M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (133)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Sabah namazını ailecek kılardık. "Bizi erken uyandırdın." demeleri anında acemiliğime gelerek "Vallahi sizi bir daha uyandırmam!" diye yemin ettim. İki ay kadar oldu. Ne yapmam gerekir?

Bu kardeşimiz sabah namazında kaldırmak istemiş. Ailesi efradı, "Erken uyandırdın…" filan diye de biraz mırın kırın edince basmış yemini. Tabii kötü bir yemin!

Muhterem kardeşlerim!

Kötü bir şeye yemin edildiği zaman yapmamak sünnettir. Yemininde; "Ben yemin ettim bir kere, artık bunu böyle yapayım!.." demek değil de yeminine uymamak sünnettir. Yemin kefaretini verir ama o işi yapmaz, daha çok sevap kazanır. Onun için kaldırmaya devam etsin. Hatta Peygamber Efendimiz diyor ki;

"Gece namazına kaldırsın."

Gece namazına karısını kaldıracak! Hanımı nazlanıyor, kalkmıyor:

"Efendi yüzüne su serpiversin." diyor.

Hanım erken kalkan uyanık bir hanım, bey biraz tembel;

"Hanım, beyinin yüzüne su serpiversin."

Tabii muhabbetli bir tarzda, kavgaya hırgüre götürecek tarzda değil. Kaldırmak sevap olduğundan kaldırılmış kimsenin sevabından kaldıran alacağından bunlardan geri durmamak lazım. Yeminin kefaretini versin, kaldırmaya devam etsin.

Bizi yönetenler bize zulmetmektedirler. Örnek olarak fikri için zulmedenler, başörtü taktığı için zulmedenler vs. Bunlara destek olan müslümanların defterlerine günah yazılır mı? Bunlara az da olsa sevgi besleyenler âhirette onlarla beraber olurlar mı?

Çok güzel bir soru ve çok doğru! Üstüne bastıra bastıra söyleyeyim: Zalime destek olan zalimin yaptığı zulmün bütün veballerine ortak olur, mutlaka olur. Ortak olunca o zalimin vebali azalmaz, aynısı buna da gelir. Kim ona destek olmuşsa!

Ben bunu dergilerde yazdım, çok öncelerden yazdım, ikaz ettim. Onun için zalimi destekleyemezsiniz.

Tebessüm bile etmeyin! Desteklemek değil, tebessüm bile câiz değil!

Bunlara muhabbet duyanlar onlarla olur mu?

Olur, o tehlikede var. Zalimi sevmeyin, mazlumu sevin. Müslümanı sevin, dürüst insanı, doğru insanı, adaletli insanı sevin. Hakkı tutan insanı sevin. Sevecek bir şey mi bulamadınız?!..

Camilerde bulunan bazı saatler belli anlarda çalmaya başlıyor. Bazı kimseler bu sesleri kilise çanının sesine benzetip bunların camide bulunmalarını haram sayıyor. Bu konuda bizlere İslâm'ın hükmünü bildirir misiniz?

Doğrudur. Adamlar kilisenin sesini saate tam verdirtmişler. Dın dın dın dın, kilise Münih'te nasıl çalıyorsa aynen kilise çanının sesini saate vermişler. Onun için bu saatleri kullanmak doğru değil. O sesi çıkarttırmak doğru değil. Ama kullanılmışsa haram değil, haram diyemeyiz. Vakit lazım oluyor. Çünkü o mahalde başka saati olmayabilir. Mekruh diyebiliriz. O sesi iptal ettirse uygun olur, diyebiliriz. Sesin doğrudan doğruya [hükmü] yok. Kısarsınız, başka bir sisteme döndürürsünüz veya o saatleri çalmazsınız. Herifler o saatleri imal etmez. O kilise sesini saate koyan adamlar iflah olmaz, daha iyi olur, batar. Ne diye o saati alasın; öbür saati alırsın, başka saati alırsın. Doğru değil, benim de sinirime dokunuyor. Münih aklıma geliyor, başka gâvur diyarı aklıma geliyor. Orada duyduğum şeyler aklıma geliyor. Oralarda evlerde vs. kilisenin çanı çalıyor.

Mehmet Akif ne demişti?

Ne zillettir ki nâkûs inlesin beyninde Osman'ın

Müslümanların beyninde çan seslerinin çınlaması ne kadar büyük zillettir!

Biz Türkiye'de saat yapmaktan âciz miyiz? Türkiye'de teknoloji yok mu?!..

Âlâsı var.

Biz zevkten mahrum muyuz? Böyle bir kilise sesi, çan sesi olmayan bir saat yapmaktan âciz miyiz? Veya nasılsa girmiş camimizden içeri, kulağını burup sesini kesmekten âciz miyiz? Zor bir şey mi?!..

Hiç de zor bir şey değil! Onun için bu gibi şeylere dikkat etmeli!

Bütün halıların üzerinde put deseni var, desenler İtalya'dan gelme, diyorlar. Adam koyuyor kendi putunu tam halının göbeğine! Her tarafta haç, put, haç, put… Her taraf haç dolu! Almayın! Üstelik git bizim halıdan al, dikkat et!

"Ben böyle desen istemiyorum!" de.

"Türkiye'de bunlar satılmıyor…" desinler. Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz. Biraz desenine dikkat et, saatine dikkat et. Mümkünse hilalli olsun, İslâmî desenler olsun.

"Kötü kişilerden, arkadaşlardan sakınınız!" hadisini okudunuz. Resûlullah, kötü kişilerden bile sakınmayı emrediyor. Ama biz kötü kişileri katilleri, fasıkları değil arkadaş; başkan, başbakan, cumhurbaşkanı edinmişiz. Hâlimiz ne olacak?

Aşağı yukarı diğeriyle aynı soru.

Rey sahibisin, oy hakkın var. İyisini seç, o duruma [düşme]! Seçenin kendi kabahati, seçerse seçtiği insanı tavrının, hareketinin vebali veya sevabı kendisine ait olur.

Okulumuzdaki başörtülü hanımlar biz erkeklerden onlarla ilgilenmediğimizden şikâyet ediyorlar. Bu durumdan yararlanan radikal denilen bazı kimseler hanımlarla ilgilenerek onları yönlendiriyorlar. Ne buyurursunuz?

Bir müslümanın bir müslümana yardım etmesi boynunun borcudur. Hadîs-i şerîfler çoktur, bu hususta bir sürü hadîs-i şerîf okuyabiliriz. Müslüman müslümanın kardeşidir.

"Zulmetmez ona, hakaret etmez, onu yardımsız bırakmaz."

Yardımsız bırakıyorsan ötekiler tutuyorsa elinden tutana aşk olsun sana da yuf olsun.

Hayatta işler kolay değildir. Her işin bir çatal tarafı, çetrefil tarafı, pürüzlü tarafı vardır. Hiçbir iş kolay değil. Ticarethanede de böyledir.

Burada bir problem var, ana-baba biraz ihtiyar, 70-80 yaşına gelen bir insanın beyin damarları kireçleniyor, ahlâkı değişiyor. Halim selim olan insan cadaloz oluyor, kavgacı oluyor. Bu bir çeşit hastalık. Onları hoş göreceksiniz. Hay hay diyeceksiniz, ağasın paşasın diyeceksiniz. İdare edeceksiniz. Yolda bir sarhoş geçse nasıl idare-i maslahat ediyorsanız anne-babayı da idare edip gönlünü alacaksınız. Gitmiyorsanız gitmeniz uygun olmuyorsa da arada sırada giderek hediyeler filan alarak gönlünü yapacaksınız. İhtiyarlayınca hastalıklar olabiliyor. Bunu üstüne bastırarak söyleyeyim. Çok yakından biliyorum. 70-80 yaşına gelince bunama hâlleri gibi birtakım ahlâk değişiklikleri olabiliyor.

Bütün insanları Allah celle celâlüh yarattığına göre sevmese yaratmazdı. O hâlde fasık bir müslüman fasık, sarhoş, ehl-i kitâb ayırt etmeksizin sevmek gerektiği söyleniyor. Öyle bir sevgi İslâm'a göre câiz midir? Böyle bir tasavvuf var mıdır?

Hayır, yoktur. Öyle şey olmaz. Allahu Teâlâ hazretleri mahlûkatı yaratmış, insanoğlunu da kendisine hizmet için yaratmıştır. Dünyaya imtihan için göndermiştir. Allah yolunda gidenler hubb-u fillahtan dolayı sevilir. Allah yolunda aykırı gidenlere buğz-u fillahtan dolayı kızılır. O da farzdır, o da farzdır.

Sonra zaten Allah yolunda gidenleri seversen ötekileri sevmek mümkün olmaz. İkisi bir arada mümkün olmaz. Yemeğe hem tuz katacaksın hem şeker katacaksın hem zehir katacaksın; yemek tatlı olacak. Olmaz, ikisi birbirine zıt olan şeyler olmaz. Sevdiği zaman sevdiği kimsenin düşmanını sevemez. Sevdiğin insanın düşmanına yardım edemezsin. Sevdiğin kimseye kötülük eden kimseye dostluk gösteremezsin, dostluğa aykırı olur. Çok basit bir hâldir bu.

Mesela Türkiye'yi seviyorsun, gidip Bulgar'la dost olamazsın. Bulgar'ı seviyorsan Türkiye'de o zaman casussun demektir. Bu sevginin pozitifi vardır negatifi vardır. Negatifi buğzdur, buğz etmektir. Allah rızası için buğz etmek de vardır. Günaha buğz edilir şeytana buğz edilir, kâfire buğz edilir…

Öyle açık bono, kâğıdın altını imzalamışsın:

"Herkesi seveceğim…"

Olur mu?

Sahtekârı seveceksin, hırsızı seveceksin, katili, zalimi seveceksin, deliyi seveceksin… Hiç olur mu?

Olmaz. İslâm'da böyle saçma şey yoktur. Böyle bir şey de sakat bir eğitimdir. Hiç kimseyi ayırt etmeden sevmek, öyle şey olmaz. Allah darılır. Allahu Teâlâ hazretlerinin sevmediği kimseyi sen seversen Allah sana darılır. Allah'ın sevmediğini sevmemek, sevdiğini sevmek durumundayız. Sarhoş, ehl-i kitâb, fasık ayırt etmeden [sevilmez].

O zaman fasıkları desteklemiş olursun, sarhoşları desteklemiş olursun; çok saçma bir şey!

Kim diyor bunu yahu?

Bizim burada evimiz var. Hizmet de var. Evdekiler namaz kılmıyor. Evdekilerden ayrılayım mı?

Evde kalsın, namazını kılsın. Ötekileri de namaza alıştırmak için cihat etsin çalışsın, cehd etsin.

Siyasî partilere oy verilmesi ve meclise girilmesi İslâm'a ters düşmez mi, şirk değil mi?

Hayır. Şirk, Allah'a ortak koşmak demektir. O şirk değil. Siyasî partilere oy verilmesi bir iyi insanı seçip yönetime getirmedir. Seçim, adeta bir çeşit istişaredir. Kimi istiyorsunuz, diye istişarede fikrini söylemektir. Sen de fikrini söylersen bu İslâm'a uygun olur. Söylemezsen İslâm'a ters olur.

"Mesela hepsi birbirinden berbatsa…"

O zaman doğrusunu sen koy, sen çık. Sen çık da biz seni destekleyelim. Dürüst insan çıksın ortaya. Birisini seçeceksin. Seçmemekte çare değildir. Oy vermemek de çare değildir. Benim kanaatime, âcizane kanaatime göre oy vermek mecburiyettir, dinî mecburiyettir. Çünkü sen oy vermediğin zaman öbür taraf baskın gelir. Hiç istemediğin bir insan çıkabilir. Katılmıyorsun, bakıyorsun; şu kadar oy farkıyla bir edepsiz hırsız kimse çıkmış! Oraya çıktığında sen oy vermediğin için onun vebali sana da gelir. Vermediğin için de gelir, bu iş böyle.

Müslümanların mutlaka tarikate bağlanması zaruret midir?

Müslümanın Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerine uyması farzdır. Kur'ân-ı Kerîm'de Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor ki;

Kad eflahâ men zekkâhâ ve kad hâbe men dessâhâ.

Nefsini terbiye etmen lazım.

"Terbiye edersen felah bulursun. Terbiye etmezsen helâk olursun, mahvolursun!"

Nefis terbiyesi, insan kendi kendisini terbiye edemez. İnsan kendi nefsini tıraş edemez.

Tıraş bile edemezsin, kesemezsin! Hadi bakalım yap bakalım ensene tıraşını!

Yapamazsın! Onun için bir başkası ayıplarını görecek, terbiye edecek, eğitecek.

Bunca mektepler niçin kurulmuş, bunca Milli Eğitim Bakanlığı müesseseleri neden var?

Eğitim için eğiticiler lazım olduğu için vardır! Eğitimin en kıymetlisi, en güzeli de mârifetullahın öğretilmesidir. İnsanın nefsinin terbiye edilmesidir, ahlâkın güzelleşmesidir. Kötü ahlâktan insanın kurtulmasıdır. O hâlde herkesin buna ihtiyacı vardır. Herkesin en başta boynuna borç olan budur.

Evliyâ açıktan kerâmet gösterebilir mi?

Gösterir. Evliyâ açıktan kerâmet gösterir, gösterdiğinin misalleri çoktur. Ama derecelerine göre kerâmet göstermeyi uygun görmemiştir. Büyükler kendilerini saklamışlar. Halkın arasında şöhret sahibi olmak zor olduğundan birtakım problemleri olduğundan saklamışlar. Ama bazen de göstermişler. Misalleri vardır. Biz de gördük, bizim hayatımızda da çok gördüğümüz şeylerdendir. Keramet gösterebilir, gösterir, göstermiş olanlar da vardır. Yalnız büyüklerimiz kerametin mümkün olduğu kadar saklanması gerektiğini, mümkün olduğu kadar mahviyetkârâne, mütevazıâne olması gerektiğini bildirmişler.

Kullanılmış bir altın bileziği bir aylık borç verdim. Bileziği bana sonra getiren kardeşimiz yeni getirirse bu eskisiyle yenisinin arasındaki fark faiz olur mu?

Hayır, olmaz. Gramı önemlidir. Ağırlığı aynı olduktan sonra da yeni veya eski olmasının önemi yoktur.

Öğretmenler okulda Allah'ı anlatmıyor. İnsanı şüpheye düşüren birçok fikir öğrencilerin kafasında. Sorularına cevap bulamıyorlar. Onlar Allah'ı nasıl tanıyabilirler? Okulda Allah bilgisini elde etmek mümkün olmuyor. Hocalardan da öğretmenlerden de bu hususta faydalanamıyoruz, bunun çaresi nedir?

Birtakım güzel kitaplar vardır, onları okusun. Bizim de ortaokulda, lisede, üniversitede karşılaştığımız hocalar; hepsi istediğimiz iman seviyesinde değildi. Kimisi ileri geri konuşan insanlardır. İyi muhite gitsin, iyi insanlarla arkadaş olsun, iyilerle bir araya gelsin…

Çok güzel kitaplar var. Allah'ın varlığını, birliğini çok güzel anlatan şahane kitaplar var. Yüzlerce kitap var, onları okusun. Biz de ortaokul, lise talebeliğin zamanında onları okuduk. Çok istifade ettik. Onlardan gıdalandık, rahatlandık. Onlar da öyle yapsınlar.

Ölüm yılı olan bir insana, ölen bir insana, bir kabristana veya şifa olsun diye birine Kur'ân-ı Kerîm okumak câiz midir? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem okutmuş mudur? Bu konuda hadîs-i sahîh var mıdır?

Vardır, okutmuştur, okunabilir. Hatta meşhur bir şey var: Bir müfreze bir yere gidiyor da misafir etmiyorlar. Çölde bir oba bu müfrezeyi misafir etmiyorlar. Onun üzerine kumların üzerine yatmışken içerden bir feryat, bir gürültü… Obadan bir cariye geliyor:

"Zehirli bir yılan efendimizi soktu. Yılan, obanın başkanını soktu. Sizde ilaç yapacak bir kimse var mı?" diyor.

Sahabeden birisi gidip Fâtiha okuyor, şifa buluyor. Var, Kur'an okunur. Hepsi caizdir. Var, okunuyor.

Para almak câiz değil, Allah rızası için okunur.

Fakültemizde bir hocamız İslâm'ın sadece erkeklere ilim tahsilinde müsaade ettiği, kadınların bundan mahrum bırakıldığını söyledi. Yine ilimle ilgili hadislerde de kadın ifadesinin bulunmadığını beyan etti. İslâm tarihinden de kadınların ilim tahsilini yasaklayan misaller verdi. Bu bakımdan ne dersiniz?

Yalan söylemiş, yanlış söylemiş; öyle değil.

Talebü'l-ilmi farîzatün alâ külli müslimin ve müslimetin, herkesin bildiği bir hadîs-i şerîftir.

Sonra Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerinde hem müennes hem müzekker siygalı bazı şeyler vardır.

İslâm tarihinde Peygamber Efendimiz'in mübarek zevcesi Hz. Âişe validemizden başlayarak en büyük alimler yetişegelmiştir. Hz. Âişe validemiz bayağı alim bir kimsedir. Bayağı fakih bir kimsedir ve kadın alimlerinin en başta gelen misalleridir.

İslâm tarihinde kadın kadılar vardır. Fıkıhta fetva verecek kadın kimseler vardır.

Peygamber Efendimiz kendi zevcelerine Kur'ân-ı Kerîm'i öğrettirmiştir. Onun için bu bilgi eksiktir, yanlıştır veya kasıtlıdır.

İslâm din, erkek ayrımı yapmaksızın herkesin ilim öğrenmesini emrediyor, tavsiye ediyor. Hatta ilmihâl bilgileri her müslümanın mutlaka bilmesi gereken şeylerdir, farzdır. Onları bilmezse ibadetini yapamayacağı için kadına da namaz kılmak gerektiğinden, kadına da zekât vermek gerektiğinden onların da öğrenmesi lazımdır.

Bilgi yanlış! Herhalde müsteşrikleri filan okuyorlar, yalan yanlış şeyler söylüyorlar veyahut İslâm'ı yarım biliyorlar. Yarım hoca insanı dinden eder ya, işte üniversite hocalarımızın bir kısmı böyle.

Ben de üniversite hocasıyım. Bir kısmı diyorum, hepsi demiyorum. Dini güzel öğrendiği zaman, hadîs-i şerîfi güzel okuduğu zaman hadis kitaplarının indeksine bakarlarsa görecekler. Dedikleri doğru değildir, yanlıştır.

"Keşke demek şeytandır." diye bir hadîs-i şerîf var, açıklar mısınız?

"Keşke demek şeytandandır." diye bir hadis yok. Hatırında yanlış kalmış, eksik kalmış. İnsanın ibareyi sağlam öğrenmesi lazım.

Peygamber Efendimiz;

"Bir şey başına geldiği zaman de ki: Allah'ın takdiridir. Bu benim başıma geldi, Allah'ın takdiridir. Keşke şöyle olsaydı böyle olsaydı, deme! Çünkü o şeytanın senin üzerinde işlem yapmasına kapı açar!" diyor.

"Hay Allah! Keşke Ankara'ya gelmeseydim arabam bu kazayı yapmazdı… Keşke şu sokağa girmeseydim başıma saksı düşmezdi…"

O oldu bitti artık. Allah'ın takdiri böyleymiş, diyeceksin.

"Eskiye ait keşkeler, pişmanlıklar, şeytanın senin üzerinde işlem yapmasına sebep olur!" diyor. Yoksa "keşke" kelimesini yasaklamıyor. Hiç kullanmayacaksın, mânasına değil.

"Ah keşke gençliğimde aklım başımda olsaydı da ilim öğrenseydim… Ah keşke gençliğimdeki enerjim olsaydı da ilme gitseydim…"

Buralarda kullanılabilir, güzel şeylerde kullanılabilir. Kadere itiraz gibi olan yerde kullanılması doğru değildir, buyurmuş.

Buradan şunu anlıyoruz, hep bastıra bastıra söylüyorum:

Bir şeyi doğru öğrenin, tam öğrenin. Yarım öğrendiniz mi çok yanlış noktalara gidersiniz. Bazen birisi bana geliyor diyor ki;

"Hocam! Siz şöyle demişsiniz…"

"Yahu demem, dememişimdir. Ben bir haftada otuz tane konuşma yapıyorum. Nerede ne dediğimi hatırlamam mümkün değil, dememişimdir. Benim bilgim öyle değil. Bu konuda şöyle diyorum…"

Kurcalıyor kurcalıyor; anlaşılıyor ki yanlış duymuş, yarım duymuş, eksik duymuş. Yarım olursa olmaz, tam, iyice öğrenin!

Bildiğiniz gibi Diriliş isimli bir parti kuruluş aşamasında. Arkadaşlar arasında bu partinin Korkut Özal'ın maddî ve sizin mânevî desteklerinizle kurulduğu şeklinde bir söylenti yayılmış. Bu konuda arkadaşların kafalarındaki şüpheleri gidermek için bir açıklama yaparsanız çok memnun oluruz.

İftira etmişler hakkım bakidir hepsinden hakkımı alabilirim günahlarımı hafifletiyorlar alıyorlar.

Sezai Karakoç'un kitaplarını bilirim. Kendisiyle daha ömrümde hiç karşılaşmadım, bugüne kadar hiç karşılaşmadım. Burada olsa karşımda dursa "Bu Sezai Karakoç." diye bilmem. Parti kurduğunu da yeni duydum. Herkes kurabilir. Parti kurmak yasak değil. O bakımdan ayıplamıyorum. O ayrı bir mesele ama benim onun kuruluşuyla vs. bir ilgim yok.

Ama ben kendim bir parti kurmayı bir ara düşündüm.

Benim gibi bir hoca, parti kurup ne olacak?

Hani gerçekleri söylemek kolay oluyor. Gidiyorsun, istediğin yerde toplantı yapabiliyorsun. Sıkıyönetim de olsa mâni olmuyor daha başka şey de olsa mâni olmuyor. Bir ara düşündüm. Üç beş sene önce düşündüm de bizim Ahmet Tekdal Bey'e kurayım diye söyledim.

"Aman hocam, kurarsan şöyle olur böyle olur…" filan dedi.

Tatlı, telaşlı bir adam.

İlmî çalışma yapayım mı? Yoksa cemaat faaliyetlerine mi katılmamı tavsiye edersiniz?

Bu gibi sorulara cevabımın nasıl olduğunu biliyorsunuz:

İki güzel işi birbirine tokuşturmamak lazım. Hem onu yap hem onu yap, ikisi birbirine mâni değil. Hem ilim yoluna gir hem de cemaat faaliyetlerin de görev al, çalış.

Birisi gelmiş bana soruyor:

"Hocam! Bir camide imamım. Çocuklara Kur'an öğretiyorum. Ramazan'ın son on günü geliyor. İtikâfa gireyim mi yoksa çocuklara Kur'an okutmaya devam edeyim mi?"

"Bana bak, sen niye itikâfla Kur'an öğretmeyi birbirine tokuşturuyorsun? İkisi de güzel şey, ya o olacak ya o olacak diye niye öyle yapıyorsun? Camiinde itikâfa gir, çocuklara Kur'an okutmaya devam et." dedim.

Mümkün! Bir şeyin ikisi birden yapılması mümkünse ona alternatif olmaz. İkisini birden yaparsın olur biter.

Benim aklımdan hiç istemediğim hâlde İslâmî olmayan duygu ve düşünceler geçiyor. Zaman zaman bu vesveseler beni çok sıkıntıya sokuyor. Bundan kurtulmak için ne yapmamı tavsiye edersiniz?

1.Abdestli gezmeyi tavsiye ederim.

2.Kul hüvallah, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sûrelerini çok okumasını tavsiye ederim.

Muhterem hocam! Dünya ve âhiret saadetini kazandıran en büyük amel nedir?

İlimdir. İlim öğrensin! Tek kelimeyle bu ama öğrendiğini de uygulamak lazım. Öğrendiğini uygulamazsa vebal olur. İlmi öğren!

Kula bela gelmez Hak yazmayınca

Hak bela yazmaz kul azmayınca

sözüne mi yoksa "Allah'ın en çok imtihana tâbi tuttuğu Allah'ın en çok sevdiği ârif kullar!" sözüne mi itibar edeceğiz?

Kelimelerin muhtelif dillerde muhtelif mânaları vardır. Bela kelimesinin Arapça'da mânası imtihandır. Belâin hasenâ, "güzel bir imtihanla imtihan olmak" mânasına gelir. Türkçedeki mânası musibettir.

"Sen bana bela mısın be adam? Karşıma dikildin sabahtan beri! Dır dır dır vır vır vır…"

Orada Türkçe'deki mânası Arapça'dan farklıdır. Mesela "müsaade" sözü Arapça'da "yardım etmek" demektir.

"Müsaade eder misiniz?"

"Demek yardım eder misiniz?" demektir.

Türkçe'de müsaade, izin almaktır; mânası farklı. Onun için bizim şairin söylediği söz;

Kula bela gelmez Hak yazmayınca

İmtihan; tabii yazacak, ondan gelecek; elbette doğru.

Hak bela yazmaz kul azmayınca

Kul azgınlık yapınca o zaman bir ilâhî ceza gelir. Cezadır, haklı bir şeydir, doğru.

Allah kulları müptela eder, çeşitli iptilalara uğratır, imtihan eder, sabrını ölçer. Bir de bazen şamar yer, tokat yer. O da yaptığı bir kötü şeyin cezasıdır. O da tamam.

Diş dolgusunun özellikle boy abdesti yönünden fıkhî hükmü nedir?

Diş dolgusunun bir mahsuru yoktur. Dişinizi doldurabilirsiniz. Gusül abdestinize de zarar vermez.

İslâm'da Sosyal Sigortalar'dan, BAĞKUR'dan emekli olmanın hükmü nedir? İslâm'da emekli olma ve belli bir yaştan sonra kendini emekliye ayırma ve çalışmama var mıdır?

İslâm'da sigorta meselesi bilimsel bir araştırma konusudur, bir tez konusudur, üniversite [işidir]. Alimlerimiz sigortanın belli bir ölçüde câiz olduğunu, belli bir ölçüden sonra olmadığını; kendisinin yatırdığı taksitler kadarını alabilmesinin olacağını, ondan sonrasının olmayacağını ifade ediyorlar. Ama İslâmî bir devlet kendi vatandaşlarına birtakım bağışlar, birtakım haklar sağlayabilir. Devletin de böyle yardımlaşma konusunda bazı şeyleri var.

Sigortanın uygun olmaması: Herkes parayı alıyor, herkes aynı şekilde istifade etmiyor. Kimisi ediyor kimisi etmiyor, o bakımdan adaletsizlik oluyor. İslâm'da devlet; "Tüm muhtaçlara şu yardımı yapacağım…" filan diye yardım yapabilir. Fakat bunun şekli, mekanizması pek uygun olmuyor.

Hocam hangi durumlarda selam vermemek daha uygundur?

Sen çarşı pazarı pek sevmezsin. Orada yalan yere yemin edilir eksik tartılır, aldatmaca filan olur. Çarşı pazar şeytanın çok dolaştığı yerdir. "Ben senin huyunu hâlini bilirim, sen niye çarşıya pazara gitmek istiyorsun, anlat bakalım, bildir bakalım?" diyor. Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ diyor ki;

"İnsan çoktur, selam veririz; sevap kazanırız."

Bilmediğine de selam vermek ve böylece sevap kazanmak lazım. Ama günah işliyor veya müslüman değil, o zaman ona selam verilmez. Günah işleyen ve müslüman olmadığı belli olan kimseye verilmez.

İmtihana gireceğiz, duanızı bekleriz.

Hep birden dua edin: Allah kardeşlerimizi üstün başarılı eylesin, hayırlı insanlar olarak yaşasınlar.

Bazı insanlar Allah'a, "Tanrı" diyorlar bu doğru mudur? "Allah" ile "Tanrı" arasındaki fark nedir?

Bazı insanların içinde Süleyman Çelebi de var bendeniz de varım. Tanrı denilebilir:

Birdir Allah andan artık Tanrı yok

Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inden hatırlıyorsunuz. "Tanrı" kelimesi Arapça'daki "İlah" kelimesinin tam karşılığıdır. Arapça'da "İlah", Türkçe'de "Tanrı" İngilizce'de "Gad", Almanca'da "God", Fransızca'da galiba "Dio" diye gidiyor. Arapça'da "İlah" kelimesini kullanmak caizse Türkçe'de de "Tanrı" kelimesini kullanmak, tam onun karşılığı olduğundan kullanmak câiz olur. Bundan dolayı da Süleyman Çelebi de Mevlid'inde kullanmış, "Tanrı" demiş.

Eski devirlerdeki yazılmış din kitaplarında "Tanrı Teâlâ, Tanrı Tebâreke ve Teâlâ…" filan diye çok geçer. Eski kitaplarda kullanılabilir. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de "İlah" kelimesi kullanılabiliyor. Mesela;

Ve ilâhüküm ilâhün vâhidün lâ ilâhe illâ hüve'r-rahmânü'r-rahîm.

Demek ki "İlah" kelimesi, "Allah" yerinde, makamında Kur'ân-ı Kerîm'de kullanılabildiğine göre "Tanrı" kelimesinin de şer'an kullanılmasında bir mahsur yoktur. Ama "Tanrı" kelimesi ve "İlah, god, gad, dio ve yezdan" kelimesi; daha başkaları Farsça'da, Hintçe'de başka dillerdeki kelimeler, insanların tapındığı her tapınılan şeye verilebilir cins ismidir. "Allah" kelamı, sözü, lafzâ-yı celâli ise Rabbimiz'in ism-i hassıdır. Bütün sıfatları sinesinde barındıran, toplayan ism-i hassıdır.

"Mısırlılar öküzü Tanrı edinmişler, Tanrı diye tapınıyorlar. Firavunlarına tapıyorlar." diyebilirsin de "Mısırlılar'ın Allah'ı Firavun'dur." diyemezsin. "Tanrıları Firavun'dur." diyebilirsin. Çünkü o cins isimdir, ötekisi özel isimdir. Gramer tabirleri bilenler anladılar. Anlamayanlara da anlayanlar anlatsın.

Tevbenin şekli ve şartları nelerdir, küfre düşenin tevbesi nasıl olacak?

Küfre düşenin tevbesi, gözyaşı döküp tekrar kelime-i şahadet getirmektir. Allah'tan afv u mağfiret istemektir: "Bir hata işledim yâ Rabbi! Ben senin varlığını, birliğini ikrar ediyorum." demektir. Tevbenin şartları için de mesela Tenbihü'l-gâfilîn'e veya Riyâzü's-sâlihîn'e veyahut İhyâu ulûm'a bakarsınız şartlarını öğrenebilirsiniz: Günahlara nâdim olmak, bir daha işlememeye kesin kararlı olmak, günahta ısrar etmemek… filan gibi şartları vardır. Detayını oradan öğrenin.

Bahsettiğiniz mevzular hakkında ailemde benden başka uyan ve tavsiyede bulunacak kimse yok. Küçük ağabeylerime kız kardeş ve yengelerime de emr-i mâ'ruf nehy-i münkeri de maalesef sadece ben yapmak durumundayım. Maal-esef değil, maal-memnuniyet; çok sevaplı bir şey yapıyorsun. Bazen bu mevzular hakkında daha faydalı söz söylemek hem de mahremiyete riayet edip nefret ettirmeden sevdirerek zorlaştırmadan kolaylaştırarak nasıl bir usul izleyelim?

Aziz kardeşim, usulü kendin söyledin: Sevdirerek zorlaştırmadan kolaylaştırarak sıkmadan yapacaksın! Kendinden hiç taviz vermeyeceksin; yumuşak yumuşak, güleç yüzle, Allah'ın emri budur diye;

Üd'û ilâ sebîli rabbike bi'l-hikmeti ve'l-mev'ızeti'l-haseneti ve câdilhüm billetî hiye ahsenu, âyet-i kerîmesinde mev'ize-yi hasene ile hikmetle onlara yavaş yavaş, kızmadan sinirlenmeden anlatmak lazım.

Enflasyon yüzde seksen olduğu zaman diyelim ki bankalar da yüzde seksen faiz veriyor. "Bu enflasyon yüzde seksen faize karşılık geliyor, o zaman bu faiz değil!.." gibi sözler söyleniyor, ne dersiniz?

Faiz değildir. Çünkü adamlar "faiz" diye vermiyorlar; kâr ortaklığı diye parayı alıyorlar, kârdan taksim ediyorlar. Yalnız kârı adaletli bölüştürmüyorlar da illa faiz hadlerine denk getiriyorlarsa o da onların hıyaneti olur, haksızlığı olur. Tam ona denk getiriyorlarsa demek ki onlar da [kasıtlı faiz] yapıyorlar demek olur.

Enişte, amca, amca çocuğu, kardeş çocuklarıyla tesettüre riayetle beraberce oturabilir miyiz? Haremlik selamlık tarzını kabul etmeyen bu akrabalarla gelip gitmeyi kessek bir şey lazım gelir mi?

Bu mümkün olmuyor, herkes haremliği selamlığı anlamıyor. Örtünmek şartıyla, tesettüre riayet etmek şartıyla yakın akrabalarla bulunmak mecburiyeti olabiliyor. Bunu ben şey gibi sanıyorum, bana öyle gibi geliyor: Hani kişi çarşıya çıkıyor, otobüse biniyor, sokakta yürüyor filan… onun gibi. Tesettüre riayet edecek. Mümkün olduğu kadar dikkat ederek onlara da bunları anlatmaya çalışacak. Mümkün olduğu kadar ayrı yerde oturmaya çalışacak. Ama bazen de tam yapılamıyor. O zaman örtülü olarak [bulunabilir].

Kazanılan amellerin, sevapların gitmesi, kaybolması var mıdır? Varsa bu nasıl olur?

Evet. Kazanılan amellerin, sevapların elden gitmesi vardır. Mahvolması, silinmesi vardır. Mesela âyet-i kerîmeden misal:

Lâ tubtilû sadakâtiküm bi'l-menni ve'l-ezâ.

Sadaka veriyorsun; başa kalktığın zaman sevabı gider, iptal olur, bâtıl olur. Sonra;

el-Hasedi ye'kûlü'l-hasenât kemâ te'külün nârü'l-hatab. "Haset insanın hasenatını iyiliklerini yer bitirir, ateşin odunu yakıp kül ettiği gibi!" deniliyor.

Onun için amelleri yakıp bitirip yok eden şeylerden kurtulmak lazım, onlara düşmemek lazım. Sadaka verdi mi başa kakmamak lazım, haset etmemek lazım. Amellerin heba olmaması için çareler nelerdir, tasavvuf anlatıyor.

Zayıflar için hacamat olmak faydalı mıdır? Faydalıysa vücudun neresine yapılır? Kime yaptırabiliriz?

Doktorun bileceği bir şey, benim bildiğim bir şey değil. Zayıfsa bence hacamat olmaz, olmaması lazım. Doktora bir muayene olsun. Şişmansa kanlıysa yanağını sıktığı zaman kan damlayacak gibiyse o hacamat olsun. Zayıf ne diye hacamat olacak?!.. Doktorun bileceği bir şey!

Çarpık olan ve dudaklara rahatsızlık veren, küçük bir darbede dudağı kesen, ayrıca ısırmakta zorluk çıkaran ön dişlerin düzeltilmesine ve yaptırılmasına cevaz var mıdır?

Tabii vardır. Mahsur var, mahsurun telafisi câiz olur.

Sınıflarımızda müslüman olduğu halde değişik görüşlere sahip şahıslar var. Bizimle muhatap olmuyor, konuşmuyorlar. Davetlerimize icabet etmiyorlar. Onlara nasıl davranalım? İlişkilerimiz nasıl olmalı?

Onlara bir kere şeyi sormak lazım: Müslümanlar müslümanların kardeşidir. Müslüman müslümanın kendisini davet etmesi hâlinde davete icabet etmek mecburiyeti vardır. O haktır, davete icabet etmesi lazım. Bu hadîs-i şerîfi de onlara hatırlatmak lazım. Siz İslâmî bir şeyi tam tatbik etmiyorsunuz, demek lazım.

Biraz da dört başı mâmur müslüman her yerde kolay bulunmuyor. Yavaş yavaş yumuşatarak çalışmak lazım. Maalesef bazı gruplar diyorlar ki; "Başka gruplarla konuşmayın, karışmayın. Gitmeyin gelmeyin!"

Burada cami oluyor, şurada yurt oluyor; yurttan camiye namaz kılmaya göndermiyorlar! Burada adam yiyiciler mi var?!.. Camiye, namaza göndermiyorlar. İslâmî olmuyor, yanlış oluyor.

Allah'ın Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem "Kötü arkadaştan sakınız!" buyuruyor. Kâfir bir devlette nasıl sakınabiliriz? Kötü kişiler arkadaşlarımız değil ama patronumuz, öğretmenimiz, başkanımız… Bunlardan sakınmak için ne yapmalıyız, onları nasıl terk edeceğiz?

İnsan isterse Almanya'da olsun ister Amerika'da olsun ister Rusya'da olsun; arkadaşın iyisini seçebilir, kötüsünden uzak durabilir. İş yerini de sevdiği insanlarla kurulu bir işyeri olarak seçebilir. İsterse özel iş yapabilir. İlle memur olacaksın, ille şurada duracaksın diye bir şey yoktur. Canın sıkılıyorsa beğenmiyorsan o işyerini bırakırsın, kendi keyfine göre bir işyeri açarsın; olur biter. Bunlar [mazeret] değil, ille mecburiyet yoktur. Bizler elhamdülillah aynı ülkede beraber yaşadığımız hâlde bunun mümkün olacağını düşünüyoruz.

Tağutî bir ülkede hâkim, savcı, avukat olmanın hükmü nedir?

Bunu hukuk fakültesinden mezun hukukçu kardeşlerimiz bana sormuşlardı. Ben dedim ki;

"Ben bu meselelerin detayını iyi bilmiyorum. İhvanımızdan hâkimlik yapmış olan, şimdi emekli olmuş olan bir müslüman mütedeyyin kardeşimiz var. Gidin ona sorun!"

Kalktılar gittiler, İstanbul'da ona sordular. O demiş ki;

"Ben bu mesleğin içinde yaşadım, emekli oldum. Nice nice müslümanlara nice nice faydalar sağladım. Nice nice adaletsizlikleri engelledim. Aman bu işi yapın!"

Bir başka misal:

Eyüp'te sıkıyönetim zamanında; "Vay siz izinsiz oturum yaptınız, toplandınız!.." diye otuz-kırk kişi tıkmışlar içeri, nezarete almışlar. Savcı almış bunları karşısına, bakmış; hepsi sakallı, nur yüzlü, mübarek, masum halktan insanlar, senden benden olan insanlar. Bir onları kendisine getiren adama bakmış bir bunlara bakmış. Ona demiş ki;

"Utanmıyor musun yahu bunları benim karşıma getirmeye? Bunların hepsi masum, karıncaezmez haram yemez insanlar! Ne istiyorsun bunlardan? Defol karşımdan!.."

Tabii getiren, onun maiyetinde, mâdunu oluyor. Onu bir azarlamış. Ondan sonra da ötekilere demiş ki;

"Beyler! Müslüman çocuklarınızı savcı, hâkim yetiştirin. Eğer benim yerimde bir başka dinsiz imansız birisi olsaydı sizin epeyce canınızı yakar, sizi üzer, terletirdi. Hadi bakalım yallah!.."

Onlara böyle bir nasihat çekip salıvermiş. Bu, bu muhterem kardeşimize cevap olabilir. Hangi meslek olursa olsun bir insan sıkı durursa bulunduğu meslekte Müslümanlığa, insanlığa, hayra, adalete hizmet edebilir.

Sütanne kavramını açıklar mısınız? Mesela bir çocuk bir kadından yalnız bir kere süt emdi mi o kadın o çocuğun sütannesi olur mu?

Evet, yalnız bir kere de emzirdiği takdirde olsa sütannesi olma durumu olur.

Yapmak istediklerimizi yapamıyoruz. Gereken şeyleri yapmada yetersiz kalıyoruz. Suç bizde mi sizde mi?

Her koyun kendi bacağından asılır. Bu ne biçim soru?!.. Allahu Teâlâ hazretleri herkesi karşısına alacak, hesabını soracak. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kızı Fâtımatü'z-Zehrâ'ya diyor ki;

"Yâ Fâtıma! Senin peygamber kızı olman seni kurtarmaz, salih ameller işlemeye dikkat et!"

Sen harama bakacaksın, soruyu bana soruyorsun; öyle saçma şey mi olur?..

Belki çok kalıplaşmış soru ama özellikle arkadaşlar arasında tartışma var: Filan kurum ve filan kurum; bunların verdiği kazanç için faizsiz diyebilir miyiz, bu konuda bilgi verir misiniz?

Bu konunun içinde olan, o finans kurumlarında vazife görmüş olan veyahut oraya sermaye vermiş olan itimat ettiğimiz, sevdiğimiz kardeşlerimiz vardır. Mesela rahmetli Muammer Dolmacı onlardan biriydi. Faiz olmadığını, kâr esaslı yönde çalıştığını söylüyor. Ben kurumun içinde değilim. Allahu a'lemu bi's-savâb işin en doğrusunu Allah bilir! Kâr dağıtıyoruz, diyorlar. Onların sözleri muteberdir: Kâr dağıtıyoruz, diyor. Hainlik ediyorsa hainlik kendisine aittir. "Faiz veriyorum." demiyor ki! Kâr dağıtıyorum, diyor. "Faizsiz kazanç!" diye ilan veriyor.

Ben Hanefî mezhebindenim. Farz namazını kılarken üç ve dördüncü rekâtlarda Fâtiha'yı okumuyorum, diğer mezheplerde ise içten Fâtiha okunuyor. Bu mezheplerin üçünde de okunduğu için ben de Fâtiha okuyabilir miyim?

Hayır, okuma! Mezhebine tâbi ol. Mezhebini beğenmiyorsun, demek!

Onu tercih edecek kadar kendinde bir ilim gücün var mı?

Yok.

O zaman mezhebine tâbi ol, o büyüklerine itimat et.

Filanca finans kurumlarına para yatırılabilir mi?

Kardeşlerimiz "Yatırılabilir." diyor, biz de yatırıyoruz. Çünkü haram şey olmadığı için faiz sistemine göre çalışmıyor, diyorlar.

Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'den naklettiğiniz hadîs-i şerîflerinde zalime yardakçılık yapılmayacağını, yapıldığı takdirde zulme ortak olunacağını bildirdiniz. Bu hadîs-i şerîfe göre zulüm kokan ve tağutî olan bir rejime bekçilik etmek, askerlik nedir?

Askerlik, memleketi düşmanlara karşı korumaktır. Eğer İslâm'ı yıkmak için kullanılacak bir şey olsa o zaman hizmet edemezsin, o zaman İslâm'ı korursun!

Yüksekokulu bitireli iki yıl oldu, bir iş bulamadım. Duanızı bekliyorum.

İşinin cinsini bize bildirsin, adresini bildirsin; belki biz de yardımcı oluruz. Allah hayırlı bir iş nasip etsin.

Zübeyr b. Avvâm'ın ipek giymesine niçin izin verilmiştir?

İpek bir insanın cildinde hastalık olduğu zaman tedavi maksadıyla giyilebilir. Normal olarak sıhhatli müslüman erkeklere haramdır. Kadınlar giyebilir, erkekler giyemez.

Oflu bir yazarın kitabında banyodan çıkarken gusül abdesti aldıktan sonra namaz abdesti almaya bid'at deniliyor. Gusül abdestinden önce namaz abdesti alınır, diyor. Fakat bir başka ilmihâl kitabında ise gusül abdestinden sonra alınır, diyor. Bunun hangisi doğrudur?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîfi vardır:

"Gusül abdesti aldıktan sonra tekrar namaz abdesti alan bizden değildir!" buyuruyor. Bunun mânası; "Senin aldığın gusül abdesti kifayet eder, sen bu gusül abdestiyle namaz kılabilecek durumdasın. Vesveseye lüzum yok!" demektir. Allahuâlem Peygamber Efendimiz vesveseli, tereddütlü şeyleri engellemek için öyle buyurmuş oluyor. Ona rağmen, Peygamber Efendimiz'in bu ikazına rağmen alsa yine olur ama almaması daha uygun! Abdest zaten vardır, ötekisi fazladan olmuş oluyor. Normal sırası: Önce ağzını çalkalayacak, mazmaza, istinşak yapacak. Namaz için abdest alır gibi abdest alacak. Ondan sonra boy abdesti alacak, çıkacak. Önceden alacak, sonradan almak hadîs-i şerîfe aykırı,sünnete aykırı. Ama olur, öyle de olsa olur.

"Hastaya ve ölüye Kur'an okumada para alınmaz!" [denilir]. Sahabenin okuduğu kabilenin başkanından para aldıklarını biliyorum, olayın devamı ne?

Hasta ve ölüye Kur'ân-ı Kerîm okunması Allah rızası için yapılır. Allah rızası için okunur, Allah rızası için! Para kazanmak için yapılmaz. Ama o kendisi sonradan o sahabeye hediye vermiş.

"Tedavi edecek kimse var mı?" diye sorulduğu zaman galiba İbn Mes'ûd radıyallahu anh oluyor. O, ismini zikretmemiş ama şârihler öyle diyorlar. Allah rızası için okumuş, ondan sonra adam koyun vs. vermiş. "İlk başta ben bunu okuyayım da Kur'ân-ı Kerîm'den para kazanayım…" diye yapmadığı için Allah rızası için okuduğundan onun niyeti caizdir. Ötekisi hediye vermiş oluyor. O da câiz oluyor. İşin hâli böyle.

Okumuş olduğunuz Riyâzü's-sâlihîn'de bazı zayıf hadisler olduğu iddia ediliyor, bu doğru mu?

Bizim okuduğumuz Riyâzü's-sâlihîn değil Râmûzü'l-ehâdîs'tir. Bazı zayıf hadisler vardır. Bazı alimlere göre bunun içinde münkerdir, lâhdır, lâhîdir, denilen tuukkibe denilen; hadis alimleri tenkit etmiştir, denilen hadisler vardır. Ama bizim [Ahmed Ziyâüddin Gümüşhanevî] Hocamız'ın kanaati; "Bunları okuyun, bunda fayda vardır. Nitekim altındaki hadiste sağlam rivayette aynı konu tekit ediliyor!" filan diye ondan almıştır, kenarına yazmıştır. Ama altına başka hadîs-i şerîfi de zikretmiştir.

Bu kitabı yazan Gümüşhaneli [Ahmed Ziyâüddin] Hocamız ondokuzuncu yüzyılın büyük hadis alimlerindendir. Zayıf hadisi, onları kullanmanın vebalini vs. insan birinci sınıfta öğrenir. Çok basit bir mesele bu. O hadis ilmindeki tecrübesine dayanarak aldığına göre uygun görmüş oluyor, faydalı görmüş, ondan koymuş oluyor. Biz de büyük alim olması dolayısıyla ona itimat ediyoruz.

Kardeşlerimizle musafaha yaparken el sıkışırken sarılmak ve kafa kafaya tokuşturmak doğru mudur?

Kafa kafaya tokuşturmak yok, musafaha var. O sonradan çıkmış, delikanlıların birbirlerine şakası olmuş oluyor galiba. Kafa tokuşturmak yok!

Peygamber Efendimiz'e sormuşlar:

"Sarılalım mı?"

"Sarılmayın!" buyurmuş. Uzak mesafeden geldiği zaman, çok büyük hasretlik olduğu zaman kucaklaşma da olabiliyor ama Efendimiz her zaman tavsiye etmemiş. Normal olan şekil musafaha yapmaktır.

Bir söz vardır: "Düşmana silahıyla karşılık ver!" Bu âyet mi hadis mi, bu sözü açıklar mısınız?

Düşmana silahıyla karşılık vermek. Herhalde;

Ve eiddû lehüm mesteta'tüm min kuvvetin, âyet-i kerîmesinden çıkmış bir mâna oluyor.

O âyet-i kerîmenin mânası ne?

"Düşmanlara gücünüz yettiğince mukabele edecek silah, malzeme hazırlığı yapın!" diye emrediliyor. Ondan çıkmış olacak. Bunu bazısı şu mânaya alıyor:

"Düşmanın kullandığı metotları da kullanabilir miyiz?"

Yok, öyle şey yok! Düşman kâfirdir, onun kullandığı metod kâfircedir. Bazen kadın kullanır bazen içki kullanır. Bazen kumarı vasıta eder, bazen adam öldürür, bazen haksızlık eder… Biz müslümanız. Bizim her şeyimiz Allah'ın rızasına uygunluk esasına göre yapılır. Her yaptığımız şeyi şeriatten bir mesnet varsa yaparız. Şeriate aykırı bir iş yapmayız. Bizim metodumuz İslâm metodudur, onların metodu kâfir metodu; o ayrıdır.

Allah hepinizden razı olsun. Bana da gayret, kuvvet versin; size de sabır versin.

Sayfa Başı