M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

İnsan “Sonra Yapacağım.” derse Tehir Ede Ede Hiçbir Şey Yapamaz

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Eûzubillahimineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.

el-Hamdülillâhi Rabbi'l-âlemin. Ve's-salâtü ve's-selâmu alâ seyyidinâ ve senedinâ ve mededinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmaîn ve mentebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

Fa'lemû eyyühe'l-ihvân fe inne efdale'l-hadîs-i kitâbullah ve efdale'l-hedyi hedyu seyyidinâ Muhammedin sallallahu aleyhi ve sellem ve şerre'l-umûri muhdesâtuhâ ve külle muhdesin bid'ah ve külle bid'atin dalâleh ve külle dalâletin ve sâhibehâ fi'n-nâr ve bi's-senedili muttasıli ile'n-nebiyyi sallallahu aleyhi ve selleme ennehû kâl:

İyyâke ve'n-nezrete ba'de'n-nezrati fe inne'l-ûlâ leke ve's-sâniyete aleyke.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Çok aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Allahu Teâlâ hazretleri dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarına, lütuflarına sizleri erdirsin. Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin. Geceniz mübarek olsun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in mübarek hadîs-i şerîflerinden okuyoruz. Hadîs-i şerîflerin okunmasına başlamadan önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e sevgimizin saygımızın, bağlılığımızın, ümmetliğimizin bir nişanesi olmak üzere âcizane naçizane bir hediye-i Kur'âniyemiz olsun diye ruh-i pâkine; onun âl'inin, ashâbının, etbâının, ahbâbının ve sâir enbiyâ ve mürselînin ve cümle evliyâullahın; hasseten sâdât ve meşâyıh-ı turuk-u aliyyemizin; bu beldeleri fetheden fatihlerin, şehitlerin, gazilerin, mücahitlerin; beldenin medâr-ı iftihârı evliyâullahın, Hüseyin Gazi'nin, Hacı Bayrâm-ı Velî'nin, Tâceddin Sultan'ın ve sâir salihlerin; buraya teşrif etmiş olan siz aziz kardeşlerimizin âhirete göçmüş bütün sevdiklerinin ve yakınlarının ruhlarına mübarek Cuma gecesinde hediye-i Kur'âniyemiz olsun diye bir Fâtiha üç İhlâs-ı Şerîf okuyup bağışlayalım. Allahu Teâlâ hazretleri bizleri de dünya ve âhiret sevaplarına nâil eylesin.

Bismillâhirrahmânirrahîm

Büreyde radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş olan hadîs-i şerîf gözle ilgili bir emir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

"Bir bakıştan sonra ikinci bir defa tekrar bakmaktan sakın!" Fe inne'l-ûlâ leke. "Çünkü birinci bakış senindir, senin hakkındır, bakabilirsin."

Gözün vazifesi var; insan etrafını görecek, normal.

Ve's-sâniyete aleyke. "İkinci bakış senin değil, senin lehine değil; senin aleyhine, vebaldir, günahtır. Onun için ikinci bakıştan sakın!"

Bu bize günahlardan korunmak için bir edebi öğreten hadîs-i şerîftir. Biliyorsunuz ki Allahu Teâlâ hazretleri bize nice nice âzâ, organ hediye eylemiş; biz bu âzâmız, uzuvlarımız, duyularımız ile hayatımızı sürüyoruz, istifade ediyoruz. Gözümüz görüyor, kulağımız sesleri işitiyor, dilimiz harika bir anlaşma sistemi olan konuşma işini sağlıyor. Burnumuz koku alma işini sağlıyor. Cildimiz dokunma duyumuzu, dokunma duygularımız onunla oluyor… Bunların hepsi insanın hayrı için menfaati için onun lehine! Ne güzel!

Eğer gözümüz olmasaydı hâlimiz nice olurdu?

Çok zor olurdu durumumuz. Onun için gözü kör olan kimselere Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in müjdesi var:

"Eğer Allah kaderin tecellisi olarak bir kimsenin gözünü alırsa o da takdir böyleymiş diye sabrederse onun mukabilinde mükâfatı cennetten başka bir şey olmaz!"

Demek ki göz olmadığı zaman sabredildiği takdirde cenneti kazanacak kadar kıymetli bir şey! Göz nimeti güzel bir nimet, güzel bir duygu, güzel bir duyu!

Fakat her nimetin sınırları var. Gözün de yaratılma sebebi bizi korumak, kollamak, tehlikelere karşı uyanık olmamızı sağlamak; etrafa bakmak.

Ârif, kâmil bir müslüman için belki gözün gayesi etrafa bakıp Allah'ın hikmetlerini görmek, ibret almaktır, asıl göz öyledir. Onun için Niyâzî-i Mısrî'nin bir güzel şiiri vardır:

Bir göz ki anın olmaya ibret nazarında

Ol sahibinin düşmanıdır baş üzerinde

Bir göz ibret nazarında bakmıyorsa sahibinin dostu değil düşmanı! Tam da başının üstüne gelmiş, en kıymetli yerinde, başının üzerinde!

Neden?

İbret nazarıyla bakmıyor; gafil, cahil…

İşte gözün vazifesi dışında kullanılması günah!

Vazifesinin dışı nedir?

Haramlardır. Harama bakmayacak. Harama bakarsa bu duyu organını suiistimal etmiş olur, ters kullanmış olur. O bakımdan Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadîs-i şerîfinde gözümüz konusunda bizi uyarıyor.

İnsan gözünü kapayarak yürüyemez ki!.. Bir çukura düşer, bir yere çarpar, bir insana zarar verebilir; elbet olacak. İlk bakış da masum bakıştır, insanın gözüne bir şey takılabilir.

Fakat bu neymiş, [diye] bir daha döndün baktın mı bu ikincisi artık fazla oldu, lüzumsuz oldu. İşte o insanın aleyhinedir.

İkinci bakışın yasak olması da haram şeylere karşıdır. Diyelim ki karşıdan bir kadın geliyor; kadın olduğunu anladın, bir gördün, tamam. Başını eğ, gözüne sahip ol, yürü git. İkinci defa baktın mı günah! Ama sevap olan bir şeye, güzel olan bir şeye tekrar tekrar bakmak olabilir. Nitekim Tebâreke sûresinde buyuruyor ki;

Sümme ercii'l-basara kerrateyni yenkalib ileyke'l-basaru hâsien ve hüve hasîr. "Gökyüzüne bak bakalım, bir kusur görebilecek misin?"

Allah celle celâlüh ne güzel yaratmış! Yıldızlarla bezemiş, yıldızlar ışıl ışıl; ay, güneş, her birisi ayrı bir harika; insan seyrine doyamıyor.

Bir kere baktın, bir kusur yok; bir daha bak bakalım görebilecek misin?

"Tekrar tekrar bak!" diyor.

Demek ki ibret almak için gerçekleri görmek için bakabiliriz. Kâbe-i Müşerrefe'ye tekrar tekrar bakabilir. Anasının babasının yüzüne hürmetle tekrar tekrar bakabilir. Hocasının yüzüne tekrar tekrar bakabilir. Kur'ân-ı Kerîm'e istediğin kadar bak, serbest ve sevap. Denize bakmak sevap. Kâbe'ye bakmak sevap. Anasının babasının yüzüne bakması sevap. İbret almak için bakması sevap. Dikkat edip de iyice görmek için bakması sevap…

Günahlı şeylere tekrar bakmayacak. Peygamber Efendimiz; "İlk bakış masum, ikinci bakış şeytandandır!" diyor.

"Bir kadın geçiyor ama bir de baktım, elbisesi nasılmış? Bir de baktım acaba başını örtmüş mü örtmemiş mi? Bir de bakayım pabucu nasıl?.."

İşte o ikinci şeytandan, ona bakmamak lazım!

Ekseriyetle müslüman kardeşlerimizin büyük zararlara uğraması gözdendir. Peygamber Efendimiz bu hususta şiddetli bir hadîs-i şerîf de irad buyurmuş. Diyor ki;

"Gözler bile zina eder."

Eyvah!

Adam övünüyor: "Ben ömrümde hiç nâmahreme yaklaşmadım, hiç harama yaklaşmadım." diyor ama bu hadisi bilmiyor. Peygamber Efendimiz;

"Gözler de zina eder, eller de zina eder." diyor.

"Gözün zinası harama bakmaktır, tahayyül etmektir. Şöyledir böyledir, diye hayalinden işi geliştirmektir." O bakımdan insan zina etmiş durumuna da düşüverir, Allah saklasın.

Bizim tasavvuf yolumuzun prensipleri vardır. Nazar ber kadem prensibi o prensiplerin içine girmiş. Pabucunun ucuna bakacak! Etrafına bakıp durup da oradan günaha girmesin diye büyüklerimiz ekseriyet günahın oradan olduğunu anladıklarından öyle demişler. Nazar ber kadem, bakışı pabucunun ucunda olacak. Etrafına bakarsa mutlaka gözü bir yere takılabilir, bir günaha girilebilir diye söylemişler.

Bugün bizim günaha girmemizin sebeplerinden, günah kapılarının önemli gümrük kapılarından birisi gözdür. Çok önemli! Günahın ithalinde, günah imalinde her önemli, büyük, enine boyuna büyük kapı gözdür.

Nasıl oluyor?

"Hocam ben sokakta dediğin gibi yürürüm, hiç kimsenin yüzüne bakmam. Bizim prensibimiz diye pabucumun ucuna da bakmaya öğrenmiştim. Bakmıyorum…"

Gel bakalım, oraya bakmadığın için sana kocaman bir aferin! Babamdan kalma aferini sana verdim!

Televizyona da bakmıyor musun?

"Televizyona bakıyorum."

Haberlerin arkasından arasından filanca reklam.

"Ne yapayım hocam! Tam haberleri seyredecektim, bir de hava durumu, yol durumu lazımdı bana, derken bu kadın çıkıverdi karşıma…"

İşte evin içinde bir günah makinası; telef makinası, telefisyon. Telefisyon; televizyon değil, telefisyon!Allah saklasın.

Her zaman her yerde anlatıyorum:

Bizim kardeşlerimizden sakallı, konuşkan bir kimse [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız'a demiş ki;

"Hocam, düğmesi elimizde değil mi? Kıvırıveririz kapatırız."

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız doğrulmuş, biraz da sinirli bir tarzda onu azarlar gibi; 'Onu yapmak için evliyâ olmak lazım!' demiş."

Babayiğitsen kapatıver bakalım hadi. Onu herkes kapatamaz. Kadın bir tarafta oturuyor, erkek bir tarafta, çocuk bir tarafta oturuyor; televizyonda karşısına bir sahne çıkıyor… Allah saklasın. O o tarafa kızarıp yüzünü çeviriyor, bu bu tarafa çeviriyor; ondan sonra hadi filmin konusu unutulmasın diye yine geliyorlar. Onun için Ümmet-i Muhammed bu günahtan, bu gözden zarar görür. Dervişler de çok zarar görüyor.

Dervişlerin de kalbinin kararmasının büyük sebebi gözdür. Çok zarar görüyorlar. Gözümüze sahip olalım.

Muhterem kardeşlerim!

Tasavvufta en önemli şey:

1.Helal lokma yemektir. Lokma haram oldu mu insanın ibadeti kabul olmaz. Lokmanın helal olmasına çok dikkat edelim.

2.Büyük günah kapılarından birisi de gözdür. Gözümüze sahip olalım bu.

Bu göz Kur'an okumak için ne güzel olur, bu göz ibret almak için ne güzel olur, ilim öğrenmek için ne güzel olur, hat çalışmak, güzel yazı öğrenmek, yazmak için ne güzel yaraşır, ne güzel kullanılır… Ama tehlikeli tarafı da var, aman tehlikelere karşı uyanık olun. Peygamber Efendimiz böylece buyurmuş: "Gözler de zina eder!" buyurmuş. Gözlerinizi günahlardan koruyun.

İyyâke ve't-tesvîf bi't-tevbeti ve iyyâke ve'l-ğirrate bi-hilmillâhi anke.

İbn Abbas radıyallahu anhümâ'dan Deylemî rivayet eylemiş.

İyyâke ve't-tesvîf bi't-tevbeti. "Tevbeyi geciktirmekten aman şiddetle sakın! Geciktirme tevbeyi, geriye bırakma!" "Ve Allah'ın halîm olduğu, hlim sıfatının olduğu seni aldatmasın. Seni gevşetmesin, seni oyalamasın!"

Peygamber Efendimiz; "Allah halimdir, hilm sahibidir; kullarına hilm ile muamele eder, affeder, mağfiret eder… [diye] aldanma!" diyor. Bu sıfatına güvenip de günah yapma, demek istiyor.

Muhterem kardeşlerim!

Tesvif kelimesini güzelce öğrenelim:

Tesvif; v harfi, i harfi, f harfi. Bu çok önemli bir kelimedir, bu kavramı hepinizin öğrenmesi gerekiyor.

Tesvif; "Bir işi sonraya bırakmak, tehir etmek, geriye atmak" demek.

Arapça'da sevfe, "ilerde" kelimesi var.

Sevfe ef'alü kezâ. "İlerde şöyle yapacağım." mânasına.

Tesvif de ileriye atmak:

"Tamam tamam, yapacağım."

"Hacca git be adam?"

"Tamam tamam yapacağım, emekli olayım yapacağım."

"Yola gel be çocuk?"

"Tamam tamam inşaallah, inşaallah yapacağım…"

"Dersine çalış be oğlum."

"Tamam tamam, imtihana daha var. Çalışacağım çalışacağım…"

İşte bunların hepsi bir çeşit tesvifdir. Yapması gereken şeyi daha sonraki zamana kaydırıyor.

"Yaparım yaparım, yapacağım yapacağım… İlerde vaktim var. Hele dur bakalım, bugünü bir geçirelim, bir keyif edelim, bir rahat edelim…" deyip ileriye atmak.

Bu İslâm âlemini mahveden düşüncelerden birisidir. Tesvif, ileriye atmak; müslümanların en büyük böyle hastalıklarından birisidir. Hayırlı işi hemen yap, derhal, zamanında, geçirmeden yap!

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfi var:

Accilû bi't-tevbeti kable'l-mevt. "Ölüm gelmeden evvel tevbeyi çarçabuk yap!"

"Yahu hocam, daha yaşarız inşaallah…"

Bak, dikkat edersen "inşaallah" diyorsun, "Allah dilerse…" demek. Belki yaşamazsın, belki bir saat sonra -Allah saklasın- insan fenalaşıyor veya bir trafik kazası; birden olduğu yere yığılıveriyor gidiyor.

Tanıdıklarımızdan bir tanesi sabah abdestini almış:

"Hanım, yahu bana bir şeyler oluyor…"

"Dur efendi, yardım edeyim. Hadi uzan şu yatağa…" filan derken;

İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.

Ruh kuşu, beden kafesinden uçmuş gidivermiş. Türkçe'si; ölmüş, ölüvermiş.

İnsan ölüverir, ölüm birdenbire geliverir. Kime geleceği de belli olmaz. Yunus Emre bunu biraz mizah gibi biraz acı bir benzetme ile şöyle anlatıyor:

Halkı bostan edinmiştir

Dilediğin üzer ölüm

Üzmek, "koparmak" demek.

İnsan bostan tarlasına girer, tık tık bir vurur; "Bu ham…" [der], ötekisine gider. Bir vurur, tık tık; "Bu iyi!" Tıp, heybeye kopartır atar…

"Ölüm, halkı bostan tarlası edinmiştir. Dilediği bir tanesini koparıp alıyor. Bir tanesini koparıp alıyor." diyor, böyle anlatıyor.

Kime anlatıyor?

Köylüye anlatıyor, köylünün anlayacağı şekilde anlatıyor. Köylünün bostanı var, tarlası var, kavunu karpuzu var; onu nasıl kopardığını hatırlatıyor:

Sen nasıl tarlana girersen bazı kavunları, karpuzları kesersen kopartırsan ölüm de insanların arasına girer, kol gezer!

Kol gezmek ne demek?

Devriye gezmek, dolaşmak demek. Kol gezer, bir tanesini koparır, götürür.

Bu kime gelir?

Yaş sırası değil! Bazen adam hastadır, hastanın geceleri belki bir ihtiyacı olur diye birisi başına oturur, bekler. Hasta sabaha sağ çıkar, başında bekleyen ölür! Öyle misaller var.

Yahu yanlışlık mı?

Hayır, yanlışlık değil. Bu ecelin ne zaman geleceği belli olmaz.

Ne olacak?

Müslüman, ölüme hazırlıklı olacak. Hele hele derviş, hele hele erbâb-ı tasavvuf ölüme tamamen hazırlıklı olacak. Abdestli olacak, hazır olacak. Sabaha çıktı mı akşamı gözlemeyecek. Akşama erdi mi sabahı gözlemeyecek.

Gözlemeyecek ne demek?

Sabaha belki çıkmam, diyecek. Sabaha çıkmışsa; "Akşama belki erişmem." diyecek.

Rabiâtü'l-Adeviyye rahmetullahi aleyhâ o mübarek, cennetlik hatun, o tabiîn zamanında yaşayan zât ne dermiş?

Sabahleyin kalkarmış. Kendi nefsine dermiş ki;

"Ey nefsim! Bugün son günündür, artık bugün ölürsün, öleceksin. İnsan öleceği zaman dünya işiyle uğraşmaz. Hadi bakalım ibadete, hadi bakalım Kur'an okumaya, tesbihe, zikre…"

Akşama çıkınca;

"Hadi bugün paçayı kurtardın ecelden ama gece öleceksin. Hadi ibadete…" dermiş.

Gece gündüz, gece gündüz ibadet edermiş.

İnsan "Sonra yapacağım." derse tehir ede ede hiçbir şey yapamaz.

Bak bu demin söylediğimiz kardeşimiz, hacı amcamız -Allah rahmet eylesin- iyi niyetli insandı. Allah niyetine göre sevap verir. Ama diyordu ki; "Filanca caminin şadırvanını inşaallah yaptıracağım! Filanca caminin minaresini inşaallah yaptıracağım! Falanca vakfa yardım edeceğim inşaallah!.."

Hiç birini yapamadı, hiçbirini yapamadan göçüp gidiverdi. Onun için bu tesvif kelimesini öğrenin. Altına bir kurukafa yapın, iki tane uyluk kemiği resmi yapın. Tesvif, altına kurukafa resmi yapın da büyük tehlike olduğu belli olsun. İsterseniz kırmızı yapın.

Tesvif; hayırlı bir işi geriye bırakmak ne kadar tehlikeli, şiddetli tehlikeli.

Hani eczanelerde iki tane dolap var: Bir yeşil işaret var, kuru kafa resmi var bir kırmızı! Hafif zehirler, kuvvetli zehirler! Aman o ilaçtan alırsan bir yalarsan gittin!.. Hastaneyi boylarsın, belki kabristanı boylarsın.

"Aman burası tehlikeli!" diye şey yapıyor.

"Gangsterler aranıyor! Yakalayana yüz bin, bir milyon, on milyon!.."

Tamam, bizim en büyük başımızın belası şeylerden birisi:

Duvara ilanı yapıştırıp da bundan kendinizi kollayın, yakalayan polise haber versin: Tesvif, hayırlı işi geriye bırakmak!

Muhterem kardeşlerim

Hemen yapacaksın! Hele hele en mühim şey tevbe olduğundan tevbeyi hemen yapacaksın!

Peygamber Efendimiz; "Sakın ha tevbeyi geriye atmayın!" diye emrediyor.

"Tevbe nedir? Ben tevbeyi her zaman yapıyorum hocam, her namazın arkasından; "Tevbe yâ Rabbi, tevbe yâ Rabbi, estağfirullah yâ Rabbi!.." diyorum. Geriye atmıyorum.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Galiba biz müslümanlar olarak tevbeyi de tam olarak anlayamadık. Emin olun anlayamadık. Bu kadar çok kullanılan kelime [olan] tevbenin ne olduğunu millet anlamış değil.

Tevbe; yanlış yolu bırakıp hakka giriş demektir, eğriyi bırakıp doğruya geliş, yanlış hayat tarzını bırakıp Allah'ın istediği kul olmak demektir. Dille yapılan "Tevbe yâ Rabbi!.." yalancıların tevbesi! Hz. Ali Efendimiz diyor, ben demiyorum. Ben desem "Esad [Coşan] Hoca yine neler söyledi?!.." dersiniz. Hz. Ali Efendimiz diyor.

Birisi Kûfe Mescidi'nde "Tevbe yâ Rabbi! Tevbe yâ Rabbi! Estağfirullah…" diyormuş da Hz. Ali Efendimiz; "Bana bak! Bu, yalancıların tevbesi!" demiş.

Lafla olmayacak, tevbe özden olacak! Hayat dönecek. Araba diğer tarafa dönüp dururken sağa işaret vereceksin, sağa dönecek. O taraf çıkmaz sokak, orası batakhane, orada mahvolursun. Bu tarafa geleceksin, selamet burada. Yolun dönüşü olmadıktan sonra tevbe olmaz. Peygamber Efendimiz'in "Ölmezden evvel acele ediniz. Tehir etmekten sakınınız! Sakın geriye bırakmayınız!" deyişi, hak yola bir an önce gir, demek. Yoksa ağzının ucundan, kenarından "Tevbe…" diyelim, tamam. Bir tevbe etti.

Bir kere daha söyle bakayım:

Tevbe.

İki oldu; bir kere daha, üç…"

Öyle yağma yok! Yönünü Hakk'a dönecek, hâlini dönecek!

Nasıl bir adamdın?

"Namaz kılmazdım hocam."

Nasıl bir adamdın?

"Söyletme hocam, arkadaşlarla akşam buluşurduk da şöyle yapardık böyle yapardık. Sonradan yakınlarımdan birisi ölüverdi. Bana ibret oldu, bıraktım. Sigarayı da bıraktım içkiye de bıraktım kumarı da bıraktım. Namaza da başladım. Sakal da bıraktım… Benim bu sakallı olduğum hoca olduğumdan değil ama hak yola girdim, hacca da gittim elhamdülillah. Zemzem içtikten sonra ben bir daha günahlara bulaşmayayım, ağzıma haram koymayayım diye söz verdim!.."

Bu adam dönmüş, bu adam tevbe etmiş.

Tevbe, "dönmek" demek.

Tevbe, laftan ibaret değil. Ama bir insan tevbe eder; sonra yine şeytana uyabilir, yine hata edebilir, yine ayağı sürçebilir! Yine tevbe edecek, yine azmedecek, yine yönünü o tarafa dönecek! Allah'ın rahmetinden ümit kesilmez, eski kusurlarını yine bağışlar.

Muhterem kardeşlerim!

Demek ki bizim çok yaygın bir hastalığımız varmış, hepimizi kasıp kavuruyor. Sıtma gibi, verem, kolera, veba gibi kötü bir hastalık.

Neymiş adı?

Tesvif!

Çok tehlikeli bir hastalıkmış, geldi mi bir toplumu mahvedermiş. Bizim toplumumuzu da mahveden şeylerden birisi budur: Tesvif.

"Yapacağım yapacağım, olacak olacak, ilerde ilerde, inşaallah inşaallah, mâşaallah mâşaallah…"

Bekle ki gelsin, bekle ki olsun!

Necip Fazıl'ın bu gibi şeylerle ilgili bir alayı vardır. Bir şiirde diyor ki;

Küçükken derdi ki dadım:

Çoğu gitti azı kaldı!

Büyüdüm, ihtiyarladım:

Çoğu gitti azı kaldı!

Hâlâ çoğu gitti azı kaldı, çoğu gitti azı kaldı. Böyle böyle oyalanmış demek ki!

Allah bizi gafletten uyarsın. Hakk'a bir an önce döndürsün, hayırlı işleri çarçabuk yapmayı nasip eylesin. Aklında duracağına yap, olsun bitsin.

"Bir cami yaptıracağım…"

Yap yahu be adam! Yap da içine gir, içinde namaz kıl! Çalıştığını kendin gör. Çeşmenin aktığını, köprünün kullanıldığını, mektebin çalıştığını, Kur'an kursunun işlediğini [gör].

Gidiyorsun:

"Ben tüccarım, parayı şimdi vermeyeyim. Sen o işe başla, sonra ben o parayı sana veririm." diyor.

Ne zaman vereceksin?

"Üç ay sonra, beş ay, altı ay sonra…"

Veremiyor!

Yaz o zaman bir senet de, altı ay sonra ver gitsin! Tekrar tekrar ne uğraştırıyorsun?!.."

Sonra şeytan insanı aldatır, ayartır.

"Bu seneki malımın zekâtını eksiksiz, tam vereyim…" diye şimdi heveslenirsin. Şeytan öbür tarafta bir aldatır, bir ayartır; bir mâni çıkartır.

"Tam verecektim ama çocuğun şu işi çıktı. Tam verecektim ama araba aldım, borçlandım. Şöyle oldu böyle oldu…" O hayrı yaptırtmaz. Şeytanın oyunları çoktur. Onun için hayrı hemen anında yapmalı, sonraya bırakmamalı.

Muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine gelen ganimetleri geceye bırakmazdı, gündüzden dağıtırdı. Gece gelmişse sabaha bırakmaz, hemen dağıtırdı. Erbâb-ı ihtiyacın eline hemen verirdi, olur biterdi. Biz de hayırları süratle, çarçabuk yapalım. Tehir etmeyelim, tesvif yapmayalım. Hayrı tehir, tevsif etmeyelim.

"Tevbeyi sakın tesvif etmeyin, geriye bırakmayın. İstikbale atmayın!" buyuruyor Peygamber Efendimiz.

İkinci tavsiyesi:

Muhterem kardeşlerim!

"Allah'ın hilmine aldanıp güvenip gevşeyip şaşırmayın, mağrur olmayın!"

İnsanların çoğunu bu durum oyalıyor. Allah'a inanıyor, Kur'an'a inanıyor, dindar aileden gelmiş vs. Fakat günahlardan kesilmiyor.

"Canım Allah benim bugünahıma mı bakacak?.. Allah Gafûrdur, Rahîmdir; elbet affeder."

Affeder ama insan günahta ısrar etti mi küçük bir günah bile olsa büyür.

Peygamber Efendimiz diyor ki; "Sizden bir grup insan bir yere gittiği zaman hadi bakalım çalı çırpı toplayın dese her birisi birkaç dal getirse ortaya konulduğu zaman nasıl büyük ateş olursa küçük günahlar da birleşir, koca bir ateş olur, yakar. İnsanı kavurur mahveder."

Onun için insanı Allah Gafûrdur, Rahîmdir, Halîmdir, affedicidir, bağışlayıcıdır, rahmeti çoktur, Gaffarü'z-zünûbdur, Settârü'l -uyûbdur diye gevşememesi lazım.

Tabii O öyledir, muhakkak öyledir ama gevşememesi lazım. Gevşemeyecek, çalışacak çalışacak da Allah yine Gaffârü'z-zünûbdur, affedebilir. Ama "Affeder…" diye gevşerse menziline ulaşamadan cehenneme yuvarlanır. Çok gayret edecek, Allah yine elimden tutar. Gayret etmeyen cezayı bulur.

O bakımdan sakın ha aldanmayalım, sakın ha gevşemeyelim! Allahu Teâlâ hazretlerinin yolunda Allah'ın kahrından, gazabından korkalım.

Allah'ın gazabı vardır. Allahu Teâlâ hazretlerinin kahrı vardır. Azîz-i züntikâmdır, Allahu Teâlâ hazretleri intikam alır.

Hak kulundan intikâmı yine kul ile alır

Bilmeyen ilm-i ledünnü ânı kul yaptı sanır

Cümle işler Hâlık'ındır kul eliyle işlenir

Hakk'ın emri olmaz ise sanma bir çöp deprenir

Ensene pat diye bir tokat indi, nereden?

Allah'tan!

Neden?

Bir cezan var da ondan Allah o herifi sana musallat etti. Ensene nasıl patlattı?!..

Bir kusur işledin mi ilâhî bir tokat gelir. Buna bazıları diyorlar ki müslümana şefkat tokadıdır.

Neden?

Bir tokat vurursa ayıltır; uyanır, bir daha yapmaz. Yoksa yapmaya devam etse günahta devam etse etse sonunda mahvolacağı için bir hata işledi mi müslüman kulunu Allah çabuk cezalandırır.

Gece teheccüde kalkıyordu kalkıyordu, o gece bir tembellik etti; kalkamadı. Bir şamar yer ki ertesi gün uyku tutmaz. Ertesi gün teheccüdü kaçırır mı?!.. Aklı başına gelir.

O bakımdan Allahu Teâlâ hazretlerinin halimliği vardır, âmennâ ve saddaknâ. Affediciliği vardır âmennâ ve saddaknâ. Gaffârü'z-zünûbdur elbette ama ona aldanıp gevşemek olmaz. Ona aldanıp gevşemişse kaplumbağayla tavşanın yarışında tavşanın yan gelip yatıp da durması sonunda kaplumbağanın onu geçmesine benzer iş. Küçük küçük gayretlerle devamlı hareket edenler bir yola varırlar. Bakarsın; falanca insan ne güzel mertebeler bulmuş, mânevî derecelere ermiş. Sen alimsin, koca koca diplomaların var, koca koca işler başarmış yüksek itibarlı bir şahsiyetsin, ama tembellendiğin için geri kalırsın!

Onun için kul ne olacak?

Allah'tan korkacak!

Takvâ ne demek? Havfullah ne demek? Havfullah, mehâfetullah hadîs-i şerîfte geçiyor.

Re'sü'l-hikmeti mehâfetullah. "Hikmetin başı, kaynağı, anası, esası Allah'tan korkmaktır."

Allah'tan niye korkacağım?

Peygamber Efendimiz;

İnnallâhe cemîlün yuhibbu'l-cemâl. "Allah güzeldir güzelliği sever." buyurmamış mı?

Güzeldir ama lütfu da güzeldir kahrı da güzeldir. Kahrı da vardır; kahreder, mahveder.

Duymadın mı Güney Amerika'da yanardağ bir patladı, 25-50 bin kişi lavların arasında kaldı! Televizyonda görmedin mi? Çocuk lavların arasında boğulmuş, gözleri fal taşı gibi açılmış. Hayvanlar kalmış…

Allah'ın kahrı vardır, gazabı vardır. Gazab-ı ilâhiyesi vardır.

Duymadın mı Âd kavmini? Duymadın mı Semûd kavmini? Duymadın mı Allahu Teâlâ hazretlerinin Firavun'u nasıl helâk ettiğini? Duymadın mı Nuh tufanını?..

Onun için sakın ha onu çok düşünüp de Allah'ın halimliğine dayanıp da gevşeme! Allah'tan kork, vazifelerinde ihmal yapma! Büyük hastalıkların da ikincisi bu.

Ne kadar güzel, kısa; iki cümleyle Resûlullah Efendimiz bize iki tane ilaç veriyor. Harika iki ilaç, bu ilacı alsak; birazcık suyla üstüne de biraz çay içip bu iki ilacı aldık mı hepimiz şifa buluruz.

Hayırları tehir etmeyeceksin! Allah'ın gazabından korkacaksın, hilmine mağrur olmayacaksın!

"Belki beni de azaplandırır, azaplandırırsa halim nice olur?.."

Ben buyurduğum, buyruğumu tutmadın

Derse Mevlam ben ne cevap vereyim?!..

diyor şair.

Sen böyle düşündün mü? Acaba Rabbim; "Ben sana bunca emir gönderdim, Peygamber gönderdim, Kur'an âyetleri var, vaizler çıktı konuştu, her yerde duydun; niye bu buyrukları tutmadın?.." derse ben ona ne cevap vereceğim? "Götürün bu edepsizi, atın bunu cehenneme, yakın!" derse o zaman insan ne yapacak?..

Allahu Teâlâ hazretlerinin kahrından onu kim kurtarabilir? Bir kavmi Allah helâk etmeyi murad ettiği zaman o kavmi kim kurtarabilir?!..

Onun için Allah'tan korkmak lazım. Peygamber Efendimiz'in bir tavsiyesi, Allah'tan elbette korkacağız ama dizinin bağı çözülüp de iş yapamaz hâle gelinceye kadar korkmayacağız. Allah'tan korkmak var.

"Hocam, Allah'tan öyle korkuyorum ki ayağa kalkmaya dermanım kalmadı, dizlerimin bağı çözüldü. Ben böyle ne iş yapabilirim, ne çalışmaya gidebilirim, ne yemek yiyebilirim… İştahım da kesildi, yemek de yiyemem! Ben öleyim gayrı…"

Allah korkusundan tir tir titriyor.

Bu da işin aşırı ucu, ekstrem ucu, bu da fazlası.

Nasıl olacak?

Ona da reca ilacı, ümit ilacından lazım.

"Korkma yahu! Allahu Tela hazretlerinin rahmeti vardır. Lâ ilâhe illallah diyen cennete girecek. Allahu Teâlâ hazretlerinin peygamberi şefaat edecek!.."

Şefâatî li-ehli'l-kebâiri min ümmetî. "Benim ümmetimin büyük günah işlemişlerine benim şefaatim olacak, cehenneme düşmesinler diye onlara şefaat edeceğim."

Alimlerin şefaati olacak. Alimleri Allah cennetin kapısında durduracak. Durun bakalım, diyecek. Durduracak. Hadi istediklerinize şefaat edin, diyecek. Hocaların, alimlerin şefaat hakkı var. O bakımdan o kadar ümitsizliğe de düşmek doğru değil. Yolunda gitmeye çalışacağız, günahlara dalmayacak kadar korkacağız ama elimiz ayağımız kesilmeyecek şekilde de ümidimizi besleyeceğiz. Rabbimiz affeder, lütfeder diye çalışarak ümit edeceğiz. Çalışmadan değil. Çalışmadan ümit edersek olmaz. Havf u reca arasında olacağız.

Ömrümüzün âhirine doğru recamızı, ümidimizi artıracağız. Elliyi altmışı geçtin, eh korkma, inşaallah Allah'ın lütfu sana erişir. Altmış yaşına erişenlere müjdeler var. Yetmiş yaşına erişenlere mükâfatlar var. Seksen yaşına erişenlere serbest hak var, doksan yaşına erişenlere çok büyük bir lütuf var…

Yaşlı birisi onları okumuş da "Ah şu doksan yaşını bir yakalasam!.." diyordu. Doksan yaşını geçenlerin ne kadar mükâfatlara erdiğini duymuş.

"Hocam, bir doksanı bulsam gam yemem artık!.." diyordu.

Çünkü Allah inşaallah cennetine dâhil edecek, diye duymuş da ondan seviniyor.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

"Tevbeyi ve hayırlı işleri geriye atmayın, tehir etmeyin, tesvif yapmayın! Aman Allah'ın halimliğine aldanıp da günahlara dalmayın, gevşek durmayın!"

İyyâke ve sâhibe's-sûi fe innehû kıt'atün mine'n-nâri lâ yenfe'uke vüdduhû ve lâ yefî leke bi-ahdihî.

Enes radıyallahu anh'ten Deylemî'nin rivayeti hadîs-i şerîf; ilaç, iksir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki;

"Aman kötü arkadaştan sakın, kötü arkadaştan sakın! Çünkü o cehennemde ateşten bir parçadır. Kötü arkadaş cehenneme götüreceği için cehennemden bir parçadır. Ateşten bir parça demektir!"

Yakar seni; elbiseni yakar, vücudunu yakar. Birinci derece yanık olur.

Hangisi fazlaydı, üçüncü derecesi mi birinci derecesi mi?

Derin yanık olur, diyelim. Ateşten bir parçadır. Onun sevgisi sana bir fayda vermez. Sana, ahdine sadakat göstermez.

Aziz kardeşlerim!

Âyet-i kerîmede buyuruluyor ki;

el-Ehillâü yevmeizin ba'dühüm li-ba'din adüvvün ille'l-müttekîn.

Dünyada samimi, kol kola, el ele, omuz omuza, yan yana; içtikleri su ayrı gitmez, gecesi gündüzü beraber samimi insanlar, ayyaşlar vs. vardır, ne kadar birbirlerine muhabbet ederler?..

Dün Konya'daydık, gece geç vakitte eve geliyoruz. Sokağın ortasında bir sarhoş öteki sarhoşun elini tutmuş, zor duruyorlar. Muhabbet ediyorlar.

"Ama bu dünyadaki muhabbetleri bu dünyada kalacak, âhirette birbirlerine düşman olacaklar!"

"Sen beni aldattın, sen beni içki meclisine götürdün, sen bana o kötülüğü yaptın!.. Yâ Rabbi! Bundan sor, kabahat bunun, bunu yak, bunu at!.."

O da yanacak bu da yanacak, hiçbirisi kurtulamaz. Aldatan da kurtulamaz aldanan da kurtulamaz.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Dalalete düşüren de yanacak dalalete düşen de yanacak. Cehennemde yaka paça birbirleriyle kavga edecekler.

"Sen olmasaydın bu duruma düşmezdik, aklını kullansaydın…"

Bunları Kur'ân-ı Kerîm bize böyle bildiriyor.

Bu dünyanın samimi kimseleri, dostları; âhirette birbirlerine düşman olacaklar. Müttakîler hariç, takvâ ehli olanlar, dervişler, hocalar hariç!

Neden?

O Allah rızası için sevdi. Allah rızası için kurulan [bağ] bozulmaz, çürümez, âhirette de devam eder. Onlar birbirlerine vefa gösterirler, onlar birbirlerini kollarlar, onlar birbirlerine şefaat ederler, birbirlerine fayda ederler. Birisinin derecesi yukarıda ötekisininki aşağıda, Allah onun derecesini ötekisinin kine çıkartır. Onun hürmetine onunla arkadaş olduğu için kişi sevdiğiyle beraber olacak. Allah âhirette kişiyi sevdiğinden ayırmayacak.

"Ben falancayı çok seviyorum."

Kimi seviyorsun?

"Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i!"

Korkma, onunla olacaksın! Korkma onunla olacaksın!

Ama eğer bir Allah'ın sevmediği kimseyi de seviyorsa o zaman da felaket:

"En çok kimi seviyorsun?"

"Falancayı."

O cehenneme gidiyor, o zaman yandın! Onunla beraber yanmak son derece fena oluyor.

Peygamber Efendimiz; "Kötü arkadaştan sakının. O, ateşten bir parçadır." diyor.

Sevgisi sana fayda vermez, aldanma onun sevgisine!

"Yak bir sigara, parası benden…"

Başına çalınsın senin sigaran, sen beni zehirliyorsun! Parası senden olunca iyi mi oluyor? Keşke benden olsa parası da biraz paradan cimrilik yapsam da içmesem!

"Gel bu akşam beraber keyif edelim, ben ısmarlayacağım."

Güya iyilik yapıyor. Onun o sevgisi insana fayda vermez, aslında kötüdür. Keşke onun sevgisi olmasaydı keşke dargın olsaydı da arkadaşlık uğruna o günaha gitmeseydi.

Birçok kimse evde anasını ağlatıyor, karısını ağlatıyor, çoluk çocuğunu ağlatıyor. Arkadaşlarla güzel muhabbet edeceğim safa süreceğim diye birçok yuva yıkılıyor. Birçok para böyle havaya cıvaya gidiyor.

Neden?

Çok samimi arkadaşlar nerede?

Kahvede, ayrılamıyor oradan!

"Yahu be adam, bırak şunları!.."

Bırakamaz. Çocukluk arkadaşı, bilmem ne arkadaşı, beraber bilardo oynayacaklar, iskambil oynayacaklar, kumar oynayacaklar, içki içecekler, gezecekler, safa sürecekler… İşte bu sevgi faydalı bir sevgi değil. Bunların ahitlerine de riayetleri olmaz. Dünyada da olmaz âhirette de faydası olmaz. Bu da önemli bir şeydir.

Muhterem kardeşlerim!

Kişi kiminle dost olacağını iyi ayarlamazsa dünyasına da âhiretine de zarar verir.

Ne güzel bir türkü var, diyor ki;

Seversen bir güzel sev çekme çirkin derdini

Seversen güzel sev, güzel ama nasıl güzel?

Allah'ın sevdiği güzel; takvâ ehli, alim, hak yolda yürüyen, âyet-i kerîmeye göre hadîs-i şerîfe göre sana Allah için arkadaşlık eden bir kimseyle dost ol. Seni kumara alıştıran, içkiye alıştıran, zinaya alıştıran, evin çatısını yıkan, senin işini bozan, memuriyetten atılmana sebep olan [kimselerle dost olma]!

Orhan Veli ne diyor?

Beni bu güzel havalar mahvetti.

diyor.

Havayı güzel görünce demek ki kim bilir neler yapmış?

Böyle havalarda atıldım evkaftaki memuriyetimden

diyor.

Gitmemiş.

Tabii amir mazereti dinler mi?!..

"Bugün niye gelmedin?"

"Babam öldü."

Önceki gün niye gitmedi?

Dedesi öldü?

Öbür gün ne oldu?

Şu mazeret bu mazeret…

Hadi bakalım, kapıyı gösteriverirler insana!

İşte o güzel havalar işte o yüzü güzel görünüp de aslında insana âhiret bakımından muzır olan arkadaşlar mahveder. İyi arkadaş seçeceksiniz. Seveceğiniz kimseye dikkat edeceksiniz. Seveceğiniz kimse Allah dostu olmazsa Allah yolunun yolcusu olmazsa âhirette sana da fayda verecek kimse olmazsa o sana zarar verir.

Bizim tasavvuf kitaplarında yazılıdır ki gafil insanların gafleti insanın kalbine akseder! Üzüm üzüme baka baka karardığı gibi onun da gafleti bu tarafa akseder. Onun için gafillerin yanında durmamak lazım.

Ama buna mukabil Peygamber Efendimiz ne diyor?

Câlisi'l-ulemâ "Alimlerle otur kalk!" diyor.

Alimlerle, hikmet sahibi, ilim sahibi insanlarla otur. Onların meclisinde sabahlara kadar durabilirsin. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Mescid-i Nebevî'sinde o fukara ashâb-ı suffe ile bazen otururdu, sohbet bir tatlanır bir ballanır bir kaymaklanırdı ki sabah namazına uyumazlardı.

Böyle sohbete can kurban, Allah'ın rızasına uygun sohbete can kurban!

Muhterem kardeşlerim!

Kardeşlerinizi, arkadaşlarınızı âhiret ölçülerine göre bir teraziye vurun, bir tartın bakalım. Bir değeri var mı yok mu? Bir ölçün bakalım sizin yaptığınız dostluklar Allah indinde makbul mü?

Eğer o dostluklar Allah indinde makbul olmayan dostluklarsa hemen kesmek menfaatinizedir. Allah rızasına hemen bırakacaksınız, derhal bırakacaksınız. Kötü arkadaş insanı yakar, mahveder. İyi arkadaş edineceksiniz. İyi arkadaşlar da insanın hak yolda, hayır yolunda destekçisidir, cennete götürür.

Hadîs-i şerîfi çok güzel bir nasihat olarak hatırınızda iyice tutacaksınız. P eygamber Efendimiz;

"Kötü arkadaştan aman sakının çünkü o cehennemden bir ateşten bir parçadır. Sevgisi sana fayda vermez, ahdine riayet edip de sana vefa göstermez!" diye sebebini de beyan etti.

İyyâküm ve'l-hıyânete fe-innehâ bi'seti'l-bitânetü iyyâküm ve'z-zulme fe innehû zulumâtün yevme'l-kıyâmeti ve iyyâküm ve'ş-şuhhâ fe innemâ ehleke men kâne kablelekümü'ş-şuhhu fesekefû dimâehüm fe kateû erhâmehüm.

Muhterem kardeşlerim!

Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

İyyâküm ve'l-hıyânete fe-innehâ bi'seti'l-bitânetü. "Hainlikten, hıyanetten sakınınız. Çünkü bu çok kötü bir haslettir.

Bitâne: "Çok kötü bir haslet."

"Hainlik ne fena bir haslettir!"

Ve iyyâküm ve'z-zulme fe innehû zulumâtün yevme'l-kıyâmeti. "Zulümden de sakınınız çünkü o kıyamet gününde zulümat olacak, karanlık gibi insanın üstüne çökecek!"

İnsan kapkaranlık kalacak, nursuz kalacak, önünü arkasını görmez durumda olacak. Zalimin hâli fena olacak.

Ve iyyâküm ve'ş-şuhhâ fe innemâ ehleke men kâne kablelekümü'ş-şuhhu. "Cimrilik, pintilikten de şiddetle sakınınız. Çünkü bu cimrilik, pintilik sizden öncekileri helâk etti. Birbirlerinin kanlarını cimrilik, pintilik, tamahkârlık yüzünden akıttılar ve akrabalıklarını, akrabalık bağlarını pintilik, cimrilik yüzünden kestiler kopardılar."

Üç tane kötü huy göz önüne serilmiş oldu.

Birisi hıyanet, hain olmak; verdiği sözde durmamak. İnsanın yüzüne gülüp arkasından onun zararına çalışmak, kötülüğüne çalışmak. Emanete hıyanet vardır, arkadaşlığa hıyanet vardır, mala hıyanet vardır, sevgiye hıyanet vardır… Dış görünüş itibariyle göründüğü gibi olmayıp arkasından ters istikamette zararına, kötülüğüne çalışmak. Mala hıyanet malı telef etmektir. Arkadaşlığa hıyanet arkadaşlığın gereğinin aksini, tersini yapmaktır. Hıyanetin her çeşidinden sakınmak lazım. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri hainleri sevmez; vefalıları sever, dürüst hareket edenleri sever.

Zulüm de o kadar geniş bir tabirdir ki Arapça'da günaha da zulüm derler. Çünkü o da insanın kendisini mahvediyor. İnsan günah işledi mi ceza çekecek; ya dünyada ya âhirette veyahut da hem dünya hem âhirette cezasını çekecek. Zulüm, günah.

Bu adam kendi nefsine zulmetmiş, ne demek?

Günah işlemiş de kendisinin başını derde sokmuş, belaya sokmuş, demek.

Ama zulmün klasik mânası, ilk akla gelen mânası nedir?

Bir başkasının haklarını çiğnemek, malını almak, hakkını çiğnemektir. Mesela zorla tarlasını alırsın, zulümdür. Bir insanın üzerine çullanırsın, ezersin döversin vs. Zulümdür. Haksız yere hapsedersin, zulümdür…

Zulüm de insanlar arasında çok yaygın kötü huylardan birisidir. Maalesef insan biraz güç kuvvet kazandı mı başlıyor etrafına zulmetmeye. Pazısı kuvvetliyse arkası, sırtı kuvvetliyse avenesi, adamları varsa başlar zulmetmeye. Görüyorsunuz obalar basılıyor, evlatlar öldürülüyor, evler yıkılıyor yakılıyor… Zulmün çeşitleri çoktur. Fakat şunu söyleyeyim:

Zalim tek başına duramazdı, zalimin yardakçıları olmasa!

Onun için zalime yardakçılık etmek de çok fenadır. Dalkavukçular, yardakçılar, ağanın adamları, filancanın ekibi, çetenin üyeleri… Asıl bunlar zalimin yardakçıları olduğu için zalim bir zulüm abidesi olarak ayakta durabiliyor, gezebiliyor. O bakımdan hiçbir zalimi hiçbir şekilde desteklemeyin. Hatta yüzüne tebessüm bile etmeyin. Zalim şımarmasın. Yüzüne tebessüm bile etmeyin. Desteklerseniz güç kuvvet alır. Yapayalnız, cascavlak orta yerde kalıversin.

Sağa baktı, kimse yok; sola baktı, kimse yok…

"Kimse benden hoşlanmadı." desin, zulmünden dönsün! Yoksa sen ona destek olursan Doğu Anadolu filan da oluyor, Güneydoğu Anadolu da oluyor. Görüyoruz, duyuyoruz; başka yerlerde de olur. Ağa oluyor, ağanın adamı oluyor; ne derse yapıyor.

"Git şunu döv!"

Dövüyor.

"Git şunu çifteyle arkasından vur!"

Vuruyor.

"Git falancanın harmanını yak!"

Yakıyor…

Olmaz. Zulüm kim emrederse etsin yapılmayacak bir şey! Çünkü âhirette onun cezası çoktur, yapmayacak. Zalime eyvallah demeyecek. Zalim bir kimseye "efendim" bile demeyecek. Fasık ve zalime "efendim" bile demeyecek. Sözüne dikkat edecek. Dik dik konuşacak, soğuk soğuk bakışacak. Bakarken yüzüne soğuk bakacak.

Neden?

Şımarmasın diye.

Çocuğunuz da kusur işlediği zaman, kabahat işlediği yüzüne çok gülmeyin; şımarır. Şımarmaması için destek olmamak lazım, dalkavukluk etmemek lazım.

Birincisi hıyanet, ikincisi zulüm, yasaklanan üçüncü kötü huy da sakınılması bildirilen kötü huy da pintilik, cimrilik! İnsanın içindeki mala karşı hırs, onu vermekten kendisini tutması, verememesi, yapamaması.

Muhterem kardeşlerim!

Hubbu'd-dünyâ re'sü külli hatietin. "Dünya sevgisi her hatanın, her günahın başıdır."

İnsan dünyayı sevdi mi parayı sevdi mi satın alırlar onu. Dayarlar parayı, verirler rüşveti; yaptırırlar haksızlığı. İ nsan tok olacak; gözü tok olacak, gönlü tok olacak. Harama bakmayacak, haramı istemeyecek. Haramı elinin tersiyle itecek. Haram teklif eden insanın gırtlağına sarılacak.

Bizim -Allah rahmet eylesin- İstanbul'da tanıdığımız bir babayiğit mühendis kimse vardı. Eski devirlerde, 10-20 sene önce belediyede imar müdürü olmuş. İnşaat ruhsatlarına imza atacak, galiba onun elinden geçiyor.

Bir müteahhit gelmiş:

"Benim bir inşaatım var. Her evrakım tamam, istediğiniz şartları yerine getirdim. Altı aydır bekliyorum müdür bey. Benim bir türlü ruhsatnamem verilmiyor, çok mağdur oluyorum. Sıradayım, her şey normal. Benim işimi lütfen görün, merhamet edin…"

Yalvarmış.

"Olur. Vazifem, vatandaşa hizmet etmek." demiş.

Atlamış cipe, gitmiş kendi gözleriyle inşaatı görmüş. Bakmış her şey ruhsata uygun, tamam. İmzalamış, işini bitirmiş. Cipte geri dönüyorlar.

Müteahhit cebinden bir zarf çıkartmış, bizim müdür beye;

"Müdür bey, Allah senden razı olsun. İşimi çabuk gördün, buyur." demiş.

Müdür:

"Arabayı çek kenara!" demiş. Çekmiş kenara, müteahhidin yakasını toparlamış. Müteahhidin ödü patlıyor.

"Acaba verdiğim parayı mı az gördü? Parayı da saymadı, neler oluyor?.."

Demiş ki;

"İşte bu memurları mahveden sizsiniz, mahveden sizsiziniz. Ben senden para istedim mi be adam? Ben bu işi vazifem olduğu için yapıyorum. Ben senden para istedim mi? İşte siz böyle bahşiş vere vere ne hâle getiriyorsunuz ki adam karşısına bir proje geldiği zaman 'Şu adamın işini altı ay sallayayım, bana biraz külliyetli miktarda para versin…' diye alışıyor!.."

Muhterem kardeşlerim!

İnsanın gözü tok olmalı. Elhamdülillah rahat olmalı. Hiç haram bir şey yok, diye ortada alnı açık dolaşabilmeli. Pintilik, cimrilik etmemeli Allah'ın verdiğini de cömertlik edip vermeli. Fukaranın hakkı var.

İnsanın malında, parasında fukaranın hakkı vardır. O hakkı vermezse malı pis olur, malın tabağı pis olur.

Tencerenin içine necaset düşerse ne olur?

Tabağı da pis olur.

Sen eğer malının zekâtını vermezsen malının tamamı pis olur. Hakkını vereceksin fukaranın. O bakımdan Allah cimrilikten cümlemizi korusun, cömert eylesin. Hırslı eylemesin, hırstan dolayı haramlara bulaştırmasın. Helal lokma her hayrın başı olduğundan dünya ve âhiret saadetinin esası olduğundan Rabbimiz hepimize helal lokmalar, helal kazançlar nasip eylesin. Alnımız açık yaşayalım. Evlatlarımızı helal lokma ile besleyelim, mürüvvetlerini görelim.

Allah hepinizden razı olsun.

Fâtiha-yı Şerîfe mea'l-besmele!

Sayfa Başı