M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Asıl vazifemiz

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Bize bu mutlu günü nasip eden Mevlâmız'a hamd ü senâlar ederim.

Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri Mârifetnâme isimli eserinin önsözünde; "Hak Teâlâ iki cihanı Benî Âdem için Benî Âdem'i, insanoğlunu da kendi mârifeti için yaratmıştır." buyuruyor. Mevlâmız biz âdemoğullarına çok büyük şeref vermiştir, hamd ü senâlar olsun. İnsanları eşref-i mâhlukât eylemiştir. Eşref-i mâhlukât olan insanlara en güzel şekilde riayet etmek, onun şerefine mütenasip muamele eylemek, onlara en güzel hizmeti götürmek gerekmekte.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri vazifesini yapmak için Mekke-i Mükerreme'ye gelen her heyete İslâm'ı anlatırdı. Yakın aşiretini, akrabasını çağırdıktan sonra Arabistan'ın muhtelif yerlerinde Ukâz Panayırı münasebetiyle Kâbe-i Müşerrefe'yi ziyaret için geldikleri sıralarda Arap kabilelerinin ileri gelenlerine İslâm'ı anlatırdı. Çünkü eşref-i mâhlukât olan insana hizmetin en güzeli ona İslâm'ı öğretmektir. Çünkü İslâm; insanlara iki cihanın saadetinin yollarını gösteriyor, iki cihanın saadetinin anahtarını veriyor. Onun için ona [insanoğluna] yapılan en güzel hizmet İslâm'ı öğretmektir. Onu İslâm'a götürmektir, İslâm'a aşina olmasını sağlamaktır.

Peygamber Efendimiz kendi çevresinde bunu ilk önce kabile ziyaretçilerine yaptıktan sonra başarı halka halka genişleyince Arabistan'a İslâm'ın nuru tamamen hâkim olduktan sonra o zaman için çok muazzam olan, bizim için büyük ibret ifade eden, ibret almamız gereken hareketlerde bulunmuştur. O zamanın en büyük imparatorluklarına dahi İslâm'ı anlatmak için elçi göndermiştir, mektup yazmıştır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mektuplarının bir kısmı müzelerde mahfuzdur. Bizans imparatoru Herakliyüs'e mektup göndermiştir. Sâsânî imparatoruna mektup göndermiştir. Bahreyn emirine, Mısır hâkimine, Habeşistan imparatoruna mektup göndermiştir. Bunlar, insanlar İslâm'ı öğrensin diyedir. Allah'ın rızasını kazanmanın yollarını, iki cihan saadetine ermelerinin yollarını öğretmek için çalışmalardır.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hakiki varisleri olan ulemâ-i muhakkıkîn ve mürşidîn-i kâmilîn de aynı hizmeti yapmışlardır. Başta ashâb-ı kirâm rıdvanullahı aleyhim ecmaîn hazretleri olmak üzere çok azı doğduğu yerlerde yaşamış, orada vefat etmiştir. Büyük ekseriyeti cihanın her tarafına dağılmıştır. Muazzam uzaklıktaki, binlerce kilometre uzaklıktaki yerlerde yaşamışlar ve oralarda âhirete irtihal eylemişlerdir. İstanbul'daki medâr-ı iftihârımız Hâlid b. Zeyd Efendimiz hazretleri gibi Semerkand'daki Kusem b. Abbâs radıyallahu anhümâ hazretleri gibi isimler bunun şahididir.

İslâm'ın yayılmasını dağlar engelleyememiştir. İslâm'ı yaymak için çalışanlar okyanusların enginliğine dahi develerini, bineklerini sürerek develerin üstünde el açıp "Yâ Rabbi! Bu kadara gücüm yetiyor, İslâm'ı buraya kadar getirebildim. Önüme bu uçsuz deryayı çıkartmasaydın götürebileceğim daha uzaklara da götürmek isterdim!" demişlerdir.

Sahâbe-i kirâmın İslâm'ı yayma, tanıtma, öğretme çalışması, insanlara İslâm'ın götürülmesi ve insanların ebedî saadete çağrılması hizmeti mürşid-i kâmiller tarafından devam ettirilmiştir. Orta Asya'da Pîr-i Türkistân diye şöhret bulmuş olan büyük şeyhimiz Ahmed Yesevî hazretleri bu hususta bir muazzam misaldir. Sibirya'ya kadar İslâm'ın yayılması için müritlerini göndermiştir. Anadolu'nun irşadı, İslâmlaşması için müritlerini göndermiştir ve Anadolu'da İslâm'ı en güzel, en tatlı şekilde öğreten Yunus Emreler, onun müritleridir, onun yolunun takipçileridir. Mevlânâ hazretleri aynı paralelde çalışmış büyüklerimizdendir.

Bizim de yaptığımız o paralelde insanlara İslâm'ı anlatmaktır. Asıl vazifemiz budur. Allahu Teâlâ hazretleri hepimizi bu vazifeyle vazifelendirmiştir. Bunun dışındaki doktorluk, mühendislik, milletvekilliği, yazarlık, profesörlük… gibi meslekler bu hizmeti yapmak için birer vasıtadır. Vasıtaların her çeşidi bu güzel faaliyetin, eşref-i mâhlukât olan insana en güzel hediye olan İslâm'ı öğretme [içindir].

Müslümanca yaşayıp Allah'ın rızasını kazanıp dünyada ve âhirette mutluluğa erdirme çalışması için her türlü imkân ve vasıta nasıl Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında kullanılmışsa zamanımızda da kullanılmalıdır. Bu imkânları araştırdığımızda elimizden geldiğince kullanmaya çalışıyoruz.

Değerli kardeşlerimizin ifade ettikleri gibi Türkiye'nin en yüksek tirajlı, en devamlı süreli yayınlarını çıkartmak nasip oldu ve Allah'ın yardımıyla bayrağı elden düşürmedik. Bunların yanında radyo ve televizyon yayıncılığı çok güzel bir sahadır.

Radyo, televizyon tarafından devre dışına çıkartılmamıştır. Canlılığını devam ettirmektedir. Gençlerin walkmanlarıyla ellerinde, kulaklarındadır. Hanımların mutfaklarında arkadaşlarıdır, şoförlerin yolda yoldaşlarıdır. Otobüslerde yolcuların sohbettaşlarıdır. Radyo yaşamaktadır ve faydalı olmaktadır.

O bakımdan bizim radyo çalışmalarımız Allah'a hamd ü senâlar olsun güzel çalışmalar olmuştur. Muhterem Hasan Celal [Güzel] Beyefendi'nin İstanbul'daki izlenimleri gibi kardeşlerimiz; gerçekten doyurucu, gerçekten mutlu edici yayınlar yapıyor. Allah razı olsun, diyorum. Huzurunuzda onlara teşekkür ediyorum. Bu hizmetin şehir şehir İstanbul'dan, İzmir'den, Konya'dan, Ankara'ya ve daha başka illere yayılması da çok mutlu bir hadisedir. Bu hususta emeği geçen, yardımı olan çok kardeşlerimiz var. Maddeten yardımlarda bulunan, bilgisiyle, teknik yardımlarıyla bu eserin ortaya konulmasında ve çalışmasında hizmeti olan kardeşlerimiz vardır. Gönül birliği yapan kardeşlerimiz vardır. Allah hepsinden razı olsun. Bu çalışmaların Ümmet-i Muhammed için hayırlı olmasını, Cenâb-ı Mevlâ'nın rızası çizgisinden bir göz yumup açıncaya kadar bile sapmamasını, kaymamasını, Ümmet-i Muhammed'in hayrına olmasını dilerim.

"Ümmet-i Muhammed"i bizim bakışımızla açıklamamız gerekiyor:

Ümmet-i Muhammed, bugün dünyada yaşamakta olan herkestir. Çünkü bunların hepsi Devr-i Muhammedî'de yaşıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in peygamberliğinin devam etmekte olduğu Devr-i Muhammedî'de yaşadıkları için bunların hepsi Peygamber Efendimiz'in ümmetidirler.

Bir kısmı ümmet-i icabettir. Peygamber Efendimiz'in; "Gelin İslâm'a, erin, saadete!" davetine icabet ettikleri için ümmet-i icabettir.

Bizler ümmet-i icabetiz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in peygamberliğini kabul etmişiz.

Ötekiler davet durumundadır. Belki davetimize icabet edeceklerdir ama daveti onlara ulaştırmamız lazım. Bu yayınlar onların vasıtalarıdır. İnşaallah bu yayınlar vasıtasıyla nice insanlar hidayete erecektir.

Bir Amerikalı'nın göz yaşartıcı sözlerini nakletmek istiyorum. Bizim müslüman kardeşlerimiz Amerika'ya gitmişler. Washington Camii'nde konuşurken irşat çalışmaları yaparken konuşmalar bir Amerikalı mühendisi cezp etmiş. Yanlarına gitmiş, dinlemiş, konuşmalarını beğenmiş.

Demiş ki;

"Peki, hakkı söylüyorsunuz. Ben müslüman olmak istesem ne yapmam lazım?"

Demişler ki;

"Gayet basit: Allah'ın varlığına şahadet ettiğini dilinle ifade edeceksin. Peygamber Efendimiz'in onun elçisi olduğunu, binaenaleyh onun vasıtasıyla İslâm'ın detayını öğreneceğini ifade edeceksin. Kelimeteyn-i şahâdeteyni getireceksin. Müslüman olursun."

"Hemen getiriyorum: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû! Peki, şimdi ne yapacağım?"

Demişler ki;

"Bir de bedenini yıka, gusül abdesti al. Bütün mânevî kirler de gitsin…"

Öyle yapmış ve kafileye katılmış. Orta Doğu'ya gelmiş, hacca gitmiş, hacdan sonra da o cemaatin büyük toplantısının yapıldığı ülkeye gitmiş. Binlerce insanın toplandığı muazzam toplantıda söz almış. Demiş ki;

"Ey müslümanlar! Allah sizden razı olsun. Ta Amerika'ya geldiniz, bana da İslâm'ı anlattınız. Benim de iman ile müşerref olmama vesile oldunuz, âhiretimi kurtardınız. Size minnettarım, size çok teşekkür ederim, sonsuz teşekkür ederim, şükranlarımı arz ederim, dualarımı arz ederim. Ama âhirette iki elim yakanızda olacak!.."

Hem teşekkür etmiş hem de arkasından; "Âhirette yakanızı bırakmayacağım!" demiş, şaşırmışlar.

"Niye Amerika'ya dört sene önce gelmediniz, niye dört sene önce gelmediniz?!.. O zaman benim annem sağdı, beni çok severdi, ben de onu çok seviyordum. O zaman ben müslüman olsaydım onu da müslüman ederdim. Âhirete kâfir olarak göçmezdi. Dört sene gecikmenizin hesabını Mevlâ'nın huzurunda size soracağım! On sene önce gelseydiniz babam da sağdı, belki o da müslüman olacaktı!.." demiş.

O hâlde İslâm'ı insanlara ulaştırmaya çalışmamız lazım. Bunun için her türlü vasıtayı kullanmamız lazım. Bu hususta yardımlarınıza teşekkür ederim. Yardımlarınızın devamını dilerim. Bu açılışımıza hepiniz çok büyük şerefler verdiniz, Allah razı olsun. Çok muhteşem bir toplantı oldu, unutamayacağımız, güzel, yüksek bir toplantı oldu. Hepinize Allah'ın rahmetini dilerim, Allah hepinizden razı olsun. Dünya ve âhirette bahtiyar eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh!

Sayfa Başı