M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (116)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Alimlerin resmi çizilerek satılabilir mi, satılamaz mı? Mesela Said-i Nursî'nin?

Cevap: Satılamaz, çizilemez. Gönlünüze nakşedin, daha iyi. Mühim olan gönüllerde olmasıdır. Suret yapmak, elle tasvir yapmak hadîs-i şerîfle yasaklanmıştır, İslâm'da yoktur. Allah tasvir yapanlara lanet edecek ve kıyamet gününde yaptığı tasvirin canını vermesini isteyecek. "Hadi bakalım, yapmıştın, canını da ver bakalım!" diyecek, azarlanacak diye bildiriliyor.

"Bunun istisnası fotoğraftır." deniliyor. Hani vesikalık tapuda lazım, pasaportta lazım, vesairede lazım; küçük bir parça zaruretten dolayı olabilir.

Ama öyle elle yapmak caiz değil. Hocaların resimlerini yapmak uygun olmaz. Çünkü eski ümmetler sonra büyüklerine vaziyeti durumu değiştirip daha başka türlü şeylere, tapınmaya kaymışlardır. Yasak. İslâm [müsaade vermiyor].

Soru: Büyük cihat, küçük cihat nedir, açıklar mısınız?

Cevap: Bu tabirler Peygamber Efendimiz'in mübarek ağzından çıkmış tabirlerdir. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem düşmanla savaşmaya "küçük cihat" demiştir, insanın kendi nefsiyle savaşmasına "büyük cihat" demiştir. Çünkü bu daha önemlidir ve daha zordur. İnsanın kendi kendisini yenmesi çok zordur.

Nereden belli?

Hadi göreyim seni bakalım, bu gece kalk. Mertsen, erkeksen, hadi bakalım geceleyin uykunu böl de gece ibadetine kalk!

Kalkamaz. İnsanın nefsini yenmesi zor; çünkü kendisini yenecek, kendisi istiyor.

"Yat be aşağıya, yorgan sıcak, dışarısı soğuk, su jilet gibi, abdest alırken insanın elleri kesiliyor. İşin mi yok? Bırak hocanın dediğini, sabah namazını kılıyorsun, neyine yetmiyor... Senin neyine gerek teheccüd namazı? İhtiyarlayınca yaparsın..."

Nefis kalkmamak için binbir türlü oyun yapar. Onu yenmek zordur. Çok da inatçıdır. Nefis, yaramaz bir çocuk gibidir; istediği bir şeye "İlle de isterim!" der. Yapmayacak olduğu bir şeye de "İlle de yapmayacağım!" diye dayatır. Ensesine tokat patlatsan yine yapmamak ister. Yaramaz bir çocuk gibidir. İlle horoz şekeri istiyorum. Evladım al işte şu kâğıt şekeri ye. Yok, ille horoz şekeri olacak. Düt diye öttüreceğim filan. Nefis ille de isterim diye tutturuyor. Biraz ahmakçadır, çocuksudur. İlle dediği zaman da insanın iradesi kuvvetli değilse onun dediğini yapar. Yani ona, nefsine yenilir. Nefsine yenildi mi günahlara dalar. İnsan nefsine yeniliyor, kumarı ondan oynuyor. Nefsine yeniliyor, arkadaşıyla ondan kavga ediyor. Nefsine yeniliyor, evde tabakları hanımın kafasından ondan parçalıyor. Nefsine yeniliyor, çocuğunu ondan pataklıyor. Bak nefis insana çok şeyler yaptırtıyor. Onun için bununla cihat büyük cihattır. Zor iştir, öyle kolay değildir. Hadi yaz bakalım, şu nasihatleri tut göreyim. Çok kimse tutamaz. Neden? Nefse hâkim olmak öyle kolay değildir. Nefis azgın bir at gibidir. Hani azgın atları görüyorsunuz, filmlerde filan ben birkaç defa gördüm; eğersiz üstüne kovboy biniyor, at çifte üstüne çifte atıyor, hoplaya zıplaya, hoplaya zıplaya üstündeki adamı atıyor. Üstünde durabilen mükâfat alıyor, duramayan diskalifiye oluyor, yarıştan çıkıyor. Nefis işte ona benzer.

Nefis ata benzer, nefis ite benzer. Çifte atan, üstündekini yere çalan azgın ata da benzer. Hart hurt ısıran, kuduz ite de benzer. Onun için onunla uğraşmak çok zordur. Onunla uğraşmak için uzun bir terbiye lazımdır, kolay değildir.

Soru: Büyük günahlardan birisi de faiz yemektir. Çoğu hocalarımızın ortak görüşüne göre memleketimizde faiz yemeyen insan yoktur. Sizin bu konuda görüşleriniz nelerdir? Faizden kurtulmanın yolu nedir?

Cevap: Muhterem kardeşlerim!

Allah'ın koruduğu kullar bundan korunuyor. Bu işi bilip de günahını bilip de korunmak isteyen var. Ama ekseriyetinin yediğine dair kanaat şundan çıkmıştır; "Âhir zamanda faiz o kadar yaygılaşacak ki yemeyenin bile üzerine tozu isabet edecek." diye hadîs-i şerîf vardır. Belalı bulaşık bir hastalık gibi olacak. "Oradan buradan bulaşacak." demek istiyorlar.

Tabii yemeyen vardır. Yememek hususunda kale gibi merdâne duran insan vardır. Yememeye çalışmak da lazım. Çünkü İslâm alın terini esas alıyor. Durduğu yerden para gücüne, sermaye gücüne, kapitalist güce dayalı bedava kazancı uygun görmüyor.

Nema demek, "bir şeyin çalıştırılması sonunda hâsıl olan kârın bir miktarını veriyor" demiş oluyor. "Faiz" dememesi bir derece hafif gibi görünüyorsa da sabit bir miktarda bir menfaat verdiği için adı ne olursa olsun faiz sayılma durumu da bahis konusudur.

Yalnız günümüzün meselelerine fetva veren bazı alimler demişlerdir ki;

"Bir insan birisinden borç alsa, o borcun ödeme zamanında paranın değeri düştüğü için borcu veren mağdur olmuş oluyor. Bu mağduriyeti telafi edecek kadar, yani aynı duruma gelecek kadar vermesi uygun olur, adalete uygun olur. Benim de görüşüm budur." diyen alimler var. Enflasyon kadar olabilir gibi... Bu hesaplanabilir. O alimin o sözüne göre alınabilir.

Takvâ ehli olan insan, bu sabit bir kâr, menfaat olduğundan kâr gibi değil, faize daha çok benzediğinden kendisinden bir şey beklemeden onu hayra verebilir. Takvâya daha uygundur.

Soru: Hanımların tesettür kıyafetinde çarşaf giyme gibi bir zorunluluk var mıdır?

Cevap: Hayır. Fıkıh kitaplarımız söyler ki; "Bir insan hangi malzeme ile örtünmeyi, tesettürü sağlarsa sağlar." Fıkıh kitabımız, şeriatimiz bir özel şekli mecburî kılmamıştır. Çarşaf, harmâni, saye, çadır, yün, deri, kürk, post veya başka herhangi bir şeyle; mühim olan tesettürü sağlamaktır. Tek bir form ve şekil mecburiyeti yoktur.

Düşmanımız Doğu-Batı bloku vardı, kapitalist blokun düşmanı komünist bloktu. "Şimdi düşmanımız İslâm alemidir." diye açıkça İngiliz gazetelerinde, haftalık ve günlük gazetelerde ve Margaret Thatcher gibi eski politikacıların ağzından bu sözler söyleniyor.

Tabii bunlar bizim tarafımızdan bilinmeli. Madem onlar bize karşı tavır almışlar, İslâm'ı düşman ilan ediyorlar, biz de onların bu durumlarını bilip ona karşı tedbirler almak zorundayız.

Bu tedbirlerin başında müslümanların uyuşması, birleşmesi, birbirini sevmesi, dost olması ve birbirine yardım etmesi gelir. Ondan sonraki işler, benim demin vaazımda söylediğim şeydir. İlim öğreneceğiz. İlimde ve teknolojide ilerleyeceğiz. Memleketimizi yükselteceğiz. Silah bakımından düşmanı korkutacak şekilde hazırlıklı olacağız. Ekonomik bakımdan çalışacağız, güçlü olacağız. Yekvücut, yekpâre, kale gibi, bünyânun mersus gibi çalışacağız. Başka çaresi yoktur.

Hakikaten vaziyet ciddidir, vahimdir. Bu adamlar Bosna-Hersek'te yaptıkları gibi burada da birtakım şeyler çıkartmak isteyebilirler. Irak'ta yaptıkları gibi bize de yapmak isteyebilirler. Gözümüzü açıp el ele tutuşup var gücümüzle çok ciddi çalışmamız gerekiyor.

Ben İslâm'ın önümüzdeki günlerde, aylarda, yıllarda birtakım tehlikelerle karşı karşıya kalabileceğini, bunun karşısında şimdiden müteyakkız, dikkatli ve hazırlıklı olmamızı ve o oyunlara karşı tedbir almak zorundayız.

Soru: Hocam bazı kardeşlerimiz, ansiklopedi verdiği için yahudi gazeteleri alıyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Cevap: Tabi bu ayrı bir veballi iştir. Ben bu soru bana gelmeden önce düşündüm ki; haberleri dinlemek, öğrenmek için bize 8-10 gazete getiriyorlar. Biz de; "Memleketin durumu nedir?" diye bakıyoruz. Durumumuz itibariyle inceleyelim diyoruz. Fakat emin olun bazısı eve sokulacak gibi değil! Çoluk çocuğun görmesine uygun değil. Tabi net olarak günahtır. Eve suret sokulması, böyle müstehcen şeylerin sokulması günahtır. Müstehcen olmayanını arayıp onu almak lazım. Ötekisini almaya müsaade olmaz. Ansiklopedi değil dünyanın menfaatini verseler, almak o bakımdan caiz olmaz.

Soru: Halkımızın yüzde 99'u gerçekten müslüman mı? Sosyal Sigortalar Hastanesi'nde türbanlı kardeşlerimiz cezalandırılıyor. Cuma'ya personel gönderilmiyor. Halkımızın haberi yok. için kimsede tepki olmuyor?

Cevap: Dil alışkanlığı olarak "Yüzde 99'u müslümandır." diyoruz ama bu yüzde 99 Türkiye'de gerilemeye, inmeye başlamıştır. Yanlış tahsiller, çeşitli menfi propagandalar, misyonerlerin faaliyetleri vesairesi ile şurasına haç takanları bile ben biliyorum. Hatta komik bir hadise anlatayım: İstanbul'da günahkâr, içkici birisi kalkmış Yenikapı'daki kiliseye gitmiş. Papazın karşısına çıkmış. Demiş ki: "Efendim ben çok günahkârım ama çok pişman oldum, yaptıklarımdan da utanıyorum. Onun için doğru yola girmek istiyorum." Demek ki Papaz insaflıymış; "Evladım sen yanlış yere geldin. Sen madem müslümansın, camiye gitmen lazım." demiş. Adam tevbe etmek istiyor. Papaza mı gidecek, imama mı gidecek onu bile şaşırmış. Feleğini şaşırmış. Cahillik bu kadar yaygınlaşmıştır. Onun için bu cahillik İslâm'ı bilmek konusunda diplomalılık, diplomasızlık meselesi değildir. Adam Amerika'ya gitmiştir, doktora yapmıştır ama gusülü bilmiyor. Hadi evladım madem evleniyorsun, bu gece nikâhını kıyacağız. Hadi bakalım "'Eşhedü enlâ ilâhe illallah. Eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resülühü.' de." diyorsun. Dili dönmüyor, onu bile söyleyemiyor. Gusül, namaz, iman, Kur'an, peygamber nedir? Onları bilmiyor. Bunlar yaygındır. Bu yaygın rahatsızlıktan, cahillikten ve bilgisizlikten dolayı bir çok kimse de Allah'ın emrine karşı çıkıyor. Yalan yanlış işler yapıyor. Anlatarak düzeltmek lazım. Haksızlıkların karşısında da hakkını korumak lazım. Hakkı çiğnenenlere karşı da ötekilerin yardımcı olması gerekir.

Soru: Maaşlara verilen zam faiz sayılır mı?

Cevap: Hayır. Zam, işverenin maaşlı kimseye ahdindeki bir değişikliktir.

Soru: Hocam 'Zaman tasavvuf zamanı değil, zaman imanı kurtarma zamanıdır.' diyorlar. Bu konuda ne dersiniz? Allah razı olsun.

Cevap: Böyle bir sözü Said-i Nursî söylemiştir, derler. Bu sözü ondan biliyorum, ondan önce ve sonra söyleyen bir kimse bilmiyorum. Çünkü tasavvuf Kur'ân-ı Kerîm'de olan birtakım faaliyetleri ihtivâ ediyor. Mesela;

Kad eflaha men zekkâhâ. Ve kad hâbe men dessâhâ.

Nefsi tezkiye etmek, terbiye etmek Allah'ın emri.

Zikrullah, Allah'ın emri

Yâ eyyühe'llezîne âmenû'zkürullâhe zikran kesîra...

Tehzib-i ahlâk. Ahlâkı güzelleştirmek Allah'ın emri. Binâenaleyh "Tasavvuf zamanı değil." deyince bunları inkâr ederse insan küfre kadar bile gider. Çünkü bunlar Kur'an'ın emirleridir. Bunlar elbette olacak. Ama o niye söylemiş. Tahmin ediyorum ki: Öyle bir zaman olmuş ki din dersleri kaldırılmış, dini bilgiler öğretilmemiş, okutulmamış, insanlar her şeyi unutmuşlar. Hatta din kitapları toplatılmış, Kur'an-ı Kerîm'ler bile toplatılmış, yakılmış. Öyle bir zamanda çok acele olarak; bir insanın şakağına silah dayasalar "Seni öldüreceğiz." deseler, namaz kılmaya vakti yok ancak ne yapabilir? "Eşhedü enlâ ilâhe illallah." diyebilir. Ondan sonra bir kurşun, insan şehit olur. Değil mi? Vakit olmadığından öyle demiş olabilir.[yerleştirecek.] Onun için biraz böyle hareket olabilir. O şeyi kuvvetlendirdiği için bir mahzuru yoktur. Tasavvuru kuvvetlendirdiği ve zikrin kalbe yerleşmesini sağladığı için mahsurlu değildir. Aşırı hareket, zıplama, hoplama uygun değildir. O da bir ibadet olduğundan ciddiyetini muhafaza etmek lazımdır.

Soru: Kıyamet alametlerinden günümüzde görünenleri var mı? Varsa nelerdir?

Cevap: Kıyamet alametlerinin çoğu zuhur etmiştir.

Ama şimdi o devir değildir. Şimdi hocalar bekliyor. "Allah Allah" diyor, "Bir talebe var mı, okutsak." diyor. "Var mı öğrenmek isteyen, öğretelim." diyen birçok insan var. Zaman genişlemiştir, eliniz rahatlamıştır, huzura kavuşmuşsunuzdur. Öyle yağma yok. O terbiyeyi öğreneceksiniz.

Soru: Bütün cemaatler parça parça, birik için şûraya ne dersiniz?

Cevap: "Allah Allah!" derim! "Çok iyi olur." derim. Zaten eskiden beri diyorum.

Soru: Zikir yaparken eli, vücudu aşırı sallama veya sallanmak haram mı? Fetvası nedir? Allah razı olsun.

Cevap: Haram diye bir şey söyleyemeyiz. İlle kıpırdamayacak diye bir şey yok. Çünkü zikir serbesttir. Namaz değildir. Namazda okurken sallanırsa olmaz ama daha serbest bir şeydir. Bazı zikirlerin de gözünü kapattığı zaman tasavvuru vardır. Mesela "Lâ" diyecek. Semaya, Arş-ı Âla'ya kadar Lâ'nın uçları çıkıyor diye düşünecek. "İlâhe" diyecek. İlâhe'yi sağ omuzunda düşünecek. "İllallah" derken İllallah'ı şu vücudunun ortasında, göbeğinde düşünecek. Allah'ı da gönlüne [yerleştirecek.] Onun için biraz böyle hareket olabilir. O şeyi kuvvetlendirdiği için bir mahzuru yoktur. Tasavvuru kuvvetlendirdiği ve zikrin kalbe yerleşmesini sağladığı için mahsurlu değildir. Aşırı hareket, zıplama, hoplama uygun değildir. O da bir ibadet olduğundan ciddiyetini muhafaza etmek lazımdır.

Soru: Kıyamet alametlerinden günümüzde görünenleri var mı? Varsa nelerdir?

Cevap: Kıyamet alametlerinin çoğu zuhur etmiştir.

Sayfa Başı