M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (127)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Gittiğimiz misafirlikte herhangi bir kasaptan alınmış et ikrâm ediyorlar. Bu etleri yiyebilir miyiz? Herhangi bir kasaptan et alıp yiyebilir miyiz?

Beldemiz İslâm beldesi olarak mâruftur. Etler Et-Balık kurumunun kontrolünden geçerek kesiliyor. Et-Balık kurumu ilgililerinden de müteaddit defalar duyduğumuza göre kasaplar besmele çekiyorlar. Onun için bizim beldemizde Et-Balık kurumu kontrollü etler rahatlıkla yenilebilir. Ama kaçak etlerse ona bir şey diyemiyoruz. Kesenin aklına, fikrine, ilmine, irfânına, imanına kalmış oluyor. Tabii güvenilir insanlardan et almak daha uygun olur.

İnsan herhangi bir şekilde bir kasaptan et alabilir mi?

Hüsnü zan ederek, memleketin ekseri sağlam olduğundan alınabilir. İhtiyaten besmele çekip öyle yersiniz, olur.

Dernek ve vakıf kurmanın faydası nedir?

Dernek ve vakıf kurmanın sosyal hizmetleri güzel yapmak bakımından çok büyük faydaları vardır. Onun için biz sizi güzel gayelerinizi tahakkuk ettirmek bakımından böyle çalışmalar yapmaya hararetle teşvik ediyoruz. Hocamız rahmetullâhi aleyh de bizim Hakyol Vakfını kendisi emretmişti, o kurdurmuştu. Bizden önceki büyüklerimiz de çeşit çeşit vakıflar kurmuşlar, hayrât u hasenât bırakmışlar. İslâm'da vakfın sevabı hakkında çok rivayetler var. Onun için vakıf kurmak da sevaptır. Hayırlı gayeleri tahakkuk ettirmek için el birliğini sağlayan o iş birliği de ayrıca sevaptır. Tek başına yapacağı [işi] beraberce yapmak da sevaptır. Dernek kurmak da sevaptır.

Müslüman şimdi sosyal hayatı bilmiyor, içine kapalı. Biz de bu cemiyetin içinden yetişmiş insanlar olarak, biraz da mürekkep yalamış, üniversite hocalığı yapmış kimseleriz, bir sosyal eksikliğimiz olduğunu biliyoruz. İstiyoruz ki müslüman, Müslümanlığın sadece camiye gidip gelmekten ibaret olmadığını öğrensin, sosyal çalışmalara girişsin. Sosyal çalışmaları kendisi güzel yapamıyor. O zaman derneklere katılsın, güzel yapandan yavaş yavaş öğrenir diye dernek kuruyoruz.

Demek ki eskilerin tecrübelerinden faydalanılmasına, yenilerin güzelce ibadet ve hayrât u hasenâtı yapmasını öğrenmesine, bir de el birliği ile olduğundan daha büyük çapta hayırlar yapmasına vesile olduğundan dernek kurmak çok faydalı, çok güzel bir şeydir. Tavsiye ederim.

Kadın dernekleri kurun, kadınlar çalışsın, hayırlı çalışmalar yapsın. Erkek dernekleri kurun. Çeşitli cami yaptırma, çevre derneği, hayır hasenât, kültür derneği, eğitim öğretim müesseseleri... Bunların hepsinin faydası vardır.

Asra göre İslâmî hizmetler değişiklik gösterir. Bu asrın, bu devletin, bu devrenin, bu bölgenin hizmet şekli budur. Bunlar da güzel olur, daha fazla olur. Büyükler; "Bir elin nesi var? İki elin sesi var." demişler. İki eli birbirine çırptın mı hiç olmazsa bir ses çıkar. Bir elin nesi var; kıymeti yok. Demek ki bir kişinin yapacağı şey mahduttur, iki kişinin, üç kişinin, beş kişinin yapacağı daha fazladır. Onun için namazlar bile daha çok sevaplı oluyor. Tek başına namaz kılıyorsun, bir sevap alıyorsun; cemaatle namaz kılıyorsun, 27 kat sevap alıyorsun. Camideki cemaatin sayısı arttıkça Allah sevabı arttırıyor. Bunlar birliğe beraberliğe teşvik içindir.

O bakımdan sosyal hayata girin. Sosyal çalışmalara katılın. Kıyıda köşede iş bilmez, cemiyet hayatına katılmaz, hıristiyan ruhbanların cemiyeti terk eden kaçkınları gibi olmayın. İslâm'ın ruhbanlığı cihattır; her çeşit sahada İslâm'ın gelişmesi için cehd etmektir. Bunu yeni nesil daha iyi anlar. Eskilerin de tecrübeleri çoktur. Eskilerle yeniler iş birliği ile hayırları yapsın.

Sabretmemekten kasıt sadece âsîce söylenen sözler ve hareketler midir, yoksa kişinin başından geçen olay veya haksızlık durumu çevresindekilere anlatması da sabretmemek anlamına gelir mi?

Evet, söylendiği zaman da sevabı kaçıyor. Mümkün olduğu kadar söylemeyecek. "Başına bir bela geldiği zaman beni etrafındakilere şikâyet etmesin." diye de hadîs-i kudsî var. Söylememek sevabı çoğaltıyor, söylemek sevabı azaltıyor. Sabrın bir [çeşidi de] başına gelen olayları etrafına söylememek.

Sabır nereye kadar? Size bir adam hakaret ediyor ve siz de kendinizi müdafaa ediyorsunuz. Bu da yanlış mıdır? Her türlü hakarete de sabır gerekir mi?

Tabii bu işin nereye varacağını düşünerek ona göre tavır takınmak lazım. Pespâye insana uymamak, cevap vermemek, gitmek, ve a'rid ani'l-câhilîn âyetine uymak [lazım.] O söylediğiyle kalsın, cevap bile vermezsin; melek senin nâmına cevap verir, daha iyi olur. Ama bazen yalan yanlış ve aksi ters bir şeyler söylerler, başkaları da dinliyor olur, şaşırır. O zaman da doğruyu söyleyip gerçeği ifade etmek, uygun bir tarzda söylemek gerekiyor. O zaman belki hakkın söyleneceği yerde hakkı söylememek büyük suç oluyor. "Yok, senin söylediğin gibi değil, o işin aslı böyledir." demek gerekiyor. Bir de eğer günah sözü söyleyen ve işi yapan kimseyi susturmaya senin gücün yeterse, mesela gıybet ediyor, susturabileceksen "Yapma bunu, gıybettir, günahtır." diye susturacaksın ve o meclisten kalkacaksın. Yani kötülüğe de mâni olmak gerekiyor, muhterem kardeşlerim.

Rical seviyesi yani gerçek adam olmak seviyesinden maksat nedir? Bir derviş böyle demiş, sebebi nedir? Özellikle sizden bunun mânasını yazmanızı istiyorum.

Ricâl, Arapça'da "adamlar" demek. Racul, "adam" demek; ricâl, "adamlar" demek. Ama adamlık sıradan adamlık değil, ricâlullah yani "Allahu Teâlâ hazretlerinin erenlerinden olmak, Allah ehli, ehlullah, evliyâullahtan olmak" demek.

Ricâlullahın, Allah ehli evliyâullahın kademeleri vardır. Hani hep duyuyorsunuz; kutb-u âzâm, gavs-ı âzâm, üçler, yediler, kırklar diye onların her birisinin mertebeleri, seviyeleri ve teşkilâtı olmuş oluyor. İmam Suyûtî hazretleri bu hususta kitap da yazmış. Bazı kitaplarda bu hususta teferruatlı bilgi de bulmak mümkün oluyor, tasavvuf kitaplarında yazılmış oluyor.

O seviyeye gelmenin yolu tasavvuftur. Tasavvufî çalışmalardaki ihlâs derecesine göre o dereceler kendisine Allah tarafından verilir. Tasavvufî [çalışma olarak] nefsi terbiye etmek, Allah rızasını kazanma yolunda çalıştıkça Allah o dereceleri kullarına ihsan eder.

Ama ille istemekle de olmaz. Bazen bir insan 70 yıl bir kapıda duruyor da hiçbir şey alamıyor. 40 yıl çalışıyor da hiçbir şey alamıyor. Üç tane dört tane şeyhin yanında bulunuyor da tasavvufun 't'sini öğrenemiyor. Allah'ın hikmeti... Kabiliyeti yok veya bir kusuru var... Veya el-ucubu hicâbu't-tevfîk denmiş; insan ucublu kibirli olursa o zaman ucubu tevfikât-ı samedâniyyeyi engelliyor, gerçeği görmesi mümkün olmuyor. Bu gibi sebepler olabiliyor. Bazısı alamıyor. Bazısı da kabiliyetsiz oluyor. Bazısı da bir çıkıyor bir düşüyor, bir sevap işliyor bir günah işliyor, biraz kazanıyor kaybediyor... Güzel huyları alamamış, kötü huyları atamamış... Mesala hasetçi; bu taraftan sevap kazanıyor kazanıyor, haseti onu yakıp bitiriyor, kibiri [öyle] yapıyor... Kötü huylar mâni oluyor.

Demek ki kötü huylardan kendisini sıyırması lazım. Allahu Teâlâ hazretlerinin sevdiği işleri yapar bir insan hâline gelmesi lazım. Takvâya çok riayet etmesi lazım. Günahlardan ve haramlardan kaçınmaya çok dikkat etmesi lazım. Böyle yaptığı zaman; ibadetleri, vazifelerini yapıp günahlardan kaçınıp ahlâkını tasfiye ettiği zaman kendisine mânevî mertebeler birer birer açılır. Derecesine göre, kabiliyeti, gayreti, himmeti nispetinde mesafe alır, bir dereceye gelir.

Allah hayırlısıyla nasip eylesin.

Hanımların muayyen günlerinde zikir, rabıta yapmaları câiz midir?

Câizdir. Muayyen günlerden maksat, "aybaşı" demek istiyor.

Âdet gördükleri, namaz kılamadıkları, oruç tutamadıkları zaman kadınlar zikir yapar mı?

Yaparlar.

Râbıta yaparlar mı?

Yaparlar.

Ne yapamazlar?

Kur'an okuyamazlar. Mesela Kulhüvallah'ı okuyamaz, Kur'ân-ı Kerîm sûresi olduğundan. Ama lâ ilâhe illallah, estağfirullah diyebilir, salavât-ı şerîfe getirebilir, Allah Allah diye zikir yapabilir. Sadece Kur'an okuyamaz. Âdet zamanlarında namaz kılamıyor, camiye giremiyor. Öteki [vazifeleri] yapabilir, muhterem kardeşlerim.

Sübhanallah, elhamdülillah, lâ ilâhe illallah ve diğer tesbihleri çekebilir mi?

Zikirlerin hepsini çekebilir. Salavâtların hepsini yapabilir. Yıkanıncaya kadar sadece Kur'an okuyamaz, Kur'an'ı tutamaz, namaz kılamaz, camiye giremez.

Başı kapalı olan kadın saçını kesip kısaltabilir mi?

Kısaltabilir. Sıhhî sebepler oluyor, yıkama zorlukları oluyor, kurutma zorlukları oluyor. Uzun saç olduğu[nda] saçı ıslak kaldığı zaman baş ağrısı filan oluyor. Bakımı zor oluyor, dökülme oluyor... Kısaltabilir. Mühim olan saçını nâmahreme göstermemektir.

Dünyada ve âhirette müflis insan kimdir?

Dünyada müflis; sermayeyi kediye yükletecek kadar azaltan insandır. Ata filan değil de kediye kadar düşmüş, ağırlığı kalmamış, sermayesi sıfıra gelmiş. Borcu fazla, zararı çok, dükkânı kapatmış, mal alamıyor, borca gark olmuş. Müflis bu.

Âhirette müflis de; sevabı varmış ama kalmamış. Âhirete dağlar gibi sevapla gitmiş ama onu gıybet etmiş, buna dedikodu yapmış, ötekisini üzmüş, berikisini kırmış, ötekisinin hakkını yemiş, berikisini üzmüş... Hepsi geliyor, hak olarak sevaplarını alıyorlar alıyorlar, bunun sevapları bitiyor. Ondan sonra daha gelenler bitmiyor. Onlar da;

"Yâ Rabbi! Bunun üzerinde bizim de hakkımız vardı, sevapları kalmadı."

"Günahlarınızı bırakın, siz hafifleyin, öyle ödenmiş olsun."

Bu sefer negatif başlıyor. Günahlar yığılmaya başlıyor. Mizanın başına dağlar gibi sevapla gelmişken mizanın başında dağlar gibi günahlar kalıveriyor. Âhiret müflisi de budur.

Allah o durumlara düşürmesin.

Aile fertleri yani karıyla koca farklı yerlerden ders alabilir mi? Alırsa ileride bir mesele çıkar mı?

Almış olabilir. İnsanın ders alması bir sözdür. İnne'l-ahde kâne mes'ûlâ. İnsan ahdinden, bey'atından sorumludur. Olabilir, hak yol olduktan sonra mesele yoktur. Eğer hak değilse, zayıfsa o zaman uygun olan yere ikisi birden intisab ederlerse daha uygun olur.

Rüyada yapılan adak üzerimize vâcib olur mu?

Olmaz. Rüyada "Şunu şöyle yapacağım." demiş. Öyle bir şey mecburiyet olmaz. Rüyadır.

Otomobillerimizin kasko yapılması mahzurlu mudur?

Bir trafik sigortası var, bir kasko sigortası var. Birisinin taksiti daha fazla, kaza olduğu zaman daha avantajlı ödeme oluyor. Ötekisi mecburî. Zaten sigortasız araba yola çıkamaz, mecburî. Zaten bir sigorta yaptıracak. Ama hiçbir işe yaramaz. Öteki sigorta halkı soymaktan başka bir şey değildir. Çünkü kaza yapıyorsun, bir şey alamıyorsun. O zaman sigortayı yapma! Hiçbir şeye yaramıyor. Avrupa'da öyle değil. Kaza yapanın arabasını sigorta ödüyor, yeni bir araba alınabiliyor, zararı telafi edilebiliyor. Mekaznima böyle kurulmuş, bir işe yarıyor. Burada göstermelik; sigorta şirketleri para kazanıyor, paralar çarçur oluyor. Bir de mecburiyet konulmuş. Bir işe de yaramıyor.

Benim arabama Ankara'dayken evin önünde geldiler, vurdular. Ne kadar zarar olduysa sigorta vermedi. Ama parayı almayı biliyor, vermeye gelince vermiyor. Evimin önünde kaza olmuş, benim bir suçum yok, mahkemede ben kazanmışım; vermiyor! Vermedikten sonra niye sigorta yaptırıyorsun, halkın parasını çarçur ediyorsun?

O halde kasko sigortası sağlam olarak bir kâr sağlayacaksa, zaten bir sigorta mecburiyeti var; hiçbir işe yaramayan, başkalarını semirten şey yerine bari bir işe yarayan daha iyi olabilir diye düşünülebilir. İslâm âlimleri sigortayı uygun görmemişler. Çünkü nâhak yere bir para alınıyor. Ötekinin rızası olmuyor, berikinin rızası olmuyor. Ama bir mecburiyet var, o zaman isterse kasko yaptırabilir.

Hocam bankaların kartları çıktı. Bankamatik, telekart kullanmak câiz midir?

Mesele kartı kullanıp kullanmamak değil, orayla iş yapıp yapmamak meselesidir. Mecburiyet varsa o zaman o mecburiyetin icrâsı ve kullanımı için kart da kullanmak câiz olur.

Mecburiyet nasıl oluyor?

Mesela dernek parasını yanında tutmak suç oluyor, kanunen ille bankaya yatırmak mecburiyeti var. Bu gibi şeyler oluyor. Şirket kuruyorsun; şu kadarını bloke etmek gerekiyor. Ticaret yapıyorsun, şu kadarını şöyle yapmak gerekiyor. O zaman bankamatik kart kullanmak mahzurlu değildir.

Râmûzü'l-ehâdîs'in ikinci cildinde "Farsça'yı öğrenmeyin, özellikle Arapça'yı öğrenmeye çalışanlar için o kafa karıştırıcıdır." diyor. Tekrar tekrar okudum. Bizler Arap Dili ve Edebiyatı'nda okuyoruz ve Farsça görüyoruz. Bu konuyu açıklar mısınız?

O sizin için değil, siz öğrenin. Siz öğrenebilirsiniz. Çünkü her ilmin, her mesleğin öğrenilmesi lazım. O kafası karışacaklar için. Siz onu meslek edinmişsiniz, siz öğrenin, sevaptır.

Namazı kıldıran imamın, estaîzübillâh;

Evelâ yeravne ennehüm yüftenûne fî külli âmin âyet-i kerîmesindeki âmin kelimesini amin diye ayn'ı hemze olarak okuması namazı ifsat eder mi?

Bu yanlış okumadan dolayı mâna ters olacaksa o zaman namaz fâsit olur. Âmin kelimesini öyle telaffuz etmiş ama maksadı yine ayn telaffuz etmek. Kendisi Arap değil, gayret ettiği halde ancak öyle oluyor. Veyahut kulak öyle duyuyor. İnşaallah bunun bir mahzuru yoktur.

Bayanların üniversiteye gitmelerini tasvip ediyor musunuz? Şu an tıp hariç müslüman hanımlara en uygun meslek hangisidir?

Din öğretme mesleğidir. Kadınlar da erkekler de yüksek tahsil yaparlarsa iyi olur. İslâmî emirlere aykırı durumlara düşmeden yapabilirlerse iyi olur.

Babam üç sene önce vefat etti. -Allah rahmet eylesin.- Annem tesettürlü olarak bir konfeksiyonda çalışıyor. Tabiiki erkeklerle karışık. Ben asgarî ücretle çalışıyorum. Evimiz kira değil. Fakat başka bir gelirimiz yok. Anneme "çalışma" diyorum. Ayrıca Aralık'ta askere gideceğim. Annem de "mecburuz" diyor. Ben bazen onun parasından aldığımı yemiyorum. Burada da; "Hakkımı helal etmem, anneler evlatlar için çalışır." diyor. Huzursuzluk oluyor. Bu durumda annemin çalışması câiz midir? Benim onun parasından yemem doğru olur mu?

Kadınlar iş yapabilirler, yasak değildir. Tesettüre ve İslâmî emirlere uygun olmak şartıyla yapılabilmesi mümkün oluyor. Bunun da bir mecburiyeti var gibi görünüyor.

Fâsıklık alâmeti belli olan bir kişiden alış veriş yapmak câiz midir? Eğer alış veriş yapılmışsa yememek takvâ olur mu?

Alış veriş iki tarafın razı olduğu bir [iştir.] Kişinin fısk u fücûru kendisine aittir. Alış verişte bir zararı yoktur, aldığını yemekte bir mahzur yoktur.

Kasapta satılan etler hakkında hoş olmayan şeyler duyuyoruz. Mezbahalarda kesim hususunda tam cevaz var mıdır?

Vardır. Dedikoduya itibar edilmez. Normal olarak itimat ediyoruz ki kasapların kesimleri mezbahadan geliyor, damgalı oluyor. Normal kesim budur. Bir insan dürüst değilse onu anlamaya çalışırsınız, damgaya bakarsınız. Onun besmeleyle kesildiği hususunda büyük bir itimat var. Türkiye'de mezbahalarda % 99,99 besmeleyle kesiliyor. O bakımdan müsterih olun. Siz de besmele çekerek yiyin. Allahu âlem etler mahzurlu olmasa gerek.

Faizdeki paranın birikmiş kısmını bilerek yemenin hükmü nedir?

Haram yemektir.

Ayrıca bu paranın faiz kısmını bırakmak nasıl olacak?

O da doğru değildir. Çünkü oraya bıraktığın zaman faizi veren müessese kuvvetlenmiş oluyor. Onu alacaksınız, İslâmî bir yerde -kendiniz faydalanmadan- kullanılacak, değerlenecek.

Finans kurumları için ne diyorsunuz? Para yatırılabilir mi?

Finans kurumları bankalardan ayrı müesseseler. Parayı kâr ortaklığı olarak alıyorlar, "işletip kâr veriyoruz" diyorlar. Bu sistem câiz bir sistemdir. O bakımdan birçok müslüman para yatırabiliyor. Biz de yatırma mecburiyeti olunca oralara yatırıyoruz. Başka çare olmuyor. Bir de onlar bazı hocaları kendilerine danışman olarak almışlar. "Her şeyi usûlüne uygun yapmaya çalışıyoruz." diyorlar. Veballeri boynuna... Biz de kâr ortaklığıdır diye kullanıyoruz. Ben bir ara tereddüt ettim. Rahmetli Muammer Dolmacı; "Biz bunu müslümanlara bir kolaylık olsun, normal meşru bir yol olsun, Amerika'da duyuyorduk kâr ortaklığı sistemi var, onun için kurduk hocam." diye açıklamada bulunmuştu.

Filanca marka yağda domuz yağı olduğunu duyduk. Yemiyoruz. Fakat namaz da kılsalar başka insanlara söyleyince huzursuz oluyorlar. "Bugün dünya bunu kullanıyor." diyorlar. Ne yapacağız? Sabunlardaki durum nedir?

Muhterem kardeşlerim! Margarin yağları çeşitli şeylerden yapılır ve ciddi ülkelerde bunun hangi malzemeden yapıldığı yazılır. Mesela Almanya'da bir margarin yağını aldığınız zaman içinde ne kadar nebâtî malzeme var, ne kadar hayvânî malzeme var, net olarak yazar. Türkiye'de bunlar yazılmıyor. Mesela diyelim ki Tariş bir devlet müessesesidir, bir kooperatiftir, sanıyorum böyle özel müesseseler gibi kıvırtma yapmazlar. Süt Endüstrisi kurumu gibi, Et-Balık kurumu gibi müesseseler daha ciddi müesseseler oluyor, hizmet gayesiyle kurulmuş oluyor. Sanıyorum böyle müesseselerde daha garantili olabilir. Bir de yapılışını bildiğiniz özel yerlerde, içinde tanıdığnız çalışanı olan, kimyagerini tanıdığınız bildiğiniz kimseler olan markaları kullanabilirsiniz. Ama garantili olarak devletin ürettikleri ve üzerindeki yazılara itimat edilen yağları kullanmanızı tavsiye ederim.

Fakat bana "Tıbben bunları kullanmak doğru mudur, değil midir?" diye sorulmuyor. "Dînen" diyor. Doktorlar bunları tıbben tenkit ediyor. "Dînen bir mahzuru yok." desek bile margarin yağlarını sıhhate uygun bulmuyorlar. Likit, akıcı yağları uygun buluyorlar. Pamuk yağı, ayçiçek yağı da olsa, -zeytin yağı zaten faydalı- başka yağlar da olsa onları tavsiye ediyorlar da dondurulmuş yağları sıhhate uygun bulmuyorlar. "Damar sertliği yapıyor. Kolestrolü artırıyor." gibi tenkitler var. Bunu da bilin. İçine yabancı madde karışmamış olan malzemeyi dînen kullanabilirsiniz. Ama tıbben mahzurlu olabiliyor. İçine yabancı madde karıştırılma ihtimali olanları da kullanmazsınız. O da takvâ olur, şüpheliden kaçınma olur.

Sabunlara gelince; "Sabunların allı pullu, kokulu, süslü olanlarının çoğu Avrupa'dan gelen don yağından yapılıyor." diyorlar. Don yağından yapılmış olan sabunların içinde, don yağının içinde domuzun yağı vesairesi var. Domuzun kulağını, kuyruğunu, her şeyini atıyorlar, oradan bir malzeme çıkarıyorlar. Don yağı diye memlekete geliyor, birçok yerde kullanılıyor. Bu yağlarla yapılmış sabunları kullanmayı ben şahsen doğru görmüyorum. Çünkü yağ ne kadar baz ile nötralize edilmiş bile olsa yine o yağdan bir miktar kalıyor, insanın eline yüzüne o bulaşmış oluyor. Onun için kardeş tavsiyesi olarak, ya zeytinyağı sabun kullanın... Marka filan bahis konusu değil, esas itibariyle süs, yakışıklı olacağım, yüzüm cildim beslenecek diye o endişelerle değil de ihtiyatlı olmak bakımından zeytinyağından yapılmış sabunu kullanın. Tavsiyem bu. Bu cilde de iyi geliyormuş, saça da iyi geliyormuş. Bazla tamamen söndürülmemiş bile olsa zeytinyağının kendisi şifa olduğundan saça, yüze iyi geliyormuş ve saç sıhhat kazanıyormuş. Öteki sabunlarla başını yıkıyorsun, bazen kepek yapıyor, bazen malzemesi kalıyor, iyi olmuyor. O bakımdan bu kokulu sabunlar yerine ya zeytinyağlı sabunlar kullanın; ya kokusu, görünüşü biraz hoş değil ama arap sabunu kullanın. Çünkü arap sabunu potasyum hidroksit ile, normal bir yağ ile yapılmış bir sabun oluyor. O da fena değil. Bir de doktorların ameliyatta kullandığı akıcı malzemeler var. Çevirdiğin zaman bir avuç eline geliyor, yıkıyorsun. Onlar mikropları, bakterileri öldürüyormuş. Ama onların ticarî şekilleri var mı yok mu, bilmiyorum. Ben onları öteki sabunlardan daha uygun görüyorum.

Özetlemek gerekirse: Don yağıyla yapılmış sabunları kullanmak içinde domuz yağı vardır diye ihtiyata uygun değil. Zeytinyağından yapılmışı tecih edin. Likit, akıcı sabunları, kimyevî malzeme oldukları için onları tercih edin.

Müzik parçalarını ve şarkıları dinlemek istemesek de bulunduğumuz araba veya sâir yerlerde dinlenmek zorunda oluyoruz. Mâni olamazsak dinlemek günah olur mu? İstemeden insan müziğe kendini kaptırıyor. Bu durum ne olacak?

Mecburiyet ve elinde olmayan sebeplerle olursa kendisi vebal altında kalmaz. Bizim Sapanca'daki evimizde, 3 km ileride bir gazino var. Geceleyin açıyor, sabaha kadar bedava şarkı dinliyoruz. Halk şikâyet etmiş ama kimsenin aldırdığı yok. Gazinocular gözde ve kuvvetli insanlar, yine onu [açıyorlar.] Bunda bize bir vebal yok. Söylüyoruz ama çare olmuyor.

Normal olarak sözleri insanda fısk u fücûra, günaha meyil uyandıran şarkılar ve müzikler günahtır. Ama sözleri ilâhi gibi, şol cennetin ırmakları gibi güzel olup bestesi de insanda huşû ve takvâ duygusu uyandıran, tekbir gibi, salât-ı ümmiyenin musîki ile söylenmesi gibi, diğer ilâhiler gibi, onlarla halletmeye çalışmak lazım.

Sayfa Başı