M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (122)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Tasavvufî dersleri yapamadığımız zaman bunun kaza edilmesi var mıdır?

Kazaya bırakmamaya çalışmak lazım. Evvelinde, günün ortasında, âhirinde, bir zamanında yapmak lazım. Yapamadığı takdirde hemen ertesi gün bile olsa en kısa zamanda yapmak lazım. Kaza olmuyor ama böyle hemen telafi etmek iyi olur.

Kardeşlerimiz bizimle itikâfa girmek istiyor.

Geçenlerde ben korktum, itikâfa girmedim. Yani baktım bizim cami yüz bilmem kaç kişi itikâfçı dolmuş. Bana yer kalmadığı için girmedim. Girmediğime de pişman oldum. Elhamdülillah adediniz çok olduğu için bir yerde böyle itikâf yapmak da kolay olmuyor. Herkes kendi beldesindeki camide itikâfa girerse iyi olur. Hem de insanlar itikâf etmenin bir sünnet olduğunu öğrenmiş olurlar, onlara da göstermiş oluruz. Hem de kalabalığı biraz dağıtmış oluruz.

Faizsiz sistem denilen bankalara para yatırmak caiz midir?

Caizdir. Çünkü faizsiz diyorlar, kâr ortaklığı diyorlar.

Kafamıza takılan bir sorunun cevabını ilmihalde bulamazsak nasıl davranmalıyız? Kendimiz kıyas yaparak karar verebilir miyiz?

Veremezsiniz. Çünkü kendi reyiyle fetva vermek çok veballidir, çok günahtır ve çok da tehlikelidir. Müftülere sormak lazım. Müftülerin takvâ ehli, bilgili olanlarına sormak lazım.

Miftâhü'l-kulûb isimli kitaptan bazı satırlar almış. "Bunlar şirke girer mi, girmez mi?" diyor.

Bu hususta hadîs-i şerîfler vardır. Yani bunları söyleyenler boşuna, kendiliklerinden söylemiyorlar. Evliyâullahın, kutupların, gavsların vazifeleri ile ilgili hususlarda hadîs-i şerîfler vardır. İmam Suyûtî "Bu hadîs-i şerîfler sağlamdır." diye bir de müstakil bir risale yazmıştır. Onun için Allah bir kimseye selahiyet verirse o selahiyetini kullandırması şirk filan değildir. Mesela Peygamber Efendimiz'e selahiyet vermiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem emrediyor, nehyediyor, ahkâm koyuyor.

Şirk olmaz mı?

Olmaz.

Çünkü Allah'ın Resûlü. Allah ona o selahiyeti vermiş, onu yapsın diye peygamber tayin etmiş. Onun için normaldir.

Sizin çok fazla ihvanınız olduğunu biliyoruz. Müslümanlardan bir kişinin Kur'ân-ı Kerîm'e göre on kâfire bedel olduğuna göre biz bir milyonsak, demek ki on milyonu haklayabiliriz. Niçin bizi cihada çağırmıyorsunuz?

Siz hazır olun da, siz asker olun da sizi çağıracak insan bulunur. Ama maalesef aziz kardeşlerim, birçok mürid aslında şeyhine tâbi değil, aslında nefsine tâbi. Şeyhinin işaretini tutan, dinleyen mürid başımızın tâcı, Allah razı olsun. Öyle müridlerle Amerika'yı fethederiz, evvelallah. Siz öyle mürid olun, söz veriyorum kuzey Amerika'yı, güney Amerika'yı fethederiz. Siz öyle mürid olun yeter ki.

Kur'an okurken ağlamak lazım. Ağlamasa bile ağlarmış gibi olmak lazım. Zikir yaparken rabıtada -tabii rikkat gerekiyor- Bir türlü gözümden yaş gelmiyor.

Yapmacıkla olmaz. Bunun olması için bazı şartlar var, insanın onları yerine getirmesi lazım. Mesela oruçluyken insana rikkat gelir. Oruç tutuyorsunuz, ikindide gayet rikkatlenirsiniz. Çünkü mide boşaldı, kalp feyizlendi, o zaman göz de rikkatlenir. Tok karınla, binbir meşgaleyle, ağırlıkla o duygular o kadar incelmiyor.

Yani o bakımdan oluyor. Allah yardımcı olsun, Allah güzel haller nasip eylesin.

Ama Allah isteyene istediğini verir. Ben kendim hayatımda şahidim ki Allah kullarına ne isterse veriyor. Her istediğini veriyor. Siz Amerika'yı fethetmeyi isteyin, Amerika'yı fethi de verir Allah. Ama istemiyor kimse; çalışmıyor, gayret etmiyor, vazifesini yapmıyor, ondan olmuyor.

Benim askerlik çağım geldi. Askere gitsem beni olmadık bir işte orada çalıştırırlarsa... Mesela istemediğim veya gayr-i İslâmî bir şeyde çalıştırırlarsa o zaman nasıl askerlik yapabilirim?

Bir kere insanın neyle karşılaşacağı belli olmaz.

Biz askere niçin gidiyoruz?

"Şuradaki müslüman kardeşlerimizi koruyalım." diye, "buradaki müslüman kardeşlerimize kimse hücum etmesin" diye. Bizim ordumuz olmasa biz burada namaz da kılamayız. "Ordu teşkilatımız, mekanizmamız, gücümüz ve kuvvetimiz olmasa" demek istiyorum. Yunanlı Trakya'dan yürür, Bulgar Kuzey'den yürür, Ermeni Van'a gelir -zaten gelmek için uğraşıp duruyor- Suriyeli Ermeniler, Süryaniler nereye kadar gelirler... Bizim bu kalabalığımız bile onları durduruyor. Biz aslında bir hizmet yapmış oluyoruz. Temenni ederiz ki herkes orada bu güzel şuura sahip olsun.

Şahsen ben kendim askere giderken Hocamız sağdı, Hocamız'ın öğleyin elini öptüm, askerlik ocağına bir saat önce gideyim diye gayret ettim.

Niye öyle yaptım?

Askerlik ocağı mübarektir, sevaptır diye.

Bu mübarekliği bazı komutanların dinsiz, densiz hareketleri, sözleri zedeliyor ama mekanizma güzel. Mekanizma esas itibariyle güzel. İyi insanların elinde güzel olur. Kötü insanların elinde kötü oluyor.

O bakımdan mekanizmanın şu andaki esas itibariyle koruyucu olması, yani 60 milyon vatandaşın yüzde doksan dokuzu müslümansa, yüzde doksan dokuz müslümanın huzur içinde ibadet ve taat yapmasını sağlayıcı bir mekanizma olduğu için o gözle, o niyetle doğru oluyor. Tabii kusurlu bir şeyi yapmamaya çalışırsınız. Allah'a dua edersiniz, yapmamaya da gayret edersiniz.

Bir yakını sinir krizi geçirmiş, psikiyatri kliniğinde yatmış. İyileşmesi için ne yapması lazım? Hâlâ hasta.

Cevap:

Dua bir şifa vasıtasıdır. Kur'ân-ı Kerîm okumak şifadır. Hadîs-i şeriftir, bu. Dua edersiniz, salât-ı tefrîciye çekersiniz, Kur'ân-ı Kerîm okursunuz, Fâtiha okursunuz, İhlâs okursunuz, muavvizeteyn okursunuz. Esbâbına tevessül edersiniz, doktorun tavsiyelerini tutarsınız. Sinirleri dinlendirmeye gayret edersiniz.

"Çörek otu şifadır." diye hadîs-i şerîflerde bildiriliyor. Peygamber Efendimiz'in tıpla ilgili tavsiyeleri var, Tıbb-ı Nebevî diye kitaplar bile yazılmıştır. Çörek otu yersiniz, bal yersiniz, yedirirsiniz. Allah'ın izniyle şifa olur. Bacağı kesilecek bir insan, çörek otu yemiş, ondan sonra doktorlara bir daha muayeneye gitmiş, doktorların gözleri açılmış.

"Yahu senin bacağın yüzde yüz kesilmesi gerekiyordu, ne yaptın, hangi ilacı kullandın?"

Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi; çörek otu ölümden başka her derde devadır. Çörek otu yemiş, şifa bulmuş. Siz de öyle yapın. Bal, fîhi şifâun li'n-nâs âyet-i kerîmede "İçinde insanlar için şifa bulunan bir madde." diye anlatılıyor. Halis bal bulun, çörek otuyla karıştırın, yedirin. Ondan sonra, Kur'ân-ı Kerîm Allah'ın kelamıdır. "Kur'ân-ı Kerîm bir hastalığa şifa vermezse hiçbir ilaç şifa vermez." diye hadîs-i şerîf var. Kur'an okuyun, üfleyin; şifadır. Zaman geniş olsa bunun olmuş vakalarını anlatırım. Dua şifadır. Hz. Ömer dua edip zehir içiyor da zehir tesir etmiyor. Duanın böyle muazzam tesiri var.

Doğu ve Güney Doğu'da eşkiyâ ile çarpışarak vefat edenlerin makamı şehit makamı mıdır?

Şehitlik makamı muhterem kardeşlerim, bir kere çarpışan kimsenin imanıyla ilgilidir. Yani çarpışan kimse mü'min ise şehittir; mü'min değilse, müslümanlarla kâfirler arasında yapılan bir savaşta müslüman ordusunda bile bulunsa şehit değildir. Bu bir.

İkincisi, yapılan savaşın, mücadelenin hak olması lazım.

Bir hadîs-i şerîf beni çok etkilemiştir. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Bir insan kendi canını kurtarmak için çarpışmaya girse şehittir. Bir insan kendi malını harâmiye, eşkiyâya kaptırmamak için -çıkar cüzdanını, vermiyorum- mücadele etse, ölse şehittir." diyor.

"Malını korurken de, canını korurken de ölse şehittir." diyor.

Bu hadisi ilk okuduğum zaman beni çok duygulandırmıştı. İslâm'ın yiğitliğe verdiği önem ortaya çıkıyor. "Vereyim de geçeyim, kurtulayım." filan olmuyor. Onun için mü'min ise ve tabii iyi niyetle yapıldığı zaman şehit olur.

Nefsimden şikayetim var.

Burada herkesin şikayeti umumidir. Herkesin nefsinden şikayeti var. Allah nefislerimizi ıslah eylesin. Tabii nefsin ikmâlini yapıp da ondan sonra ıslahı zordur. Bir taraftan nefse silahı, bazukayı, kaleşnikofu, dinamiti vereceksin, ondan sonra da nefisten şikayet edeceksin. Nefsin bir kere arpasını kesmek lazım. Nefsi riyazetle yola getirmek lazım. Bir de nefisle mücadele edecek olan insanın ruhunu kuvvetlendirmek lazım. Ruhu kuvvetlendirmek de zikirle olur. O yolla ruhu kuvvetlendirip nefsin karşısında ona galip gelecek hâle getirmek; öbür taraftan da nefsin ikmâl yollarını kesip, can damarlarını kesip kuvvetlenmesini engellemek lazım.

Bir zât demiş ki; "Kadının şeyhi kocasıdır. Bir mürşide rabıta edemez." Kadının intisabı nasıl olacak öyleyse?

Bu söz doğru değildir. Yani kadının şeyhi kocası değildir. Keşke her koca öyle şeyh olacak kadar şey olsa, nerede... Kimisi kadını daha yanlış yollara götürmeye bile uğraşıyor. Öyle bir şey yok. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in zamanında kadınlar da gelip Peygamber Efendimiz'e bağlanıyorlardı. Âyet-i kerîmeyle sabit;

Bismillâhirrahmânirrahîm. İzâ câeke'l-mü'minâtü yübâyi'neke alâ en lâ yüşrikne billâhi şey'en velâ yesrikne velâ yeznîne velâ yaktülne evlâdehünne. "Mü'min hanımlar sana beyat etmek için geldikleri zaman ey Resûlüm, Allah'a hiçbir şeyi şerik koşmamak üzere, evlatlarını öldürmeyecekler..." Fe-bâyi'hünne. "Onlarla bey'atlaş, onların bey'atini kabul et." Vestağfir lehünnellâh. "Onlara Allah'tan mağfiret iste. Onlar için dua et." deniliyor.

Demek ki Peygamber Efendimiz'in zamanının hanımları da beyler gibi Peygamber Efendimiz'e gelip bağlanıyorlardı. O halde peygamber makamının, irşadın devamı vazifesi üzerinde olan kimseye erkeklerin bey'at ettiği gibi kadınların da bey'at etmesi lazımdır.

Mürşidine rabıta eder. Bunun bir mahzuru yoktur. Eğer kalbinde bozukluk olan kimseler varsa, yani bir başka adamı düşünüyor filan gibi -kalbi fesat- bir düşünce varsa o zaman mürşidini karşısında evliyâullah büyüklerimizle beraber düşünsün. Bir cami gibi mübarek bir yerde düşünsün. Hocası karşıda... Hani mesela şu ikinci kat kadınlar mahfili olsa, kafesli, orada kadınlar olsa, biz de burada vaaz ediyor olsak, burada da evliyâullah büyüklerimiz, sahâbe-i kirâm, Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz, Selmân-ı Fârisî Efendimiz sıralanmış olsa...

O zaman bir kötülük bahis konusu olur mu?

Bu da yetmedi; yanında kocasını düşünsün, çocuğunu düşünsün, kimi düşünürse düşünsün; ailecek gelmişler, mürşitlerin, evliyâullahın huzurunda durmuşlar diye düşünsün. Mühim olan onu düşünmek, ona bağlılık. Yani illa böyle bir fitne fesat bahis konusu değil. Bunları bilmedikleri için "Olmaz!" diyorlar, akıllarına takılıyor, takılınca da kalıyor -bazı kimselerin- [aklından] bir türlü çıkmıyor. Böyle bir şey yoktur. Böyle bir şey yeni çıkmıştır.

Kitaplarımızda tabii hanımların bey'atinin nasıl olacağı belirtilmiştir. Hanımlar da bey'at eder, hanımlar da intisab eder ama musafaha yoktur. Peygamber Efendimiz musafaha etmemiş, el tutmamış, onun için biz de tutmuyoruz. İslâm'da ele tutmak yoktur; bu Batı'dan gelme bir âdet. Kadınlar elini sana uzatıyor... Ben üniversitede profesörüm, geliyor;

"Hocam merhaba."

Fesübhanallah...

Bana elini uzat diye kim söyledi sana?

Bizim mesela mü'min hanımlara geliyor;

"Merhaba!"

Ya sen kim oluyorsun, ne uzatıyorsun elini?

Yok böyle bir şey. Ama Batı'dan gelmiş, millet de Doğu'yu Batı'yı şaşırmış, başı dönmüş, nereden geldiğini, bir şeyin nasıl olduğunu bilmiyor, uyuyor. Tabii öyle bir şey yok. Musafaha olmadan intisab vardır.

Bu şeyhlik ve müridlik, öğretmenlik ve öğrenciliktir muhterem kardeşlerim. Cennetin yolunu öğrenecek, cennete varacak. Cehenneme düşmemenin usûlünü öğrenecek, cehennemden kurtulacak. Nefsin oyunlarını bilecek, nefsin oyunlarına tâbi olmayacak. Şeytanın oyunlarını bilecek, şeytana kanmayacak. Allah'ın yolunda yürüyecek, Allah'ın sevgili kulu olacak, mârifetullaha erecek. Allah'ın rızasını kazanacak. Öyle gidecek. Yani bunu öğrenmesi lazım, öğretmek lazım.

Çocuklarımızı Kur'an kursuna göndermiyor muyuz, Allah aşkına? Kız çocuklarımızı Kur'an kursuna gönderiyor muyuz, göndermiyor muyuz?

Kur'an'ı öğrensin diye gönderiyoruz. Yani şartları sağlandığı zaman, şartlarına riayet ederek hanımların da yetişmesi lazım geldiğinden kadınların da intisabı vardır, kadınlar da rabıta ederler.

Şeyh efendi müridlerin babası makamındadır, babası gibidir, öyle düşünecek. Düşünmesine illa fesat karışıyorsa, manzarayı genişletecek, öyle düşünecek. Cami düşünecek, karşıda büyüklerini düşünecek, daha da yetmiyorsa yanında kavmini, kabilesini, çoluğunu çocuğunu, kocasını, babasını, anasını, hepsini düşünsün; toplasın yanına, kendisini emniyete alsın.

Sabah namazına kalkamıyorum, çaresi nedir?

Sabah namazına kalkamamak bir cezadır, muhterem kardeşlerim. Allah'ın bir cezasıdır. Allah affetsin. Bir cezaya müstehak oluyor da Allah huzuruna almıyor. Mânevî bakımdan işin aslı böyledir. Onun için;

Edebe dikkat edecek, bir.

Akşamleyin abdestli yatmaya dikkat edecek, iki.

Abdestli yatmadığı zaman şeytan gelir, âzâlarına düğüm vurur. Hadîs-i şerîfte böyle bildiriliyor. Yani gözünü bağlar, kulağını bağlar, her âzâsını düğümler. Abdestsiz yattığı için, yanına yanaştığı için ezanı duymaz, gözünü açamaz, ibadete kalkamaz. Onun için abdestli yatmaya dikkat edin.

Bir de yemek yiyip vesaire ile nefsi çok kuvvetlendirdiğiniz zaman nefis galip gelir. Tabii uykuyu sevdirttiği için kaldırtmaz. Akşam yemeklerini hafif yiyin, erken yiyin. Yani nefis kuvvetini kaybetmeye başlasın, sabah vaktinde nefsin tâkati kalmamaya başlasın. " Yat" desen yatmaz duruma gelir. Kerata o zaman karnı acıktığı için bir mutfağa kalkayım diye kendisi kalkacak zaten. Namaz için değil de mutfağa kalkacak zaten. "Bakalım dolapta neler kalmış akşamdan?" diye dolabın başına gidecek. Onun için bu da bir çaredir. Ne yapalım, akşam az yedirirsiniz. Sabahleyin o "mutfağa kalkayım" derken siz de onun yolunu çevirttirirsiniz, yakalarsınız, lavaboda abdest aldırırsınız, camiye getirtirsiniz.

Düğün öncesi yapılan nişan kız tarafından bozulursa o ana kadar yapılan masrafları kim karşılar?

Nişanın şer'an bir hükmü yoktur, muhterem kardeşlerim. Nişan, nikâh demek değildir. Yani şer'î nikâh demek değildir. Nikâh olsaydı vaat edilen mehrin yarısını vermek gerekirdi. Kimisi hediyelerin üstüne yatıyor. Ya kız yatıyor ya oğlan tarafı yatıyor. Verilen verilmiştir, kalan, alınan bizimdir. Evet lokum, baklava filan gitmişse onlar yenilmiştir, onlar neyse ne artık ama çeyiz çimen, takım, takı, yüzük, bilezik vesaire verilir. Nikâh olmuşsa tabii o zaman durum mehir bâbına giriyor.

Nişanlıyken dinî nikah kıyılmış, düğünden önce ayrılmışlarsa nikâhın fesholması için ne yapmak lazım?

Nikâhın bitişi erkeğin elindedir. "Ben seni boşadım." dediği zaman nikâh biter. Yani kendi kendine öyle durup dururken olmaz bu iş; "Seni boşadım." demesi lazım. Veyahut zifafa girilmediyse de, nikâhta zaten zifaf şartı yok. Nikâh zifaftan önce oluyor. Nikâhlandı mı karı koca oluyor, zifaf onun neticesidir, sonucudur. Nikâh oldu mu insanlar karı koca olur, ve lev gayri medhûlun bihâ bile olsa. Yani zifaf olmasa bile evli durumdadırlar, boşaması lazım. Ama gayri medhûlun bihâ olursa, yani zifaf olmamışsa durum biraz hafif oluyor.

Hangi durumlarda müridin dersi bozulur?

Müridin mürşidine karşı edepsizliği halinde ya da kanaatinin değişmesinden bozulur. O zaman tevbe edip yenilemesi icap eder. Kendisindedir yani. Edepsizlik olursa kendisi düşebilir. Zihniyeti bozulursa kendisini düzeltmesi lazım.

Sevmek nasıl ve neyle olur, alameti nedir?

Sevmeyi bilememek olur mu, bilmiyorum. Yani sevdi mi insan belli olur, bakışından, duruşundan bile belli olur. "Dertli olan bakışından bellidir." derler. Ama "Gerçek sevmek, hakikaten sevmiş olmak hangi şartla tahakkuk eder?" diye soruyu biraz değiştirerek sorarsak; gerçek sevmek ittiba ile olur. Yani uymakla olur.

Mesela hıristiyanlar Hz. İsa'yı seviyor mu sevmiyor mu?

Seviyordur. Çünkü ona karşı duyguları iyidir. Ama Hz. İsa'ya uymadıkları için sevgileri gerçek ve hakiki değildir.

İnne'l-muhibbe li-men yuhibbu mutîu.

Kişi sevdiğine itaat ederse, iktida ederse, ittiba ederse o zaman sevgi tahakkuk etmiş olur. Hem seviyor hem dinlemiyor; o zaman sevgi kusurlu olmuş olur. Yani hem "Peygamberimizi seviyorum." diyor hem sünnetini tutmuyor. Hem "Allah'ı seviyorum." diyor hem kulluk etmiyor.

Sevginin alameti nedir?

Sevgisinin gereği olan işleri yapmaktır. İttiba etmektir. Büyüklerimiz böyle demiş.

İmamlık yapıyorum. Kur'an kursu hocası olmak için imtihana girdim. Kazandım.

İyi. Geçenlerde bizim köye bir Kur'an kursu hocası aradık, bulamadık ya... Bu kadar mürid var filan deniliyor, bir türlü bulamadık. İmam buluyoruz, müezzin buluyoruz, müftü buluyoruz, vaiz buluyoruz; Kur'an kursu hocası bulamadık. Girsin de böyle birkaç tane olsun.

Fırsatı gelmişken İlâhiyat'ta talebelik yapan kardeşlerime rica edeceğim; gitsinler müftülükten vazife alsınlar, bir yerde imam olsunlar, müezzinlik, imamlık vazifelerini yapadursunlar. Vaiz olsunlar. Ehliyetli olanlar İmam-Hatip diplomasına dayalı olarak bu işe alışsınlar.

Bence şu anda en kıymetli meslek imamlık.

Neden?

Koca bir cami sizin oluyor.

Yazın kurs yapma imkânı var, sevap kazanır. Namazları zaten kılacaktı, imam olmasaydı ne yapacaktı, yine kılacaktı. Bu arada namazları da kılmış oluyor. En kârlı, kaymaklı kadayıflı meslek bence imamlık. Onun için öyle imamlıkları, Kur'an kursu hocalıklarını tavsiye ederim. Mesleği uygun olan kardeşlerimiz derhal bu vazifeleri alsınlar.

Vahdet hakkındaki görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?

Vahdet, birlik beraberlik demek. Tabii müslümanların birlik ve beraberlik içinde olması bugün en hayatî meseledir.

Vahdette, birlik ve beraberlikte bir ince nokta vardır, yanlış anlaşılmasın diye onu her zaman söylüyoruz:

Hz. İbrahim aleyhisselam'dan misal vereyim. Hz. İbrahim aleyhisselam Nemrut'un kavminden bir fert olarak, şehir halkı Nemrut'a tâbi olmuş, bütün kalabalık; hepsine karşı çıkıyor.

Kim haklı?

İbrahim aleyhisselam haklı. Niye kalabalığa uymuyor, ayrılık, aykırılık çıkartıyor?

Birlik hakla, hakikatle beraber olmaktır da ondan.

İbrahim aleyhisselam birlikte, ötekiler tefrikada.

Kim tefrikada; İbrahim aleyhisselam mı?

Hayır, İbrahim aleyhisselam vahdette, ittifakta, ittihatta; bütün şehir ahâlisi, geriye kalan kâfirler, müşrikler, hepsi tefrikacı.

Neden?

Haktan ayrılmışlar da ondan. Tefrikacı onlar; ittihatçı, ittifakçı bu.

Anlatabildim mi?

İbrahim aleyhisselam hatırınızda kalsın diye ondan misal veriyorum. Büyüklerimiz kitaplarda bunu çok güzel yazmışlardır, altı çizile çizile yazılmış, beyan edilmiştir.

Birlik ve beraberlik neyle beraberliktir?

Hakla beraberliktir.

Kalabalıkla beraberlik insanı helak eder. İnsan kalabalıkla beraber oldu mu mahvolur.

Kuru kalabalık neye benzer?

Sirke sineğine benzer. Hani sirkeyi koyduğun zaman meydanda sinekler olur. Hiç kıymeti yok. Onlar sapır sapır biraz sonra ölürler, kenara serilirler.

Kalabalığın hiç kıymeti yoktur. Birlik ve beraberlik hakla beraber olmaktır. Onun için insan nerede hak varsa haktan yana olacak.

Bunları ben makalelerde yazdım ki herkes bilsin, öğrensin. Yani birlik ve beraberliğin kanunlarını bilsin diye, öğretmek için hadîs-i şerîflerden misal aldım. Peygamber Efendimiz diyor ki;

Zül mea'l-hakki haysü zâle. "Hak nereye giderse hakla beraber ol."

Yenimahalle'ye gitti, Yenimahalle'ye git; Hacıbayram'a geçti, Hacıbayram'a geç; Keçiören'e geçti, Keçiören'e git. Yani "İlla ben Yenimahalle'de kalacağım, illa şurada kalacağım." deme. Hak nerdeyse hakla beraber ol. Bulunduğun yerden hak ayrılmışsa oradan sen de ayrıl. Hakkın eteğine yapış, hakla beraber ol. Bir kişi bile olsan. O zaman kurtulursun. Yoksa koca kalabalığa, koca kavme uyarsan yandın.

"Herkes plaja gidiyor, biz gitmeyecek miyiz?"

Gitmeyeceksin.

"Herkes eğlenceye gidiyor, biz gitmeyecek miyiz?"

Gitmeyeceksin.

Hakla beraber olacaksın.

Anlatabildim mi, yani vahdetin sırları ve kanunları budur.

Peygamber Efendimiz'i rüyada görmenin çaresi nedir? Yol gösterebilir misiniz?

Peygamber Efendimiz'i rüyada görmenin şartı, sünnetine uymaktır. Sünnetine uyduğun, ümmetine hizmet ettiğin, Peygamber Efendimiz'in tavsiyelerini tutup hoşuna gidecek işler yaptığı zaman Resûlullah Efendimiz ona görünür. Bunları yapmadığı zaman görünmez. Bazen de azarlamak için görünür. Yine o da sevgidendir. Yani sevilen bir müslüman bir günah, hata işlediği zaman azarlamak için görünür, kaş çatar;

"Ben sana darıldım, niye böyle yapıyorsun?"

"Ay, Resûlullah bana darıldı! Ben bu işi bırakayım." diye bırakır. Bazen de öyle olur.

Ama öyle de olsa yine bir derece gösterir, Resûlullah'ı görmek iyi bir şey. Onun görünmesi için sünnetine sarılmak, kendisine çok salât ü selâm getirmek, ümmetine güzel hizmet etmeye çalışmak. Üç esası söyleyebilirim.

Annem sizden ders almak istiyor.

Tamam, razı oldum. Benim dersimi ona anlatırsınız. Zikirlerini çeksin. Allah mübarek eylesin. Hastaymış, gelemiyormuş, mazereti var. Olur. Vekaleten tarif ediversin. Vekalet caizdir. Zaten biz birçok vekaletler vermişiz, bizim nâmımıza onlar anlatıyorlar, bazı kardeşlerimizin kaydı öyle oluyor.

Memleketimiz uzak olduğundan üç kız kardeşim var, gelemiyor.

Evet, vekil ediyoruz, dersimizi onlara tarif etsin. Onları da kabul ettik.

Bazı kardeşlerimiz tahsil için Mısır'a gitmek istiyorlarmış.

Umumiyetle dinî tahsil için gitmek istiyorlar. Olur, güzel. Mısır'da hocalar var, müesseseler var. Kardeşlerimizden kalabalık bir grup da var. Yani orada bir cemaatimiz de var. Gitsinler, onlarla birlik beraberlik kursunlar, irtibat kursunlar. Derslerine çok çalışsınlar. "Mısır biraz sıcak olduğundan insan gevşiyor, talebeliği biraz zayıf oluyor." diyorlar, sıcaktan gevşemesinler. Mısır'a gidip gelmek umumiyetle hava yoluyla oluyor. Şam'da da güzel hocalar varmış, özel dersler oluyormuş, dinî bilgiler için oraya da gidilebilir. Ürdün'de de okuyan bazı kardeşlerimiz oldu. Ürdün de ciddi bir yer, orada da bir şey olabilir.

Rabıtaya delil olarak Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hayatından bir örnek verir misiniz?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in gözünden hiç gitmezmiş, evde yalnız olduğu zaman da... Hatta onun hayalinin gözünün önünde devamlı olmasından dolayı ayağını uzatmaya utanırmış. Helaya gitmeye utanırmış, Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz. Yani bu, o bağlılığın, fenâ fi'r-Resûl olmanın bir alametidir. Rabıta da zaten o olsun diye bir çalışmadır.

Birisi bizden zikir vazifesi dersi almış, aksatmış. "Şimdi bizim halimiz ne olacak?" diyor.

Peygamber Efendimiz; "İnsan yaptığı günahlara pişman olsa, daha diliyle 'Estağfirullah yâ Rabbi!' demeden Allah affeder." diyor. Eh Peygamber Efendimiz böyle buyurduğuna göre, hadîs-i şerîfte böyle dendiğine göre biz de affediyoruz. Ama insan verdiği sözü tutmalı. Sonra bizim söylediğimiz şeyler bizim için değil ki...

Biz size "Zikir çekeceksiniz, 100 estağfirullah çekeceksiniz." demişsek bizim için mi bu?

Sizin için, sünnet-i seniyeye uygun olsun, günahlarınız affolsun diyedir.

Bu vazifeleri yapmak lazım. Bunlarda ihmal göstermemek lazım. Şeytan çok merettir, insanın doğru yola girmesini engellemek için, girmiş insanı da şaşırtmak için çok dolaşır. İşte onunla biraz mücadele etmek lazım. Nefsi insanın bu zikre pek yanaşmak istemez, ağır, zor gelir. Biraz daha gevşek bıraksan namaza da yanaşmak istemez, namaz da zor gelir. Biraz daha gevşetsen oruç da zor gelir. Her şey zor gelmeye başlar. Sıkmak lazım, yani zorlamak lazım, zorla yaptırmak lazım. O zaman sevabı çok olur.

Evlilikle alakalı olarak bir hesap yapıp bu evlenecek olanların mutlu olup olmayacakları şeklinde bir inanç var, aydınlatır mısınız?

Böyle bir şey yoktur. Hesap Allah'ın emirleridir, Peygamber Efendimiz'in tavsiyesidir. Bir insanın evlendiği zaman dininin bütünleşeceği, dindarlığının artacağı ve dindarlığı artsın diye evlenmenin çok sevap olduğu, halis niyetle evlenene Allah'ın yardım edeceği pek çok hadîs-i şerîfde bellidir. Binânealeyh, bunun hesabı bu hadîs-i şerîflere dayanıp, "ya Allah" deyip o yola girmektir.

Kendisinin nefsini korumak için, bir.

Günahlara sapmayayım diye, iki.

Allah bana hayırlı evlat versin de onu hayırlı, mücahit, salih bir kimse olarak yetiştireyim diye, üç.

Ümmet-i Muhammed'in adedi artsın, Peygamber Efendimiz memnun olsun diye, dört.

Böyle güzel niyetlerle insan evlenir.

Birisi rüyada hocasını görmüş. Hocası iki üç hap vermiş. "Bunları al, bir şeyin kalmaz." demiş. Bu rüyanın yorumu nedir?

Eh, inşaallah üç tane hadîs-i şerîf okuduk, şimdi o hadisler hap olsun, o hapları kullansın, şifa bulur inşaallah.

Birisi bizim müesseselerimizden birisinde vazifeliymiş. Yükü ağırmış. Hayırlısıyla götürmek için dua eder misiniz?

Allah hepimize hayırlı hizmetler nasip etsin. İnsanın yükü ağır olabilir. Bizim torun da diyor ki;

"Dede o kadar çok işim vardı ki evden geliyorum, falanca yere gidiyorum. Oradan kursa gidiyorum. Başımı kaşıyacak vaktim yok."

"İyi, böyle çok olunca insan iyi yetişir." dedim.

Yük çok olunca insan iyi yetişir, sevabı da çok olur. Hizmet eder, izzet bulur, sevap kazanır, iki cihanda aziz olur. O bakımdan Allah yardımcısı olsun.

İnsanın zihnini devamlı olarak günlük yaptığı işlerle meşgul etmesinden kurtuluş için yapacağı şey ne?

İbadet, namaz.

Neden namaz günde beş defa farz olmuştur?

Öğleyin namaza gitsin, abdest alsın, huzurlu bir namaz kılsın, dünya işlerinden sıyrılsın diye. İkindi vakti gitsin, abdest alsın, usûlüne uygun, aceleye getirmeden namaz kılsın, dünya işlerinden kurtulsun diye.

Tabii millet şimdi böyle uc ucuna... Namazları öyle kılıyoruz ki...

Mesela nasıl kılıyor?

Ticarethânede veya bir dünya işinde kendisini yoran bir işte çalışıyor, çalışıyor, cup gidiyor seccadeye; takur tukur namaz kılıyor, hop geliyor. Bunun bir faydası olmaz. Öbür tarafın harareti soğumuyor bile. Tekrar hop bir duraklıyor, ondan sonra tekrar işin içine. Öyle olmayacak. Şöyle bir gidecek, namazı bir kılacak...

Suudlular çok hoşuma gidiyor. Herkes tenkit eder ama... Namaza ezan okunmadan gidiyorlar, güzel abdest alıyorlar, Kur'ân-ı Kerîm okuyorlar. Bekliyorlar, namazı kılıyorlar. "Namazdan sonra dua etmeden kalkar." diyorlardı; hiç de doğru değil. Valla, herkesten fazla dua ediyorlar. Duayı yapıyor ama tek başına yapıyor, sen onun ne yaptığını görmüyorsun. Gayet güzel de dua yapıyorlar.

İbadetler insanı kurtarır. Kurtarmak içindir. Zaten günde beş vakit namaz insanın günlük meşgalenin sıkıntısından çekip sıyırmak içindir.

Namaz kılarken insanın kendini tam olarak namaza vermesi için ne gibi pratik tedbirler olabilir?

Bu da abdesti güzel almakla başlar. Ondan sonra devam eder.

Müceddid nedir? Ve müceddidin yetkileri nelerdir? Herkes müceddidin koyduğu usullere uymak zorunda mıdır?

"Allahu Teâlâ hazretleri her asrın başında bu ümmetin işlerini, bilgilerini yenileyen ona bir çekidüzen veren bir müceddid gönderir." diye hadîs-i şerîf vardır.

Onun için bu hadîs-i şerîfi okuyanlar bu meseleyi bilirler.

Bazı kimselerin o müceddidlerden olduğuna hüsn-ü zan edilmiştir. Mesela İmam Rabbânî hazretleri Müceddid-i Elfi Sânî, yani "ikinci binin müceddidi" diye bu lakapla tanınmıştır. Her asrın müceddidi vardır. Tabii onun alameti, sünnet-i seniyyeyi bilmesi, Kur'ân-ı Kerîm'i tam bilmesi ve sapıtmaları, hurafeleri, sapmaları, dinden, özünden uzaklaşmaları tespit edip onları engellemesi, işi tekrar rayına oturtmasıdır. Müceddidliğin aslı odur. Yani "Sahabe Müslümanlığı"na doğru yeni bir tadil, işi tekrar yörüngeye oturtmak, raydan çıkmış olan vagonu tekrar raya oturtma çalışmasıdır.

Anlatmak böyle mümkün olursa böyle anlatmak isterim.

Arazide yolda giderken vesaitle motorla selam vermek için el kaldırıyoruz. Sesimizin duyulmayacak yerlerde elimizi kaldırdığımız zaman olur mu?

C

İnşaallah olur. O zaman bir mecburiyet olmuş oluyor. Yahudilerin şeklinde değil de kendimize mahsus şekillerle selamımızı ifade ederiz. Ben bazen yolda geçenlere, yolda biz geçerken giderken yolda duranlara veya öbür taraftan bu tarafa geçenlere korna çalıyorum veya kendim kenarda oturuyorsam, süren arkadaşa "Yolda duranlara korna çal." diyorum, öyle geçiyoruz. Diyorum ki;

"Bu selamun aleyküm yerinedir."

Yani "dıt" yapıyor ama selamun aleyküm demek. Ne yapalım, başka türlü duyuramayız.

Çocuklarım, evlâd u iyâlim televizyon seyretmekte ısrarlı. Bazen tevbe ettiklerinde ben de memnun oluyorum, tekrar başlıyorlar. İkaz edince beni paylıyorlar. Kazara televizyona bakarsam 'Ah seni seni...' deyip beni o şeyden alıkoyuyorlar. Ama onlar devam ediyorlar. Ne yapacağımı şaşırdım. Dua ediniz.

Şaşıracak bir şey yok. Televizyonu kaldırır atarsın, kurtulursun. En iyisi o. Dişi ağırınca ne yapıyor dişçi? Çekip atıyor.

Şeytandan, vesveselerinden kurtulmak için ne yapayım?

Allah'a sığınırsınız. Allah'a tevekkül edersiniz. O zaman zararı olmaz.

Bildiğiniz gibi ülkemizde, Doğu'da büyük kargaşalık var. Bir yanda gözü dönmüş PKK çocuk, kadın, asker demeden katliam yapıyor. Buna karşılık sanki PKK meselesini halletmek istemeyen, hatta gündemde tutan devlet ve siyasî entrikalar, hatta hiç gözünü kırpmadan mazlum halka zulmetme ve öldürme olayları adeta bir Türk-Kürt diye kardeşi kardeşe düşman etmeye ve ırkçılığı ön plana çıkarma çalışmaları var. En korkuncu, halkı karşı karşıya getirmek var. Buna karşı tavrımız ne olmalıdır? Şaştık kaldık.

Bunda da şaşılacak bir şey yok, yani herkes kendisini bile şöyle bir düşünse...

Ben bir kere birisine sordum "Nerelisin?" diye, güldü bana;

"Hocam, ben sana ne diyeyim? Nereliyim diyeyim?" dedi.

"Nereliysen söyle." dedim.

"Anam Tarsuslu, babam Trabzonlu. Anamın babası Şamlı, anamın anası bilmem nereli. Babamın anası şuralı, babamın babası şuralı. Ben şurada doğdum, filanca yerde okudum, filanca yerde oturuyorum. Şimdi ben nereliyim?" dedi.

Hepimizin akrabalığı vardır, damatlığı vardır, karabeti vardır, arkadaşlığı vardır. Zaten saf ırk yoktur. Yani arasan bulamazsın. Saf kan, yüzde yüz, dört dörtlük şu veya bu, olmaz ki. Yani bu onun için yanlış bir şeydir. Hatta "Kürdüm" diyen kardeşlerimizin bir kısmı ırken Türk'tür. Bir kısmı Arap'tır. Hatta Arapça konuşuyor. Biliyoruz ki Hz. Ömer devrinden beri oraları Araplar şey yapmış. Veyahut Ermeni'dir veya şudur, budur. Irk mühim değildir.

İnne ekremeküm indellâhi etkâküm. "Takvâsı en üstün olan, Allah indinde en sevgilidir."

İster İranlı Selmân-ı Fârisî olsun, ister Habeşistanlı Bilâl-i Habeşî olsun, ister Süheyl-i Rûmî olsun, ister Yemenli Huzeyfe el-Yemânî olsun, kimse; bölgesinin, ırkının, kavminin, kabilesinin kıymeti Allah indinde sıfırdır, kıymeti yoktur.

Neyin kıymeti vardır?

Takvânın kıymeti vardır. İmanın kıymeti vardır.

Biz mü'min kardeşlerimizi seviyoruz. Yusuf İslâm Yunanlı, vallahi seviyorum. Yusuf İslâm Yunanlı ama seviyorum. Yunanlı'yı sevmem sanırdım, kendim sevemem sanırdım. Avusturalya'da bir sakallı Yunanlıyla tanıştık, müslüman olmuş, ahbap olduk. İntisab etti, tarikatimize de girdi, kardeşimiz oldu. Çok seviyorum. Yani mü'min olunca iş bitiyor. Nereden olursa olsun.

Biz bu sevgiyi işleyeceğiz. Öteki türlü duyguların yalan yanlış olduğunu ve bu işin bir tuzak olduğunu, bunun arkasında Ermeni oyunu olduğunu, Türkiye'yi parçalamak, petrol bölgelerini emperyalistlerin sömürmek istedikleri olduğunu anlatacağız. Bundan Türk'e de Kürd'e de Acem'e de bir fayda gelmeyeceğini, Arap'a da, Saddam'a da, Hafız Esed'e de, kimseye bir fayda gelmeyeceğini herkesin bilmesi lazım. Emperyalizm körüklüyorsa kendi faydasınadır. Mutlaka kend,s, fayda sağlayacaktır. Bunu iki kere iki dört eder gibi bilmek lazım. Ona göre ne Kürt kardeşimizin Türke karşı bir kızgınlığı olmalı ne Türk kardeşimizin Kürde karşı bir kızgınlığı olmalı. Bu şeyler boştur. Biz muhabbetimize devam etmeliyiz. Bu yarayı tedavi etmeye çalışmalıyız. Aslı esası yoktur, hiçbir mantığa dayanmaz. Hepimizin nice akrabası vardır, kardeşi dostu vardır, çok sevdiği en yakın arkadaşı vardır. Ondandır bundandır veya şundandır. Bunun manasızlığı gün gibi ortadayken işi böyle cinayet haline getirmek de tabii bir ayrı cinayettir. Çaresiz değiliz bunu söyleyeceğiz ve bunu işleyeceğiz.

Sizden ders almayıp da sizin tayin ettiğiniz bir kimseden ders alırsak tarikata girmiş oluyor muyuz?

Oluyorsunuz. O bizim vekilimizdir vekil tayin etmişiz. Bazı kardeşlerimize vekâlet vermişizdir. Tamamdır vekâlet caizdir. Nikâhta bile caizdir. Kız karşısına gelmiyor, birisini vekil tayin ediyor onun namına nikâhı kıyıyoruz. Vekâleti sahih olduktan sonra kıyılıyor. O bakımdan normaldir, tereddüt etmesinler

Margarin kullanmak caiz midir?

Caizdir. İçinde domuz yağı olmayan margarini kullanmak caizdir, sıhhate uygun değildir. Anlatabildim mi? İçinde domuz yağı varsa caiz değildir. Domuz yağı olamyan, hayvani yağ olmayan, nebati margarin yemek caizdir. Caizdir ama sıhhate uygun değildir, tavsiye etmem. Çünkü kolesterol, damar sertliği yapıyor. Sıhhi bakımdan uygun değil. Akıcı yağ kullanın. Margarin yağ kullanmayın, zeytinyağı kullanın. Ona benzer akan yağları kullanın, sıhhate daha uygundur.

Ayakta zikir yapmanın dinimizde bir sakıncası var mıdır?

Yoktur. Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmen ve kuûden ve alâ cunûbihim ve yetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ard. (Ali İmran 191) Ayakta da, oturarak da hatta yanına yaşlanmış olarak da zikretmek caiz olduğunu bu ayeti kerime ve başka ayet-i kerimeler gösteriyor. Caizdir olabilir. Her alanda zikir yapmak uygundur. Yolda yürürken, otururken, ticaret yaparken, kafasında otururken, otobüste giderken, gece yatıp uyku uyuyuncaya kadar kalbinin, dilinin Allah demesi la ilahe illallah demesi salatu selam getirmesi zikir yapması her halükarda caizdir. Galiba bu kardeşimizin sormak istediği böyle daire oluyorlar el ele tutuşuyorlar böyle zikir yapıyorlar. Bizim yolumuzda böyle yapılmıyor ama caiz değil demek değil. Biz yapmıyoruz. Biz zikri oturarak yapıyoruz hafif sesle kendimiz olduğumuz zaman, hafif sesle veya kalbi olarak yapıyoruz kalbi zikrin sevabı çok olduğu için. Fakat fazla yüksek sesle kan ter içinde kalarak devrilerek, yıkılarak yapılan zikir caiz değildir. Bir arkadaşımız anlattı Almanya'da bir caminin bir kaç katı var, biz alt katta bulunuyoruz diyor. Üst katta seminer odaları vesaire filan var orada kıyamet kopuyor yukarda tepinme, gürültü, patırtı yerinden oynuyor bina sallanıyor diyor. Hoca kendisi anlatıyor. Çıktım, meğer zikir yapıyorlarmış birbirlerinin üstüne yıkılmışlar, devrilmişler. Ya zikrin de tadını kaçırdınız, işi cıvıttınız azarlamış onları. Kızmış, bağırmış, çağırmış böyle zikir olmaz. Birbirlerinin üstüne devrilmişler, yığılmışlar hocam diyor. Öyle maskaralık olmaz. Edebi, adabı vardır zikrin. Terbiyesi vardır, huzurda olmanın bir ciddiyeti vardır. Çok fazla bağırmaya lüzüm yok. Peygamber Efendimizin haccetiği zaman birisi bağırarak dua ediyordu da, dedi ki: "Ey insanlar kendinize gelin. Siz sizi duymayan bir kimseyi takip etmiyorsunuz ki bu kadar bangır bangır bağırmaya lüzüm yok." buyurdu. Onun için zikrin nezaketle, zerafetle, lezafetle olması, öyle fazla gürültüye patırtıya işin boğulmaması lazım geliyor.

İtikâfın adabı nı söyler misiniz?

İtikâfın âdâbını ilmihal kitaplarında ramazan orucunun anlatıldığı bölümün sonunda bir itikâf bölümü vardır. Orada âdâbını anlatır uzun boylu şekilde anlatmayayım. Arkadaşlar benim hatırım için ordan okuyuversinler. İtikâfın âdâbını ilmihal kitabı ndan açsınlar okusunlar.

Sayfa Başı