M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (153)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Kaza namazı borcu olan bir insan nafile namazlarla birlikte kaza namazı kılabilir mi?

Tabii ayrı ayrı kılacak, bizim mezhebimiz öyle. Bazıları diyorlar ki; "Önce kazalar ödensin, ötekiler kılınmaz." O doğru değil. Bizim mezhebimiz öyle. İşrak namazı, duha namazı, evvabin namazı, gece yatarken namaz, abdest aldığı zaman namaz, tahiyyetü'l-mescid namazı, gece teheccüd namazı; bu gibi namazlar hadîs-i şerîflerde tavsiye edilmiştir, onları sık kılacak. Kazayı ayrı kılacak.

Tamamlayamazsa?

Bir insan ölüverdi, öldü, tamamlayamadı borçlarını; onun hesabı Allah'a kalmıştır. "Farzlardan eksiklik varsa sünnetlerden, sünnetlerde eksiklik varsa nafilelerden tamamlanır." diye rivayetler, müjdeler vardır.

"Kaza borcu olan bir insanın öteki namazları kılmaması lazım." diyenlerin sözü niye doğru değil bizde?

Çünkü bu sevaplı namazların, duha namazının mesela, işrak namazının sevapları ne?

İşrak namazının sevabı; o sabah işrak namazı kılarsa bir insan, bir hac ve umre sevabı alıyor. Kaçırılmaz bu. Duha namazını kılarsa bir insan, muhsin kullar zümresine katılıyor; kaçırılmaz. Akşam namazının arkasından evvabin namazını kılarsa denizlerin köpüğü kadar günahı çok olsa affoluyor; kaçırılmaz. Gece yatarken abdest alıp iki rekât, dört rekât namaz kılıp abdestli yatarsa bütün gece ibadet etmiş gibi sevap yazılıyor; kaçırılmaz. Geceleyin teheccüd namazına kalkar da iki rekâtçık bile olsa teheccüd namazı kılarsa dünyadan ve dünyanın içindeki her şeyden daha hayırlı olur, daha çok sevap kazanır; kaçırılmaz.

Bunları kılmayıp onun yerine kaza namazı kılarsa ne olmuş olur?

Hem farzı zamanında kılmadı, kazaya bıraktı, bir kaybı oldu; hem de "ödeyeceğim" derken bu sevaplı namazları kılmıyor, bir kaybı daha oluyor.

Bunları kılacak da, arada farzları ödemeye devam edecek. Kâide budur.

Allah hepinizden razı olsun.

Hocam, estağfirullah…

Estağfirullah'ın mânasını düşünerek, tefekkür ederek estağfirullah demek Şimdi bir insan tefekkürlü de söylese, tefekkürsüz de söylese estağfirullahın bir sevabı vardır. Kur'ân-ı Kerîm'den bir elif lâm mîm dese, elif'in, lam'ın, mim'in ayrıca sevabı olduğu gibi -hadîs-i şerîfte böyle bildiriliyor- bir sevabı vardır.

Yalnız tefekkür ile, tefekkür ederek çekilmiş olan tesbihlerin sevabı çok daha yüksektir. Tefekkür ile kılınan namazın sevabı çok yüksektir. Mesela, "Aynı camiye gelip aynı imamın arkasında aynı namazı kılan iki kimsenin birisi bir sevap alırsa ötekisi bin sevap alır." diyor Peygamber Efendimiz. Birisinin bir alıp birisinin bin almasının farkı tefekkürdendir, huşûdan, hudûdan, anlayışının derinliğindendir, takvâsındandır.

Hocam, Ensârî hazretleri hakkında çok kısa bir açıklama yapar mısınız?

Ebû Eyyûb Halid b. Zeyd el-Ensârî el-Hazreciyye. Hazrec kabilesinden, Peygamber Efendimiz de babası tarafından biraz akrabalık, sıhriyet olan bir sahabidir Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri. Eyüp Sultan semtine adını veren, orada kabri bulunan kişi.

Bu zât, gerçekten çok kıymetli bir insandır, gerçekten... Hani "Peygamber Efendimiz'in ashabıdır" diye böyle yaldızlı övmek filan değil; gerçekten kıymetli bir insandır. Kıymetini anlayacaksınız.

Bir; kurra hafızdır. Yani Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi okuyan hafızdır, Halid b. Zeyd Ebû Eyyûb hazretleri. Kur'ân-ı Kerîm'i bir insan ezberlemişse onun şerefi çok yüksek olur. Tabii bunun zaten Peygamber Efendimiz'in ashabı olduğu için şerefi yüksek de, ashab arasında hangisi Kur'an'ı daha çok biliyorsa onun mertebesi daha yüksek olur.

Peygamber Efendimiz bir grup insanı sefere gönderecekti, hepsiyle tek tek konuştu. Hepsine

"Sen Kur'ân-ı Kerîm'den ne kadar biliyorsun?" diye sordu.

Hepsi "Şunu biliyorum, bunu biliyorum." dediler.

Sonra bir genç, delikanlı geldi.

"Sen ne biliyorsun Kur'ân-ı Kerîm'den?"

"Yâ Resûlallah, ben şunu şunu şunu biliyorum, bir de Bakara sûresini biliyorum." dedi.

Bakara sûresi, Fatiha'dan sonra elif lâm mîm diye başlayan, Âmene'r-resûlü ile biten 286 âyetlik, iki buçuk cüzlük, kocaman bir sure.

"Onu biliyorum." deyince Peygamber Efendimiz dedi ki;

"Sen Bakara sûresinin tamamını biliyor musun?"

"Biliyorum yâ Resûlallah."

İzheb ente emîruhum. "Git bu grubun komutanı sensin." dedi, onu başkan yaptı.

Neden?

Kur'an'ı en iyi bilen, en çok bilen başkan olur. Kur'an'ı en iyi bilen insan imam olur, önder olur, reis olur.

Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri kuvvetli hafız; bir.

İkincisi; vahiy katibi. Peygamber Efendimiz'e vahiy geldiği zaman yazan katipler vardı ya, vahiy katibi.

Üçüncüsü; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'den sonra bu Mescid-i Nebevî'de imamlık yapma şerefini almış. Burada imamlık yapmış bir müddet. Bu Mescid-i Nebevî'nin imamlığı vazifesi var.

Medine valiliği vazifesi var, Medine'de valilik yapmış; dört.

Allah yolunda cihat etmiş, mücahit sevabı var; beş.

Kendisi çok takvâ ehli bir insandı, çok titiz müslümandı. Abdullah b. Ömer'in radıyallahu anhümâ düğününe gitti. Düğünde duvara asılı bir kumaş gördü.

"Bu kumaş ne?" dedi.

"İşte kumaş, asılmış..."

"Resûlullah zamanında ben böyle duvara kumaş asıldığını görmedim, bu bid'attır. Ben burada durmam." dedi, kalktı.

"Yapma, etme... Kumaşı kaldıralım, otur..." filan dedilerse de;

"Ben bid'at işlenen yerde durmam." dedi, kalktı.

Takvâ ehli, çok salâbet-i dîniyye sahibi bir insandı.

Libyalı bir profesör gelmişti de, ben onu "Ebû Eyyûb el-Ensârî hazretleri diye burada sahabeden bir zât var, seni ona götüreyim. Tanıyor musun?" dedim.

"Tanımaz olur muyum?" dedi, "O hayattayken de mücahitti, öldükten sonra da mücahitti." dedi.

İzah etti:

Vefatına yakın etrafına toplananlara demiş ki;

"Ben öldüğüm zaman düşmanla çarpışın, düşmanı püskürtün, İstanbul surlarına yaklaşabildiğiniz kadar yakın gidin, en yakın yaklaşabildiğiniz yerde beni oraya gömün."

Vasiyeti böyle olmuş, öyle istemiş mübarek.

Vefat etmiş. Vefat edince arkadaşları bunu almışlar, çarpışa çarpışa, o da onların arasında, çarpışan grubun içinde, "ölüyken mücahit"; çarpışa çarpışa oraya gömmüşler.

Surdan bakmışlar;

"Ne yapıyorsunuz orada? Kazdınız, birisini gömüyorsunuz."

Demişler ki;

"Bu Peygamber Efendimiz'in çok sevdiği bir insandı, çok büyük bir zattı, vefat etti, işte buraya gömüyoruz."

"Yahu" demişler surdakiler, "Sizin aklınız mı yok? Siz muhasarayı kaldırıp buradan geri dönüp gittiğiniz zaman biz onu çıkartırız, parça parça ederiz."

O zaman o Emevi ordusunun komutanı demiş ki;

"Eğer siz bu kabrin bir taşına dokunun, bu kabre bir zarar verin, müslümanların istila ettiği, koca Emevi İmparatorluğu içinde ne kadar kilise varsa hepsini yıkarım, bir tek kilise bırakmam!" demiş.

Bizanslılar'ın ödü patlamış, "orası bozulacak" diye; o kabri çok iyi korurlarmış. Hatta tecrübeleri de oluyor. Bizanslılar'dan o kabri ziyarete gidenler olurmuş çünkü gitti mi faydasını görüyor, hasta şifa buluyor...

Bir mübarek zâttır, başımızın tâcıdır. Allah şefaatine erdirsin.

Allah razı olsun.

400 kişiye şefaat edebiliyor bir hacı, nasıl oluyor bu? 400 şefaat hakkı her hacıya çok muhteşem... Bir hacıya 400 kişiye şefaat hakkı veriliyor diye. Allahu Ekber ya…

"Bir hacı, hac yaptığı zaman 400 kişiye şefaat hakkı oluyor. Ya bu ne kadar çok şey." diyor hacı kardeşimiz. "Mâşaallah ne bereketli, ne mutlu!" diyor.

Buna tabii hepimiz seviniyoruz. Allah'a hamd ü senâlar olsun. Yani layık olmadığımız nice mükâfatlar veriyor ama Allah'ın her işi böyle zaten.

Leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehrin , değil mi? "Bir Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlı değil mi?

Sonra, Allahu Teâlâ hazretlerinin Resûlü buyurmuyor mu;

Men kâle lâ ilâhe illallah muhlisan dehale'l-cennete. "İhlâs ile lâ ilâhe illallah diyen cennete girecek." demiyor mu?

Lâ ilâhe illallah ya... Deyin. Lâ ilâhe illallah. İşte ihlâsla, candan diyoruz. Allah'tan başka ilah yok; cennete sokuyor.

Şu kralın sarayına giremiyoruz ya, müzeye parasız giremiyoruz... Allah, lâ ilâhe illallah diyeni cennete sokuyor, köşk veriyor.

Cennete en son girecek insanın, en sonuncu, mertebesi ötekilerden geride, en sonuncu insanın cennette sahip olduğu mülk ne kadar?

Bu yeryüzü, bu semavât kadar, bunlardan daha büyük... En sonuncunun!

Mescid-i Nebevî'de anne ve babamız ve akrabalarımızın niyetine namaz kılabilir miyiz?

Çok iyi bir iş yapmış olursunuz, iyi olur. Bir insan geçmişleri nâmına haccedebilir, kurban kesebilir, sadaka verebilir, hayır yapabilir, ibadet yapabilir, yaptığı ibadetlerin sevabını onlara bağışlayabilir, gider. Peygamber Efendimiz "gider" diye bildiriyor.

Mescid-i Nebevî'de imama yetişemeyip daha sonra tekrar cemaat olup namaz kılınırsa o namaz da 40 vaktin içine girer mi?

Bu sorunun aslı şudur: "Kim bu Mescid-i Nebevî'de peş peşe 40 vakit namazı kılarsa çok büyük mükâfata erer." diye bildiriliyor, onun için soruluyor.

Bilemiyorum. Allah'ın lütfuna kalmıştır, inşaallah o sevabı verir. Ama asıl büyük cemaate yetişmeye gayret etmek lazım. Bilemiyorum, bu benim bildiğim bir şey değil.

Burada şimdi -sorup araştırmadan- her lokantaya gidip istediğimiz yemeği yiyebilir miyiz?

"Burası müslüman ülke; haramlara, helallere dikkat ediyorlar." diye düşünerek, böyle bir soruyu sormadan, kendi bildiğine şimdiye kadar gidip yemiş insanlar olabilir. Ama madem bu soru soruldu, burada şunu açıklamak icap ediyor. Yani cemaate zorluk çıkarmak değil de...

Bunlar bazen Macaristan'dan, bilmem nereden, bilmem nereden donmuş tavuk, vesaire getiriyorlar, çeviriyorlar, kebap yapıyorlar, ucuz oluyor. Onlar daha ucuza gönderiyor. Böyle şeyler yapıyorlar.

Tavuk eti helal de... Yalnız tavuk etinin soyulması esnasında dikkat edilmesi gereken bazı şeyler oluyor. Mesela suyun içine atılıp haşlanırsa, murdar oluyor.

Bir de bunlar yurt dışından çok ithalat yapıyorlar. Avrupa'da imal edilmiş olan her çeşit gıda burada bulunuyor, aynı marka olarak hepsi bulunuyor. O malın içinde neler var diye bakmak lazım, yani araştırma yapmak lazım. Aklının yettiği, aklının yattığı gıdayı yemek lazım çünkü dikkat edilmeden ithal edilmiş olabilir.

Bazı yalan yanlış laflar da oluyor, buradaki müşteriyi kandırmak için söylenmiş laflar olabiliyor. Mesela ben hatırlıyorum, bir bakkaldan balık almıştık. Balığın üstüne yazmış -yabancı bir firma herhalde, Mısır'da...- "Bu balık İslâmî usullere göre kesilmiştir." Yani "balığın kesilmesi" diye bir şey yok ki; adam müslümanı kandırmak için oraya lüzumsuz laf yazmış.

Şimdi onu öyle söyleyince anlıyoruzk i ötekilerde de böyle oyunlar olabilir.

Bir insanın yediği şeyin haram mı, helal mi olduğuna dikkat etmesi uygun olur.

Allah hepinizden razı olsun. Geceniz hayır olsun.

Sayfa Başı