M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Her Toplumda Kanun Vardır Ama Her Kanun Adil Değildir

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Cumanız mübarek olsun.

Allahu Teâlâ hazretleri cuma gününün güzelliklerinden, nimetlerinden, rahmetlerinden, lütuflarından, ecir ve sevaplarından hissemend ve hissedâr eylesin...

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden okuyarak mealini vermeye geçelim:

Eyyümâ racülin hâlet şefâatühû dûne haddin min hudûdillâh, lem yezel fî sahatillâhi hattâ yenzia. Ve eyyümâ racülin şedde gadaben alâ müslimin fî husûmetin lâ ilme lehû bihâ, fe-kad ânedallâhe hakkahû ve harise alâ sahatihî ve aleyhi la'netullahit-tâbiati ilâ yevmil-kıyâmeti. Ve eyyümâ racülin eşâa alâ raculin müslimin bi-kelimetin ve hüve minhâ berîün yeşînühû bi-hâ fi'd-dünyâ, kâne hakkan alellâhi teâlâ en yüdniyehu fin-nâri hattâ ye'tiye bi-infâdin mâ kâle.

Taberânî, Ebü'd-Derdâ radıyallahu anh'ten rivayet eylemiş ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyorlar:

Eyyümâ racülin hâlet şefâatühû dûne haddin min hudûdillâh, lem yezel fî sahatillâhi hattâ yenzia. "Her bir adam ki…" diyor ama Allahuâlem kadın olsun erkek olsun, cinsiyet önemli değil; kişi mânasına… Hâlet şefâatühû dûne haddin min hudûdillâh; "Allah'ın dininin ahkâmından dolayı bir kimse cezaya uğramış, ona hadd-i şer'î terettüb etmiş, şeriatin emrettiği ceza verilecek... Allah'ın hükmünden doğan cezanın yapılması önüne -engellenmesi için- şefaatini koyarsa", lem yezel fi sahatillâhi hattâ yenzia; "Bu işten kendisini geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hakk'ın kızgınlığına, gazabına mâruz olur. Kızgınlığında olur, kahrı, gazabı içerisinde olur!"

Şimdi açıklayalım: İnsanlar kurallara göre yaşayacaklar. Allahu Teâlâ hazretleri bu kuralları dininde, kitabında peygamberiyle bildirmişse dinî kurallar oluyor, onlara uymak gerekiyor. İnsanlar da kendileri kurdukları toplumlarda kanunlar, kurallar koymuşlardır. O toplumdaki yöneticiler de onlara uyulmasını ister.

Bu kuralların uygulanması birtakım müeyyideler ile -yani zorlayıcı etkenler ile- sağlanmaya çalışılır. "Bu kurallara uymayan şu kadar para cezası, şu kadar hapis cezası!.. Şu haklarından, bu haklarından mahrum olur... " gibi. Bunlara cezalar diyoruz. Bunlar hukuk fakültelerinde Ceza Hukuku diye uzun uzun öğretilir.

"Allah'ın cezalarından bir cezanın, hadlerinden bir haddin önüne bir kişi kendi şefaatini koyarsa…"

Bu adama bu ceza uygulanmasın, ne olur diye suçluya, cezayı yemiş olan kimseye şefaat etmeye kalkıyor...

"Şefaatini bu işin yapılmasının önüne koyarsa, engel olursa -arabanın tekerine taş koymak gibi- bu şefaatinde ısrar ettiği müddetçe Cenâb-ı Hakk'ın gazabında olur!"

"Yâhu bu benim tanıdığımdır, ahbabımdır, bu şöyledir, böyledir…" diyor ve hukukî cezanın uygulanmasını, Allah'ın hükmünün uygulanmasını şefaatiyle atlattırmak, geçiştirmek, yaptırtmamak, uygulattırmamak istiyor. Bu, Allah'ın hükmüne karşı olduğundan Cenâb-ı Hak kızar.

Fî sahatillâhi; Sahat, -sin-hı-tı harfleriyle- kızgınlık demek. Allah'ın kızgınlığına muhatap olur. Kızgınlığı dairesinde olur, kızgınlığı altında olur. Hattâ yenzia; Kendisini bu yanlış tutumdan geri çekinceye kadar Cenâb-ı Hak ona kızar.

Hukuk önemlidir; haklar ve kurallar önemlidir. Burada bahis konusu olan Cenâb-ı Hakk'ın dininin kuralları oluyor.

İnsanlar da kurallar koyarlar. İnsan toplumları kurallar koyar. En ilkel kabilelerden, en gelişmiş ülkelere kadar her toplumun kuralı vardır. İsviçre medenî hukuku, Alman hukuku, Amerikan hukuku... Birbirinden de farklıdır. Çünkü insanlar toplanıyorlar, "Şu şöyle olsun, bu böyle olsun..." diye kararlaştırıyorlar.

Her toplumda kanun vardır ama her kanun adil değildir! Kanun devletidir ama hukuk devleti değildir! Yani haklara riayet eden kanunlar yok, hakları çiğneyen kanunlar var. Şöyle yapan şöyle olur, böyle yapan böyle olur… Ama kurallar isabetsiz, yanlış konmuş. Bunu da bilmek lazım!

Elli kişi, yüz kişi toplanıyor. Amerikan kanunu başka, Alman kanunu başka, Fransız kanunu başka, Rus kanunu başka, Çin kanunu başka oluyor. Bakıyorsunuz, olmayacak bir sebepten adamı öldürüyor. Olamaz! İnsan -mesela- bundan dolayı öldürülmez. Cezaların da suçla mütenasip, orantılı olması lazım.

Bir suçun büyüklüğünün de tarafsız olarak tespiti zordur. Tam ölçülmesi zordur. Ama şu da muhakkaktır ki bazı zalim hükümdarlar zalim kanunlar çıkartırlar, zalim vergiler koyarlar; milleti inim inim inletirler. Bazıları da adaletlidir.

Burada Allah'ın hadd-i şer'îleri söz konusu... Buna hudûd-u şer'iyye deniliyor. Buradaki hudud, sınır mânasına değil. Sınır kavramından çıkmış ama Cenâb-ı Hakk'ın yasakları ve o yasakların çiğnenmesinden doğan cezalar mânasına.

Bu Allah'ın cezalarından bir cezanın yapılmaması için şefaat etmeye kalkan, bu uygulamanın önünü kesen bir kimse, daima Cenâb-ı Hakk'ın gazabı içerisinde, gazabı altında olur; bu işten vazgeçinceye kadar.

Demek ki haksız şefaatler yapılmayacak. Kullar Cenâb-ı Hak'ın ahkâmına, emrine aykırı ukalâlıklar yapmayacak. Cenâb-ı Hakk'ın buyruğunu tutacak.

Ve eyyümâ racülin şedde gadaben alâ müslimin fî husûmetin lâ ilme lehû bi-hâ, fe-kad ânedallâha hakkahû ve harise alâ sahatihî ve aleyhi la'netullahit-tâbiati ilâ yevmil-kıyâmeti.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ikinci bir hususu beyana geçiyor:

"Her bir adam, her bir kişi ki" şedde gadaben alâ müslimin; "bir müslümana kinde, gazaplanmada şiddetlendi." Fî husûmetin; "Bir konudaki farklı düşünmeden, husumetten, düşmanlıktan, muhaliflikten dolayı şiddetlendi." Lâ ilme lehû bi-hâ; "Ama o konuyu, tam da iyi bilmiyor. Bilmediği bir konuda farklı düşündüğü için bir müslümana karşı şiddetli bir gazap gösteren kişi" fe-kad ânedallâh; "Allah'la inat etmiş olur, inatlaşmış olur."

Sübhanallah... Bu çok kötü bir şey!

Ve harise alâ sahatihî; "Ve bu kötü davranıştan dolayı Cenâb-ı Hakk'ın gazabı kendisine gelsin diye Allah'ın gazabını çekmek konusunda sanki gayret göstermiş olur, hırs beslemiş, çanak tutmuş olur!"

Nedir bu kötü davranışı?

Bilmediği bir konuda bir müslümana şiddetle gazap ediyor. Hâlbuki mesele onun düşündüğü gibi değil, başka bir şey... Bu gazap ettiği kimse haklı ama bu bilmediği için ona düşmanlık ediyor. O zaman -bilmediği şeye burnunu sokup yanlış düşündüğü için- Allah'la inatlaşmış olur!

Allah'la inatlaşmaktan ayrı bir de Allah'ın cezasını, kızgınlığını çekmeye çanak tutmuş olur. Sanki onu arzuluyormuş gibi olur. "Arı kovanına çomak sokmak" dedikleri gibi, kışkırtma, kaşınma gibi... Hani, "Adam kaşındı." derler, kendisi istemiş olur.

Ve aleyhi la'netullâhit-tâbiati ilâ yevmil-kıyâmeti; "Ona tâbi olan Allah'ın lâneti, kıyamete kadar devam eder. Allah'ın lâneti ona karşı sürüp gider!"

Demek ki bir konuyu iyi bilecek. Bilmediği konuda da ona buna düşmanlık etmeyecek. Toplumla ilgili çalışmalarımız olduğu için ben bunları çok gördüm, çok muhatap oldum. Çok acayip şeylere tesadüf ettim. Böyle şeyler oluyor. Bilmiyor, uzaktan uzağa tenkit ediyor, gıybet ediyor, dedikodu yapıyor, yıkıcılık yapıyor… Hâlbuki mesele hiç de onun dediği gibi değil! Ah bir gelse, işin iç yüzünü bir sorsa da anlatsak; o zaman, ne kadar yanlış yaptığını anlayacak.

Ve eyyü mâ racülin; "Herhangi bir adam ki" eşâa alâ raculin müslimin; bir müslüman kimsenin aleyhine", bi-kelimetin ve hüve minhâ berîün; bazı iftiralar, bazı yanlış sözler yayıyor… Hâlbuki o müslümanda bu kusurlar yok, o bu suçlamalardan uzak, temiz, pâk..."

Yeşinuhû bi-hâ fi'd-dünyâ;

Bu müslümana bunu niye yapıyor, niye böyle aleyhinde sözler yayıyor?

"Dünyada onu karalamak, lekelemek için yapıyor." Kâne hakkan alellâhi Teâlâ; "Allahu Teâlâ hazretleri üzerine hak olur", en yüdniyehû fi'n-nâr onu cehenneme yaklaştırmak!" Hattâ ye'tiye bi-infâdi mâ kâle; "Söylediği şeyin aslı olmadığını itiraf edinceye kadar cehenneme yaklaştırıp azaba tâbi tutmak, Allah üzerine hak olur." buyuruyor.

Demek ki bu hadîs-i şerîften çıkan şu üç konu var:

1. Şeriatin, Allah'ın kanunlarının, emirlerinin cezalandırdığı suçlu bir kimsenin cezası kaldırılsın diye araya girmek doğru değil. Çünkü Allah kızıyor. Böyle merhametlerden maraz olur!

Hırsıza acırsın, rüşvetçiye, hayduta acırsın... Sonra toplum bozulur, toplumun düzeni bozulur. Kötüler cesaret alır, hâkim olur. İyiler mağdur olur. Toplum yıkılır gider.

Haksız kimse lehine şefaatte, aracılıkta, ricacılıkta bulunulmayacak.

2. Herhangi bir müslümana bilmediği bir konuda şiddetle gazap etmeyecek. Çünkü aslında o müslüman o suça sahip değil ama bu yanlış biliyor. Uzaktan yanlış biliyor... Yanılabilir. Pek çok kimse kendi fikirlerini doğru sanır, ama yanılabilir. Yanıldığını çok geç anlar.

Bazen hâkimler yanılıyor; adlî hata deniliyor. Ama adam idam edilmiş oluyor, iş işten geçmiş oluyor; hiçbir suçu olmadığı anlaşılıyor.

Bazen gazeteler birilerini suçluyorlar, suçluyorlar… Halkın nazarında batırıyorlar, çıkarıyorlar... Sonra o işi onun yapmadığı başkasının yaptığı anlaşılıyor. O suçlayanların yüzleri bile kızarmıyor. İşte onların cezalarının ne olduğunu burada görüyoruz.

3. Bir kimseyi lekelemek, onun aleyhine sözler yaymak... Bu da dünyada onu lekelemek, kadrini tenzil etmek, indirmek, itibarını kırmak için yapılıyor. Aleyhine ama aslında öyle bir suçlu durum, haksız vasıf onda yok. O zaman Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; "Allahu Teâlâ hazretleri onu cehenneme yaklaştırır,yaklaştırır; ‘Söylediğim şeyler onda yok!' deyinceye kadar, nedamet duyup vazgeçinceye kadar cehenneme yaklaştırır!" diye bildiriyor.

Bunlar önemli şeyler. Bir müslümana haksız suçlamada bulunmak, bir müslümanın şânını, namusunu, itibarını lekeleyecek lâflar yaymak, bir suçluyu da korumaya kalkışmak; bunlar kötü şeyler.

Bakın İslâm ne kadar asil, ne kadar hukuka saygılı, ne kadar toplum lehine düşünüyor. Hukuk hatalarını, hukuktaki hastalıkları ne kadar güzel tespit etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz asırlar önce, yüzyıllar önce yaşamış olmasına rağmen ne kadar yüksek fikirler öğretmiş, ne güzel terbiye etmiş. Peygamberliğini ne güzel yapmış, vazifesini ne güzel îfâ eylemiş. Ümmet-i Muhammed'i haklara riayet eden, ne kadar olgun insanlar olarak yetiştirmiş?..

Diğer hadîs-i şerîf. Bu da uzunca bir hadîs-i şerîf. Yine aynı minval üzere aynı şekilde başlıyor:

Eyyümâ müslimin ramâ bi-sehmin fî sebîlillâh, fe-beleğa muhtıen ev musîben, fe-lehû mine'l-ecri ke-rakabetin a'tekahâ min vüldi İsmâîl. Ve eyyümâ racülin şâbe fî sebîlillâhi fe-hüve lehû nûrun. Ve eyyümâ racülin a'taka racülen müslimen, fe-küllü udvin mine'l-mu'taki bi-udvin mine'l-mu'tikı fidâun lehû mine'n-nâr. Ve eyyümâ raculin kâme ve hüve yürîdü's-salâte fe-efda'l-vudûe ilâ emâkinihî, selime min külli zenbin ve hatîetin hiye lehû, fe-in kâme ile's-salâti refeahullâhu bihâ dereceten ve in rakade rakade sâlimâ.

Hadîs-i şerîfte sayılan hususlar müjdeli, sevindirici; çünkü onları yapmaya çalışıyoruz. Ümitlendirici cümleler. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

Eyyümâ müslimin ramâ bi-sehmin fî sebîlillâh; "Herhangi bir müslüman ki Allah yolunda bir ok attıysa," fe-beleğa muhtıen ev musîben; "ya hedefine isabet etmedi, kaydı, ya da isabet etti; ister isabet etsin, isterse etmesin…" Fe-lehû mine'l-ecri ke-rakabetin a'tekahâ min vüldi İsmâîl; "Allah, o bir ok için İsmail aleyhisselam'ın mübarek, asil evlatlarından birisi esir düşmüş de onu esaretten kurtarıp âzat etmiş gibi bir sevap verir."

Yani savaşta bir ok; isterse isabet etmesin… İlle karşı tarafa isabet etme şartı da istenmiyor. İsabet etse de etmese de bu sevabı alır.

Min vüldi İsmâîl; "İsmâil aleyhisselam'ın evlâdı" demek.

İsmail aleyhisselam Araplar'ın en şerefli ataları, ailesi. Onun evlâdından olunca ailenin şerefine göre köleyi âzat etmek, esiri kurtarmak, fidye vermek için miktar çoğalır. Yani "en kıymetli esirler" demek istiyor.

Bu min veledi İsmâîl de okunabilir.

Demek ki Allah yolunda savaşmak, silah atmak önemli!

"E hocam, şimdi ok kullanmıyoruz?"

Evet, doğru. Şimdi ok kullanmıyoruz; kurşun kullanıyoruz, mermi, top, füze kullanıyoruz. Yine onları kullananlar -Allahuâlem- o sevapları alırlar. Çünkü durum aynı.

Ve eyyümâ raculin şâbe fî sebîlillâh, fe-hüve lehû nûrun; "Herhangi bir müslüman ki Allah yolunda saçı sakalı ağardı."

Bir müslüman, Allah yolunda saçı sakalı ağarmış da ihtiyarlamışsa, ömrü Allah yolunda geçmişse…

Fe-hüve lehû nûrun; "Bu ihtiyarlığı onun için makbul bir nurdur. O nurlu, nuranî bir kimsedir, Allah'ın sevgili, mübarek bir kuludur."

Ve eyyümâ racülin a'taka racülen müslimen; "Herhangi bir kimse ki müslüman bir köleyi âzat etti ise" fe-küllü udvin mine'l-mu'teki bi-udvin mine'l-mu'tikı; "âzat edilen kölenin her bir uzvu mukabilinde", fidâun lehû mine'n-nâr; "âzat eden kimsenin o uzvu, cehennemden âzat olur. Onun yerine fidye yerine geçer. Bu kölenin her uzvuna karşılık, köleyi âzat eden kimsenin her uzvu cehennemden fidye ile kurtmuş olur."

Yani, köle âzat eden kimse cehenneme girmez.

Ve eyyümâ raculin kâme ve hüve yürîdüs-salâh; "Herhangi bir adam ki namaz kılmak niyet ederek, arzu ederek kalktıysa", fe-efda'l-vudûa ilâ emâkinihî; "ve abdest suyunu abdest azalarına döktü ve güzelce her tarafını; yüzünü, ellerini, ayaklarını yıkadıysa, başına, boynuna meshettiyse" selime min külli zenbin ve hatîetin hiye lehû; "kendisinin her hatasından, işlemiş olduğu her günahtan selamet bulur, işlediği günahlardan kurtulur." Fe-in kâme iles-salâti; "Bir de, bu abdest almanın arkasından namaza kalkarsa"; refeahullâhu bihâ dereceten; "namaz kıldı diye Allah onu derece itibariyle yükseltir."

Zaten abdest aldı, günahları affoldu!

Günahları affolunca ne kalıyor?

Derece yükselmesi... Namaz kılınca da derecesi yükselir.

Ve in rakade. Rakade, uyumak demek. Ve hüm rukûd diye Kehf sûresinde de geçiyor. Râkıd uyku uyuyan demek, rukûd onun çoğulu oluyor.

Ve in rakade; "Eğer yatağa yatıp uyursa", rakade salimen; "her türlü günahtan salim olarak, kurtulmuş olarak, tertemiz olarak uyur."

Ne kadar güzel! Allah bizi, evlâtlarımızı, eşlerimizi, sevdiklerimizi ibadetlerinde daim eylesin. Namazlı, niyazlı, abdestli, oruçlu, iyi kullar eylesin...

Tabii cihat da çok önemli.

Ve İslâm'da saçın sakalın ağarması... Tabii bu saç ve sakal ağarınca bazıları sakalını bıyığını boyar, bazıları da "Bu ihtiyarlık alameti! Ben daha gencim, bu nereden çıktı?!.." diye beyaz kıllarını kopartırlar.

Eyyümâ racülin netefe şa'raten beydâen mu'temiden sâret rümhan yevme'l-kıyâmeti yut'anü bihî.

Kıllarını koparmayacak!

Bazı insanları görüyoruz, geçmişte bazı ihvanımızı, amcaları hatırlıyoruz; bembeyaz sakallı, ibrişim gibi. Bazı tertemiz, sakalı ağarmış kimseleri görünce [Mehmed Zahid] Hocamız da çok imrenirdi. Hakikaten güzel oluyor.

İşte bu, İslâm'da yaşaya yaşaya, İslâmî ibadetleri yapa yapa tamamen nuranîleşmek... Allah hepimize onu nasip etsin.

Üçüncü hadîs-i şerîf:

Eyyümâ vâlin veliye felâne ve rafeka rafekallâhu bihî yevme'l-kıyâmeti.

Bu hadîs-i şerîfi Hz. Âişe-i Sıddîka validemiz nakletmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den işitmiş, bize bildirmiş, rivayet eylemiş:

Eyyümâ vâlin veliye; "Herhangi bir vali ki valilik yaptı, bir işin başına geldi..."

Arapça'da vali, ille vilayetin başına geçen kimse demek değildir. İlçenin başına da geçse herhangi bir idarenin başına da geçse ona vali derler. Arapça'da veliyy-i emr, işi yüklenmiş kişi mânasına.

"Herhangi bir görevli; resmî, idarî görevli bir görevi yüklendi..."

Ya komutan, ya vali ya kaymakam, ya genel müdür oldu, ya şu oldu, ya bu oldu diyelim… Hepsine şamildir. Yoksa "İlle bir eyalet olacak, vilayet olacak, onun başında vali olacak; belediye başkanı olursa olmaz…" gibi bir şey yok. Bütün başkanlar, yöneticiler bu kelimenin altına giriyor. Bu kelime onların hepsini kapsıyor, ifade ediyor.

"Bir kişi böyle bir görevle görevlenmişse..."

Felâne; Burdaki fe kelimenin aslından değil. Lâne leyyin olmak, yani yumuşak davranmak demektir.

"Bu yönetici, idareci, başkan yumuşak davranıyorsa", ve rafeka; "ve rıfk ile muamele ediyorsa..." Tatlı, yumuşak davranıyor, muhataplarını hoş tutarak davranıyor, yönetimini güzel yapıyor...

Rafekallâhu bihî yevme'l-kıyâmeti; "Allahu Teâlâ hazretleri de kıyamet gününde ona rıfk ile, yumuşaklıkla, tatlılıkla muamele eder. Yani onu mükâfatlandırır ve taltif eder."

Allahu Teâlâ hazretleri -eğer idareciysek- bize rıfk ile, sevgi ile halkı severek hizmet etmeyi, görevi öyle yapmayı nasip etsin... Bütün İslâm ülkelerine de hayırlı idareciler ihsan eylesin...

Allah hepinizden razı olsun...

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Sayfa Başı