M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (113)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Ben çok zor durumdayım. İslâmî bir yuva kurmak istiyorum fakat kaderim açılmıyor. Kaderimin açılması için dua ediniz.

Kaderin açılmaması diye bir şey yoktur. Kader böyle olduğundan şimdiye kadar böyle olmuş, yani evlenememiş. Sabretmek lazım. Açılmıyor diye bir şey yok, dua etmek lazım. Allah hayırlı bir kimseyle hayırlı yuva kurmayı cümlemizin evlatlarına nasip eylesin.

Birisi bir dergide bir şey okumuş. "Es'ad Coşan Hoca 'Hacı Bektaş sünnîdir. Sonra Balım Sultan Alevîliği sokmuştur.' dedi; oysa Balım Sultan Alevîleri tekkeden kovan kişidir." diyor. Bilginize arz ederim.

Kitaplar öyle söylüyor. Balım Sultan'ın Bektaşî tekkesine şimdiki bu hâli [getirdiğini] söylüyor. Birilerini kovmuştur ama şimdi de tam böyle ehli sünnet çizgisinde değil. Ama Hacı Bektâş-ı Velî kendisi içki içmiyor, içkinin aleyhinde. Şimdikiler Hacı Bektaş'ı anarken içki içiyorlar. Nereden çıktı bu yanlışlık? İçki haram. Hacı Bektaş "haram" diyor, "içilmesin" diyor. Bektaşîler niye içiyor?

Bir yerde bir başlangıç noktası var. Kimse artık bilmiyoruz ama kitaplar öyle yazmış. Yani ben demedim. Kitaplar; "Filanca yapmıştır. Hacı Bektaş da değildir." diyorlar. Hacı Bektaş'ın da sünnî inançlı olduğunu kitabı gösteriyor; ben öyle yazdım, doğru.

Soru: Bizler ihvânınız olarak İspa Turizm'i arkadaşlara tavsiye ettik. Fakat onlar bu işin ehli kimseler değil, bizi mahçup ediyorlar. İki defa havaalanına geri gittiler. Bu kadar âcizlik olmaz.

Cevap: Bu öyle âcizlik değil; bu 30 bin hacının problemi. Vize vermiyor. Suud hükümeti vize vermiyor. Kota koymuş, tahdit koymuş. Ben buradan ibadet yapacağım, hacca gideceğim; o imzayı pasaporta atacak, öyle gidilecek. Aksi takdirde memleketine almıyor. Vize olmayınca uçağa bindirmiyor. Vize vermiyor! E mübarek, Allah'ın ibadetini yapmaya gidiyoruz, ne yapalım?

Geçen sene vizeyi almıştık, bu sene aldığımız yerden vize vermediler. "Alacağız" diye [başvurduk,] vermediler. Bir kardeşimiz o diyarda, bir kardeşimiz öteki diyarda, bir kardeşimiz başka diyarda, hepsi bir başka yabancı ülkeye uçtu; bunu yapmaya çalışıyoruz. Dua edin, yine inşaallah bu hacılar yolda kalmasın. Vizelerini oradan veya buradan alıp götürmeye ter döküyoruz. Kardeşlerimiz uykusuz, gece eve gelmiyor. Yani "bu işi beceremiyorlar" meselesi değil. Her şeyi hazır, bizden yana her şey yapılmış, Suud elçiliği vize vermiyor. İran'a 120 bin kota vermis, bize 60 bin kota vermiş. Nüfuslarımız aynı. Benim 30 bin kardeşim hacca niyetlenmiş, niye gidemesin? Niye tahdit koyuyorsun?

"Bu kadarı gider, bu kadarı gidemez."

Sen o memleketi idare ediyorsan ibadeti engellemeye hakkın yok ki!

"Efendim çok kalabalık oluyor da, izdiham oluyor da…"

E o zaman başka ülkelerin kotaları dolmamış oluyor, onlara say. Bütün herkese kota tahsis etmişsin, toplamı iki milyon ediyor. İki milyon gelmiyor; bir buçuk milyon geliyor. Ver bu 30 binin [vizesini,] Türkiye'ye veriver, kaydır. O kadar aklın yok mu?

Biz Almanya'dan gittik vize almaya; vermiyor. "Almanya'da oturumun yoksa vize vermem." diyor. "Şimdi bu adam ihtiyar, bu sene hacca gidemezse, bir dahaki seneye de yaşamazsa hac vazifesini yapmamış olarak ölecek. Ama sen sebep oldun, imza atmadın ey konsolos, ey elçi!" diye söylemiş. Adam "Bana ne! Ne olursa olsun…" diyormuş.

Burada kusur bizde değil. Biz geçen sene aldık ve her gittiğimiz sene de bizim kardeşlerimiz orada hizmeti güzel yaptılar. Herkes biliyor, görenler mukayeseli olarak biliyor. Güzel hizmetler yapıldı ve Diyanet'in organizasyonundan daha mükemmel olduğunu herkes söylüyor, yani bir kişi değil, beş kişi değil, gidenler şahittir. Şimdi bir vize problemimiz var, halletmek üzereyiz. Ama bütün müslümanların üzerine, kendisi, bu sene gitmeyen müslümanlar bile bu meselenin üzerine eğilip bunun "Ayıptır, günahtır!" diye sözünü yapmalı ve nasihatini Suud'a iletmeli, elçiliğe yazı yazmalı bence, demeli ki;

"Sizin bu yaptığınız ayıptır, günahtır."

Neden?

Ve men azlemu mimmen menaa mesâcidallâhi en yüzkere fîhe'smühû veseâ fî harâbihâ.

Âyet-i kerîmede böyle buyuruluyor: "Ne kadar zalimdir o insanlar, bunlardan daha zalimi var mıdır ki mescitlerde Allah'a ibadet yaptırtmıyor ve o mescitlerin harap olmasına sebep oluyor." diyor Kur'ân-ı Kerîm'de.

Demek ki mescitlerde namaz kılmasını engellemek, mescitlerin maddeten ve mânen harâbiyetine sebep vermek, sebebiyet vermek çok büyük bir zulüm oluyor, çok büyük bir günah oluyor diye bu âyet-i kerîmede bildiriliyor.

Şimdi düşünelim. Mescitte namaz kıldırmamak bile çok büyük bir zulüm ve günahsa dünyanın her yerinde çok mescit var; İstanbul'da yüzlerce, binden fazla, binlerce mescit var. Bu mescit kapalıysa giderim öbür tarafta kılarım. Mescit kapalıysa caddeye kartonu koyarım, Allahu Ekber, kıbleye dönerim, çimenin üstünde namaz kılarım… Mescit çok çünkü. Ama Kâbe'ye gidemezsem ben ne yapacağım? Burada Kâbe bina edemem ki; Kâbe bir tane! O halde mecburum! Ona ibadet için gitmeyi engellemek zulmün en büyüğü! Ama kimse bir şey söylemiyor. Susuyor, söylemiyor. Protesto etmiyor. "Yaptığınız doğru değil, bunun bir çaresini bulun." demiyor. "Saray yapacağına [hacılar için yer] yap." demiyor. "Burada hacıların daha geniş bir şekilde kalabalıkta olsa ibadetini yapabileceğini bir sistem geliştir." demiyor. Herkes susuyor. Halbuki emr-i mâruf nehy-i münker, hakkı söylemek gerekiyor. Tamam mı?

Bu kusur bizde değil. Bu kusur… Nihayet biz çırpınacağız, uğraşacağız, Allah'ın izniyle bu izni alacağız; ama alamazsak ne yaparız?

"Buyurun paranızı." deriz. Kimsenin parası yanmaz.

Muhterem kardeşlerim!

Biz bu şirketi şu bakımdan kurduk: Evet, İspa Turizm şirketi diye bir şirket kurduk. "Şu camimiz, şu kardeşlerimiz hacca gidersek beraber olalım." diye kurduk. Yoksa başka [sebepten] değil. Bazı kimseler ağladılar;

"Hocam dağınık dağınık gidiyoruz, başka başka yerlerde oluyoruz, birbirimizi göremiyoruz. Ne olur bir şey yapın." dediler.

Yaptık. Şimdi ne yapalım?

Bizim her türlü hazırlığımız tamam. Paradan da geçtik, zarara da razıyız, yeter ki kardeşlerimiz vize alsın, gidelim. Kâr peşinde de değiliz. E vize vermiyor, ben ne yapayım şimdi? Ne yapsın bu kardeşlerimiz?

"Becerememek" diye bir şey yok. Her şirkete kota vermiş; 50 tane. Benim 1600 tane hacım var. Ötekisinin şu kadar hacısı var. 30 bin hacı açıkta… 30 bin hacı! Ben kendim hacı kardeşlerime inşaallah Türkiye dışındaki kaç memlekete ihvânımı gönderdim, uçaklara bindirdim, ceplerine paraları koydum, oradan işleri halletsinler diye çalışıyorlar. Dua edin, müspet sonuç gelsin. Ama ben halletsem yine yüreğim yaralı kalacak.

Neden?

30 bin kişiden 28 bin kişi yine gidemeyecek. Yazık değil mi? Bana müracaat eden hacılarımı ben Allah'ın izniyle götüreceğim; ama ötekilere, gidemeyenlere yazık değil mi?

Havaalanına kadar gelip de hazırlığını yapıp da bu sene hiç gidememek… Gidip, geri dönüp tekrar giderse yine bir şey değil. Böyle şeyler olur, bunlar haccın cilvesi. Karayolu hudut kapısında da bugün gazetelerde vardı; [geri döndürmeler] olmuş yine… Kimisi ne yapsın, kasap olarak gidiyor. Kasap değil, hacı olarak gidecek; ama ne yapsın, kasap vizesiyle gidiyor. Bu sefer bizim hükümet; "Vay sen hem kasap işçi olarak gidiyorsun hem de konut fonu ödemiyorsun!" diye bizim hükümet de oradan bir müşkülat çıkartmış.

"Büyük paralar dönüyor."

Büyük paralar dönüyor ama şirketler hacıları oraya götürebilmek için bu paraları oraya buraya rüşvet veriyor. Rüşvet alanların yakasına yapış. Adam bu hacının vizesini alacağım diye 200, 300, 350 dolar para veriyor… Bu havaya gidiyor, günah değil mi bu?

Bunu şirket almıyor ki… O vizeyi aracılar [vesaire alıyor.] Hacının sırtından geçinmek bir [iş] olmuş, öyle yapılıyor.

Bu işin böyle olduğunu bilin. Belki benim bu sözlerim bana zarar verecek, dünyevî bakımdan… Belki "Vay sen misin böyle söyleyen!" diyecekler. Ama işin aslı bu. Söylerlerse biz de bunun bundan sonra daha âşikâr mücadelesini yapmak zorunda kalacağız. "Nedir bu yaptığınız, bu ne biçim İslâm?" diye belki o zaman gazetelerimizde, dergilerimizde her şeyimizde o zaman daha beter [karşı çıkacağız.] Ama bize kızmayın. Biz burada sizden daha yaralıyız. Siz dün gece rahat uyudunuz, evvelki gece rahat uyudunuz; ama benim arkadaşlarım dün gece evlerine gitmediler. Ve bir tanesi -yerlerini söylemiyorum- falanca ülkede, bir tanesi falanca ülkede, bir tanesi falanca ülkede "Vize alacağız…" diye uğraşıyor. Buradaki Suud elçiliği ne güne duruyor? Niye vermiyor? Ha kasap Ali, ha Ali kasap; yani ha oradan veriyor ha buradan veriyor… Niye buradan vermiyor da zulüm yapıyor? Niye vizeyi vermiyor? Niye benim Allah'ın ibadetini yapmama, haccı yapmama mâni oluyor? Ne hakkı var?

Bunu sormak lazım. Sorun. Herkes sorsun yani herkes şey yapsın.

Hanımın ağabeyinin nişanı var. Erkek kadın ayrı. Fakat müzikli olabilir. Ne yapacağımı şaşırdım. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?

Kadın erkek ayrı olursa müzikli olmasına bir cevaz var. Çünkü bayram gününde kadınların def çalmasına Peygamber Efendimiz ses çıkartmamış. Ebû Bekr-i Sıddîk, Hz. Ömer Efendimiz geldiği zaman [kızmışlar.] "Dokunmayın onlara." demiş. Bayramdır diye… Çünkü kadın erkek karışık olmadığı zaman masum bir şey olmuş oluyor.

İşletme ve ekonomi tahsili gören arkadaşlarımın falanca yerlerden burs almaları, yurt dışında bu gibi kurumlar vasıtasıyla mastır yapmaları câiz midir?

Câizdir, yapsınlar. Mühim olan tahsili kazanmak. Çünkü parayı tahsil için alıyor, haram bir şey yapmak için almıyor.

İmam-hatip mezunu, şu anda öğrenci olduğum şehirde bir mağazada çalışan, çıkmayı da kabul eden, İslâmî yaşamayı çok istediğini söyleyen bir kızla evlenmem konusunda tavsiyelerinize muhtacım. Ailem seçme tercihini bana bıraktı. Sözlü veya nişanlı ne kadar kalınabileceği konusunu söyleyebilir misiniz?

Islah olmayı kabul etmiş, tevbekâr olmayı kabul etmiş bir insan. Olabilir. Pekâlâ, tevbe etsin, Allah'ın emri çizgisine gelsin. Allah mesut etsin.

Ne kadar nişanlı, sözlü kalınabilir?

Bu serbesttir. Tarafeynin düğünü ne kadar yakın yaparlarsa o kadar iyi olur. Geç kalırsa uzayabilir. Bir mahzuru yok.

Sizi rüyamda büyük çoğunluğu asker olan bir orduya vaaz veriyor gördüm. Komutanlar yanınızdaydılar. Vaaz sonunda "Fâtiha!" dediniz. Rüyam hayır mıdır, nasıldır?

Hayırdır, çok güzel. İnşaallah…

Dün ben Eskişehir'deydim. Eli telsizli sivil polisler filan var. Konferans salonunun etrafında kalabalık toplandığı için tabii vazifeleri icabı oralarda bulunuyorlar, normal. Biz selâmun aleyküm dedik, "Aleyküm selam hocam." dediler, elimizi sıktılar. Elhamdülillah… O da insan, onun da tabii Allah'ın rızasına, rahmetine ihtiyacı var. O da mü'min, onun da imana ihtiyacı var, onun da mü'min olması lazım. Tabii en çok Avrupa'ya gidenler İslâm'dan uzak kaldılar. Bir de resmî askerî okullarda eskiden dinî tâlim, terbiye vesaire olmadığından subayların bir kısmı dinî bilgiden habersiz yetişebildiler. Onlar da değişecek inşaallah. Bu rüya inşaallah onların da tam istenilen güzel hallere erişeceğine işarettir.

Allah nasip ederse hacca niyet ettik. Kâbe'yi ilk gördüğümüzde nasıl dua etmemiz lazım? Orada neler yapmamızı ve yapmamamızı tavsiye edersiniz?

Muhterem kardeşlerim!

Hacca gidecek bir insanın en dikkat edeceği husus, haccın bir imtihan olduğunu bilecek. Başladığı andan, buradan evinden çıktığı andan dönünceye kadar şeytana uymamaya, günaha harama bulaşmamaya çok dikkat edecek. Çünkü şeytan hacıyı kandırmak için karşısına çok imtihanlar çıkartır. Buna çok dikkat edecek. Kimseyi üzmeyecek. Kimsenin hakkına tecavüz etmeyecek. Ceng ü cidal, kavga gürültü, münakaşa vesaire yapmamaya çalışacak. Sabırlı olacak. Sabırlı olacak. Sabırlı olacak. Hac yolculuğunun ana esası sabırlı olmaktır. Tabii hac kitaplarını okusun, inceliklerini öğrensin. Kâbe'yi gördüğü zaman ne dua yapması gerektiğine dair orada tavsiyeler var, o dualar yazıyor.

Benim annem babam önceleri açıkmış. Namazlarını kılmamışlar. Şimdi kapandılar. Namazları vakit namazların arkasından ödüyorlar. Dedem; "Sen hep uzun namaz kılıp ev işlerini yapmıyorsun!" diye ona namazdayken beddua ediyor. Babaannem kalp hastası olduğundan iş yapamıyor, hep namaz kılıyor. Dedem ona vuruyor, kızıyor. Bu beddualar kabul olur mu? Ya da dedeme mi geçer?

Bu beddualar kabul olmaz. Çünkü namaz kılıyor diye beddua ediyor. Haksız bir beddua. Beddua kabul olmaz, bir. Dede yaşlı olduğundan, 70'ten sonra böyle ihtiyarlama alâmetleri belirdiği için acayip şeyler yapabiliyorlar. Onların da affolunacağına dair hadîs-i şerîfte işaretler var. Seyyiâtı siliniyor, hasenâtı yazılmaya devam ediyor. Namaz kılıyorsa sevap kazanıyor; ihtiyarlıktan, bunamaktan, şaşkınlıktan ufak tefek günah işlerse Allah onların kusuruna bakmıyor. 70'i geçtikten sonra böyle bir mazeret durumu oluyor. Bedduası geçmez, yani ondan korkmayın.

Serbest mühendis olarak çalışıyorum. Resmî dairede işimi para vererek yaptırabiliyorum. Yoksa mağdur durumda kalıyoruz. Bu durumda ne yapmamız gerekli?

"Rüşveti alan da veren de cehennemdedir." diye hadîs-i şerîf var. Rüşvet vermek haram. Fakat şöyle bir durum var: Hakkı olan bir şeyi karşı taraf yapmıyorsa, o iş yapılmadığı zaman da bir mağduriyet olacaksa… Adam mesela huduttan geçecek, adam rüşvet almak için bir şeyi bahane ediyor, geçirtmiyor, haksızlık yapıyor. Bu gibi durumda alimler cevaz vermiş. Çünkü burada bir rüşvet bahis konusu değil; kendi asıl hakkının verilmesini sağlamak bahis konusu oluyor. Yalnız bazıları böyle bir müsaade vermiş ama esas itibariyle eğer durumu müsaitse vermeyip mücadele etmek daha iyi ki rüşvet yayılmasın, öbür taraf şımarmasın. Mücadele etmek daha efdal.

Cuma günü Cuma vaktine kadar nafile ibadet yapılabilir mi? Duha namazı, mescit namazı gibi…

Kerahat vakti girmeden yapılabilir. "Mescide geldiği zaman kerahat vaktinde de olsa tahiyyatü'l-mescid Cuma günü kılınabilir." diye müsaade de vardır. Tahiyyatü'l-mescid namazı hakkında bir müsaade vardır. Çünkü Cuma müslümanın şiârıdır. Zaten o Cuma içinde gayrimüslim bir insanın yaptığı ibadete benzeme durumu olmadığından galiba öyle bir müsaade var.

Faizsiz kurumlara mark olarak para yatırmak câiz midir?

Mark olarak da yatırmak câizdir, Türk parası olarak da yatırmak câizdir, daha başka bir şekille de yatırmak câizdir. Çünkü "faizsiz" diyor. Kâr ortaklığı tarzında olunca o zaman hangi tür parayla olsa câizdir.

Bir kişinin rüyasında ölüm hâlini görmesi, "Allah" diyerek can vermesi neye işarettir?

Ömür verildiğine ve inşaallah müslüman olarak da yaşayacağına işaret olsun. Ona alâmettir. Ölmek hayata alâmettir inşaallah. İslâmî olarak yaşamayı da Allah nasip etsin.

Seferî haldeyken dört rekâtlı namazın son oturuşuna yetişen kişi ve dördüncü rekâta yetişen kişi namazını nasıl tamamlar?

Seferîlik burada bahis konusu değildir. Seferî olan insan mukim dört rekat namaz kılan bir imama uydu mu seferîlik bahis konusu değildir. Normal insanın yetiştiği rekâtları nasıl tamamlaması gerekiyorsa öyle tamamlar. İmama uyar uymaz seferîlik bitiyor. Eğer imam olmadan kendisi kılsaydı iki rekat kılacaktı; ama imama uyar uymaz dört kılması gerekiyor.

Hocam, nafile namaz kılmaya, ders ve zikir yapmama babam okulu ileri sürerek izin vermiyor. Kontrolü dışında vaktim de yok. Ne yapabilirim? Babam din görevlisi.

Dinî vazifeleri yaptırmama görevlisi!

Zikri, tesbihâtını yolda giderken yapsın. Öteki namazları da farz namazların arkasında [kılsın.] Zaten evvâbin namazını akşamın arkasından kılacak, iki rekat, bir şey değil. İşrak namazı da sabah namazından biraz sonra olacak, o da bir şey değil. Kalıyor duha namazı… Gece yatarken abdest alıp [namaz kılmak,] teheccüd namazı, onları da yapmaya gayret etsin.

Zaman zaman itikadî konularda vesveseli oluyoruz, şüpheye düşüyoruz. Bu durumda ne yapabiliriz?

Sağlam kitapları okuyun. İmam Gazzâlî'nin İhyâ'sını okuyun. İnşaallah zihninizi öyle o mübareklerin güzel fikirleriyle doldurmuş, meşgul etmiş olursunuz. Boş kalan yere vesveseler geliyor. Boş bırakmazsınız…

Kış mevsiminde hava muhalefeti dolayısıyla hilâlin izlenmesi zor olursa ne olur?

Peygamber Efendimiz buyurmuş ki; "Göremezseniz hesabınıza göre 29 olan ayı 30'a tamamlayın, biter." Yani bunda bir zorluk yok, tereddüt yok. Öyle o kadar da büyük bir mesele görmemiş Efendimiz. Kolayca hallini [tavsiye etmiş.] [Ramazan bayramı hilâlini görürsen yarın bayram yaparsın.] Görmezsen içinde bulunduğun ay 29'sa 30'a tamamlarsın, 30 olur, biter. Yani 29'ken görülürse 29'unda kesebilirsin. Göremezsen 30'a tamamlarsın. "30'a tamamlayın." diyor, bitiyor.

Her Ramazan'da kimileri takvime göre kimileri hilâle göre oruç tutuyor. Yani takvimler yanlış. "Diyanet de hilâli araştırmıyor." deniliyor. Sizce hangisi câizdir?

Biz "Bunu araştırmak gerekir." diyoruz. Çünkü Efendimiz "araştırın" demiş, "bakın" demiş, "görün" demiş. Onun için damın üstüne çıkıyoruz, dağın üstüne çıkıyoruz; bulunduğumuz şehirde Ramazan'ın geleceği zaman inceleme yapıyoruz. Bayramın muhtemel olduğu akşam incelemeyi yapıyoruz. İşi takip ediyoruz. Bilimsel olarak takip ediyoruz. Rasathaneyle ilgi kuruyoruz. Göğü inceleme teleskopları bile aldık evde, kullanamadık ama -mercekleri eksikmiş- bayağı teleskoplu bir hoca olduk yani… İyice takip ediyoruz. Ve astronomi profesörleriyle de konuşuyoruz. Çok kere "gördük" diyenler yanlış yapıyorlar. "Suud görmüş." diyorlar. Görülmesi mümkün değil. Biz aksini tespit etmişiz. Ama "gördük" diyorlar. Sonradan o yanlış çıkıyor. Çok kere bizim Türkiye'nin [hesabı] doğru oluyor. Ama yine de Peygamber Efendimiz; "Görün de Ramazan'a öyle başlayın, görün de bayramı öyle yapın." dediği için görme işlemini yani rasat işini de bırakmamak lazım.

Nazar ve büyüden kurtulmak için ne yapmalı?

Kul hüvallah, Kul eûzü bi-rabbi'l-felak, Kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sûreleri, Âyete'l-kürsî ve Fâtiha sûresi, Kur'ân-ı Kerîm bunun çaresidir. Dua ve Allah'a tevekkül çaresidir.

Hocam 1,5 milyar liralık Mercedes'e zekât düşer mi?

İnsanın eşyasına zekât düşmez. Havâic-i asliyeden fazla olan şeylere zekât düşer. Bu bir arabadır; fiyatı 150 olur, 100 olur, 40 olur, 200 olur, vesaire olur… Yani ihtiyacını gören bir cihaz olduğundan, cihaz ne kadar gelişmiş veya iptidâi olursa olsun [zekât] düşmez. Ticaret erbâbının kullandığı [eşyalar,] sanat erbâbının âleti edevâtına düşmez. Çünkü kendi kullandığı meseledir.

Enflasyon oranı kadar vade farkı uygulamak faiz sayılır mı?

Görünüş itibariyle rakamda bir artış vardır; ama ulemânın ekseriyetinin kanaatine göre -Halil Gönenç Hoca'nın da kanaati bu- faiz sayılmaz. Çünkü neden?

Ben izahını şöyle yapıyorum. Ben de ona katılıyorum. Çünkü bize bir kağıt veriyorlar; "Bu kağıt 250 bin lira" diyorlar. Mavi, yeşil bir kağıt. "Bu 250 bin lira" diyorlar. Yani ne demek?

"Bu kağıdı Merkez Bankası'na getirdiğin zaman ben sana o kadar vereceğim." demek. Bu kağıt aslında kağıt; yenmez içilmez, bir işe yaramaz. Ama öteki paraları taşımak zor olduğundan bu kağıt onun yerine geçiyor. Yani banknot… Bu banknot sen borç verdiğin zaman 250 bin tane madenî parayı veya şu kadar altın lirayı karşılıyorken bir sene sonra karşılamıyor. [Değeri] değişiyor. Kusur banknotta. Altın olsa, hakiki para olsa, kağıt olmasa [değeri düşmeyecek.] O halde "Onun aslî değerini yani reel kıymetini esas alarak o kadar [vade farkı koymak] faiz değildir." diyor alimler. Böyle olması akla mantığa uygundur. Aksi takdirde kimse kimseye ne para verir, ne borç alır, ne ticaret yürür, ne kazanç olur; müesseseler batar. Batıyor zaten, bunu bilmeyenler batıyor. Bu faiz değil.

Bundan net olarak kurtulmanın şekli şudur: "Ben sana şu malı sattığım zaman şunu şu kadar altına sattım." dersiniz. O malın parasını ne kadar ne zaman ödersen öde. "Şu kadar altının karşılığı o zaman neyse onu ödersiniz." dersiniz. Banknot kaypak. Altın bir ölçüdür. Ona göre demesi lazım.

Benim aklıma bazı şeyler geliyor. Bu şüpheler beni kahrediyor. İbadetlerimden zevk alamıyorum. İmansız gitmekten korkuyorum. Bana yardım eder misiniz?

Bu duygular, vesveseler insana bazen haram yemekten gelir, bazen abdesti tam almamaktan gelir. Lokmanın helal olması lazım. Lokma helal olmadı mı şeytan içeride insanla oynar, kalbiyle oynar. Lokma helal olacak. Ona çok dikkat edin. Haram yememeye, harama bakmamaya, günaha bakmamaya [dikkat edin.] Çünkü haram işledin mi ibadetin zevki kaçar. Takvâ ehli oldunuz mu ibadetin zevki gelir. Haramlardan, günahlardan sakındığınız zaman gelir. Onun için, helal lokma yemeye dikkat edin. Abdestli olmaya dikkat edin.

Bir de büyük üstatların, büyük alimlerin kıymetli kitaplarını okuyun. Kafanızın direksiyon yerini boş bırakmayın. Sağlam oturun, kendiniz sevk edin. Boş bırakırsanız teker bir yere çarpınca direksiyon sapabilir. Boş bırakmayın. Boş bırakılan yere bir şey dollar, yalan yanlış bir şey dolar. Büyük alimlerin eserlerini muntazaman okursunuz okursunuz, zihniniz onlarla meşgul olur, vesveseye yer kalmaz. Sen onu meşgul etmezsen o kendisi boşlukları vesveseyle doldurmaya çalışıyor.

Ne yapmış evliyâullahtan birisi?

Dikiş dikiyormuş, söküyormuş, yine dikiyormuş, yine söküyormuş…

Demişler ki;

"Niye böyle yapıyorsun?"

"Siz bu nefsin ne kadar mel'un olduğunu bilmezsiniz. O beni meşgul etmeden ben onu meşgul ediyorum."

Bir iş yapmak, meşgul etmek çaredir.

Sivrisinek gibi kan emen bir haşerâtın ısırmasıyla abdest bozulur mu?

Bozulmaz.

Elinize bir şey batsa, diken batsa, iğne batsa, kan çıksa yine bozulmaz. Kan çıktığı yerden aktığı zaman bozulur. Durursa bozulmaz. Duruyordu ama elbisenin ucu değdi, bulaştı; yine bozulmaz. Akıcı olmayınca bozulmaz. Çıktığı yerde mahrecinde duran abdesti bozmaz. Kan veya su veya bir şey, akıcı değilse bozmaz.

Seferîyken kazaya kalan namaz gidilen yerden dönüldükten sonra nasıl eda edilir? İki rekât mı, dört rekât mı?

Kazaya kalan neyse öyle eda edilir.

Hocam beni evlendiriyorlar. İstihare namazına hâcet var mıdır? Veya olmayacağına dair görürsem ne yapmak lazımdır?

Bir iş kararlaştıktan sonra istihare olmaz. İş olup bittikten sonra olmaz. Daha önceden olsaydı olurdu. Pişmiş aşa su katılmaz. Düşüneceksin, "evet" diyeceksin. Demişsin. Ondan sonra dönmek [olmaz.] Tabii mühim bir sebep çıkarsa dönülür. Aksi takdirde [olmaz.] Sonra aklen güzel görünen şey için veya şer'an doğru olan şey için istihare yapmaya lüzum yoktur. Bakıyorsun, kadın veya erkek, kimse eş olarak seçtiği kimse müslüman, mütedeyyin, namazlı niyazlı; tamam, olur. Sonra iki tane namzet olur da ikisi eşit olursa o zaman istihare yapılır; "Acaba hangisi daha iyi?" diye. Ama zaten bir tane olunca seçme seçeneği yok.

Küçük kardeşlerim benimle dargın. İlla benim onların ayağına gitmem şart mıdır?

Giden sevap kazanır. Dargın olandan en çok sevabı elini ilk uzatan, selâmı ilk veren, dargınlığı izale etmek için ilk davranan kazanır. Küçüklük büyüklük değil. Sevap kazanmak bakımından yapılabilir. Nefsi yenmek bakımından da iyidir. Gidiverirsin, ne yapalım, sevabı sen kazanırsın. Nefse hoş gelmiyor ama sevabı çok.

Sayfa Başı