M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (119)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Finans kurumlarında leasing adı altında bir işlem yapılıyor. Yani taksitle mal satıyorlar. Bu konuda bizi aydınlatacak olursanız memnun oluruz.

Siz diyorsunuz ki; "Bana bu mal lazım. Param yok." Mesela doktorsunuz veya dişçisiniz, cihaz alacaksınız. Şu kadar lira ama paranız yok. Diyorsunuz ki; "Bu alet bana lazım. Sen bunu bana sat." O da; "Olur, satarım." diyor. Aleti alıyorsunuz, parayı ona ödüyorsunuz. Ama tabi o alıp size satarken pahalı satıyor. Sizin paranız olsa peşin parayla onu mesela 200 liraya alacaksanız, o size taksit taksit satarken çok fiyat söylüyor. "Tamam, ben bunu alırım, sana veririm, sen de bunu çalıştırırsın. Ama 500 lira." diyor. Bilmiyorum da: "nispetleri anlaşılsın" diye söylüyorum. Sen de diyorsun ki; "Pekala razıyım." Alıyorsun, çalıştırıyorsun. O sana mühlet veriyor. Şu kadar mühlet içinde onu ödüyorsun. Ödemezsen cihazı geri alabilir. Ödüyorsun senin oluyor. "Bu işleme ne dersiniz?" diyor.

Bu normal bir işlem. Birisinden bir mal alıyorsun, onu peyderpey ödüyorsun. Olabilir. Faydalı da oluyor. Ya adam parası olmadığı için hiçbir teşebbüse geçemeyecek ya da parası yokken böyle bir finans kurumunun yardımıyla işini yürütecek. Hem kendisi kazanacak hem borcunu ödeyecek. Sonra ne olacak? Sonra da o aldığı şeyin sahibi olacak.

İlahiyat fakültesini kazanmış ama İmam Hatip Lisesi mezunu olmadığı için Arapça öğrenmekte zorluk çekiyormuş.

Muhterem kardeşlerim! Ben İlahiyat Fakültesi'nde profesör idim, emekli oldum, biliyorum. Arapça da okuttum, Farsça da okuttum, başka dersler de okuttum. İmam Hatip'ten gelen çocuklar da, sıfırdan ilahiyata başlayanlar da Arapça'yı çok güzel öğrenebiliyorlar. Moralini bozmasın. Bu mümkündür. Siz de öğrenirsiniz. İyi bir öğretici bulursanız, kolayından bir öğretmeye başlarsa öğrenirsiniz.

Ben lise talebesiyken babamın arkadaşı Mahmud Bayram hoca vardı. -Allah razı olsun- "Lise talebeleri dilbilgisi okudukları için çabuk anlarlar. Bana gönder de onlara Arapça öğreteyim." demiş. Sağ hâlâ. Bizim caminin yakınında dairesi var. Cemaate de gelir, Allah razı olsun. Bana ilk derste hemen çekimleri yazdırdı. İkinci derste cümle kurdurmaya başladı. Yani ben Arapça cümleler kurmaya başladım, cesaret verdi. Çünkü öğretiş tarzı güzel. "Ben Arapça öğreniyorum." diye dedem çok seviniyor. Rahatsızdı. İki aylık Arapça talebesiyim, dedeme Arapça mektup yazdım.

Demek ki öğrenebilir insan, moralinizi bozmayın. Siz de öğrenebilirsiniz. Esnafken, tüccarken, memurken de olur. Yeter ki azmedin. Yeter ki basit usulü ile bir anlatma olsun. Olabilir. Allah kolaylıklar versin. Sonra insan bir konuyu sevdi mi, çabuk öğrenir. Arapça da sevilir, Kur'an lisanıdır, cennet lisanıdır. Arapça sevilir muhterem kardeşlerim, hepinize tavsiye ederim. Bugün bir İngiliz, bir Fransız müslüman oldu mu yaptığı ilk iş ne? Arapça öğrenmek. Çünkü Kur'an'ı onunla anlayarak dinini onunla güzel yaşayacak.

Evlenmek de nefisle cihad sayılır mı?

Nefisle cihat demek nefis kötü bir şey söylediği zaman dinlememek, onunla mücadele etmek ve dinin emrini yapmak demek. Evlenmek başka bir iş ama evlenmenin sevabı var. Evlenenin sevabı çok olur; eve yiyecek içecek götürmenin sevabı var, çoluk çocuğunu hayra sevk etmenin sevabı var. Evliliğin bereketi var. Nefisle cihad ayrı bir kavram, evlenmek ayrı bir iş. Nefsinin kötü arzularını engelleyip onun karşısında direnmek ve onu yapmamak. Nefisle cihad bu.

İmtihana girecek kardeşlerimiz, evlenecek kardeşlerimiz, şahsi işleri hastalıkları olan kardeşlerimiz dua istiyorlar.

Mü'minin mü'mine duası makbuldür. Ben dua edeyim siz "âmin" deyin. Rabbimiz hastalara şifa versin, dertlilerimize deva versin, işleri müşkül olanların işlerini âsân eylesin, dertleri olanların dertlerine çareler ihsan eylesin. Evlenen kardeşlerimize hayırlı yuvalar kurmak nasip eylesin. Güzel geçimler nasip eylesin. Gönüllerimizin muratlarını cümlemize nasip eylesin. Cümlemize hayırlı evlatlar ve bol rızıklar nasip eylesin. Mesut, bahtiyar, ecirli, sevaplı bir ömür geçirmeyi nasip eylesin. Huzuruna sevdiği kul olarak varmamızı nasip eylesin.

Televizyon ve video izlemek veya evimizde bulundurmak, bazı programları seyretmek sakıncalı mıdır?

Video, vaaz ise güzel bir şey, seyredilebilir. Televizyon programları kötü bir sahne ihtiva etmiyorsa seyredilebilir. Fakat bu alet evin içine girdi mi durum pek iyi değil. Hani birisi şişenin içindeki rakıyı göstermiş; "Bak şişenin içinde uslu uslu duruyor ama içildi mi insanın karnında şişede durduğu gibi durmaz." demiş. Bu televizyon denen meret de evin içine girdi mi rahat durmaz. Evet bir düğmesi vardır, istersen kapatabilirsin. Ama kapatmak için evliyâ gücü lazımdır. Bir insan, kötü bir şey olunca hemen çat kapatacak da güya seyretmeyecek. Bazen de sahne birden, tepeden inme, paraşütle pattadak geliverir. Tam seyrederken bir reklam, çıplak bir kadın. Seyrederken bir sahne, kadın erkeğe sarılmış. Gelin bir tarafa başını çeviriyor, güvey başını bir tarafa çeviriyor, kayınpeder kıpkırmızı oluyor kaynana "tevbe estağfirullah" diyor. Ne oldu? Kaçamadı işte. Kaçamazsa en iyisi bu mereti eve sokmamak. Eve sokmazsak haberden mahrum kalır mıyız? Merak etme, haberler bacadan bile gelir. Her yerden gelir. Sen o televizyona harcayacağın vakit ile Kur'an öğren, ilim öğren, çeşitli güzel kitapları oku.

Kadınların çalışması helal midir?

Mutlak mânasıyla kadınların çalışmasına "haram" denemez, helaldir. Kadın çalışabilir. Evinde terzilik yapıyorsa yapma mı diyeceğiz? Dikiş nakış yapıyorsa, el örgüsü yapıp da satıyorsa, geçimini sağlıyorsa yapma mı diyeceğiz? Çalışmanın haram olması çalışılan ortamın bozukluğundandır. Yani erkeklerle karman çorman, yaptığı iş dolayısıyla haramlara bulaşık olursa o zaman doğru olmaz. Bir kadın muhtaçsa, ihtiyacı varsa, gerekiyorsa çalışsın. Hatta ihtiyacı olmasa bile bu nefsi meşgul etmek için çalışmak da lazım.

Mâlum evliyâullahtan birisi terziymiş; dikermiş, diktiğini sökermiş, yine dikermiş yine sökermiş. Birisi dayanamamış, sormuş; "Mübarek, dikiyorsun diktikten sonra niye söküyorsun, söktükten sonra tekrar niye dikiyorsun?" demiş. "Ah kardeşim ah!" demiş. "Sen bu nefsin ne kadar kuvvetli olduğunu, nasıl bir meret olduğunu bilmezsin. Ben onu böyle bir işle meşgul etmezsem o beni meşgul eder." demiş. Bir işle meşgul olmak iyidir.

Büyüklerimiz; "Peygamber Efendimiz birkaç insanın yanından geçiyormuş. Hepsi oturuyorlar. Elinde bir çubukla yeri çizene selam vermiş de öbürlerine selam vermemiş." derler. Oturduğu yerde bile olsa çalışmak iyidir. Kadınca çalışmasını bilmeli, kadına yaraşacak şekilde, evinde günahlara bulaşmayacak, nâmahremle karşılaşmayacak bir çalışma olabilir.

Müslümanlar için İslâmî yaşamda takvânın ve fetvanın yeri neresidir?

İslâm'da iki yoldan bahsedilir. Tarih boyunca Müslümanlıkta bir takvâ yolu vardır. "İhtiyatlı dindarlık, garantili yol" demek. Fetva yolu da; müftülüğe soruyorsun, "Yap, mahsuru yok canım." diyor. Takvâ yolu şüphelilerden kaçıp ihtiyatla gitmek, garantili sevaplı yoldan yürümektir. Fetva yolu da "Müftü fetva verdi, yapılabilirmiş." deyip yapmaktır. Büyüklerimiz bize takvâ yolunu tavsiye etmişlerdir. Çünkü tehlikesi yok. Fetva yolunda "fetva ya yanlış verilmişse" diye bir tehlike vardır. Takvâ yolu nefse ağır gelir ama garantilidir, sevaplıdır. Fetva yolu bazı tehlikelere açıktır. O bakımdan büyüklerimiz takvâyı tavsiye etmişlerdir. Ama İslâmî yaşamda, tabi bazen sıkışık durumlar oluyor. İster istemez, istemeden insanın karşılaştığı durumlar oluyor. O zaman da takvâ ehli bir müftüye yani vicdanı olan, ilmi olan, irfanı olan bir salahiyetli alime gidip mesele sorulur. Yeri gelince ona göre, onun nasihatine göre hareket edilebilir. Eğer serbestsek önümüzde iki ihtimal var, ikisini de yapabiliriz.

Hangi yolu tercih edeyim?

Takvâ yolunu tercih edin, garantilidir. Ama sıkışıksak o zaman fetvadan istifade edebilirsiniz. Fetva da hiç olmayan şey değil.

İntihar edenin durumu nedir? Allahu Teâlâ hazretlerinin onu affetme durumu var mıdır?

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfine göre bir kimse ne türlü intihar etmişse ebediyen cehennemde onunla azap görür diye bildiriliyor. Yani kendisine bıçak saplayarak intihar etmişse, cehennemde ebediyen kendine bıçak saplama [olacak]. Kendisini dağdan aşağı kayalara atmış, parçalanıp ölmüşse, ebediyen cehennemde dağdan atlayıp kayalardan parçalanma [olacak]. "Kendisine böyle azap olur." diye bildiriliyor. Çünkü canı Allah veriyor, can almak kulun işi değildir. İntihar etmek de haramdır, yasaktır. Fakat -Allah insanı düşürmesin- bazı hastalıklar oluyor. Doktorlar bunu bilirler, psikolojik bir takım rahatsızlıklar olabiliyor. Belki böyle bir hastalık sebebiyle yani sorumlu olmadığı bir zamanda bu gibi şeyler mümkündür. Allah belki hastalığından dolayı affeder. Özel durumlar, mâzur olduğu bir şekil, sorumlu olmadığı bir zaman olmuşsa belki affeder. Ama normal olarak intihar eden cehennemliktir. Çünkü cana kıymıştır.

Bayanlar tül çorapla namaz kılabilir mi? Eteğin uzun veya kısa olması durumu değiştirir mi?

Tül çorap, çorap değildir. Tahrik aletidir. Başka bir işe yaramaz. Isıtmaya da yaradığını sanmıyorum. Yalnız buruşuk olan cildi bile daha güzel gösterdiğinden günah vesilesidir. O bakımdan, ya tül çorap giymeyecek ya da üstüne başka bir şey giyecek, ya da kalın bir çorap yani altını göstermeyen bir çorap giyecek. Kusura bakmasın kimse, ötekisi maskaralıktır. Peygamber Efendimiz bir hadîs-i şerîfte âhir zamandaki kadınların halini anlatırken diyor ki: kâsiyâtün âriyâtün. "Bazı kadınlar vardır, kâsiyâtün, yani vücutlarını açmışlar; âriyâtün, çırıl çıplaktırlar." Yani elbise giymişler ama vücutlarını açmışlardır ve çırılçıplaktırlar. Kâsi, kisve giyen yani elbise giyen demek. Elbise giymiş ama âriyâtün "çıplaktır."

Peygamber Efendimiz niye böyle söylemiş?

Elbisesi, kisvesi var yani üzerinde libası var ama ârî yani "çıplak". Çünkü giydiği elbise sanki giyinmemiş gibi altını gösteriyor. Şimdi bir donlar, pantolonlar çıktı. Daracık, bütün vücuduna yapışıyor. Altını da göstermiyor. Siyah oluyor, lacivert oluyor... Kalın ama soğuk geçirmiyor, vücudun her hattı belli oluyor. Şurası dizi, burası dizinin altı, burası bileği, yukarısı şöyle, daha yukarısı şöyle, burası böyle... Şimdi bu giyindi mi? Hayır. Kâsiyâtün âriyâtün. Giyinmişler ama çıplak kadınlar bunlar.

Nasıl olacak?

Birinci şart; vücudunun hatları belli olmayacak, bol olacak. İkinci şart; altını göstermeyecek. Uzay elbisesi gibi şeffaf bir elbise giydi mi, kalın ve bol ama altı görünüyor. O da olmadı. Hem bol olacak, vücudun şekli belli olmayacak hem de altını göstermeyecek. Aksi takdirde giyinmiş olmaz. Onun için o tül çorap yok demektir. O süs aletidir, giyim aleti değildir. Doğru düzgün çorap giyecek, uzun etek giyecek namazı öyle kılacak. Aksi takdirde olmaz.

Böyle dinî şeylerle beraber olduğumuz zaman anlamlı ve şuurlu bir hayat halini sürüyoruz ama o olmadığı zaman gevşiyoruz. Peygamber Efendimiz'e de sahâbe-i kirâm; "Yâ Resûlallah, sizin yanınızda olduğumuz zaman çok güzel hallerde oluyoruz ama evimize gittiğimiz, dışarı çıktığımız zaman o hali muhafaza edemiyoruz." buyurmuş. Demek ki kolay olmuyor ama birazcık olması için yine zikre, abdestli olmaya, abdestli gezmeye devam etmek lazım. Dili zikirli, Kur'anlı, kendisi abdestli, namazlı olacak. Bir de iyi insanlarla meclislere devam etmek lazım. Yoksa o meclisleri yapmak lazım.

Hocam bizim mahallemizde hiç toplantı yok.

Tamam, Pazartesi-Perşembe toplantıyı yapın hiçbir şey bilmezseniz Kur'an okuyun, hatim indirin. Biraz okuması olan bazı kitapları okusun, mecmualarımızın makalelerini okuyun. Gazetelerin dinî [kısımlarını] okuyun, takvimin arkasını okuyun. Emin olun, ben o kadar bakıyorum, hoşuma gidiyor takvim yaprakları. Yırtıp da atmaya da kıyamıyorum. Ben takvim yapraklarını kaldırıp bütün olarak sene sonuna kadar muhafaza ediyorum. Çünkü hepsi hazine, çok güzel bilgiler var içinde. Yani bir insan o gün için evindeki takvimin arkasındaki bilgileri ezberlese senenin sonunda alim olur. İkinci üçüncü senenin sonunda müftü olur. Dördüncü beşinci senenin sonunda Diyanet İşleri Başkanı olur, inşaallah.

Bir kimse savaşta düşmanın eline geçeceğim filan diye intihar edebilir mi?

Edemez, Allah'a sığınır. Allah'tan kendisini korumasını ister, sabreder.

Bir başka kardeşimiz isim istiyor.

Onun ismi de Cahid olsun. Cahid yani "cihad eden" demek.

Bir insanın isminde Muhammed kelimesi olursa sakınca var mı?

Hayır, hadîs-i şerîfte de tavsiye var. Mesela Muhammed Fatih gibi isimler olabilir.

Ben devlet memuruyum. Devlet tarafından memura verilen nema helal midir haram mıdır? Almak gerekir mi gerekmez mi?

Devlet de kurnazlaştı, eskiden "faiz" diyordu. "Tasarruf bonosunun faizi" diyordu. Faiz haram olduğundan [insanlar] almıyordu. Şimdi nema diyor.

Nema ile faiz arasındaki fark nedir?

Faiz, kâr etse de zarar etse de parayı alan kimsenin ötekisine "şu kadar vereceğim" demesidir. Nema, parayı çalıştırıp elde edilen kârsa kârın bir kısmını parayı verenle bölüşmek demektir. Bu normal, olur. Ama ben bu işlemin nasıl olduğunu, devletin nemayı neye göre nasıl verdiğini bilmiyorum. Onu biraz daha inceleyeyim.

Birisi bebeği için isim istiyor.

İsmi Bilal olsun.

Erkekler için dar giysi giymenin durumunu izah eder misiniz? Kadınlar için olan mahzurlar erkekler içinde var mıdır?

Evet vardır. Erkek de dar giyerse [mahzuru vardır]. Kimisi böyle atletik çalışma yapmış halter kaldırmış vesaire. Daracık giyiyor, adaleleri görünsün diye. Üst tarafın adalesi, pazusu görünsün, bir şey değil ama eti budu bacakları hepsi meydana çıkıyor. O zaman o mahzurlu oluyor, haram oluyor. Onun da öyle olmaması gerekir.

Birisinin ismi Cengiz'miş.

Tabi ismi değişecek. Çünkü Cengiz gayrimüslim bir kimsenin ismiydi. Ve İslâm alemine çok harp açıp da çok zararlar vermiş bir kimseydi. O isim yerine mesela Cemil ismi olabilir. Cemil hem Allah'ın esmâ-i hüsnâsındandır hem de mânası güzel.

Bazı ilâhi kasetlerinde çalgı aletleri kullanılıyor. Bu kasetlerin dinlenmesine ne dersiniz?

Alimlerin çoğu çalgının bizatihî kendisinde mahzur olmadığını kabul ediyor. Bazıları çalgıya da yasak koyuyor. Yani "Şundan şundan ötesi şunlar mutlaka doğru değildir." diyor. Fakat alimlerin bir kısmı da "Çalgının kendisinin bir mahzuru yoktur kullanıldığı yer önemlidir." diyorlar. Onlara göre ney veya def veya tambur vesaire gibi şeyler o zaman mahzurlu olmuyor. Çünkü ilâhinin tesirini arttırıcı bir fon teşkil etmiş oluyor. Belki de mûsikî makamlarına uygun ilâhinin okunmasına kılavuzluk da etmiş oluyor. Mahzuru yok denilebilir.

İslama göre kadın erkek beraber oturabilir mi? Bunun durumu nedir? Akrabalıkta nasıl olur?

Şimdi kadın ve erkek esas itibariyle İslâm'da beraber oturmuyor. Peygamber Efendimiz sallalahu aleyhi ve sellem kızı Fâtımâtü'z-Zehrâ'nın evine gitti. Yanında sahabesinden bazıları vardı. Kapıya gelince seslendi kızına, "Kızım Fatıma perdenin arkasına geç. Yanımda misafirler var." dedi. Şimdi bu bizim için bir örnektir. Hani bazıları diyor ki "Kaçmaya ne lüzum var?" Veya "Efendim, biz medenî insanlarız, birbirimizi yiyecek değiliz ya. Yani ne olurmuş." filan gibi sözler söylüyorlar. Birbirini yemek yememek bahis konusu değil.

Biz hareketlerimizi neye göre ayarlayacağız?

Kur'an'a göre, hadîs-i şerîfe göre. Peygamber Efendimiz nasıl yapmış? Peygamber Efendimiz'in uygulaması böyle. Yani kızı Fâtımâ'nın evine giderken, yanında misafirleri varken, "Kızım perdenin öbür tarafına geç." buyurmuş. Demek ki Peygamber Efendimiz haremlikli selamlıklı oturmayı istiyor.

Ama Peygamber Efendimiz camiine kadınlar cemaat olarak gelmiş mi?

Gelmişler. Ön safta yaşlılar, arka saflara doğru gençler çocuklar, en arkada da kadınlar, namaz kılınmış. Demek ki olabilir, camiye gelebilir. Zarurî sebeplerle bir yerlere gelir gider.

O zaman nasıl olacak?

Allahın emrettiği örtü ile olacak. Öyle gelecek gidecek. Örtü olduğu zaman olabilir. Akrabalar arasındaki oturma meselesinde de, eve misafir geldiği zaman kadın erkek oturma meselesinde de mümkünse haremlik selamlık yapılacak. Ama akrabadır, evin kızı gelini akrabasına çıkmadığı zaman kıyamet kopar. O zaman örtülü bol kıyafetle gelecek. "Dayı hoş geldiniz, amca hoş geldiniz. Nasılsınız iyi misiniz?" diyecek. Örtü şartlarına riayet edecek.

Kızının adı Ülkü değiştirmesi gerekip gerekmeyeceği,

Ülkü, "ideal" demek. Yani gönül bağlanılan bir yüksek duygu mânasına gelir. Mânası güzel. Değiştirilmezse vebal olmaz çünkü güzel bir duygu. Müslümanın ülküsü nedir? Yani gönlünden geçirdiği yüksek ideali nedir? Allah'ın rızasına ermek, müslümanlara hizmet etmek... Bunun bir mahzuru yoktur.

Sayfa Başı