M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (121)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Kalabalık yerde hatm-i hâcegân yapılıyor; burada ders çekilir mi? Bunu açıklar mısınız?

Hatm-i hâcegânı Hocamız [Mehmed Zahid Kotku] rahmetullahi aleyh sabah ve yatsı namazlarından sonra camide, kalabalıkta yapardı. Burada sabahları ve yatsıları hatm-i hâcegân yapılıyor çünkü o yapılmazsa "İlla has dervişler katılsın da ötekiler katılmasın." denilse başka bir takım mahzurlar olduğundan Hocamız öyle içtihad eyledi. Hatm-i hâcegânı orada da yapıyordu; ayrıca da yapıyordu. Hatta şahıslar hatm-i hâcegânı tek başına kendileri de yapabilirler; o da mümkün.

Hatm-i hâcegân-ı kebîr, hatm-i hâcegân-ı sagîr yapılabilir. Kardeşimiz bunu soruyorsa kalabalık yerde hatm-i hâcegân yapılıyor. [Mehmed Zahid] Hocamız içtihad eylemiş; biz de o içtihada dayanarak "Böyle olduğu zaman gönüller daha hoş oluyor, herkes de sevaptan istifade ediyor." diye biz de yapıyoruz.

"Burada ders çekilir mi?" diyor; yani "Hatm-i hâcegân yapılan yerde ayrıca kendi özel zikri çekilir mi? demek istiyor, bilmiyorum. Öyle diyorsa madem hatm-i hâcegân yapılıyor ona katılsın; kendi özel tesbihini sonra çeksin.

Yoksa "Hatm-i hâcegân kalabalık yerde yapılır mı yapılmaz mı?" mânasında soruyorsa evet yapılabilir, yapıyoruz

Sözü kesilmiş iki kişi eğer aralarında dinî nikah yapılmamışsa telefon ile görüşebilirler mi? Damat adayı kız evine ziyarete gidebilir mi?

Gidebilir yani "Bu illa nikah olduğu zaman olacak." diye bir şey yok. Kız örtülü olur; annesinin babasının yanında görüşebilir. Erkek o tarafa ziyarete gidebilir; bunların mahzuru yoktur. Telefonla da görüşebilirler

"Yâ Rabbi! Filanın yüzü suyu hürmetine hastama şifa ver." diye dua yapmanın fıkhî hükmü nedir? Sakıncası var mıdır?

Allah'ın sevgili kulları var. Sevgili kullarının hatırına da böyle dua etmek vardır, olur. Allah'ın sevgili kulları hürmetine bazı kullarına ihsanlarda bulunduğunu biliyoruz; o bakımdan mahzuru yoktur

Fakülte öğrencileri olarak bir evde kalıyoruz; kendi aramızda hatm-i hâcegân yapabilir miyiz?

Yapabilirsiniz. İsterse herkes tek başına da bir büyük hatm-i hâcegân yapabilir. Yedi Fâtiha, 100 Salavât-ı Şerîfe, 79 Elem neşrah leke 1000 bir İhlâs-ı Şerîf tekrar yedi Fâtiha, 100 Salavât-ı Şerîfe hatm-ı hâcegân-ı kebîrdir. Bunu yapabilir. Ya da hatm-ı hâcegân-ı sagîr yani yedi Fâtiha, 100 Salavât-ı şerîfe, 500 lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm, yedi Fâtiha, 100 Salavât-ı Şerîfe de sonda okununca hatm-ı hâcegân-ı sagîrdir, bunu da yapabilir. Müsaade de ediyoruz, yapabilirler

Cuma namazında hoca minberde konuşurken ülkemizde cemaat genellikle önüne bakıyor; bu da cemaatten bazılarının uyuklamasına veya kafasına başka düşüncelerin girmesine, oluşmasına sebep oluyor. Camilerde cemaat uyarılsa da "Hocayı dinlerken gözünüzü hocadan ayırmayın." dense daha iyi olmaz mı?

Tabi uykuyu önlemek bakımından iyi olabilir ama nereye bakarsa bakar, isterse başı önünde olur; yeter ki kulağı imamda olsun. İmamı dinlemesi, hatibi dinlemesi şart. Uyumaması için de bakması daha iyi olur; bakınca daha iyi takip ediliyor hakikaten; ben de tavsiye ederim

Nefsi alt etme yani nefsi terbiye etme yönünden bize bir şeyler söyleyebilir misiniz?

Nefsi terbiye etmenin, alt etmenin iki yolu vardır: Birinci yolu, nefsin gücünü kuvvetini azaltmaktır. Oruç tutarsın, az uyursun kuvveti azalır. Çok konuşmazsın, hatalara düşmezsin, insanların arasına çok katılmazsın, tenhada durursun; kendi başına durursun rahat olursun. İşte bunlara kıllet-i taam, kıllet-i kelâm, kıllet-i menâm, uzlet-i enâm, zikr-i müdâm demişler. Zikre müdavim olursun. Böyle tedbirlerle terbiyeyle nefsin arzuları kırılır, zayıflar. Zaten oruç tuttuğu zaman az uyuduğu zaman vesaire arzularının coşkunluğu kalmıyor. Böyle bir yol vardır. Bir de zikre kuvvetle gidilip insanın aşkının, şevkinin, muhabbetinin, Allahu Teâlâ hazretlerinin yoluna sevgisinin coşması suretiyle günahlara nazar etmeyecek hâle gelmesi vardır. Aşk ve muhabbet yolu ile zikre devam ederek de olabilir. Tabi hepsinin çeşit çeşit incelikleri vardır. Tarikatte "halvet" vardır, şeyh efendinin çeşitli talimatları vardır

Bir kadın, bir erkek doktora muayene olabilir mi? Nâmahrem yerinden röntgen çekinebilir mi?

Eğer kadın mütehassıs varsa onu bulmaya gayret eder; mümkün olduğu kadar kendi cinsinden olan kadın bir doktora muayene olmaya gayret eder. Bunu istemek kendisinin de hakkıdır; ama çare yoksa çaresiz ise terbiyeli, aklı başında müslüman bir doktora muayene olabilir, röntgen çektirilebilir. Çare varsa mümkün oldukça kadına çektirmeye çalışmalıdır.

Elhamdülillah biz şimdi doktor kardeşlerimizle bir kadın polikliniği açmaya da çalışıyoruz. Bu Türkiye'de büyük bir derttir. İslâm düşmanlarının inadı vardır; doğum mütehassısı bölümüne erkek ebe yani erkek kadın doğum mütehassısı yetiştiriyorlar. "İlla erkekler doğum yaptırsın." diye inatlarından kız talebe bile almıyorlar. İnatları var. Üniversitelerde, tıbbiyelerde inançsız kimselerin böyle inatları var.

Biz de hanımlarımızı mümkün oldukça hanım doktorlara muayene ettirmeye gayret ediyoruz. Birisini bir kadın doktora gönderdik. Kadın hastalığı var, nâmahrem yeri açılacak, bakılacak; yani soyunacak. Biz gönderdiğimiz halde kadın doktor;

"Seni talebelerin önünde soyacağım, öyle muayene edeceğim." demiş.

O da şaşırmış "Olur mu öyle şey?" demiş.

"Peki, bu talebeler nasıl öğrenecek?" diyormuş.

Ayarlarsan başka türlü olur. İstenince her şey oluyor, ne diye inat ediyorsun?

İlla erkeğe baktıracaksın, müslümanın inancını zedeletmeye çalışacaksın.

Bizim inancımız böyle olduğuna göre ona göre ayarla.

Ankara'da bir kadıncağızın röntgeni çekilecek. Kadın gitmiş bakmış, pos bıyıklı bir röntgen uzmanı.

"Soyun hanım" demiş.

Hanımefendi;

"Ben kadın röntgenci istiyorum." demiş kibarca.

"Oh, oh" demiş; "Bırak bu kafayı kadın, bırak. Biraz Avrupa gör, medeniyet gör."

O da boynunu bükmüş;

"Ben zaten İngilizim." demiş.

İngiltere'de kardeşimizin biriyle evlendi de oradan Türkiye'ye gelin geldi, İngiliz aslında.

Bizim bu taraftaki dangalak böyle diyor.

Bu mantık değil.

Bir kadın mütehassıs koy, bir kadın röntgenci koy; kadınların gönlü olsun. Kadın bölümünü ayır.

Utanmıyor musun?

Maalesef böyle bir inatlaşma vardır, müslümanların kusurudur Müslümanlar kendilerinin camisini, kadın hastanesini müesseselerini kuramıyorlar; kendi emirlerine uygun faizsiz müesseselerini, helal müesseselerini kuramıyorlar.

Yahudiler kuruyor; dünyanın her yerinde uçaklarda yahudi yemeği vardır.

"Ben yahudiyim, yahudi yemeği istiyorum." deyince ona hahamın kestiği etten yapılmış yemek gelir.

Dünyanın her yerinde müslüman vardır;

"Ben müslümanın etini istiyorum; bana müslüman yemeği getirin." diye diretmiyorlar.

Domuzu yiyorlar veyahut adam "Bu et domuz eti değildir." diyor.

Olsun. İsterse domuz eti olmasın ama hayvanın kafası kesilmemişse yine murdardır; o da haramdır. Sen bir tokmağı kafasına indiriyorsun, hayvanı murdar ediyorsun ondan sonra "Tamam, bu sığır etidir." diyorsun.

Sığır etidir ama murdar. Koyunun bile boynuna ip dolansa boğulsa eti yenmez. Kesecek, kanı çıkacak.

Şimdi yirminci yüzyılda yeni yeni anlaşılmış; kan çıkmadığı zaman damarlarda kaldığı zaman orada mikroplanıyormuş ve et bozuluyormuş.

Ha 1400 yıl sonra uyandınız maşallah!

İslâm "kan akacak" diye bunu 1400 yıl önceden söylemiş. Et yenilecekse kesilecek, kanı şorlatılacak, akacak. İşte et o zaman dayanacak.

Kafasına bir tokmak vuruyorlar, bir elektriktik şoku veriyorlar. Hayvan bayılıyor; ondan sonra murdar oluyor. Müslümanlar gevşek olduğundan, dikkatsiz olduğundan bu müesseseleri kuramamış.

"Canım ne olur yerse?"

Elinin körü olur.

Sen müesseseni kurmaya çalışsan ne olur?

Sen müesseseni kurma, kendi keyfine uygun olan şeyi kurma; ondan sonra "Çişli şeyi yesek olur mu içsek olur mu?" bilmem ne.

İçme be adam, içmemeye çalış, temizini bulmaya çalış. Ne diye "İlla murdarı yiyeceğim, illa haramı işleyeceğim." diye çalışıyorsun?

Evet, ölüm tehlikesi varsa, başka doktor yoksa, çare yoksa tamam; erkek doktor muayene eder ama niye kadın doktor muayene etmesin?

Çünkü kafaları bozuluyor. Çeşit çeşit şeyler duyuyoruz. Ben doktorların ağzından çeşit çeşit menfi şeyler duyuyorum.

Askerlikte bir doktor vardı, terbiyesiz neler anlatıyordu. Doktor. Tabi mecburen askere gitmiş. Orada her çeşit insanla harman oluyorsun. Yaptığı melanetleri, günahları saya saya bitiremiyor.

Şimdi ona muayeneye gidilir mi?

Böyle bir hayduta gidilmez.

O zaman müslüman olarak tedbir al. Müslümanların tedbir alması lazım.

Tarikate ve bir hak mezhebe uymamak günah mıdır?

Cahilliktir. Cahillik tehlikelidir; sonu vehamet olur. Çünkü bir hak mezhebe uymuyorsun.

Sen İmâm-ı Âzam mısın? Neden hak mezhebe uymuyorsun?

Uymuyor.

Niye uymuyorsun? Sen kendi başına âyetleri hadisleri anlayacak, mezhep kuracak kadar çok allame bir insan mısın?

Değilsin.

O zaman bilene uysana be adam!

Bir hak mezhebe uymuyor.

Uymamak cahilliktir, yanlıştır; uy! Onlar bu meseleleri incelemiş; bu işin profesörlerinin profesörü, onlara uymak lazım.

Bir insan tarikate girmese ne olur?

Tarikate girmezse nefsini terbiye etmez. Nefsini terbiye etmezse, sevaplı şeyleri kazanmazsa, günahlarda devam ederse âhireti mahvolur. Mârifetullaha eremezse gafil giderse zarara uğrar; onun için bu hayırlı, faydalı şeyleri yapmaya çalışması lazım

Okulda bu sene gördüğümüz derslerden biri siyaset bilimi. Bu bilimin felsefesinin yapıldığı yerler var. Bu bilimin felsefesiyle uğraşmak haram mıdır? Felsefenin haram veya mendub olan dalları nelerdir, açıklar mısınız? Bu derslere başlarken şeytandan kurtulabilmek için bir dua tavsiye eder misiniz?

Muhterem kardeşlerim! "Felsefe" demek "bir şeyin üzerinde akıl yürütmek" demek. Akıl yürüten insanlara "filozof" demişler. Tarihin çeşitli devirlerinde de akıl yürüten insanlar, akılları erdiği kadar akıllarının ebadı nispetinde bir şeyler ortaya atmışlar, söylemişler. Sonra onun yanlışlığı anlaşılmış, doğrusunu başkası söylemiş. Sonra başkası çıkmış, başka bir şey söylemiş. Tabi bu gibi eski safsatalarla uğraşıp dinî bilgileri öğrenmezse insan bazen sapıtabiliyor da. Çünkü onlardan bazıları zaten kendileri sapıtmışlar.

Düşünelim, kafa yoralım derken; akıl kendi başına her türlü gerçeği bulmaya yetmediğinden sapıtabilmişler.

Ama bir şeyin felsefesini yapmak, üzerinde tefekkür etmek günah değildir. Tefekkür etmek sevaptır. Siyaset biliminin felsefesini yapıyor, üzerinde tefekkür ediyor; bunda bir mahzur yok. Tarihin felsefesi vardır, siyasetin felsefesi vardır, ekonominin çeşitli doktrinleri, felsefeleri vardır. Düşünmek zararlı değildir; yeter ki Allah için düşünsün, yeter ki dinini bilsin, dinine aykırı şeyler söylemesin, dininin yasakladığı kanaatlere sapmasın. Düşünmenin bir zararı yok.

Tahsile giderken umumiyetle her sabah 10 defa Rabbenâ lâ tüziğ kulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh. İnneke ente'l-vehhâb âyetini okusunlar.

Rabbenâ lâ tüziğ kulûbenâ. "Yâ Rabbi! Kalbimizi saptırma." Ba'de iz hedeytenâ. "Hidayete erdikten sonra." Ve heb lenâ min ledünke rahmeh. "Bize fazl u kereminden rahmetini ihsan eyle." İnneke ente'l-vehhâb.

Bu âyet-i kerimeyi 10 defa okusunlar; bu o işin duasıdır. Girdikleri yere besmeleyle girsinler; evden çıkarken duada da bismillâhi ve billâhi tevekkeltü ala'llâhi lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm diyerek Allah adıyla çıksınlar ve Allah'a tevekkül ederek gitsinler; o zaman zararlara uğramazlar

Fatih döneminde kanun haline gelen kardeş katli şeriate uygun mudur?

Kanun haline geldiği münakaşalıdır. Şeriate uygun değildir. Kimsenin -kimseyi öldürmeye- suçu olmayan bir kimseyi öldürmeye hakkı yoktur. Suç teşekkül etmeden suç olacak vehmiyle adam öldürmek şeriatte yoktur. O bakımdan doğru bir iş değildir

Benim bir gecekondum vardı, müteahhide verdik. Buranın bir kısmı vakıflarındı, buradan belediye almış, belediyeden de babam almıştı. Babam öldü, bina bitmek üzere, bana bir günah olur mu? Ne yapmalıyım?

Vakıf malını almak büyük vebaldir. Fakat Türkiye'de ne hükümet vakıf mallarını korumuştur ne Vakıflar Genel Müdürlüğü korumuştur ne de halk "Vakıf malıdır." diye alınmasından çekinmiştir. Öyle olmuştur ki vakıf malları satılığa çıkmıştır, gayrimüslimler almıştır; Ermeniler yahudiler almıştır. Bugün bazı camilerin dükkanları var; Nur-i Osmaniye camisinin etrafında camiyle beraber yapılmış, caminin vakfı olan yerler var. Yahudi, Ermeni almış, sonra "Hükümet bizim elimizden alır." diye götürmüş, kiliseye bağışlamış. Böylece müslümanın malı kilisenin eline geçmiştir.

Bu büyük bir felakettir, dinsizliktir çok büyük haksızlıktır. Çünkü o malın sahibi malının şöyle kullanılmasını istemiş, vakfetmiş.

Bunu niye değiştiriyorsun?

Hırsızlıktır. O vakfı gayesinden aykırı bir şekilde kullanmak hırsızlıktır. Almak da doğru değildir, kullanmak da doğru değildir; vebaldir.

Tabi şimdi belediye almış; satan da günahtadır, alan da günahtadır. Sonra belediye malı olduğu için belediyeden bu almış.

Belediyeler özellikle vakıf mallarına dalıyorlar, balıklama atlayıp dalıyorlar, "vakıf mallarının sahibi yok" diye yağmalıyorlar, "Kendilerine gelir olsun." diye satıyorlar. O da büyük günahtır, o da vakfeden kimseye hıyanettir, tarihe hıyanettir, kanunsuzluktur. Bu, devletin yaptığı kanunsuzluktur. Bunu milletvekillerinin dile getirmesi lazım. Vakıf olan her şeyin vakfın gayesine uygun çalıştırılması lazım. Yoksa demek ki nizam yok, eşkıyalık var, demektir. O zaman devlet eşkıyalık yapıyor, demektir.

Ancak vakfedenin; "Şöyle olmazsa böyle olabilir, böyle olmazsa şöyle olabilir." diye müsaade ettiği şeyler yapılabilir. Eğer devlet İslâm devletiyse belki başka kararlar alabilir;

"Şurada şu şöyle olmuyor. Vakfeden de sağ olsaydı belki şöyle yapardı." diyebilir ama bu şekilde alınması, satılması uygun değildir.

Şimdi alınmış, satılmış. Bazen de müslümanlar bakıyorlar ki mal gayrimüslime gidecek, almışlar; ondan sonra tekrar vakıflara, özel vakıflara, şimdiki yeni vakıflara vermişler.

Vakıflara dikkat etmek lazım. Bu kardeşimizin alınmış o kadar yeri bir yerden yine vakfetmesi lazım ya da bu binanın o kadar kısmını ne kadar yeri vakıfsa vakfetmesi lazım. Zor işler bunlar; Allah insanı böyle veballi işlere bulaştırmasın. İşi rast gitmez, çocuğu hasta olur, vücudu rahatsız olur; dünyası zarara uğrar, âhireti zarara uğrar. Çünkü kökünde böyle şeyler vardır

Hanımım annesinin evine gitti, iki senedir gelmiyor. Noterden evine dön çağrısı yaptım, gelmedi. Mahkemeye verebilir miyim?

Verebilir de boşayabilir de hepsini yapabilir. Çünkü kadının öyle kalkıp gitmeye hakkı yoktur. "Dön" deyince gelmesi lazım. Aralarında geçen şeyin ne olduğunu bilmiyorum ama tabi mahkemeye verebilir

Sizi aylardır göremiyoruz hocam, paramız da yok ki görmek için peşinizden dolaşalım.

Kardeşlerimiz de sitem etmekte haklı. Her zaman gelsek böyle vaaz etsek ama başka yerde de vaaz edilmesini istiyorlar. Keşke bin parça olsam da her parçam bir başka yerde vaaz etse ama başka yerde de istiyorlar. Mesela ömrüm boyu hiç gitmediğim bir il oluyor, istiyorlar.

"Ders alacak insanlar var hocam." diyorlar.

"Ders alacak." deyince zaten benim yüreğimin yağı eriyor, tâkatim kalmıyor, kalkıp gidiyorum. Oraya gidince de buralar bazen aksayabiliyor; onların hatırına kusurumuza bakmayın. Orada da, gittiğimiz yerde de hizmet oluyor; böyle kalabalık oluyor, ders alanlar oluyor, istifade edenler oluyor. Affedin, yardım edin, dua edin, sabredin, artık neyse kusurumuza bakmayın

Sakal tebliğ yapmaya engel olabilir mi? Böyle iddia edenler var, bundan dolayı sakal bırakmıyorlar. Böyle yapmak doğru mudur?

Hayır, doğru değildir. Çünkü sakal kazımak haramdır. Bundan 50 yıl, 100 yıl önce olsaydı hacı babalar hacı dedeler insanı bastonla kovalarlardı. Şimdi âdet oldu, herkes kazıtıyor ama erkeklerin kadınlara benzemesi sayılır, bu doğru değildir.

Aslında durumu müsaitse, memur değilse, işi elveriyorsa sakalı bırakacak, tebliği öyle yapmaya çalışacak. Karşısındaki sakalından ürküyorsa... Başkası önemsemiyor; mimar bey sakalını uzatabiliyor, profesör bey sivri sakalı uzatabiliyor, saçını uzatabiliyor, dalga dalga kocaman kocaman kulağının üstüne binmiş, ensesini kapatmış, aslan yelesi gibi. Herkes keyfine göre yaşıyor. O da sünnet-i seniyyeye uygun hareket edecek, tebliğe mâni olmaz. Öyle olsaydı onun dinde bir müsaadesi olurdu. Sen tam müslüman olacaksın, tebliğini İslâmca yapacaksın; karşı taraf uyarsa uyar. Sakalından korkuyorsa sen de kalemle yaz, dergi çıkar, başka türlü hizmet et ama sakaldan kimse korkmaz, tebliğe mâni olmaz. Güzel giyinirsin, başka tedbirleri alırsın, yine kendini sevdirmeye çalışırsın, sakalı da sevdirmeye çalışırsın; o da tebliğdir.

Takvâ ile vesvesenin, kibir ile vakarın farkı nedir? Bunların karışmasını nasıl engelleyebiliriz?

Takvâ; "Haramdan kaçınmak harama bulaşmamaya dikkat etmektir."

Vesvese; "Mahzurlu olmayan bir şeyde; 'Şu şöyle mi bu böyle mi?' diye tereddüt etmektir."

Takvâ, sevaptır; vesvese yoktur, vesvese şeytandandır. Bir şey doğruysa vesvese gelse de yapacak, vesveseye aldırmayacak.

Kibir; "Kendini beğenmektir, hak sözü kabul etmemektir."

Vakar; "Halim selim, ciddi durmaktır."

Kibir günahtır, vakar sevaptır. Kibirlenmeyecek, başkasını hor görmeyecek, kendisini büyük görmeyecek ama "Ben Müslümanım. Halime hareketime dikkat etmem lazım." diye vakarlı hareket etmeye dikkat edecek. İslâm da incedir, her şey de incedir. Trafikte, yolda giderken yeşil ışıkta geçersen iyi oluyor; kırmızı ışıkta geçersen polis cezayı yazıyor. Aynı yoldan bir an önce geçtin mi bir şey yok; bir an sonra geçtin mi cezayı yiyorsun. "Sağa dönülmez." denen yerde dönersen cezayı yiyorsun. Her şeyin kaidesi var; herkes ona uyacak.

Sayfa Başı