M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Haziran’la Beraber Yaz Tatiline Girdik

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Cumanız mübarek olsun. Allahu Teâlâ sizleri dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarına nâil eylesin; sevdiklerinizle, dostlarınızla beraber iki cihanda aziz ve bahtiyar eylesin.

Sevgili kardeşlerim!

Haziran'la beraber yaz tatiline girdik. Aileler çapında, aile fertleri için bu günlerin en mühim olayı bu. İlk ve orta dereceli okullar kapandı. Fakülteler de imtihanlarını yapıyor, onlar da bu sıralarda kapanacak.

Çocuklar, öğrenciler haydi serbest! Anne-babaların iş durumu elveriyorsa onlar da yıllık izinlerini çocuklarının bu serbest zamanıyla birleştirmeyi seviyorlar.

Havalar sıcak olduğu, çalışmak biraz zorlaştığı için bu gibi havalarda tatil yapmak tatlı geliyor. Böylece aile boyu geziye, tatile, köye, yaylaya, kampa, otele gidilecek; aileler buna alıştılar. Türkiye'de bir iç turizm gelişmesi var. Bunun sonucunda da mühim gelişmeler, değişmeler oluyor. Bir kere alışılan yaşam ve çalışma düzeni değişiyor. Sonra insanın evinde yediği gıdalarla yola çıktığı zaman karşılaştığı gıdalar -yani misafir umduğunu değil bulduğunu yer- değişiyor. Gıda rejimi, sistemi, mahiyeti değişiyor, tabi muhit ve iklim de değişiyor.

Değişik bir yere, değişik bir iklime gidiyorsunuz. Belki bulunduğunuz yer Anadolu'nun soğuk bir yeri ama değişik bir yere, sahile gidiyorsunuz sıcak ve güzel bir deniz kenarı olabiliyor. Komşular ve arkadaşlar değişiyor. Bu Cuma günü "Bu mühim olayların bizim üzerimizde ne gibi etkileri olabilir? Neler yapabiliriz?" diye sizlerle onun üzerine konuşmayı uygun gördüm. Bu değişmelerin hepsi çok mühim; sizlere ve aile fertlerinize faydalı da olabilir, tehlikeli ve zararlı da olabilir. Geçtiğimiz yıllarda tanıdığım bir takım ailelerin başlarına gelen olayları hatırlıyorum; insan tatile çıktığına bin pişman olarak da dönebiliyor. Onun için özellikle aile büyüklerinin, sorumlularının çok uyanık ve dikkatli olması lazım.

Tabi önce kendi kendimize müslüman olduğumuzu hatırlamalıyız, mü'min kul olduğumuzu hatırlamalıyız. Her yaptığımız şeyin Allah rızası için yapılması prensibimiz var.

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi! Benim muradım, maksudum sensin. Ben senin rızanı kazanmak istiyorum." diyoruz.

Önce Allah'ın rızasını düşünmemiz lazım. Daha kökten düşünüp kendi kendimize şu soruyu da sorabiliriz:

"Tatil gerekli mi? Bu şartlar, bu haller, bu ahvâl-i şerait altında, tatil caiz mi?" diye de sorabiliriz.

Ben, mesleğim dolayısıyla çeşitli gazeteler alıyorum, siz de alıyorsunuzdur. Birçok televizyon kanalı var, radyo dinleniyor, gazeteler dergiler okunuyor, dünyanın dört bir yanında yaşayan mü'min, müslüman kardeşlerimizin sıkıntı ve ızdırap içinde olduğunu ve çok büyük haksızlıklara mâruz kaldığını görüyoruz. Bosnalı kardeşlerimiz yıllardır abluka altında inim inim inlerken, hiç ses çıkarmayan insanlar, oradaki mü'min kardeşlerimiz bu ablukayı kaldırmaya yönelik bir teşebbüse geçtiği zaman, -zulmü kaldıracak, ortada bir zulüm var, onun kalkması bahis konusu- bakıyorsunuz Avrupa devrede, Amerika devrede. Tehditler geliyor;

"Böyle bir şeye girişmesin."

E ne olacak? Durum bu sıkıntı altında, böyle mi devam edecek?

Evet, sıkıntı altında böyle devam etsin. Müslümanlar ezilsin, açlıktan ölsünler. Müslüman ülkelerden toplanan yardımlar, müslümanlara gitmesin. Birleşmiş Milletler tarafından müslümanların düşmanlarına dağıtılsın. Birleşmiş Milletler müslümanların elini kolunu bağlasın, ötekilere yardım etsin. Tankları, silahları onlara yağmalattırılsın, gıdalar özellikle onlara verilsin!

Çok acayip bir durum!

Dünyanın her yerinde her toplumun hürriyet ve istiklâli, herkesin kendi hür iradesiyle istediği gibi yaşaması ve kendisini yönetmesi düşünülüyor ama İslâm toplumlarının, fertlerinin fikirleri bahis konusu değil. Sizin hür memleketinize Avrupalı parlamenterler geliyor, Amerikalılar geliyor, misyonerler geliyor, araştırmacılar geliyor, subaylar geliyor, siviller geliyor. Harıl harıl uğraşıyorlar.

Ne olacak?

"Buradaki halklara özgürlük verin, ülkenizi parçalayın!"

E sen parçalanmış ülkeni, 48-50 devleti bir araya getirip topladın. Almanya topladı, Avrupa devletleri bir araya geliyor.

Onlar toplanırken sen ne hakla bizim dağılmamızı istiyorsun? Sonra biz birbirimizden memnun iken ne diye kışkırtıyorsun?

Akıl almaz şeytanlıklar, düşmanlıklar, hainlikler, tutarsızlıklar, dengesizlikler, zalimlikler! Böyle bir dünyada ne yapmamız lazım?

Başta yaşam hakkımızı, sonra menfaatlerimizi, kazançlarımızı korumamız lazım.

"Su uyur, düşman uyumaz." misali. Biliyorsunuz burada su, "akan su" değil, oradaki su "asker" demek. Eskiden askerin başına, komutanına "subaşı" deniliyordu.

"Su uyur düşman uyumaz."

"Ey komutan! Asker yorulur, kampa oturduğu zaman herkes çadırlarında uyur. Ama düşman uyumaz, baskın yapar. Düşman uyanık, en gafil zamanda seni yakalamak istiyor. Binaenaleyh en gafil olduğun zamanda, tatilde olduğun zamanda seni bastırmak ister."

O halde "Tatil gerekli mi, değil mi?" diye kendi kendimize sormalıyız Bu soruyu kendi kendimize sorduğumuz zaman kardeşlerimiz bin bir sıkıntı, ıstırap içindeyken bizim duygusuz, sorumsuz, lâkayt, bencil bir şekilde rahat ve rehavet içinde eğlence peşinde, eğlence içinde olmamız, eğlencelere gark olmamız dinen doğru değil. Dinimiz bir takım sosyal mecburiyetler ortaya koyuyor. Komşusu aç iken mü'min kendisi karnını doyurup tok yatmayacak. Kendisi gibi komşusunun açlığını da gidermeye çalışacak. O da onun kardeşi. Paylaşacaklar; bir ekmek varsa ikiye bölecekler. Hatta İslâm'da bir de bölüşmekten ötede îsâr diye bir kavram var.

Ve yü'sirûne alâ enfüsihim ve lev kâne bihim hasâsatün.

Ne demek?

"Kendilerinin ihtiyacı olsa bile mü'min kardeşlerini tercih ederler."

Müslüman; "Ben yemeyeyim buyur sen ye, ben giymeyeyim buyur sen giy, ben rahat etmeyeyim sen rahat et. Ben Allah rızası için hakkımdan fedakârlık ediyorum; al kardeşim, buyur kardeşim sen sağol kardeşim!" der, İslâm bu.

Yani eşitlik var, buna musavaat diyoruz. Eşit bölüşme, kardeşçe bölüşme, kardeş kardeş bölüşme var. Hani sahabe-i kiram Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem zamanında imkânları, nimetleri, hurmaları, elde olan şeyleri, neleri varsa ortaya yığarlarmış. Sonra avuç avuç eşit olarak bölüşürlermiş.

Peygamber Efendimiz; "Ben peygamberim, benim sofram padişah sofrası gibi olsun." dememiş. Birisi geldiği zaman;

"Yâ Resûlallah! Açlıktan karnım ağrıyor, bak taş bağladım - karnıma sıcak yassı bir taş bağladım ki o sıcaklıktan dolayı sancımasın-" diye karnını gösterince, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem tebessüm eylemiş, o karnını açmış, onun karnında iki tane taş var. Hepimiz biliyoruz ki Efendimiz'in hanesinde aylarca ocak tütmezdi, bir şey pişmezdi. Azıcık hurma ile ufak bir şeylerle geçiştirilirdi; İslâm bu.

İslâm buysa o zaman biz ne yapmalıyız? Tatil mi yapmalıyız? Zevke, eğlenceye, sefaya mı dalmalıyız? Milyonlar mı harcamalıyız?

Hayır.

Ne yapmalıyız?

Tatili müslümanlara faydalı, Allah'ın rızasına uygun bir şekilde geçirmeye gayret etmeliyiz, aklımızı kullanmalıyız.

"Evet, ben şimdi işimden yakayı sıyırdım. Dükkândan kurtuldum. Daireye gitmek zorunda değilim ama şu anda işte bu serbestliğimi müslümanların, müslüman kardeşlerimin mutluluğu için nasıl kullanabilirim?" diye oturup bunu düşünmeliyiz.

İnsan bunu düşündüğü zaman çok güzel imkânlar bulabiliyor.

Nitekim aklıma Elemneşrahleke sûresinin son âyetleri geldi. Hani Allahu Teâlâ hazretleri buyuruyor.

Fe izâ ferağte fe'nsab ve ilâ rabbike fe'rgab. "Fâriğ olduğun zaman, elindeki işi bitirdiğin zaman hemen yeniden bir davran; gevşeme, rehavete düşme."

Dinimiz yeni bir davranış, yeni bir hamle teşvik ediyor; bu âyet-i kerîme onun için. Bir işi bitirince hemen ikinci güzel bir işe, bir çalışmaya, hayırlı sevaplı bir işe davran.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş:

Meni'stevâ yevmâhü fe-hüve meğbûn. "İki günü eşit olan kişi ziyandadır."

İkinci günü daha iyi, daha güzel olacak. Binaenaleyh biz tatilimizi günlük mecburi, yekün çalışmalarımızdan yakamızı kurtarma ve "Müslüman olarak İslâm'ın lehine değerlendirecek bir zaman kazandım." diye bir fırsat olarak görmeliyiz.

Onun için tatilde dinimizi daha iyi öğrenmek için çalışmalar yapılabilir, zaten yapılıyor da. Kur'an öğrenilir, hadîs-i şerîf öğrenilir, fıkıh bilgisi öğrenilir. Dinî bilgileri çoğaltmak için çalışmalar yapılır. Anneler babalar olarak çocuklarımızı alıyoruz, Kur'an kurslarına gönderiyoruz. Cami cıvıl cıvıl oluyor. Sair zamanda gittiğimizde olmayan bir manzara. Tertemiz ışıl ışıl, cıvıl cıvıl kuşlar gibi, çiçekler gibi çocuklar camiyi doldurmuşlar, başlarını örtmüşler, ellerinde ya elifbâ cüzleri veya Kur'ân-ı Kerîm'ler var. Bak bunlar tatillerini Allah'ın rızasına uygun değerlendiriyorlar.

Büyükler de böyle şeyler yapabilirler. Benim çok hoşuma gidiyor. Üniversiteli, liseli gençler kamplar yapıyorlar; deniz kenarlarında, dağlarda, köylerde, yaylalarda çalışma yapıyorlar. Bir yandan tatil yapıyorlar ama muntazam bir yaşam var. Sabah namazına kalkılacak, evrâd-ı şerîf okunacak, dualar edilecek. Güne dua ile Allah'ın rızasına uygun bir şekilde başlanacak. Ondan sonra kahvaltı edilecek. Sonra birisi konuşacak; bir konu seçilecek, öğrenilecek. Kur'ân-ı Kerîm ezberlenecek. Ezberler arttırılacak, ondan sonra biraz spor yapılacak vesaire. Böyle güzel bir program var, çok hoşuma gidiyor. Gençler tatil kamplarına gittikleri zaman bilgilenmiş, bilenmiş, şarj olmuş, dinamikleşmiş, kuvvetlenmiş olarak dönüyorlar. Babalardan duyuyorum. Tatili; zamanı boşa harcamak, telef etmek, mahvetmek, canına kıymak, zamanını perişan etmek tarzında değil; zamanı faydalı bir ibadet ve taatle geçirmek şeklinde yapmış oluyor.

Sıla-ı rahîm oluyor. İnsan anasının, babasının, akrabasının olduğu köye gidiyor, yaylaya gidiyor. Onlarla halleşiyor, konuşuyor. Kendi şehirde rahat, onlar köy hayatının sıkıntıları içinde. Onları görmüş oluyor, yardımcı oluyor, köyün çeşitli problemlerine el koyuyor. Şehirden tatile gelen hemşehriler teknolojiyi öğretiyorlar, bilgi veriyorlar. Köyler, yaylalar, beldeler mâmurlaşıyor. Tabi onlar da güzel şeyler.

Bazı kardeşlerimiz de tatilde daha güzel çalışmalar yapıyorlar. Gruplar halinde İslâm'ı anlatmaya, vaaz vermeye, tebliğ etmeye, öğretmeye gidiyorlar. Pırıl pırıl üniversiteli genç, imtihanları bitince gidiyor.

"Selamün aleyküm!"

"Aleyküm selam! Hoş geldin! Hayrola?"

"Ben buraya Kur'an öğretmek için geldim. Müsaade ederseniz camide bir köşede yatarım, benim için problem değil. Çocukları toplayın, Kur'an öğreteceğim."

"Allah Allah! Para?"

"Ben para istemiyorum. Allah rızası için öğretiyorum." diyor.

Ne kadar güzel! O ilkokul çocukları ağabeylerinin ne kadar fedakâr olduğunu, bilgililiğini, temizliğini, pırıl pırıllığını görüyorlar; onlara da bir şevk geliyor. İşte bunlar tatilin güzel geçirilme şekilleri.

Bunları hedeflemeliyiz. Kendimiz ve çoluk çocuğumuzu özellikle tatillerde haramlardan, günahlardan, gafletin her çeşidinden titizlikle korumalıyız. Çocuğu alıyorsunuz, ailenizi hanımınızı alıyorsunuz. Nereye gidiyorsunuz?

"Falanca motele, filanca tatil kampına."

İyi ama annenin, babanın en çok dikkat edeceği şeylerden birisi zamanı iyi değerlendirmek. Tamam bu müspet tarafı ama zamanı negatif değerlendirmemek, harama günaha Allah'ın sevmediği duruma düşmemek, tatili mânevî bakımdan zehir zıkkım etmemek, günahlara dalmamak da çok önemli. Çocuklar isteyebilir, gençtir ama ailenin sorumlu büyükleri bunlara çok dikkat etmelidir. "Çocuğuma tatil yaptıracağım." derken içkiye, kumara, zinaya, harama, dejenerasyona, pespayeliğe, ahlâk düşüklüğüne, laubaliliğe, zevkperestliğe, rahatperestliğe bulaştırmamalı. Çocuk ondan sonra çalışmak istemiyor, sınıfta başarısız oluyor. Sonbaharda döndüğü zaman o yazın başında esen kavak yelleri onun aklını götürmüş oluyor, iyi şeyler yapamıyor. Bu, işin negatif tarafı; tatil, ziyanla bitmiş oluyor.

Aman! Bunlara çok dikkat edilmesi lazım. Önemli olduğu için bu işin önce mânevî yönünü söyledik. Tatilin sevaplı geçirilmesi lazım. Sevaplı geçirilmiyorsa bile hiç olmazsa günahlı geçirmeyin. Tatilde günaha gireceğine hiç olmazsa evinde dur, günaha girme. Mahallede herkes tatile gitmiştir, sakindir. "Belki evinde daha rahat edersin." diye düşünülür. Ama günaha girmek çok daha fena!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Abdullah b. Abbas radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre bir hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuş:

Rahima'llâhu men hafize lisânehû ve arafe zemânehû fe'stekâmet tarîkatüh. "Şu kimse Allah'ın rahmetine ersin ki Allahu Teâlâ şu kimseyi rahmetine erdirsin ki;" Hafıza lisânehû. "Diline sahip olur." Ve arafe zemânehû. "Zamanını bilir; zamanının kadrini kıymetini bilir, nasıl değerlendireceğini bilir, o zaman içinde neler yapması gerektiğini bilir." Fe'stekâmet tarîkatüh. "Bu yolun hal ve gidişi de dosdoğru olur."

"Öyle olana ne mutlu!" diyor.

İşte bu çok önemli bir şey. Tabi bu tatillerin mânevî tarafından ayrı, maddî taraflarını da söylememiz lazım. Bir kere bir iç turizm başladığı zaman "trafik meselesi" karşımıza çıkıyor. Trafik canavarı her gün yüzlerce arabayı, yüzlerce insanı mağdur ediyor, hasta ediyor, sakat bırakıyor, yaralıyor. Kimisi ölüyor. Ona dikkat etmek lazım. Sonra tatilde bir yere gidiyorsunuz; belediye var mı, yok mu? İçtiğiniz su acaba temiz mi, değil mi? Denize giriyor; acaba deniz temiz mi, değil mi?

Mesela ben hatırlıyorum, üniversiteden bir okutman arkadaşımız ailesi ile tatile gitti. Döndükten sonra kızı Akdeniz hummasına tutuldu, öldü. Sonra o da onun kahrından öldü. Civan gibi, selvi gibi kızını genç yaşında kaybedince o da üzüntüden öldü. Gittiğin yerde sıhhat önemli; insan sıhhatini korumak için içtiği suya, yediği gıdaya dikkat edecek.

İşte, avam et yiyor; ama nereden gelmiş, ne etidir, taze midir, bayat mıdır? İnsanın bir domatesi tertemiz bir suda yıkayıp fırından çıkmış mis gibi bir ekmekle tuzla yemesi, bazen kebaplardan, çeşit çeşit yemekten, hem yemek içmek bakımından hem de çevrenin sıhhati bakımından daha garantili olabilir. Bu sıcakta çeşitli hastalıklar yayılıverir, insan salgın hastalığa tutulur. Çeşitli zararlara uğrayabilir.

Tatilin en sevmediğim taraflarından birisi, "boş geçirmek" diye anlaşılıyor olması. Halbuki tatil o değil. Tatil; çalışmayı bir başka çalışmaya döndürmek, değiştirmek suretiyle dinlenmek olarak algılanmalı. Mesela insan masa başında çalışırken gözü yorulur, eli yorulur, kafası yorulur. Biraz bahçeye çıkıp bahçeyi çapaladığı, toprağı bellediği, güllerle meşgul olduğu zaman bedeni yorulur ama bu sefer kafası dinlenir. İşte dinlenmenin bir şekli. Tatil; yaşadığı hayatın düzeninde mutlaka başka bir çalışmayı getirecek. Ve kendisini çalışmayan bir insan gibi negatif ahlâka yani bir ahlâksızlığa, bir gevşekliğe alıştırmayacak, bulaştırmayacak; bu çok önemli.

Sonra başka bir muhite, iklime gittiği için oranın şartlarında soğuk su içmek, dondurma vesaire gibi şeyler yemek var, onlar da sıhhati bozuyor.

En önemlisi arkadaşlar, komşular. Yani gittiğimiz yerde kimler var? Kimlerle tanışıyorsunuz? Onlar size ne tesirde bulunuyor? Çoluk çocuğunuza ne tesirde bulunuyor? İmam Ebû Davud rahmetullahi aleyh, Efendimiz'in şöyle bir hadîs-i şerîfini rivayet ediyor:

er-Racülü alâ dîni halîlihî fe'l-yenzur ehadüküm min yühâlili. "Adam, kişi arkadaşının, dostunun gidişi, dini, mantığı, zihniyeti üzeredir. Sizden birisi kiminle ahbaplık ettiğini şöyle bir gözden geçirsin."

Kişinin, mutlaka, ahbaplık edeceği insanı seçmesi lazım. Dürüst, temiz, bilgili, ahlâklı insanla dost olmalı. Çoluk çocuğunun da öyle insanlarla dost olmasını sağlamaya çalışmalı, titizlikle kollamalı. Çocuk gidiyor, negatif huylara sahip biriyle arkadaş oluyor. Bakıyorsun gizli gizli sigaraya alışmış, gizli gizli daha başka kötü huylara alışmış. Ondan sonra bir tatilin belalarını, sıkıntılarını temizlemek için bir sene yetmiyor. Çocuğa çeşitli problemler bulaşmış oluyor.

Kiminle tatil yapıyoruz? Nerede kiminle buluşacağız? Kimlerle oturacağız? Bunlar çok önemli. Umumiyetle şu bakımdan önemli: Tatil yerlerine muhtelif yerlerden, muhtelif insanlar gelir. Karma bir yığın; kontrol imkânı olmayan kimselerin yığıldığı yerlerde her çeşit insan oluyor. Akıllısı, delisi, dinlisi, dinsizi, gevşeği, laubalisi, ahlâklısı, ahlâksızı, kötü niyetlisi, hırsızı, arsızı, yüzsüzü her türlü kimse olabilir. Yığın çünkü.

O halde öyle yığınların arasına girmekten ziyade temiz bir köy tercih edilebilir. Sade bir yayla olabilir, bir sahil kenarı olabilir. Belki imkânı olmaz; yolu elektriği olmaz, çadırda oturursun ama hiç olmazsa yanındaki insanlar, komşular iyi insanlar olmalı. İnsan oturup kalktığı zaman, gece de gündüz de onların sohbetinden dinini öğrenmeli, sevap kazanmalı. Bu çok önemli. Ben her zaman kardeşlerime hatırlatıyorum; "İnsan iyi bir dost kazandığı zaman cennette derecesi öyle bir yükseliyor ki başka hiçbir şeyle o dereceye yükselmesi mümkün olamaz." Dost kazandıkça Allah prim veriyor, derece veriyor ama öyle yüksek bir derece veriyor ki başka bir şey yaparak oraya çıkmak mümkün değil.

Dost kazanmak iyi. İyi dost kazanmak lazım. Arkadaşlığı sürdürmek de çok iyi. Çünkü "Birbirini Allah rızası için seven insanlara, Allah'ın sevgisi hak oluyor, vacip oluyor, gerekli oluyor."

Allahu Teâlâ hazretleri öyle buyuruyor:

Hakkat muhabbetî li'l-mütehâbbîne fiyye. "Benim için birbirleriyle dostluk eden, birbirini seven, kardeş olan, ahbap olan kişilere benim sevgim hak olur."

İyi insan seçtiğimiz zaman Allah'ın sevgisini de kazanmış oluyoruz, Allah'ın dostluğunu da kazanmış oluyoruz. İyi insanla beraber Allah'ın dostluğunu da kazanmış oluyoruz. Bu da çok önemli. İyi dostlar, iyi insanlar kazanmalıyız. Bir de konuştuğu zaman kendisi de etrafa faydalı olmaya dikkat etmeli. O hususta da bir hadîs-i şerîf söyleyeyim. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurmuş:

Rahime'llâhu abden kâle hayran fe-ğanime ev sekete an sûin fe-sellim.

Bu ne demek?

Hâlid İbn-i Ebî İmran'dan Abdullah b. Mübarek rivayet etmiş. Benim çok sevdiğim büyük alim, Allah şefaatine erdirsin.

Rahime'llâhu abden. "Allah şu kula rahmet eylesin, rahmetine daldırsın, mükâfatlandırsın ki;" Kâle hayran fe-ğanime. "Hayır söyleyip sevap kazanıyor, cebini dolduruyor."

Bir şeyler kazanıyor, mânevî ganimetler elde ediyor. "Ne mutlu! Allah ona rahmet eylesin!" Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem dua ediyor:

"Söylediği zaman hayır söyleyip Allah'tan sevap alan kimseye Allah rahmetini ihsan etsin!"

Yahut ne yapmak lazım?

Ev sekete an sûin. "Yahut da kötü bir şey söylemeyip dilini tutuyor."

Oradan da kötülüğü söylemediği için selamette oluyor. Oradan da kazanç olmuş oluyor. Binaenaleyh söylediğimiz söze dikkat etmeliyiz. Sözlerin bir kısmı zararlı olabilir. Bir kısmı günah olabilir, bir kısmı boş olabilir, bir kısmı karşımızdakini baştan çıkaran, yoldan kaydıran, şaşırtan, saptıran sözler olabilir. Konuştuğumuz zaman kale gibi sağlam olmalıyız. Güzel şeyler söylemeliyiz, emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i anil münker yapmalıyız, tatlı tatlı söylemeliyiz. Karşımızdaki insanlar da bizim konuşmamızdan, bizim tercihimizden, bizim tefekkürümüzden, bizim onu ikazımızdan memnun olmalı. "Allah razı olsun! Ben bunu bilmiyordum, teşekkür ederim." diyebilmeli.

İşte böylece tatillerin hem maddeten hem mânen sevaplı, kazançlı ve Allah'ın rızasına uygun geçmesi mümkün olabilir. Bu noktaları ve daha başka noktaları tefekkür ederek kendiniz bulabilirsiniz, özel şartlarınızı kendiniz tayin edebilirsiniz, kontrol edebilirsiniz.

Hepinize Allahu Teâlâ hazretlerinden dünya ve âhiretin hayırlarını temenni ederim. Dilerim güzel tatiller ve tatilin içinde güzel dinlendirici sevaplı çalışmalar yaparsınız. Batıl ve boş, tembel ve nahoş bir şekilde durmak değil de güzel bir şekilde zamanınızı değerlendirmenizi, ganimetlere ermenizi, sevaplar kazanmanızı; mutlu, tatlı, hayırlı, faydalı, sevaplı, uğurlu, ecirli tatiller geçirmenizi temenni ederim. Çoluk çocuğunuzla daha bir sıhhat kazanmış olarak, birçok sevap kazanmış olarak, daha bir gürbüz olarak, çocuklar güneşten yanmış ama ahlâkı kale gibi sağlam, bedeni sağlam, dinçleşmiş, civa gibi çelik gibi olmuş olarak evlerinize sıhhatli, âfiyetli dönmenizi Allahu Teâlâ hazretlerinden niyaz ederim. Ve tabi bu güzel çalışmalarla da İslâm toplumunun gelişmesini, müslümanların güçlenmesini temenni ederim.

Bosnalı müslüman kardeşlerimizden, Çeçen kardeşlerimizden ufak tefek bir takım gelişmeler duyuyoruz.

Allahu Teâlâ hazretleri şu Cuma günümüzü ve bundan sonraki bütün ömrümüzü rızasına uygun geçirmeyi nasip eylesin. Bütün ömrümüzü hayırlı geçirip arkamızda eser bırakıp faydalı işler yapıp sevaplar kazanıp Rabbimizin divanına huzurla, sevdiği razı olduğu kullar olarak varmamızı nasip eylesin. Dileriz Rabbimiz hatalarımızı, kusurlarımızı bağışlasın. Hatalarımızdan kusurlarımızdan dolayı cezalandırmasın, cehenneme düşürmesin. Cennetine dâhil eylesin, Rıdvân-ı Ekber'ine vâsıl eylesin, Habîb-i Edîbi'ne komşu eylesin, sevdiği kullarıyla beraber haşr eylesin, selamına mazhar eylesin, cemalini lütfeylesin, göstersin ihsan eylesin.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Sayfa Başı