M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (169)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Kız kardeşim memlekette, ders almak istiyor, ne yapması lazım?

Cevap: Bu benim anlattığım şeyleri ona yazıverin, selamımı söyleyin, kabul ettiğimi söyleyin. Bir fırsat bulduğu zaman da gelsin, beni ziyaret etsin, beraber gelin.

Soru: Bir akrabamın kiraya vermiş olduğu bir dükkân var, burada içki satılıyor. Kendisi bu sene hacca gitmeye niyetlendi. Acaba bu kimsenin haccı konusunda ne buyurursunuz?

Cevap: Bir insan dükkânını kiraya verdiği zaman ev sahibinin, mal sahibinin bir suçu yoktur. Bakkal içki satıyorsa suç bakkalındır, ama kiralayacak olan şahıs doğrudan doğruya içki satan insansa, "Ben burayı meyhane yapacağım." diyorsa o zaman olmaz, çünkü günaha iştirak etmiş olur. O zaman olmaz da meşru bir şey için kiraya verdi de o alan sonradan kötü bir şey yapıyorsa vebal onadır. Tabi fırsat oldu mu onu oradan çıkarıp nasihat etmek, "yapma" demek de lazım. Bunun haccına bir zarar gelmez. Çünkü razı değildi kendisi.

Soru: Bir kişi abdestinin bozulup bozulmadığından şüphe ediyorsa, abdesti var mı yok mu bundan tam emin değilse tekrar abdest almalı mı yoksa abdesti var mı kabul etmeli?

Cevap: Fıkıh kitaplarında yazar ki;

Çok kesin tereddütsüz olarak abdest aldığını biliyor mu?

Evet, Hocam! Biliyorum abdest almıştım; şadırvanda güzelce kollarımı sıvadım, abdest aldım.

Şu anda abdest aldığından tereddüt mü ediyor?

Etmiyor ama "acaba kaçırdım mı ki" şüphesi var, tereddüdü var. O zaman abdesti var; şüphe ile kesin olan şey bozulmaz. Şimdi abdesti var.

Ama "Acaba ben abdest almış mıydım? Tuvalete girdim, biliyorum ama acaba abdest almış mıydım yoksa laf karıştı da almamış mıydım?" diye düşünüyorsa demek ki abdest aldığı belli değil; o zaman abdesti yok. Abdest aldığı kesinse bozduğu hakkında şüphesi varsa şüpheye itibar edilmez. Bozduğu kesinse bozulur. Kesin değil de "acaba öyle mi ki böyle mi ki" diye vesvese yapıyorsa bozulmaz. Vesveseden şüpheden dolayı abdest bozulmaz, "abdest var" sayılır. Abdestli olarak gelecek, namaz kılacak. Ama alameti varsa "baktım işte ıslaklık var" tamam, idrar çıkmış o zaman tabi bozulur. Ama şüphe ile bozulmaz.

"Hocam! Yellendim gibi geliyor da pek de anlamadım."

O zaman bozulmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz; "O vesveseyi şeytan veriyor." diyor, bu işi yapan özel şeytan varmış. Abdesti yokmuş gibi abdesti kaçıyormuş gibi bir kıpırtı yapıyor; oradan "abdesti yok" diye tereddüde düşürüyor. Tabi eğer sesi çıkıyorsa kokusu duyuluyorsa bozulur. Kesin olursa bozulur, bozulduğuna ait alamet kesinse bozulur. Eğer tereddütse tereddüt almış olduğu abdesti bozmaz. Varsa bozmaz ama varlığında şüphesi varsa "almış mıydım" diye tereddüdü varsa o zaman alacak; kaide budur.

Soru: İslâm'ın emirleri 32 farzdan mı ibarettir?

İslâm dininde 32 farzın mevcut olduğu kesin, fakat Allah'ın her emri farzdır ki Allah yüzlerce emri Kur'ân-ı Kerîm'e koymuş; cihat etmek, ilim öğrenmek, haramlardan uzaklaşmak. Bunlar zaten 32 farzın içinde var. Tabi farzlar 32 tane değildir, daha mufassal liste vardır, ona "54 farz" derler. Daha da büyütecek olursak yüzlerce farz eder. O, öğretmek maksadıyla şöyle bir özetlemedir. 32 farz, 54 farz özetlemedir. Allah'ın her emri farzdır, her yasağı yasaktır; yasağına da riayet etmek farzdır.

Soru: Birisi bizi rüyada görmüş.

Cevap: Bu bizim ömrümüzün uzadığına alamettir. İnşaallah efendim, hayır olsun.

Soru: Bir erkek çocuk ismi istiyorlar.

Cevap: Abdulhalim olsun.

Soru: İçki fabrikasında çalışmak caiz midir? Çalışan kişiye kız verilir mi?

Cevap: Caiz değildir, çünkü Peygamber Efendimiz hadîs-i şerifte; "İçkiyi içen de, imal eden de, satan da, hamallığını yapan da, sunan da; hepsi mel'undur." diyor. Yasak! İçki yasak olunca içkinin kullanılmasına aracı olan her faaliyet de yasak oluyor. Binaenaleyh o zaman öyle bir çalışma da haram oluyor. İnsan kızını haram kazançlı bir damada verirse kızı da haram yiyecek, cehenneme gidecek, demektir. Olmaz! O kimse de kızını temiz iş yapan bir insana verecek veyahut o oradan ayrılacak, temiz iş yapacak.

Soru: İslâm'a göre örtünmenin belli bir formu, şekli var mıdır?

Cevap: Hayır, örtünsün isterse yorganla, isterse çarşafla, isterse hasırla, isterse kâğıtla kartonla örtünsün. Yeter ki avret yerini göstermesin. Örtünmek esastır, belli bir formu yoktur. Zaten form da, model de iklime, beldeye, örfe göre değişiyor. Bazı yerde bir türlü oluyor, bazı yerde başka oluyor ama örtünmenin ana prensipleri şunlardır:

Bir; vücudunun hatları belli olmayacak şekilde bol olacak, dar bir şekilde örtünmüşse olmaz. Çünkü o zaman vücudunun hatları belli oluyor. Bol olacak bir. İkincisi; kumaş altını gösterirse olmaz, ince ve şeffaf olursa olmaz. Giyinmiş ama göğüsleri görünüyor, göbeği görünüyor.

Olmaz!

"Hocam! Çok kalın kumaş, üşümüyor."

Üşümemek esas değil, altının görünmemesi esas. Altı göründü mü olmaz. Bol olacak, altı görünmeyecek şekilde olacak. Bunun dışında şekli nasıl olursa olsun Allah'ın "ört" dediği yerleri örtecek. Allah'ın örtmeyi emrettiği yer kadınların saçlarıdır, başörtüsü şart. "Vücududur. Bileklerine kadar kolları, ayak bileklerine kadar ayaklarıdır. Elleri ayakları iş yapacağı için yürüyeceği için mâzur sayılmıştır onları da eldivenle çorapla örterse iyi olur.

Soru: Çocuklara verem aşısı yapılmasında bir mahzur var mı?

Cevap: Bunu doktorlarla konuştuk. Ben kendi ailemden, kendi abimden mahzurunu gördüğüm için bazılarının da bunun faydalılığını münakaşa ettiğini duyduğum için tasvip etmiyorum; tehlikeli bir şey. Mikrobu veriyorsun. Gerçi önce bir test yapılıyor ama test bile fayda etmiyor. En iyisi çocuğa iyi bakmak, gıdasını iyi vermek, istirahatini tam yaptırmak, o duruma düşmemesini sağlamak.

Soru: Dersimi yapamıyorum, nefsime başka türlü yeniliyorum.

Cevap: Bir insanın abdestini güzel alması lazım, gıdasına dikkat etmesi lazım. Vücuda haram girdi mi insan yapacağı iyi şeyi düşünür yapamaz, düşünür yapamaz, kötülüğü yapmamak ister ama kötülüğe düşer.

Neden?

Haram yedi. Onun için tîbu't-taam dedi ya İbn Abbas radıyallahu anhümâ. Yemenin temiz olması, helal olması çok önemlidir. Allah yardımcısı olsun. Özellikle gıdaya dikkat edecek, bir de abdestli gezecek ki şeytan yanına sokulamasın.

Soru: Takdir sizindir, İstanbul'da daha fazla kalmanızı istiyoruz.

Cevap: Demek istiyor ki "Bu dersler aksamasın." Bunu ben de istiyorum. Bir şeye başladım mı hiç aksatmadan götürmeyi seviyorum fakat falanca yerde 300 kişi toplanmış, kadın çocuk beyler bir 15 günlük kamp veya kurs yapmışlar, İslâmî bir eğitim var; üniversiteyi tutmuşlar, çağırıyorlar. Ben oraya gittiğim zaman o 300 kişinin eğitimi yapılmış oluyor, önemli oluyor. Öyle günlerde, öyle durumlarda oraya gidiyorum, buraya da bir başka vaiz arkadaş bırakıyorum. Onun için lütfen siz buraya muntazaman devam edin. Ben olmasam da o vaiz arkadaşın nasihatlerini dinleyin. Benim arzum; hem buraya gelmek hem İskenderpaşa'ya gitmek hem de daha başka dersler ilave etmek. Kitaplarda daha güzel şeyler de var. İnşaallah onları da okuyacağız, planımda programımda çok güzel şeyler var.

Soru: Efendim! İki dehşetli sıkıntım var: Abdest alınca uzun süre tutamıyorum, ne yapayım?

Abdestini tutamazsan canın sağ olsun. Bazı insan tutamaz. Bizim büyüklerimiz bir fıkra anlatırlardı, hatırınızda kalsın: Birisi hocaya;

"Hocam! Ben her namazda abdest alıyorum." demiş.

Hoca da ona;

"Tamam, senin dinin bütün." demiş.

Takvâ ehlisin, her namazda abdest alıyorsun, güzel; nur üstüne nur oluyor.

Abdesti varken bir daha abdest alırsa ne olur?

Boyanın üstüne bir temiz boya daha olur, nur üstüne nur olur, nûrun alâ nûr olur.

Ötekisi de gelmiş;

"Hocam! Ben de bir sabah abdesti aldım mı elhamdülillah yatsıyı bile çıkarıyorum." demiş.

Ona da; "Senin de dibin bütün." demiş.

Onun dini bütün, ötekisinin dibi bütün. Vücut dayanırsa dayanır, dayanamazsa dayanmaz; mecburiyet yok. Tazelersin ne yapalım, o dehşetli bir şey değil, ama bir tıbbî sorun varsa doktor kardeşlerimize sor.

Bir de çok vesveseliyim, bazı vakit namazlarını üç-dört kez abdest alarak bitirebiliyorum.

Vesveseye gelince; o fena, o hastalık, dinen yasak. Abdesti bir defa alacaksın, ikincide almayacaksın. İçine vesvese gelse bile almayacaksın. Vesvese çok fena! Vesveseye itibar etmek yasak. Vesvesenin hükmü yok. Abdesti aldın, tamam; "ya şunu yapmadıysam, ya bunu yapmadıysam" diye düşünme. Yapmadıysan bu sefer öyle kıl. Vesveseye uyma. Vesvese için ikinci defa abdest almak yoktur, alınmaz.

Soru: Muhterem Hocam! Günaydın gazetesinin haberi için herhangi bir şey düşünüyor musunuz?

Cevap: Allah akıl fikir versin! Allah ıslah etsin! Biz memleketi düşünüyoruz. Sırplar, Ruslar, Ermeniler, Yunanlılar etrafımızda diş gıcırdatıp duruyorlar. Memleketin selametini, bekâsını, müslümanların izzetini, itibarını düşünüyoruz. Onlar da politik şeylerle, seçim kaygılarıyla hereket ediyorlar.

"Müslümanlar ihtilal yapacak, ahaliyi kesecek."

Ahalinin yüzde doksan dokuzu müslüman. Niye keselim? Kardeşimiz. Keseceğimize ıslah etmeye çalışırız. Islah olur, bir müslüman kazanırız. Bir kimseyi doğru yola çektik mi memnun oluruz, şaşıranı doğru yola çektik mi memnun oluruz. Bizim işimiz; mürşitlerin, alimlerin, hocaların işi adam kesmek değildir. Biz kasap değiliz ki; bizim işimiz şaşıran insanı ikna edip doğru yola getirmektir, ondan sevap var. Peygamber Efendimiz'in işi de o.

Peygamber Efendimiz isteseydi Mekke'yi fethettiği zaman bütün Mekke müşriklerini kılıçtan geçiremez miydi?

"Hepsini affettim." Dedi.

"Kâbe'ye sığınanlar affolundu. Falancanın evine sığınanlara dokunulmayacak, filancaya sığınanlara dokunulmayacak."

İslâm ordusundan bir komutan;

"Elime tam fırsat geçti, o müşriklerden falancayı filancayı yakalarsam kıtır kıtır keseceğim, canına okuyacağım, intikam alacağım." dedi. Peygamber Efendimiz onu vazifeden aldı.

Neden?

İslâm'da maksat adam öldürmek değil adam yaşatmaktır, adam kazanmaktır, kalbi ölü olanın kalbini diriltmektir. Adam komünist oluyor, anlatıyorsun müslüman oluyor. Adam Yunanlı oluyor, anlatıyorsun müslüman oluyor. Avustralya'da Yunanlı bir ihvanım var, dervişim var; sakallı, mâşaallah! Takvâ ehli, güzel bir müslüman. Yunanlı Yusuf İslâm da ben ameliyat olduğum zaman hastaneye geçmiş olsuna geldi. O da Yunanlı kardeşimiz. Biz "yeter ki insanlar müslüman olsun" diye uğraşıyoruz, gayret ediyoruz.

Ben dergide; "Silahlanın." diye yazmışım.

Neden yazmışım?

Rus Jirnovski orada diyor ki;

"Türkiye'yi istila edeceğiz, orada çan çalacağız."

Ben de diyorum ki;

"Silahlanın. Bu heriflerin şakası yok. Bak Ermenistan'a girdiler, Sırbistan'da Boşnaklar'ı gafil avladılar, yakaladıklarını kestiler."

Büyüklerimiz ne demiş?

"Hazır ol cenge, eğer ister isen sulhu salah."

Sen kuvvetli ol da düşman saldıramasın. Ben altında da yazdım, dedim ki;

"Milletçe atom bombası bile yapmalıyız."

Neden?

Korksun; "Türkiye'nin elinde atom bombası var." desin, saldırmayı aklından bile geçiremesin. Biz zayıf oldukça ukalalaşır;

"Türkler zayıf, teknolojisi geri, biz buna saldırırsak yeneriz." diye aklı kesti mi saldırır. "İstanbul Yunan şehri olsun. Patrikhane de Roma gibi bir devlet olsun."

Bak sen!

Fatih Sultan Mehmet ne olacak? Biz burayı nasıl aldık?

Birisi bizim eski devlet adamlarından birisine;

"Yahu! Sizin memleketten falanca yeri parayla ver, bize sat." demiş.

Osmanlı devleti büyük ya vezirin birisine "Falanca araziyi bize sat." demiş. O da demiş ki;

"Olur satarım."

"Ne istiyorsun?" demiş?

"Kâr da istemiyoruz, aldığımız fiyata veririz." demiş.

"Kaça aldın?" diye sorunca;

"Şehitlerin kanı pahasına. Dökersin o kadar kanı, alabilirsin. Alırsın bakalım! Öyle şey olur mu? Dedem bana emanet etmiş bu diyarları ben sana verir miyim?" demiş.

Yani benim vücudumu çiğnemeden, ben şehit olmadan buraya girebilir mi? Korkar mıyım?

Maraş'ta savaş nasıl başladı? Kastamonu'da, Nasrullah camiinde nasıl başladı? Millet her şeyi biliyor tilki gibi ama seçim zamanı ya şimdi müslümanları adam kesiyor gösterecekler, rejim düşmanı gösterecekler. Seçim bitince onlar hafifler, işte bir hafta sonra bitiyor. Belki de yine hafiflemez ya; dışarıdan para geldi mi yine başlarlar. Bir rivayete göre falanca filanca yazarlara bilmem ne kadar milyar verilmiş onlar da laiklik lehine, din aleyhine "kahrolsun şeriat" diye yazılar yazmışlar; sipariş. Öyle deniliyor.

Soru: Akşam yatarken birbirimize "Tarikat derslerini yaptın mı?" diye hatırlatmamız doğru olur mu?

Tabi ibadetler gizli olduğundan kimsenin kimsenin işine karışmaması uygun olur ama eğer istiyorsa "bana hatırlat" diyorsa olabilir.

Soru: Efendim! Ben Çanakkale'nin Biga'sındanım. Babam Mehmed Efendi'den dersliydi.

Cevap: Kim Mehmed Efendi? Baba, Mehmed Efendi'den dersliymiş. Yani bizim Mehmet Zahid Efendi'den. Tamam, biz onun makamının halefi olmuşuz, bize bağlı demektir. Bu anlattığımız dersi de siz çekeceksiniz. Hocamız bize emretti; "geç bu müritlerin başına" dedi diye başınıza geçtik. Yani ayrıca bir bağlılığa lüzum yok, tamam.

Soru: İlkokul öğretmeniyim. Öğleden sonra ders verdiğim ve saatler ileri gittiği için şu anda Cuma namazı vakti mesai saatine denk geliyor. Amirim Cuma namazı kılmıyor, bize de müsaade etmiyor. Bu durumda istifa mı etmeliyim? Yolu nedir?

Cevap: Çok basit bir yolu var: Mahalledeki bir imama ve semtin müftüsüne gidersiniz;

"Böyle bir derdimiz var, şu bizim camide namazı şu vakitte kılmak mümkün olur mu?" dersiniz.

Kaydırılabilir; öğle namazı içinde Cuma namazı biraz öne, biraz sona kaydırılabilir; o zaman rahatlıkla herkes kılar. Pakistan'da öyle yapıyorlarmış. Doğu Anadolu'ya doğru, Türkiye'nin de bazı yerlerinde mesela 11 buçukta oluyor ama "memurlar yetişsin" diye 12'de kılıyorlar. Ankara'da öğlen 12'ye çeyrek kala oluyor, camiye gittim namaz yok.

"Niye?" dedim.

"Müftülükten emir var, ‘memurlar öğrenciler çıksın' diye yarım saat tehirli yapıyoruz." dediler.

Hoşuma gitti. Bu mümkün. Öbür taraftan halledilemeyen iş imamla müftüyle halledilir. Ama buna mani olan insanlar da Allah huzurunda hesabını vermek zorunda. Kimsenin buna mâni olmaya hakkı yoktur, çünkü ibadettir.

Soru: Bilhassa nefse fazla yüklenildiğinde uyku yaptığından beş-altı dakika sonra yakaza halinde bana bir şeyler oluyor, -Yani uyuşma geliyormuş. Nefse fazla yüklenmesi nedir bilmiyorum ama öyle insanı yattığı halde uyumamışken yakaza halinde uyuşuk hale getirmenin neden olduğunu anlayamadım- hareket edemiyorum, korkudan gece nafilelere cesaret edemiyorum, korkum yersiz mi?

Cevap: Tabi yersiz; normal vaktinde, tabi olarak yatsıdan sonra uyuyacak ondan sonra teheccüde kalkacak, ibadetini yapacak, nefse de fazla yüklenmeye lüzum yok. Çünkü Peygamber Efendimiz.

Nefsüke matiyyetüke ferkak bihâ. "Nefsin senin bineğindir." buyuruyor.

Onu ne ezmeye lüzum var ne de fazla gevşek bırakmaya. Hakkını verirsin; hakkından fazlasını istediği zaman da dizginlersin. Normal olacak. Yani öyle uyuşacak gibi ne yapıyorsa o kadar yapmasın normal ölçülerde hareket etsin.

Soru: Mürşid-i kâmili sevmenin neden gerekli olduğunu ve faydasını söyler misiniz?

Cevap: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri;

"Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki siz beni babanızdan da evladınızdan da bütün insanlardan da daha çok sevmedikçe hakiki mü'min olamazsınız." buyuruyor.

Bunun sırrı, sebebi ne?

Çünkü Peygamber Efendimiz Allah'ın elçisi, Allah'ın emirlerini tebliğ ediyor, Allah'ın sevgili kulu. Mü'minin; hem Allah'ın elçisi olduğundan onu sevmesi lazım hem de Allah'ın emirlerini, yolunu öğrettiği için sevmesi lazım. Onu sevmek onu iyi müslüman yapacak, cennete götürecek, Allah'ın rızasına götürecek; hikmeti bu. Sevmediği zaman bu işler olmaz; onun için sevgi çok önemlidir. Aynı sebepten dolayı da mürşid-i kâmilini sevecek ki yolu sevsin, cennet yolunu sevsin, sıkıntılarına katlansın; halvetlere girsin, tesbihleri çeksin, ibadetlerini yapsın, günahlardan kaçınsın, cennete girsin; bu sebeplerden dolayı gereklidir. Bir de mürşid-i kâmili doktora benzetirler. Mesela doktor bir insana der ki;

"Sigara içme, ekşi turşu yeme, şu hapları al."

Bunları dinlemezse o hasta iyi olur mu?

Olmaz.

Ne yapacak?

Söz dinleyecek. Mürit de şeyhine teslim olduğu zaman şeyhi ona bakar, bir takım tavsiyelerde bulunur. Onu dinleyecek; dinlemezse, tavsiye tutulmazsa tedavi olmadığından dinlemesi gerekiyor. İtaatli olacak, itirazcı olmayacak. Sahabesi Peygamber Efendimiz'e hiç itiraz etmezlerdi, o âdete, töreye göre aynen devam edecek.

Soru: Haftalık sohbetlerde hatme yaptıran kardeşlerimiz var. Onlar gelmediği zaman bu sevaptan mahrum olmamak için azamî affınıza sığınarak hatme yaptırıyorum.

Cevap: Peki müsaade verdim, yaptırırsın, uygundur. Evet. Zaten bizim tavsiyemiz, emrimiz öyle.

Soru: Üniversiteye hazırlanacak kardeşlerimizi hangi yöne, branşlara yönlendirelim?

Cevap: Bu, kişinin zevkine bağlı; bir de meziyetlerine, melekelerine bağlı. Bir de bu puanlandırmada tercihlerde bir takım incelikler oluyor. Aynı konu bir Bolu'da öğretiliyor, bir İstanbul'da öğretiliyor, bir İzmir'de. İstanbul'u yazarsa giremiyor, Bolu'yu yazarsa giriyor. İşte o, kendisinin kuvvetine, puan durumuna göre değişiyor. Nasıl yapacağını bu işi bilenlerle istişare etsin.

Mesela Boğaziçi Matematik öğretmenliği mi, Marmara Endüstri Mühendisliği mi, İTÜ İşletme Mühendisliği mi?

Bunlar keyfe, zevke bağlı şeyler ama eğitimin kuvvetli olduğu, talebenin iyi yetiştirildiği, günahın az olduğu, sevabın bol olduğu yer tercih edilir.

Soru: Biz Soğanlık, Kuba Mescidinde bir araya geliyoruz, falancalar da hatmeye katılsınlar mı?

Cevap: Katılsınlar, sevip geldikleri için katılmaya hak kazanıyorlar.

Soru: Cuma namazından sonra kılınan zuhr-u âhir namazını kılalım mı yoksa onun yerine kaza namazı kılabilir miyiz?

Cevap: Zaten o bir çeşit kaza namazıdır, zuhr-u âhiri kılsınlar.

Soru: Hocam! Bazı şahıslar hadislerin Peygamberimiz'in üzerinden söylenen sözler olduğunu iddia edip inkâr ediyorlar. Bu gibi kimselere tavrımız, onlarla ilişkilerimiz ne olmalı?

Cevap: Nasıl bu okuduğum kitapta "Ben şundan duydum, o şundan duymuş." diye sağlam anlatıyor, kaynak gösteriyorsa dinde de her şey sağlam kaynak gösterilerek anlatılır. Bu hadislerin de büyük kitapları vardır. Benim evimde şu caminin yarısı kadar yer dolusu kitabım var. Bir sürü kitap var; yine ben kendimi çok kitap sahibi saymıyorum. Çok kitaplar var, bu konuda kaynaklar var. O kaynaklarda "Hangi hadisin durumu nedir, râvîleri kimlerdir, sıhhat derecesi nedir?" yazılıdır. Bilen insan; "Şu hadis sahihtir, hasendir." der. Zayıf hadislere "zayıf hadis", mevzu hadislere "mevzu hadis", uydurma olan sözlere "bu hadis değildir, uydurmadır." diye alimlerimiz zaten söylemiştir. Uydurma olan bir şeye uydurma demekte mahzur yok, ama Peygamber Efendimiz'den geldiği kesin olarak bilinen bir hadisi bir insan inkâr ederse kâfir olur. Âyeti inkâr eden de kâfir olur; Peygamber Efendimiz'den geldiği kesin olan bir haberi de inkâr ederse o da kâfir olur.

Soru: Çocuğumuzun bir ismi Yunus, ikinci bir isim koyar mısınız?

Cevap: Ammar olsun, Ammar b Yasir isimli sahabeden.

Soru: Üniversitede okuyan bir kardeşimizin babası içki satıyor, yazın da kendisini yanında çalışmaya zorluyor. Kardeşimiz nasıl bir harekette bulunsun?

Cevap: İçki satamaz; satmaması için de babasını ikaz edecek. "Baba bu haramdır, doğru değildir." diyecek.

Soru: Rüyamda ak sakallı nur yüzlü bir ihtiyar gördüm, efendim bir yılan öldürmüş.

Cevap: Rüyada gördüğü şey inşaallah nefsi ıslah etmeye, Allah yolunda yürümeye vesiledir.

Soru: Margarinler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Yenilebilir olduğunu söylüyorlar. Margarinler çeşit çeşittir; helalliği haramlığı kullanılan malzemeden gelir. Eğer bitkisel margarinse yenilmesinde mahzur yoktur. Sadece dinî mahzuru yoktur, ama margarinlerin hepsi sıhhî bakımdan mahzurludur, çünkü hidrojenize edilmiş yağlardır, erimezler, damar sertliği yaparlar. Onun için mümkünse akıcı zeytinyağı gibi yağları kullanmak lazım. Ama bitkisel margarinlerin dinî mahzuru yoktur, sadece sıhhî mahzuru vardır. Almanya'da vesairede hayvanlardan alınan yağlardan yapılmış margarinler var. Burada da Almanya'dan getirilip katılıyor olabilir. Muhtevasına bakmak lazım. Onların içinde haram hayvanın yağları varsa o zaman o doğru olmaz.

Ben bir hatıramı anlatayım; geçen bayramda bir eve gittik bize şöyle kâğıtlı bir şeker ikram ettiler. Ben açacakken benden evvel arkadaş açmış;

"Hocam, dur" dedi.

"Ne var?" dedim.

"Bu likörlü çikolata." dedi.

Çikolatanın içine nasıl sokuyorlar? Enjekte mi ediyorlar? Artık ne yapıyorlarsa içinde likör varmış yani içki. Çikolata helal ama içine likör konulmuş olan çikolata oldu haram. Onun için bir şeyin içindekileri okumanız lazım;

"Bunun muhteviyatı nedir? Bunun içinde neler var?" diye okuyacaksınız, "Haram malzeme var mı yok mu?" diye soracaksınız.

Soru: Kızımıza Nur Banu ismini koyduk, bir mahzuru var mı?

Cevap: Nur "ışık" demek, Banu da "hanımefendi" demek. "Hanımefendi" demek yani "evin sahibi hanım" demek. O bakımdan Nur Banu "serâpâ, baştan aşağı nurdan olan hanım" demek oluyor, olabilir ismi mahzurlu değil.

Soru: Falanca bankada yanımda çalışan mesai saatinde Duha namazı kılabilir mi?

Cevap: İmkânı varsa bir kenarda kılar, ondan sonra mesaisini o vakit kadar biraz uzatıverir, olur biter; duha namazını kaçırmamış olur.

Ama ayrıca işin içine; "Bankada çalışmanın kendisi doğru mu değil mi?" meselesi giriyor.

Soru: İsmim Sabahat, uygun görürseniz değiştirmek istiyorum.

Cevap: Sabahat, "yüzü fevkalade nurlu, pırıl pırıl, sabah gibi" demek. Bu isim vardır, kullanılır; bir mahzuru yok.

Soru: Ne zaman seferî olunur?

Cevap: Üç günlük karayolu uzaklığına giden, gitmeye niyetlenen bir insan, beldesinin kenar mahallesinin son evinin yanından çıktı mı seferî olur.

Şu kasabada oturuyorum, üç günlük yola gitmeye niyetlendim, evimden çıktım; kasabanın evleri bitti, tarlaları başladı, öğlen namazı kılacağım, iki rekât kılarım. Çünkü evler bitti, beldenin hududu bitti; seferîlik başlar.

Üç günlük mesafe nedir?

Fıkıh kitapları; "Bir yaya ortalama altı saat yürür." diyor. Bir saatte beş altı kilometre yürür, o zaman üç gün 18 saat eder, beş kere 18, 90 eder. 90 kilometre kadar bir mesafeye niyetlenmiş gitmişse bir insan seferî olur. Dört rekâtlı namazlar iki rekât kılınır, ama üç rekâtlı akşam namazı tam kılınır, iki rekâtlar zaten iki rekâttır.

O zaman ne kalmış oldu?

Öğle iki, ikindi iki, yatsı iki rekât kılınacak.

Acil durum varsa sünnetler kılınmaz, farzlar bile kısaltılıyor; sünnetler kılınmaz. Geniş zamanı varsa, vakti müsaitse, isterse sünnetleri kılar. Vitri kılacak.

Bolu-İstanbul arası seferî olur mu?

Olur.

Bolu-İstanbul arası sefer mesafesi, İzmit sefer mesafesidir.

Soru: Hukuk fakültesine bu sene başladım. Bu bölümün bir bayan için uygun olmadığını düşünüyorum.

Cevap: Tabi kendisinin tecrübesi ve çevre şartları daha önemli.

Soru: Bolu'da hatme yapma imkânımız yok.

Cevap: Gelin öğreteyim, yapın, mesele değil; müsaade veriyorum.

Soru: Yakını vefat eden biri onun arkasından devrini yapabilir mi?

Cevap: Devir ve ıskât-ı salât fıkıh kitaplarında vardır, yapılabilir.

Soru: On iki yıllık evliyim, hekim ikimize de "çocuğunuz olur" diyor fakat çocuğumuz olmadı. Çok araştırdım, uğraştım. Cin var mıdır? Kötü veya iyi cin nedir? Cin büyüsü nedir? Bozulmayan cin büyüsü var mıdır? Varsa kime nasıl okutulup bozdurulabilir?

Cevap: Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri;

"Cinlerin, şeytanların doğrudan doğruya insana bir tesiri yoktur." buyuruyor.

Güç kuvvet Allah'tadır.

Lâ havle ve lâ kuvvete illâ bi'llâhi'l-aliyyi'l-azîm demek, "Güç ve kuvvet sadece ve sadece Allah'tadır." demektir.

Binaenaleyh bir insan Allah'a dayandığı, tevekkül ettiği zaman en kuvvetli yere dayanmış, tevekkül etmiş olur ve duaları da Allah kabul ettiğinden insan dua ederse, niyaz ederse, uğraşırsa Allahu Teâlâ hazretleri duasını kabul ederse ne cin ne şeytan ne başka bir şey bahis konusu olamaz. Hepsi sıfır. Allah dilerse evlat verir. Senelerce sonra evlat sahibi olanlar olabiliyor, görülmemiş şey değildir. Bunları cinlere bağlamak da doğru değildir. O bakımdan Allahu Teâlâ hazretlerine dua edin; bir de kurban kesin, fukarâya sadaka verin, dullara yetimlere iyilik yapın, duasını alın. Allah böyle şeyleri de sever. Onların duası sana daha çok tesir eder. Böyle kimselere dua ettirmek suretiyle de onu sağlayabilirsiniz.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâh.

Sübhâneke lâ ilme lenâ illâ mâ allemtenâ inneke ente'l –alîmü'l-hakîm.

Sübhâne rabbike rabbi'l-izzeti ammâ yesifûn ve selâmün ale'l-mürselîn ve'l-hamdü li'llâhi Rabbi'l-âlemîn.

el-Fâtiha

Sayfa Başı