkat etmesi lazım, gevşememesi lazım. Şeytan çünkü gevşemiyor. Şeytan seni aldatmakta hiç boş durmaz, gevşek zamanını yakalar.

Soru: Neden daha ileri gidecekleri yerde dinden böyle gevşeme durumuna geliyorlar?

Cevap: Muhterem kardeşlerim!

Umumiyetle haram yemekten böyle olur. Haram lokma yedi mi insanın dengesi bozulur. Müslümanlığı bozulur. İbadetleri yapamamaya başlar, zor gelmeye başlar. En çok bundan olur. Ama haram yemek bir haram çeşididir.

"Hocam haram lokma yemiyorum, tamamen helal yiyorum."

İyi ama bu sefer gözünle harama bakıyorsundur. Gözüyle harama bakıyordur, oradan günaha giriyordur.

"Benim gözüm kör. İki gözüm de kör, hiçbir yere bakamıyorum."

O zaman dilinle [günaha giriyorsundur] da ondan oluyordur.

Yani bir günahtan veyahut da bir edepsizlikten dolayı Allah tevfîkini çeker. Tevfîkini çekince insan böyle bozulur. Bir günah olmuştur da ondan.

Hatta evliyâullahın hayatını okuyoruz, Cumartesi günleri karşı tarafta Söğütlüçeşme camiinde, orada okuduğumuz kitapta diyor ki;

"Geceleri ibadet ediyordum, çok zevk alıyordum, o zevkler kalmadı." diye şeyh efendiye soruyor. Şeyh efendi diyor ki;

"Belki dünyalık bir şey eline geçti diye ona sevindin, ondan."

Dünyalığa sevinmeyi bile kusur görüyor mübarekler… İnsan sevinmez mi; bir yerden bir para gelse hoşuna gitmez mi? Bir yerden bir mal gelse, mülk gelse?

"Dünyalığa sevinmekten bile ibadetin zevki kaçar." diye düşünüyor. Dünyaya hiç dönüp bakmamışlar. Dünyaya itibar etmemişler.

Ama bu zamanın insanları dünyaya itibar ediyor, günahı işliyor, yalanı söylüyor, edepsizlik yapıyor… E kaçar tabii... Zevki keyfi kaçar tabii… Bir insan günah işlerken imanı bile yanında durmuyor, içinden çıkıyor gidiyor. İçki içerken, zina ederken iman içinde durmuyor, dışarıya gidiyor. Ondan sonra geliyor. Onun için, dikkat etmek lazım.

Günahtan olur. Günaha bulaşmaktan olur. Edepsizlik yapmaktan olur. Misal; akşam gıybet edersin, sabah namazına gelemezsin. Akşam bir yere misafirliğe gidersiniz, birisini gıybet edersiniz; sabah namazına kalkamazsınız. "Tüh yahu! Saati de kurmuştum, pili bitmiş!" Onun pilini Allah bitirdi. Çünkü sen akşam gıybet ettin. Böyle olur muhterem kardeşlerim. Sebebi budur.

"Ne yapacağım?"

Günahlardan korunacağım. Edebe riayet edeceğim. Edepli kul olacağım.

Edep nedir?

Sözün edebi var. Bakışın edebi var. Oturmanın edebi var. Konuşmanın edebi var. Ziyaretin edebi var. Müritliğin edebi var. Talebeliğin edebi var. Kocalığın edebi var. Karılığın edebi var. Öğrenciliğin edebi var. Hocalığın edebi var. Her şeyin edebi var, âdâbı var. Âdâbına uymaya çalışacak. Âdâbıyla yapmaya çalışacak. Oturmanın kalkmanın, her şeyin âdâbı var.

Soru: Abdest alınan yerin veya abdest alanın kıbleye karşı abdest alması gerektiğini okudum. Fakat camiye gittiğimde şadırvanın yuvarlak olması nedeniyle sırtım kıbleye gelmiş oluyor.

Cevap: Bu mühim değil. İnsanın her oturuşunda kıbleye doğru oturması iyidir. Oturduğu zaman oturuşların en güzeli kıbleye doğru oturmaktır; ama bazen gerekmeyebilir. Mesela imam namazı kıldırdıktan sonra cemaate doğru kıbleye sırtını dönüyor. Gerekiyor. Siz şimdi kıbleye doğru dönük değilsiniz. Hadis okuyorum diye, ben hocayım diye bana dönük oturuyorsunuz. Olabilir. Abdest alırken de bu olur. Asıl abdest alırken değil de, Peygamber Efendimiz'in açık ifadesi var; abdest bozarken yani küçük abdesti büyük abdesti yaparken yönü veya sırtı kıbleye gelmemesine dikkat etmek, ters durmak, yan durmak tavsiye edilmiş, o önemli. Yüznumaraları yaparken taşlarını, oturma şeklini ona göre koymak lazım. Kıbleye dönük küçük abdest büyük abdest yapmak veya sırtı dönük yapmak mekruhtur, doğru değildir. Kıble cihetine sevgi, hürmet göstermek lazım. Asıl abdest bozarken önemli. Ama abdest alırken o kadar şart değil, nerede olursa olur. Camide otururken kıbleye doğru oturur ama oturmasa da o kadar mühim değil. Fakat [abdest] bozarken önemli.

Soru: Adıyamanlı bir kardeşimiz var, bir zâttan bahsediyor. Hastanenin yanından bir mübarek zât geçiyorken "ah" etmiş. "Niye ah ettin?" "Bu hastanenin içinde bir ölüye eza ediyorlar, ondan." demiş. İçeride otopsi yapıyorlarmış. -Otopsi demek ölüyü kesip biçip ciğerine şusuna busuna, "Zehirlendi mi, ölümü neden?" vesaire kontrol [etmek,] bakmak, böyle bir şey. Ölünün vücudunda bir kesme biçme, koparma, alma oluyor.- Evliyâullahın böyle sesleri duyması olabilir mi?

Cevap: Olabilir. Evliyâullah, Allah'ın sevgili kulları bazen böyle sesleri duyar. Bazen kabirde olan insanların hallerini müşahede eder. Peygamber Efendimiz iki kabrin yanından geçiyordu, dedi ki; "Bu iki kabirdekiler şimdi azap görüyor." Peygamber Efendimiz'de öyle olduğu gibi evliyâullahta da olur.

Soru: Kumarın en büyüğü iç ve dış güçlerin inisiyatifinde olan at yarışıdır. İnsanları öyle cezbetmiş ki insanlar tüm kuralları çiğneyebiliyor. Türkiye'deki bu salgın illet bir çığ gibi büyüyor. Allah korusun. Şimdi bilgisayara geçildi. İslâm'la da alay ediyorlar, en önemlisi. Bakınız, size birkaç tane at ismi sayıyorum: Hafız, Cuma, Hanife, Zişan, Nasrullah. At isimleri…

Cevap: Tabii iman olmayınca imansızlığı, edepsizliği her yerde görülüyor. Allah korusun.

Soru: Ben bir gazeteciyim. Günlerce uğraştım, bir haber yapamadım, bulamadım. Arkadaşım olan inanmayan bir gazetecinin bulduğu haberleri ondan gizli alıp gazeteme verdim. Bu yapılan kul hakkına girer mi? Burada inanmayan, İslâm'a düşman birisinin haberini alsam bile kul hakkı olur mu?

Cevap: Kul hakkı inanmayan kimse için bahis konusu olmaz; bu durumda öyle o haberi almak… Tabii onun [işine] mâni oluyorsa, o haberi verecekti, böylece veremiyor, zarara uğruyorsa, müslüman mütedeyyin bir kimseyse o zaman kul hakkı olur.

Soru: Ben Bayrampaşa'da memurum. Berberlik yapıyorum. Berberlikten aldığım paranın şu kadarını şubeye veriyorum, gerisi bana kalıyor. Maaş alıyorum. Berberlikten aldığım para câiz midir? Aldığım paralar gizli değil, müdürün haberi var.

Cevap: Gizli olmayınca, şart öyle olunca câizdir, mahzuru yoktur.

Selamları aldık teşekkür ediyoruz.

Bir şey demek istiyor. Ben anladım. Bakalım siz anladınız mı? Yani bu hadisleri bana okutturup cemaate bir şey demek istiyor, ama açıkça söylemiyor da rumuzlu söylemek istiyor. Anladınız değil mi?

Ben anladım. Anlamayan bu gece uykusuz merak eder.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı