M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (166)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Kitabınızda tarikate girerken müridin şeyhiyle yaptığı beyatın bende el tutularak, musafaha yapılarak yapılacağını buyurmuşsunuz. Şimdi bu kalabalıkta ben ne yapayım? diye birisi sormuş.

Muhterem kardeşlerim!

Bir hatırayla cevap veriyorum:

Hocamız Konya'ya gitmişti. Konya'da rica etmişler, iki minareli koca kubbeli büyük bir camide hocamız konuşma yaptı. Yüksek İslam Enstitüsü'ydü o zaman. Oranın talebeleri ve cemaat gelmişti. Çok kalabalıktı. Onların hepsine orada ders tarif etti. Müridlik vazifesini onlara verdi. Ders tarif etti ama böyle uzaktan tarif etti.

Neden?

Kalabalık olduğundan. Kalabalık olunca bu kalabalık mazeret oluyor. Peygamber Efendimiz de düşünün Veda Hutbesi'nde bütün Arafat meydanı doluydu. Hepsiyle musafaha yapsa vakit olur mu?

Mümkün değildi. Onun için bu serbest zamanda, tek başına olsa o zaman olur. Ama tek başına olmayıp kalabalık olduğu zamanda olunca bunlar mühim değil. Mühim olan müridin mürşidini sevmesi. Ona bağlılık hissetmesi.

Hatta ben size bir şey daha anlatayım:

Hocamızı rahmetli Fevzi Usta Adapazarı'na götürmüş. Biraz temiz hava alsın diye Esentepe'ye getirmiş. Piknik gibi manzaralı yer. Esentepe'ye getirmiş, oturmuşlar. Tam o sırada Esentepe mezarlığına bir cenaze gelmiş. Hocamız gitmiş cenazenin başına. Cenaze namazını hocamız kıldırmış. Bak İstanbul'dan Adapazarı'na misafir gidiyor. Adapazarı'nda ev sahibi arabasıyla onu Esentepe'ye götürüyor. Esentepe'de bir cenaze geliyor. Namazı kılınmamış daha. Mezarlığın orada namazı kılınacak. Hocamız imam oluyor, namaz kılıyor.

Ee ne var bunda?

Öyle bir şey var ki. Bu adam meğerse hocamıza insitab etmek isteyen bir kimseymiş. Üç defa gelmiş buraya… Hocamız seyahatte. Üç defa İskenderpaşa'ya gelmiş hocamızı bulamamış. Boynu bükük dönmüş. Ölüm gelmiş, ölmüş.

Kim kıldırdı cenaze namazını?

Hocamız.

Anladınız mı şimdi işin esrarını?

Bak Allah'ın işine.

Neden?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

İnneme'l-amâlu bi'n-niyyât. "Ameller niyetlere göredir." Sen kalbinden öyle istedin mi, Allah nasip ediyor. Senin kalbin bozuk olsa el tutmak fayda etmez.

Münafıklardan, münafık. Allah'ın sevmediği, Kur'an'da aleyhinde ayet indirilmiş kimselerden. Peygamber Efendimiz zamanında. Musafaha ettiler mi onunla?

Ettiler.

Ne oldu?

Musafaha etmesi bir fayda verir mi?

Vermez! Münafık olduğundan vermez. Kalbi fâsid, kalbi fâsık, kalbi bozuk olduğundan olmaz. Kalbi temiz oldu mu Allah cenaze namazını da nasip eder.

Böyle bir Pazar vaazını vermeye bir gün buraya geldim… Soruların hepsini cevaplandırırız cevaplandıramayız mühim değil de ibretli işlere dikkat edin muhterem kardeşlerim. Gözünüzü açarsanız ibretleri görürsünüz. İşi anlarsınız. Gözünüzü kapatırsanız burnunuzun önüne hakikat gelse görmezsiniz. Gözünüzü kapattınız çünkü.

Evden çıktım... Şurada dışarıda bir cenazecik var.

"Bu kimin? Allah rahmet eylesin kimin cenazesi? Kimmiş bu zavallı?" dedim…

Ölmüş, orada cenazesi, tabutu duruyor. Ben de böyle Pazar dersi yapacağım, geldim. İkindi namazını kıldık. Cenaze namazı kılacağız. Kılacağız ama burası, avlu dolu... Elhamdülillah, tıklım tıklım her taraf dolu.

Şimdi aşağıdan kağıt geliyor. "Hocam diyor kadınlar kısmı rutubetli havasız. Daha geniş bir yer yapamaz mısınız?"

Allah razı olsun. Teveccüh çok. Geliyorsunuz, ondan. Tenha olsa o hava yeter bu kubbenin altındaki bu hava yeter ama kalabalık. Bunun da bereketi var. Bu rutubetinde bereketi var. Bu terinde bereketi var.

Hocamız zikir yaptıktan sonra camları açmak isteyenlere Bereket kaçmasın diye açtırtmazdı. Hem de bayağı kızardı. "Açmayın!" derdi. "Kapat, Açma!" derdi.

Hocamızın salonunda zikir olmuş, ter kokuyor. Ter ceketin üstüne çıkardı böyle sırılsıklam. Cemaat gitti, Hocamız orada kaldı.

Dışardan eve hizmet eden hanımlar filan kapıdan içeri girdiler mi, hemen camları açacaklar, havalandıracaklar. Temiz hava… Onlara kızardı, "Kapat! Açma! Havayı değiştirme!" derdi.

Şimdi içerisi dolu. Avlu dolu, dışarısı dolu. Cenaze namazını kılacağız

Çare?

"Ey cemaati müslimin! Buyurun dışarı çıkın." desek dışarısı dolu.

Çare?

Cenazeyi getirdik ön tarafa. Caminin içinde cenazenin namazının kılınması mekruh. Ama burada ne var?

Mecburiyet var. Cemaate çık desen dışarı çıkamaz. Zaten dışarısı dolu. Olmayacak bir şey. Cenazeyi getirdik. Şu yan tarafa, yan taraftaki ilave kısmının önüne koyduk. Allahu ekber namazını kıldırdım.

İlk baştan sorduğumda kimse bilememişti. "Kim bu zavallı?" diye sorduğum zaman bilememişti. Sonradan içeride sorunca anladım, öğrendim ki bizim has ihvanımızdan bir boynu bükük, has derviş...

İyi dervişti, cömertti. Evinde hep ziyafet verirdi. Hep bu Râmûz dersleri evinde olurdu. Mücahitti, mühendisti ama sakallıydı. Kimsenin sakalının olmadığı zamandan sakallıydı. Ve şeceresi vardı; Peygamber Efendimiz'in soyundan idi. Sülâle-i tâhireden, seyyid idi. Şeceresi vardı ama boynu büküktü. Benden iki kat yaşı fazlaydı. Ben otuzsam o altmıştı. Ben altmışsam o yüzyirmiydi diyelim... Yaşımı söylemeyeyim size.

Elimi öperdi. Ben el öptürmeye utanırdım ama o mütevazi, dervişliği tamdı. Bak şu garibana. Ankara'daydım. Ankara'daydı. İstanbul'a gelmiş vefat etmiş, cenazesi aşık olduğu cemaatin camiinde nasip oluyor. İçinde nasip oluyor. Kimseye nasip olmaz! Kimseye caminin içinde böyle kıldırmazlar namazı. Ancak Mekke-i Mükerreme'de, Medine-i Münevvere'de caminin içinde kılınır. Başka çare yok. Orada kılınacak tabi. Orada olur…

O aşık-ı sâdık, mübareğe burada namaz kılmak, cenaze namazı kılınmak, buradan caminin içinden uğurlanmak nasip oldu.

İlk camiye gelirken; "Kim bu zavallıcık?" diye sordum. Çıktıktan sonrada içeride "Kim bahtiyar mübarek zat? diye sordum. Anladım işte bir şey var. Sonradan ismini öğrenince anladım ki maşallah o imiş.

Nasıl yaşarsa insan ona uygun ölüm oluyor. Soylu insanın hali başka oluyor, muhterem kardeşlerim.

Şekil hiç önemsiz değil. Şeklinde önemi var. Şeklin önemi olmasa Peygamber Efendimiz dönüp de safları düzeltmezdi. Kimisini yakasından öne çekip kimisini göğsünden geriye itip "Safları muntazam yapın." diye meşgul olmazdı. Safların arasına girip düzeltirmiş.

Şekil önemli ama öz, iç çok daha önemli. İnsanın kalbi önemli. Allah insanın dışına bakmaz, kalbine bakar. Kalbi temiz oldu mu cenazesini hocasına kıldırtır. İntisap edemediği hocasına cenaze namazını kıldırtır.

Sen candan istedin mi?..

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bak ne diyor:

"Bir insan candan, gönülden, içten, samimiyetle şehit olmayı arzu ederse yatağında bile ölse Allah onu şehitler makamına çıkartır." Yatağında bile ölse...

Velev mâte alâ firâşihî. "Yatağında ölse Allah onu şehit makamına ulaştırır." Niyeti güzel. Onun için niyetiniz güzel yapmaya bakın, kalbinize bakın kalbinize! Şekil de önemli ama öz, kalp çok önemli.

Bizim cemaatte ders alırken niye istihare yaptırılmıyor?

Canım "istihare yapılmaz" diye söylemedik. İstihare yapılsa yapılır ama gel de şimdi sen cami cemaatine istihare yaptır da istiharelerini dinle. 500 kişi ders alıyor. Hadi bakalım Hocaefendi geç. Bunların 500 tanesi istihareye yatacak rüyalarını sana anlatacak.

Olur mu?

Olacak şey değil.

Bu neden?

Bereket bu. Bu tekkenin bereketi var. Siz başındaki insana bakmayın. Burası mübarek bir yer. Burası çok mübarek bir yer. Bildiğiniz bir şey değil, belki dünyanın merkezlerinden birisi burası. Burada büyüklerin himmeti, ruhaniyeti var. Onun için şekil önemli değil. Hocamız evliyaullahın çok büyüklerindendi. Zamanında bilen bildi, bilmeyen bilmedi. Aleyhinde konuşan oldu ama kerametleri çatır çatır böyle ezip geçti silindir gibi.

Herkese sorsan nelerini biliyorlar. Nelerini görmüşler. Her birisi…

Hiç tahmin eder misin?

Bir tanesinin kerametini söyleyeceğim. Binlercesinden bir tanesini;

Belki aramızdadır, ihvanımızdan bir kardeşimiz. Tıbbiyede öğrenciyken aksakallı bir adam görmüş, mübarek bir hocaefendi. "Evladım bana gel." demiş üç defa. Üç akşam.

Size rüyada birisi "bana gel" derse ne yaparsınız?

"Geleceğim ama nereye geleyim?"

Bilmiyor ki, adres verilmemiş. Yer belli değil… Üç defa "bana gel" demiş. Tabi ne yapsın boynunu bükmüş bekliyor. Sonra yurttaki arkadaşlarına demiş ki;

"Biz yurdun mescidinde her akşam sizinle namaz kılıyoruz da siz cumartesi akşamları bir yere kayboluyorsunuz. Nereye gidiyorsunuz?"

Demişler ki;

"Saklı değil. Bir hocaefendi var. Büyük bir alim zat. Ona gidiyoruz." demişler. "Seni de götürelim istersen." demişler. "İyi bu Cumartesi beni de götürün" demiş. O Cumartesi o arkadaşı da götürmüşler. Mescide gelmiş, oturmuş şöyle ortalarda bir yere. Bu mescit değil. Zeyrek'teki Ümmü Gülsüm Mescidi. Hocaefendi gelmiş, namazı kıldırmış. Sonra mihrapta şöyle yönünü cemaate dönünce bir de bakmış ki doktor.

Kim bu hoca?

Üç defa rüyasına girip de "Evladım bana gel." diyen hoca. Rüyada tanımadığı hoca. Bakmış ki o hoca, herkes çıkmış, o oturduğu yerde böyle donmuş kalmış.

Hocamız ona tebessüm etmiş. "Gel bakalım." demiş. Yanına yanaştırmış. Ondan sonra bir de "Beni beklettin evladım." demiş.

"Ne zaman sana gel dedim, beklettin…" demiş.

Hocamız öyle bir insan. Daha çok şeyleri var…

Ben sizin çok aciz bir kardeşinizim. Beni duadan unutmayın. Ben size, siz bana dua edelim birbirimize. Hiç beni tanımadan, hiç böyle elinde adres, hiç İskenderpaşa'yı bilmeden rüyada "İskenderpaşa'ya gideceksin, ders alacaksın." diye gelip benden ders alan kardeşleriniz var.

"Rüyada bana diyor İskenderpaşa Camii'ne gideceksin." dediler, diyor. "Ben İskenderpaşa neresi diye sordum, soruşturdum." diyor. "İşte şu hoca…" dediler, diyor. Buna benzer…

Saklıyorum böyle şeyleri. Kimisi böyle enteresan şeyleri anlatınca bunları bir yerde muhafaza ediyorum. Birisi böyle bir rüya görmüşse "Yaz bakalım rüyanı, at altına imzayı, tarihi yaz…" diyorum. Bir yere koyuyorum.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Onun için kalbinizi temiz bir kalp etmeye gayret edin. Gerisi hepsi gelip geçiyor, fani dünya…

Sayfa Başı