M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (130)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Bazı üniversiteli kız kardeşler paltolarının altlarına pantolon giymektedirler. Bunun hükmü ve meşruiyeti hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Cevap: Mantonun, paltonun altına pantolon giymeleri iyidir. Ama bir şey olmadan pantolon giyerse o iyi olmuyor. Mantonun, paltonun altına giymeleri tesettürlerini daha güzel sağladığı için uygun ve muvafık bir şeydir. Peygamber Efendimiz; "Allah şalvar giyenlere lütfeylesin, rahmet eylesin." diye dua etmiş. O zaman böyle giyimli pantolon giyilmeyip insanlar peştamal gibi sarındığından; terzi dikiş az olduğundan, öyle gezdiklerinden içlerinde bu işi sağlayıp da biçilmiş don giyebilenini dua ile takviye eylemiş. Demek ki bizde iyi korunmayı sağlayacak böyle bir şeyi giyersek uygun olur. Çünkü onu giymediği zaman Allah saklasın ayağı kaysa eteği açılsa o zaman görünmeyecek yerleri görünebileceğinden pantolon giyse daha iyidir. Müsterih olarak rahat rahat giysinler. Ama üstüne bir bluz giyiyor, daracık. Göğüs meydanda, kalça meydanda, bel meydanda. Altına da bir pantolon giyiyor; patlıcan gibi her tarafı sımsıkı. Veyahut biber gibi. O zaman olmuyor.

Neden olmuyor?

Kalın kumaş da olsa olmaz; vücudunun hatları belli olduğu için olmuyor. Üstüne etek giyildiğinde olur.

Soru: Saç uzatmanın dinimizde hükmü nedir? Bir rivayete göre uzun saç sünnetmiş; bu doğru mu? Saçın uzunluğu en çok ne kadar olmalı?

Cevap: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri saçını bazı kereler uzatırdı. Kulakları hizasına kadar uzadığı olurdu. Saç uzun olabiliyor. Bazen de usturayla kestirirdi. İkisi de mümkün. Temizlik bakımından kestirmek, üşümemek bakımından uzatmak olabilir. Eskiden Acemlere benzer şekilde saçlarını tepelerinde bırakırlarmış, etrafını usturalarlarmış. Böyle öbek öbek, bölüm bölüm. Peygamber Efendimiz onu yasaklamış. Ya kesecek ya bırakacak. Yarısını kesip yarısını bırakmak tarzına razı olmamış. Uzun saç olabilir. Çok fazla uzun olmayacak. Avrupa da gördüm. Bizim kardeşlerimizden birisinin çocuğu; arkadan kız sanacak kadar saçını uzatmış. Olmaz! Bizim dinimizde erkeklerin kızlara benzemesi, kızların erkeklere benzemesi çok kötüdür, yasaktır ve "Allah lanet eder." diye hadîs-i şerîflerde geçiyor. Mesela ondan dolayı sakalını bıyığını tıraş etmek uygun olmuyor. Çünkü o zaman yüzü kıza benziyor. Kızın da erkeklere benzeyecek bir tavırda olması uygun olmuyor. Tesettüre dikkat etmesi, farkı ortaya koyması lazım. Saçın aşırı uzun olmaması lazım geliyor. Kulak hizası kadar olabilir. Kesilme tarzı da olabilir.

Soru: Hocam, münafıklara "sayın, beyefendi, hanımefendi" demek bir sakınca teşkil eder mi? Ağzımızda dolgu kaplamanın abdestimize bir zararı var mıdır?

Cevap: Münafıklara seyyit, efendi vesaire denmeyeceği hadîs-i şerîfte geçiyor. Ama bugün çevremizde bir çok insan var, ne olduğunu bilmiyoruz. Hüsn ü zan ederiz, kibarca davranırız. Kötü hâli alenen bilinen kimseye iltifat etmemek gerektiği hadîs-i şerîften anlaşıldığından hatta ona kusurunu söyleyip de vazgeçmesini sağlamak gerektiğinden olmaz. Ama bilmediği kimseye insanın hüsn ü zan etmesi uygun olur. "Belki benim bilmediğim gizli, güzel huyları vardır, ibadetleri vardır; ben geceleyin yanında değilim ki. Belki gece uyumamış, nice ibadetler etmiştir." diye hüsn ü zan etmek iyi. Aşikâre kötü bir hâlini görmedikçe insanları iyi sanmak, iyi farz etmek uygun olur.

Ağızda dolgu ve kaplama abdeste zarar vermez. Bizim mezhebimizde, Hanefî mezhebinde de zarar vermez. O bakımdan diş tamiri, tedavisi yapılabilir. Sahabe-i kiramdan dişlerini altın kaplatanlar oluyordu, mahsuru yoktur; o zaman abdest almak da gerekmiyor.

Soru: Rabıtadan sonra gözü açık şekilde zikir yapmanın mahzuru var mı?

Cevap: Yoktur.

Soru: Dolaşarak ders yapılabilir mi?

Cevap: Durumuna göre; acelesi olduğu zaman, başka bir vakit yapamayacağı zaman her halükârda zikir yapılabileceğini Kur'ân-ı Kerîm bildiriyor. Ayakta, otururken, yatarken zikir olabilir, müsaade vardır, geniştir. Ama şöyle bir serbest zamanı olsa, kıbleye dönüp otursa, usulüyle tam yapsa feyzi daha çok olur; hepsinden sevap alır.

Soru: Bir hadîs-i şerifte; "Yeryüzünde 'Allah' diyen bir kişi bulundukça kıyamet kopmaz." deniliyor. Başka hadîs-i şerîflerde de kıyamete kadar hak yol üzere bulunan bir zümrenin mevcut olacağı bildiriliyor; bu nasıldır?

Cevap: Allahu Teâlâ hazretleri, hükmü dünyanın umumi hâline göre verir. Ve iyi kulların canını en sonunda alır. Hakikaten "Allah" diyen hiç insan kalmaz. Ama o an gelinceye kadar Allah'ın yine dünya üzerinde hakkı tutan, hakkı destekleyen, hak yolda feragatle çalışan has kulları daima mevcut olacak. Her devirde mevcut olacak.

Soru: Bir erkek ailesine cemaatle nafile namaz kıldırabilir mi?

Cevap: Kıldırabilir. Mesela tesbih namazı kıldırabilir.

Soru: Hocam bize metot tarif edin, Arapça'yı öğrenelim.

Cevap: O metodu ben zihnimde saklıyorum, mecmualarda neşredeceğim. İnşaallah hepiniz kolayca okuyacaksınız ve Arapça'yı öğreneceksiniz. Söylersem başkası kapar. Ben de başkasına kaptırmak istemiyorum.

Soru: Kaplama dişin Hanefî Mezhebine göre gusüldeki hükmü nedir?

Cevap: Mahzuru yoktur. Gusüle mâni olmaz. Yapılabilir.

Soru: Diğer mezheplerden yardım almak gerekirse bu nasıl olmalıdır?

Cevap: Başka mezhepten yardım almaya lüzum yoktur. Bir iş zorlaştığı zaman zaten insanın kendi mezhebinde müsaade tarafı açılır; başka mezhebe müracaat etmeye lüzum kalmaz.

Soru: Semtimizde bulunan şuurlanmamış bazı gençleri kendi safımıza çekmek için iyi bir niyetle bir kulüp açıp buraya satranç takımları, bilardo gibi onları köşe başlarından çekecek oyunlar koymayı düşünüyoruz. Bu yaptığımız iş caiz midir? Satranç ve bilardo hakkında dinimiz ne buyurmaktadır?

Cevap: Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîflerde yasaklamıştır. Böyle bir şey yapmak uygun olmaz. Hadîs-i şerîfte geçer. "Satranç oynamak" diye tasrih edilmiş, açıkça beyan edilmiştir ki uygun değildir. Çekecekse oraya mesela bir bilgisayar koyup "Bilgisayar eğitimi yapıyorum veya lisan eğitimi yapıyorum veya başka şey yapıyorum." diye başka bir şeyle çeksin. Öteki insanları çekmek için doğru olmayan bir şeyi oraya koyup da dinimizden taviz vermesi olmaz.

Soru: "Cuma günleri tırnak kesmek, fakirliğe dalâlettir." diyorlar, doğru mudur? Bilgi verir misiniz? Kolonya kullanmak caiz midir? Misafire kolonya dökmekte bir vebal var mıdır?

Cevap: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hz. Ali Efendimiz'e hitabında; perşembe gününden cuma temizlikleri hazırlıklarını yapmayı; mümkünse tırnağı kesmeyi, kılları izale etmeyi, gusül abdestini de Cuma günü almayı tavsiye etmiştir. Normal şekil bu. Ama bir insan herhangi bir şekilde cuma gününe erişti. Perşembeden kesemedi; yolcuydu, tırnağı yoktu. Cuma gününe geldi, tırnakları kocaman. Cuma günü kesmek de doğru değil. Şimdi ben ne yapacağım? Camiye kazma gibi tırnakla mı gidecek? Gitmeyecek. Cuma günü de kesebilir, bir mahzuru yoktur.

Temizliktir, mahzuru yoktur. Normal şartlar altında; "Hangi gün keseyim?" derse cumadan evvelki bir günde keser. Ama herhangi bir şekilde cumaya kalmışsa mahzuru yoktur; birisi bu. Misafire kolonya hakkında ihtilaf vardır. Kolonyanın içinde alkol olduğu için "O alkol necistir." diyen alimlere göre kullanmak ihtiyata uygun olmuyor. Necaset sürülmüş oluyor, necislik elbiseye geçmiş oluyor. Fakat caizdir; çünkü doğrudan doğruya alkolün, içkinin, hamr'ın kendisi değildir. Hamr'da da bulunan bir kimyevî maddedir. "Bizzat kendisi olmadığından ve başka bir maksatla kullanılan ve içilmeyen bir şey olduğundan uygundur, mahzuru yoktur." diyen de vardır. Onlara göre kullanılabiliyor, misafire de ikram edilebiliyor. İnsan ihtiyaten, mümkünse kullanmaz. Esans şişelerinden ikram eder, gül yağı ikram eder. Ama madem böyle bir müsaade vardır gibi bir ruhsat tarafı da oluyor. Kullananları da pek aşırı suçlamamak lazım. İhtiyata uygun olan mümkünse kullanmamaktır. Diyanet İşleri'nde sorulduğu zaman "Kullanılabilir." diye fetva vermiş ama ihtiyaten, takvâ cihetiyle kullanılmasa daha iyi olur.

Soru: Tatilde köyümüze gittiğimiz zaman neler yapmamızı tavsiye edersiniz?

Cevap: İki çeşit çalışma yaparsınız. Bir; tatil zamanınız olduğu için zamanınızı dini bilgileri öğrenmekle, ibadet yapmakla değerlendirirsiniz. İkincisi; şehirden köye gitmiş bir münevver kimse olmanız dolayısıyla oradaki insanlara faydalı olmaya çalışırsınız. Kur'ân-ı Kerîm'den; bir meal kitabından, bir tefsir kitabından bir iki âyeti kerîme okuyup hadîs-i şerîflerden birkaç tane tatlı tatlı anlatmak suretiyle muhtelif toplantı yerlerinde dinimizin emirlerini öğretebilirsiniz. Evinizde toplantılar yapabilirsiniz. Arkadaşları çağırırsınız. Belli kitapları okumak, onların sorularını cevaplandırmak tarzında iyi olur. Bir, şahsi gelişmeniz için hizmet; bir de köylünüzün faydalanacağı hizmetler yapmanız uygun olur.

Soru: Hocam, Veysel Karânî hazretleri, çok istemesine rağmen, Peygamber Efendimiz'in aşkıyla yanmasına rağmen Peygamber Efendimiz'i dünya gözüyle göremedi. Peygamber Efendimiz'i görüp onun sohbetine katılan zâtlara "sahabi" diyoruz. Veysel Karânî hazretlerine Peygamber Efendimiz'i dünya gözüyle görmek nasip olmadığı için ona "tâbiîn" diyebilir miyiz? Söylemekte bir mahzur var mıdır?

Cevap: Zaten kendisi tâbiînden. Söylemekte mahzur yok. Tâbiînden. Peygamber Efendimiz'i bizzat dünyadayken hayattayken görmemiş olan, sahabeye yetişmiş olan kimselere "tâbiîn" diyoruz. Onlara yetişmiş kimselere de "tebe-i tâbiîn" diyoruz. O bakımdan "Veysel Karânî hazretleri tâbiîndendir." demekte bir mahzur yoktur; doğru.

Soru: Süper emekli olmanın mahzuru var mı?

Cevap: Süper emekliliği arkadaşlarımıza sorduk. İncelediler, baktılar, mahzurlu gördüler. Şu anda tam olarak detayını anlatamayacağım. Süper emekliliğin ahkâmı nedir; pek iyi bilmiyorum.

Sayfa Başı