M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (160)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

İslâm dergisini beynelminel bir dergi olarak çıkaramaz mıyız?

Her şeyi yapabiliriz ama maddî imkânlara bağlı. Bunun beynelminel bir dergi için çıkması demek İngilizce neşredilmesi ve yurt dışına yayılması demektir. Yayılan yerlerden parasının gelmesi demektir ve bu paranın da muntazam bir sirkülasyon, dönüşüm, deveran içinde derginin sıhhatle yürümesini sağlayacak bir tarzda işlemesi gerekir. Bu olmadığı için biz İlim Sanat dergisini bile rölantiye aldık.

Dergi çıkarmak kolay bir şey değil, yani şu kadar adet dergiyi, 100 bin adet dergiyi bastıracağınız zaman şu kadar kamyon, şu kadar ton kağıt gerekiyor. Kağıdı da peşin parayla alıyorsunuz veya büyük meblağlarla alıyorsunuz. Bir sayı çıkartıyorsunuz, iki sayı çıkartıyorsunuz, üçüncü sayıda pes diyorsunuz. Türkiye'deki İslâmî dergilerin pes etmesinin sebebi Anadolu'ya giden dergilerin paralarının geriye gelmemesidir, dergilerin Anadolu batağına saplanmasıdır. İki yıl sabrederler; ilk topladıkları açılış, başlangıç sermayesiyle iki yıl 24 sayı kadar çıkartabilirler, ondan sonra oradaki kitabevleri paraları göndermediği için dergiler batar.

Bu da müslümanların zaaflarından bir tanesidir. Yani İslâmî cephe İslâmî cephe ama mali meselelerde gayri İslâmî şekillerde çalışıyorlar.

Benim paramla kitabevinin sahibi otomobil alır, onun üstüne biner sefa yapar, ben de burada cefa çekerim. Yani benim paramı o kullanır, ben param geri gelsin de kağıt alayım da neşriyat yapayım diye burada inlerim. Kağıdı alamayınca da derginin frenine basarım, üç ayda bir çıkartırım, altı ayda bir çıkartırım, senede bir çıkartırım. Mesele bundan ibarettir.

Zenginin birisi, bir petrol kuyusuna sahip birisi gelsin desin ki parası benden. Tamam, dünyanın en güzel İslâm dergisini İngilizce olarak çıkartmaya hazırız. Hatta her dilden çıkartabiliriz, Almanca, Fransızca, vesaire. Çünkü buna yatkın kadromuz var ama paramız yok; ihvânımız, ahbâbımız, yârânımız var ama bütçemiz yok. Parayı sağlayın, [neden olmasın!]

Biz para sağlamak için bu şirketleri kuruyoruz. Yani parayı sağlayın derken, para sağlamakta kendimiz çalışma yapmıyoruz mânasına değil. Bizim kurduğumuz bütün ticari şirketlerin amacı, vakıf faaliyetlerinin kimseye muhtaç olmadan devam etmesini sağlamak içindir.

Bizim İslâm dergisi 14 yıl, 12 yıl devam ediyorsa böyle bir şeyden dolayı devam etmektedir, yoksa iki yılda biz de batardık biz de çıkamazdık ama biz de yavaşlamışızdır. Çünkü büyük krizler, büyük darbeler oluyor. O ekonomik darbeleri atlatırsanız bile yara alıyorsunuz.

Para meselesidir, yani mali finansman meselesidir. Bir zengin veya bir grup arkadaş, biz bunu sağlarız derlerse beynelminel bir dergi çıkartırız ve çok faydalı olur, büyük fayda sağlar. Kendimize de fayda sağlar; bizim de ufkumuz açılmış olur, dünyayı tanımış oluruz, dünya müslümanlarıyla diyaloğumuz gelişmiş olur. Büyük faydalar sağlar.

Sizlerin sözlerinizle ticarete başladım. Elhamdülillah başarılı oldum. Sizden ricam ticaret esnasında bayanlarla tokalaşma durumu söz konusu oluyor. Bu durumda ne yapmalıyız?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bey'at alırken dahi hanımlarla musafaha etmemiştir, el tutmamıştır. Sünneti seniyye, Efendimiz'den gördüğümüz görenek budur. Biz şey yapacağız; nasıl sakal bırakıyorsak, başkaları tıraş oluyor biz sakal bırakıyoruz. Nasıl kıyafetimizde özel durumlar oluyorsa, bilhassa hanımlarda, beylerde de dikkat edebilenler memuriyeti, vesairesi dolayısıyla imkanları olanlar nasıl böyle mümkün olduğu kadar İslâmî olduğunu düşündüğü kıyafetleri giyebiliyorlarsa biz de davranışlarımızda da İslâmî olacağız.

Yani düğünümüzde İslâmî olacak, selamlaşmamız da İslâmî olacak, herkes bizi bilecek.

Ben askere giderken yüksek mühendis bir kardeşim dedi ki; "Hanımını sakın askere götürme." dedi.

Götürmeyeyim ama kime bırakayım?

Allah bana emanet etmiş yani çoluk çocuk sorumlusu benim. Bıraktığım insanlara yük olacak. Yani hoca Efendimiz'e vesaireye mi şey yapacağım.

Dedi ki; "Orada komutanlar zorlarlar çok zor duruma düşersin. Akşam dans olur, şey olur, toplantıya çağırırlar, gitmediğin zaman onlar sıkıştırırlar." filan dedi.

Onu yapmışlar, onun başına o olaylar gelmiş; "Sakın hanımını götürme!" dedi.

Biz gittik.

Nasıl gittik?

Otobüsün altına iki tane Anadolulu şeyler gibi yatakları, denkleri atıp beş kişilik aile olarak askerlik yaptığımız yere, Ağrı'nın Patnos ilçesine gittik ve ilk baştan beri tavrımızı belli ettik. Hiç bir şeyi sakınmadık çünkü sakındığın zaman, sakladığın zaman daha fena oluyor. Çok açık olduğun zaman herkes seni öyle kabul ediyor.

İçki içen ayyaş bir binbaşı vardı, gelip bize dinî mesele sorardı. Alay komutanı şâribülleyli vennehâr idi.

Allah kurtarsın.

Beni çağırdı; "Hocam, alayımızda kazalar çok oluyor. Acaba kurban kessek, kanlarını her aracın önüne birer parmak sürsek kazalar engellenir mi?"

Dedim, kanla kazaların engellenmesi arasında bir münasebet yoktur ama kurbanı Allah kabul ederse, dualarınızı kabul ederse kaza olmayabilir filan dedim.

Yani insanlar size adapte oluyor. Siz tavrınızı yumuşak ama kararlı bir şekilde ortaya koyduğunuz zaman karşı taraf size adapte oluyor.

"Çok teşekkür ederim. Ben el sıkmıyorum." diye alıştırırsınız kendinizi herkeste bilir. Bir defa; "Tamam, bu iflah olmaz, ıslah olmaz. Bunun hali budur." der. O haliyle kabul eder.

El sıkmak uygun olmuyor.

Allah hepinizden razı olsun.

Sözü uzattığım için üzülüyorum.

Allahu Teâlâ hazretleri hayırlara muvaffak eylesin. Cennetiyle cemaliyle cümlenizi müşerref eylesin.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh.

Sayfa Başı