M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (132)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: On gündür oruç tutuyoruz.

Cevap: Muharrem ayında oruç tutmak sevap. Demek ki Muharrem'in 10'una kadar oruç tutmaya niyet etmişler. Henüz dördüncü günü ama 10 gün oruç tutmaya niyet etmişler.

Bazıları "Dokuzuncu günü bırakın, onuncu günü tutulmaz." diyorlar. Doğru mudur?

"10. günü tutulmaz." diye bir şey yok; yanlış! 10 günü tutsunlar. Başka türlü bir şey var; onu anlatacağım.

Bir insan sadece Muharrem'in 10. günü oruç tutarsa olmaz. Yahudiler de tutuyorlarmış. Çünkü onların da peygamberleri 10. günde kurtulmuş. Nuh aleyhisselam tufandan kurtulmuş. Onlar da onu tanıyorlar. "Yahudilere benzemeyelim." diye Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

"10'unu tutarsanız 11'ini de tutun; onlardan fazla olsun. Veya 9'unda da tutun 10'uyla beraber; onlardan fazla olsun."

Tavsiye böyle. Yoksa "10. gün oruç tutulmaz." diye bir şey yok. 10. gün oruç tutulacak da "Yahudilere tam benzenmesin." diye ya 11 ya 9 eklenecek. Ama 10 günü tutarsa daha âlâ olur. "O bir önemli mesele" diye onu hemen cevaplandırdım.

Soru: Sadece dil ile yapılan zikirden ecir kazanılır mı?

Cevap: Kazanılır.

"Sadece dil ile" ne demek?

"Allah Allah" diyor ama kalbi henüz uyanmamış. Zevkine tam varamıyor ama Allah diyor, lâ ilâhe illallah diyor. Yine kazanır. Hatta daha müjdeli bir şey söyleyeyim, muhterem kardeşlerim! Zikir yapanların meclisine gelmiş oturmuş insan bile sevap kazanır. Mükâfât dağıtılırken Allah; "onlara da verin." diyor. Çünkü onların yanında oturdu. Zikredenlerin yanına postacı gelse; "Hocaefendinin zikri bitsin de şu kâğıdı imzalatayım, telgrafı verip gideyim." dese o yine ecir alır.

Humü'l-kavmü lâ yeşkâ bihim celîsühüm. "Onlar öyle mübarek insanlardır ki yanlarında olan insanlar mahrum kalmaz."

Ne sebeple gelirse gelsin, devecisi gelse o bile sevaba nâil olur. O bakımdan zikir çok kıymetlidir. Sen şimdi anlamazsan da yavaş yavaş anlarsın. Makine yavaş yavaş ısınır. Motor yavaş yavaş verimli ve güzel çalışmaya başlar. Sen çalışmaya devam et, hızını bulursun. İnsan ilk önce 10 kilometre ile giderken yavaş yavaş hızı yükselir.

Soru: Namazda ve diğer ibadetler esnasında elimde olmadan kafama, aklıma acayip vesveseler geliyor. Bu elimde olmadan oluyor. Bunlardan kurtulmak için ne yapmak lazım?

Cevap: Abdesti güzel almak lazım; çünkü şeytan o zaman yanına sokulamaz. Yapacağı ibadetin mânasını düşünerek, ona kendisini daha çok bağlayacak tedbirleri alarak öyle yapması lazım.

Namaz kılma hususunda Hâtem-i Esam Efendimiz'i hatırlayıverdim.

O namaza duracağı zaman ne yaparmış?

Kendi kendine ne dermiş? -Bak namazı nasıl kılıyor? Biz de kılıyoruz namazı ama o nasıl kılıyor?-

"Bu benim kıldığım namaz, son namazımdır. Azrail arkamda bekliyor." dermiş, bir.

Namaz bitti mi cellat boynuna kemendi geçirip onu asacak, Azrail göğsüne çömecek, canını alacak gibi. "Bu son namazım." dermiş. Son namazını insan nasıl kılarsa öyle kılmak için, bu bir.

Kendisini sırat köprüsü üstünde düşünürmüş. Karşısında Kâbe-i Müşerrefe'yi düşünürmüş. Daha daha nice şeyler düşünürmüş.

O mübarek neden bunları böyle düşünüyor?

Boş olan şey bir şey dolar. Kafayı boş bırakırsan vesvese dolar. Sen kendin güzel şeylerle doldurursan o zaman vesveseye düşmezsin. Kâbe'yi karşına getir, gözünün önüne getir. Allah'ın divanında olduğunu hatırla. Allah'ın divanında niçin el bağladığını düşün. Sübhânallah derken her türlü noksandan münezzeh olduğunu düşün. Elhamdülillah derken nimetlerini düşün. Ona hamd'i düşün. O zaman bunlar olmaz.

Soru: Özel sigortalar hakkında ne dersiniz? Caiz midir?

Cevap: Sigorta hakkında alimlerimizin kanaati müspet değildir. Mecburiyet yoksa yapmamak lazım. Çünkü birisi veriyor -herkes veriyor- birisi alıyor, ötekiler almıyor. Çeşitli sebeplerden uygun olmuyor.

Soru: Birileri bir şehirde şirket kurmak için hisse toplamışlar. İthalat ihracat yapmak istiyorlarmış. Şu anda o durumları yokmuş

Cevap: Allah hayırlı etsin. Memleketin içinde küçük bir şeyden başlasınlar. Yavaş yavaş büyür. İstişareyle yapınca her şey hayra gider.

İnsan Allah rızası için birisiyle arkadaş oldu mu Allah da onları sever ve onlara yardımcı olur.

Soru: Namazı kasten terk etmenin hükmü nedir? Terk eden kimse kâfir olur mu?

Cevap: Kasten terk etmek tabirini izah etmemiz lazım. Adam namazın farz olduğunu biliyor. Kılması lazım. Ama üşeniyor, tembellik ediyor, kılmıyor. Unutmuş değil, vakit birden geçivermiş değil; kılmadı işte. Suçlu, kabahatli olur, kâfir olmaz. Günahkâr olur ama kâfir olmaz.

"Namaz da neymiş canım? Ben böyle şeye inanmıyorum." derse kâfir olur. Hükmünü inkâr ederse kâfir olur.

Vazifesini yapamıyorsa ihmal ediyorsa günahkâr olur, ama dinden çıkmaz. Farz olduğunu biliyor ama yapamıyor nefsini yenemiyor.

Hadîs-i şerîfte geçtiğine göre biliyoruz ki Peygamber Efendimiz'in Miracında 50 vakit emrolunmuş. Musa aleyhisselam ile karşılaşınca onun tavsiyesi üzerine geri dönmüş; onar onar inmiş. Nihayet beş vakte kadar inmiş. Musa aleyhisselam ondan sonra yine;

"Bunu da yapamazlar." deyince;

"Artık utanıyorum Rabbim'den!" diye dönüp bir daha, "daha azalt" diye niyaz etmemiş.

Hadîs-i şerîfte böyle bir rivayet vardır:

"Allahu Teâlâ hazretleri; 'Benim huzurumda söz değişmez. 50 vakit emrettim, beş vakte indirdim. 50 vaktin sevabını vereceğim.' diyor." buyurmuş.

Vaadi böyledir. Beş vakit namazı ihlâs ile kılana 50 vakit sevap verilir. Bunu zaten başka ilâhî kanunlardan da biliyoruz.

el-Hasenetü bi-aşrı emsâlihâ. "En aşağı 10 misli ile mükâfâtlandırılır."

Bire on verildiğinden beşin on misli zaten 50 eder. Oradan da biliyoruz.

Peki, niye böyle gördü?

Allahu Teâlâ hazretleri böyle buyurmuş, böyle istemiş, 50 vakit emretmiş. Ondan sonra Musa aleyhisselam ile karşılaşılmış. Onu da biliyordu. Beş vakte indirilmiş. Onu da biliyordu. Bizler bu işin önemini bilelim; beş vaktin Allah'a ibadet etmek için güzel ve kâfi miktarda bir ibadet olmadığını bilelim. Aslında 50 vakit kılmamız lazım, hep kılmamız lazım.

50 vakit ne demek?

Bir gün içinde, 24 saatte, yani yarım saatte bir Allah'ın huzurunda olmamız lazım aslında. Bu onu remz ediyor. Aslında hep Allah'ın huzurunda olmamız lazım ama hadi bunun böyle olduğunu bilin.

"Sizin için beş vakit yapıyorum. Ama hiç olmazsa beş vakti bırakmayın." demektir.

İnsanoğlunun tabiatinde vardır. Doğrudan doğruya beş vakit dersen bu zamanın cahilleri gibi "Bir olsa olmaz mı?" diye pazarlığa kalkar. Ama bunun zaten pazarlığı yapılmış; 50'den beşe indirilmiş. "Artık bunun ikinci bir seçeneği olmadığı bilinsin." diye Allah böyle murad etmiş. Hikmeti var. Beş vaktin tamam olduğu anlaşılsın.

Soru: Bir hadîs-i şerîf var. "Allahu Teâlâ hazretleri ümmetimin kalbinden geçenleri affetmiştir. Bir insan bir kötülüğe niyet etse ama yapmasa ona günah yazılmaz. İyiliğe niyet edince sevap yazılır. Böyle olduğuna göre temennisine dikkat etsin. Temennisinden sevap veya günah kazanır." ne demek?

Cevap: İyi niyetinden sevap kazandığı muhakkaktır, şek şüphe yoktur. Ama kötü niyetinden dolayı kendisine bir takım zararlar geleceği de muhakkaktır. Eğer dil ile söylemiş ise o artık sadece içinde kalmamış oluyor. Dille söyleyince başkalarıyla da ilgili oluyor. O bakımdan doğrudur. Birbiriyle uygundur.

Soru: İlmî sahada az bir bilgiye sahip olan bir insan için temel olarak ne tür kitaplar okumasını tavsiye ederdiniz? Birkaç kitap ismi verebilir misiniz?

Cevap: Tabi.

Bir, Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın Kur'ân-ı Kerîm tefsirini Hak Dini Kur'an Dili kitabını bir okumalı.

Riyâzü's-sâlihîn'in şerhlerinden birini bitirmeli.

Buhârî'nin Tecrîdü's-sarîh'ini açıklamalarıyla bir bitirmeli.

Sübülü's-selâm, Selâmet Yolları isimli eseri "dört ciltlik, Sönmez Yayınları'ndan- onları bir bitirmeli.

Ondan sonra Tasavvufî kitaplardan İhyâu ulûm'u bitirmeli.

İmam Kuşeyrî'nin er-Risale'sini bitirmeli. Onları bitirdikten sonra yine gelsin, yine sorsun.

Soru: İşçi ve memurlardan zorunlu tasarruf alınıyor, faiz veriliyor. Faiz mi değil mi? Kullanılır mı kullanılamaz mı? Nasıl değerlendirilecek?

Cevap: Adı ne?

Faiz.

O halde faizdir. Faiz değilse bile bir borcun üstüne eklenerek geri verilen şey onun faizi olur. Para vermese elma verse bile faiz olur. Büyüklerimiz; "Faiz olmasın." diye "Kapısından istifade etmiş olmasın." diye alacaklısının kapısında, gölgesinde bile durmamış. Faiz olur. Onun kendi lehine kullanamaz, bir hayır yerine verir.

Soru: Muska ve büyüye karşı nasıl korunmalıyız?

Cevap: Allah'a sığınarak, abdestli olarak ve Kulhuvallah, Kuleûzübirabbilfelak, Kuleûzübirabbinnas -Muavvizeteyn- sûrelerini okuyarak korunursunuz.

Soru: Hasta bir müslüman, hastalıktan kurtulursa oruç tutacağını adamış. Kurtuluyor ama oruç tutacak gücü yok. Ama orucun fidyesini verecek durumda.

Cevap: Oruç tutamıyorsa "Yâ Rabbi! Ben oruç tutmaya niyet etmiştim ama sıhhatim oruç tutmaya müsait değil. Bunun fidyesini veriyorum." der, olur.

Soru: Çalışırken veya meşgulken ezbere sûre veya âyet okumak caiz midir?

Cevap: Caizdir. Âşikâre veya gizli okuyabilir. Eliyle iş yapıyor, Yâsîn sûresini okuyor. Mümkün, caizdir. Âyet okuyor, zikir yapıyor. Mümkündür, caizdir, sevaplıdır.

Soru: Sabah namazına kalkmanın reçetesi var mıdır?

Cevap: Vardır. Akşam abdestli yatmak, bir. İkincisi de, yatarken duası vardır.

Allâhümme eykıznî bi-ehabbi's-sâati ileyke ve'stağniyyi bi-ehabbi a'mâli ledeyke diye çok güzel bir duası vardır. Tesiri mücerrebtir, tecrübe edilmiştir. Bunu okur; akşam yatarken abdestli yatar.

Tabi lokmasının helal olmasına dikkat edecek. Edebe dikkat edecek. Akşam sohbetinde edepsizlik yapar, Allah ceza olarak sabah camiye getirtmez. Hocasının sözünü dinlemez, "gitme" dediği yere gider, sabahleyin camiye gelemez. Edebe riayet edecek. Helal lokmaya dikkat edecek. Akşam yatarken abdestli yatacak. Bu duayı okursa tecrübe edilmiş tesiri vardır.

Soru: Günümün 24 saatini Allah'ın rızasına en uygun şekilde nasıl geçirebilirim?

Cevap: Bu konuda kitaplar vardır. "Sabah kalkacak, ne yapacak? Sonra ne yapacak? Sonra ne yapacak?" diye bildirilir. İmâm-ı Gazzâlî'nin kitabı vardır. Orada derli toplu anlatılmıştır. İhyâ'da anlatılmıştır. Buradan okunabilir.

Soru: Büyüye karşı çare nedir?

Cevap: Kulhuvallah, Kuleûzubirabbilfelak, Kuleûzubirabbinnas –muavvizeteyn- sûreleri büyünün bozulması için çaredir. Yapılmış büyüyü bozmak için onları oku.

Soru: Uzun zamandır mücadele ediyorum. Anam babam hepimiz iyi bir aileyiz. Televizyon alsam mı almasam mı? Ne yapmam uygun olur?

Cevap: Alırsan vakitlerin telef olur. Televizyon "telefisyon makinesidir." "Vakitleri telef etme" makinesidir. Televizyonu alırsan vaktin telef olacak, muhakkak. Telef makinesi almış oluyorsun. Bir tarafına zaman verirsin; öbür tarafından zamanlar toz olur, duman olur gider. Eğer ilim irfan öğrenmek istiyorsan eve televizyon almayacaksın. Radyo bile almayacaksın ki başın dinç olsun. Kur'an öğreneceksin, ilim öğreneceksin, ilerleyeceksin. Yoksa "Şu haberde ne var? Bu programda ne var? Bu reklamda ne var?" derken aziz ömür geçer gider. Almamanı tavsiye ederim.

Soru: "Başarının Prensipleri" kitabını okudum, beğendim ama uygulamakta zorluk çekiyorum. Bunları uygulamanın kolay yolu nedir?

Cevap: Tabi insanın bir çevresi vardır; arkadaşları, evi, evinin şartları vardır. Onların içinden kolay sıyrılamıyor. Yeni bir çevre, kendisine uygun bir çevre hazırlamaya güç yetiremiyor. İyi arkadaşlar edinmeli, çalışmalı. Yavaş yavaş düzelir, birden düzelmez. Geminin dümenini kırdığın zaman gemi birden 90 derece dönmez. Bir taraftan gider bir taraftan yavaş yavaş döner. O metotlu çalışmaya azmetti mi yavaş yavaş olacak. Azmini kırmasın, çalışmasını eksiltmesin, devam etsin.

Soru: Hanefî mezhebinde çorapsız namaz kılmanın hükmü nedir?

Cevap: Hiçbir mahzuru yoktur. Hatta çorabın kirliyse çorapsız kılmak daha iyidir. Kokuyorsa "başkalarına ezâ cefâ vermesin" diye, çıkarmak daha iyidir. Şâfiîlerde de "çıplak kılmak iyidir" diye biliyoruz. Ama bizde hürmet nişânesi giyinmek kuşanmak olduğundan huzû ziyneteküm inde'l-mescid. "Mescide gittiğiniz zaman ziynetlerinizi takının, güzel giyinin." dendiğinden mescide mümkün olduğu kadar derbeder olmayan bir kılık kıyafetle, derli toplu gelmeye çalışmak lazım. Seni seyreden, sana bakan insanlarda senin hakkında nasıl bir intiba uyanıyor? O önemli.

Dikkat etmeli, derbeder çıkmamalı. Ben bir keresinde "Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyyesidir." diye siyah sarık sardım, çıktım. Bir keresinde aldırmadım, parke giydim. Baktım millet bayağı etkileniyor, ters etkileniyor. Dikkat etmek lazım. Kapıya birisi gelmiş, Peygamber Efendimiz bakraçtaki sudan saçını, sakalını düzeltmiş. Hz. Âişe validemiz "Sen de mi yâ Resûlallah?" diyor. Karşıdaki insana derbeder görünmemek de önemli oluyor. Bunlara dikkat etmek lazım.

Soru: İzcilik için ne buyurursunuz?

Cevap: Bu bir bilgidir. Dağda, bayırda, kırda, tabiat şartları altında, yoksulluk içinde insan nasıl hareket edecek? Nasıl düzenli hareket edecek? Bir de bir disiplin, düzen, ast üst, emir komuta zincirine alışmak çalışmasıdır. Bizim bulduğumuz bir şey değildir. İngilizler'den birisi bulmuştur. Gençleri hayra kanalize etmek için, kendi istediği istikamete kanalize etmek için bulunmuş bir uygulamadır. Gençleri bir disiplin altında tutuyorlar. Çalışıyorlar. Onlar bütün halk tabakalarını, her yaştan insanı oyalayacak bir sosyal meşgale bulurlar. Almanya'da, Avustralya'da, İngiltere'de, Amerika'da benim gördüğüm budur. İbret almak lazım. Onların müesseselerini taklit etmememiz daha uygun olur. Şahsen ben onların müesseselerini taklit etmemeyi tercih ederim. Hadîs-i şerîflerden, âyet-i kerîmelerden, bizim kendi prensiplerimizden, kendi sistemlerimizi kurmamız ve o yolda çalışmamız lazım.

"Anneler gününde annene hediye ver!"

Bugün vermiyorum. Var mı bir diyeceğin?

"Babalar gününde babana hediye ver."

Kim söylemiş?

UNESCO söylemiş.

Başına çalınsın. Ben başka gün vereceğim. O zaman vermem.

Neden?

Ben onlara tâbi değilim. Ben annemi babamı çok severim. Mevlid günü veririm. Giderim kandil günü veririm. Cuma günü giderim, elini öperim.

Neden?

Benim sistemim başka. Müslüman başkasını taklit etmez. Müslüman kendi öz müessesesinde çalışma yapar. Onun için gençleri meşgul edecek bir müessese kurmamız lazım. Kuralım, tamam. Ama başkalarının taklidi değil.

Bizim millet "Hadi sanayiciler Rotary kulübe girsin. Esnaf Lions kulübe girsin. Ötekiler şöyle yapsın böyle yapsın." düşüncesinde. Avrupa'da, Amerika'da İngiltere'de ne kadar şey varsa hepsi aynen burada var.

Olmaz ki uymaz ki! Başkasının elbisesi benim sırtıma gelmez! Adamın zevki başka, keyfi başka.

Gidip bir yabancının yaptığını ne diye taklit edeyim?

Benim kendi öz hayır müesseselerim yok mu?

Vakıflarım var. Niye benim kardeşim bir başka yere girsin. Başka bir organizasyona girsin.

"Efendim hayır müessesidir."

Canım, hayır müessesesiyse gel sen İslâmî müesseseye hayrını yap, o müessese şan kazansın. Ormanda ağaç dikmek sevapsa "Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerifidir." diye, dik. "Falanca kulübün üyesiyim." diye dikme.

Ne diye ona prim kazandırıyorsun?

Ne diye gidip İngiliz'e Amerikalı'ya tâbi oluyorsun?

Üstelik onların başka maksatları da var. Onun için biz kendi organizasyonlarımızı kuracağız. Müstakil, bize mahsus.

Biz müslümanız. Biz içki içmeyiz, namaz vakti geldi mi başka işle meşgul olmayız. Kumar oynamayız. Vakti telef etmeyiz. Tavla oynamayız. İskambil oynamayız. Sigara içmeyiz. Bizim kendi dünyamızda, kendi organizasyonlarımızı, sosyal müesseselerimizi kurmamız lazım. Eğer bir yerimiz kurulacaksa bizim yerimiz sandalyeli, masalı olmaz. Sedirli olur. Bir köşesi mihraplı olur. Vakitleri belli olur. Yapacağımız işler ona göre olur. Onun için böyle "izcilik gözcülük" değil de kendi öz çalışmalarımızı uygulamalıyız.

Ama okulda vesairede böyle şeyler yapıyorlar, bu disipline alıştırıyorlar. Ondan sonra beynelmilel kardeşlik adına birbirleriyle tanıştırıyorlar. İngilizler boys camplarıyla bizdeki izciler tanışıyor. Ondan sonra büyüyünce de onu Mason kulübüne vesaire alıyorlar.

"Beynelmilel kardeşlik" diyor. Ama şimdi borusunu öttürüyor. Çifte standart uyguluyor. Kendi işi olduğu zaman sen yapıyorsun, tamam. Senin işin olduğu zaman o senin işini yapmıyor. Azerbaycan'da Ermeniler ilerlerken ses çıkmıyor. Azerî kardeşlerimiz biraz güç kuvvet toplayıp onlara karşı hareket yapınca Birleşmiş Milletler harekete geçiyor, Amerika harekete geçiyor. Bosna Hersek'te kan gövdeyi götürüyor, minareler yıkılıyor; kimseden ses seda çıkmıyor. Ama Türkiye'ye bir afyonkeş İngiliz gelse "Üstünde afyon bulundu." diye hapse tıkılsa kıyametler kopuyor.

Çifte standart!

Onlara kanmamak, prim vermemek lazım.

Soru: Ben Hanefî mezhebindenim. Dişlerimde dolgu var. Bu nedenle boy abdesti alırken Şâfiî mezhebini taklit etmem gerekir mi? Gerekirse sadece boy abdestinde mi yoksa bununla birlikte normal abdest ve namazda da taklit etmem gerekir mi?

Cevap: Hiçbir şey gerekmez. Hanefî mezhebinde dolgu caizdir. Herhangi bir şeye lüzum yoktur. Normal olarak abdestini alırsın. Normal olarak Hanefî usulüne göre namazını kılarsın. Guslünü de ona göre alırsın.

Soru: Dökülen saçları tedavi amacıyla rengine veya farklı renge boyamak caiz midir? Kına yakmak caiz midir?

Cevap: Tedavi için caizdir. Sakalları vesaire kınalamak hadîs-i şerifte de vardır.

Soru: Hastalığım var, tedavi olacağım. Dualarınızı istiyorum.

Cevap: Bütün hastalarımıza Allah şifalar ihsan eylesin.

Soru: Matbaada gayr-i İslâmî düğünlerin davetiyesini basmak caiz midir?

Cevap: Bir düğün davetiyetisidir, mahzuru yok.

Soru: Fotokopide uygun olmayan kâğıtların kopyası çekilebilir mi?

Cevap: Şerre vesile olacaksa mümkünse yapmamak lazım.

Soru: Keşfü'l-Hafâ'daki Nur-u Muhammedî hadisi

Cevap: Keşfü'l-Hafâ zaten bunun ne olduğunu anlatan bir kitap. Onu orada yerini biliyor. Oradaki hükmü de alabilir.

Soru: Size intisab ettim ama şöyle şöyle durumlar var. Şöyle şöyle çalışmalar yapıyorum. Biraz sıkıntılarım var.

Cevap: İntisab "bağlılık" demek. "Söz vermek" demek. "Ahid" demek. İnsanın o ahdine vefa göstermesi, sadâkat göstermesi lazım. Herhangi bir yer hakkında herhangi bir söz söylemek istemiyoruz; fakat insanın verdiği söz önemli ve bir de mukayeseleri yaparken farkları iyi fark etmek lazım.

Allah hepinizden razı olsun.

Sayfa Başı