M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (105)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Tahiyyât'ta oturulduğu zaman "eşhedü en lâ ilâhe illallah" derken baş parmak kalkıyor. Sebebi ne?

Hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz öyle buyurduğu için, hakkında hadîs-i şerîfler olduğu için, eşhedü en lâ ilâhe illallah derken Efendimiz parmağını kaldırdığı için biz de otururken [parmağımızı] kaldırıyoruz. Sünnettir.

Yatsı namazından sonraki tesbihler bid'at mıdır, değil midir?

Hayır, namazlardan sonraki bütün tesbihler sünnet-i seniyyedir, Peygamber Efendimiz'den tavsiyedir. Bizim sabah namazından ve yatsı namazından sonra -bu camide- yaptığımız özel [zikir] de hatme-i hâcegandır. Hatme-i hâcegan da Hızır aleyhisselam'ın öğrettiği bir sevaplı zikirdir.

Sabah namazlarını, işrak namazını camide kılmak nefsime zor geliyor. Ne yapmalıyım?

Akşam erken yatsın. Hakikaten zor geliyor. Bir insan gece saat 2'de yatmışsa sabahleyin kurşunlanmış gibi oluyor, yataktan kalkması zor oluyor. Akşam erken yattığı zaman karnı da acıkıyor, midesi de boşalınca, aç tavuk rüyasında yem görürmüş, o zaman erken kalkıyor. Akşam yemeğini hafif yerse, akşam erken yatarsa [iyi olur]. Sahabe-i kirâm akşam erken yatardı, yatsıdan sonra çok oyalanmaz, hemen yatardı. Az yiyince, yatsıdan sonra hemen yatınca, hele hele kış günlerinde çok rahat kalkarsınız. Teheccüde bile kalkarsınız evelallah.

Bir de duası vardır:

Allahümme eykıznî fî ehabbi's-saati ileyke vesta'milnî bi-ehabbi'l-a'mâli yedeyke. "Yâ Rabbi! Beni en mübarek zamanlarda kaldır, ibadet yapabileyim. En güzel ibadetleri, sevdiğin ibadetleri yapmayı nasip eyle yâ Rabbi!" diye dua eder yatarsınız.

Abdestli yatarsınız, kalkarsınız. Uykunuzu alarak kalkınca da işrağa kadar kalırsınız, o hac ve umre sevaplarını da kazanırsınız. Rızkınız da bol olur.

Vesveseden şikayetçiyim.

Kulhüvallah, kul eûzü bi-rabbi'l-felak, kul eûzü bi-rabbi'n-nâs okusun, şeytandan Allah'a sığınsın.

Cuma'dan sonraki zuhru ahîr için "mantıksızdır" diyorlar, kılınmamalı mı?

Bu bir içtihattır, fukahamız öyle içtihat etmişler. Onun sebebi fıkıh kitaplarında yazılmıştır. "Cuma'nın kabul olmaması karşısında kılmam gereken en sonuncu öğle namazını kılıyorum." diye kılınan bir namazdır.

Nazara karşı geleneksel olarak kurşun dökmek, muska yazmak gibi şeyler ve bu işleri yapanlara inanmanın hükmü nedir? Yaptıkları şeylerin faydası olduğu da anlatılıyor.

Duanın, dualı çörek otu taşımanın hadîs-i şerîflerde önemi anlatılmış. Kurşunu duymadım, okumadım. Kurşun dökmenin aslı olduğunu sanmıyorum. Ama dualar etmek; Kulhüvallah, kul eûzü bi-rabbi'l-felak, kul eûzü bi-rabbi'n-nâs sûreleri her çeşit şeytanlardan, cinlerden gelecek mânevî musibetlere karşı koruyucudur. Bunları okursunuz, Allah'ın lütfuyla korunursunuz.

İçime şüphe ve vesveseler geliyor. Kurtulmak için ne yapayım?

Şüphe gelir, vesvese gelir. Normaldir. İnsanın kafası bu gibi şeylere kayabilir çünkü içinde şeytan vardır, şeytanın vesvesesi vardır, bir. Nefsin vesvesesi vardır, iki. Gelir. Bunların karşısında sağlam duracak, Allah'a tevekkül edecek, Allah'a dayanacak. Allah'a dayandı mı zarar vermez. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm diyecek, mânasını da bilerek inanacak. O zaman zarar vermez.

Hamamda yıkanmak caiz midir?

Caizdir, bir şartla: kendisi güzel örtünecek, karşı taraf güzel örtünecek, başkasına bakmayacak. Mâlum, mezhebimize göre erkeğin örtmesi mecburi olan kısmı diz kapağı altından göbeğine kadar olan kısımdır. Şimdi -üçgen şeklinde- mayo giyiyorlar, o tesettür bile değildir, çıplak gezmek gibi bir şeydir. O zaman olmaz. Her tarafı meydanda, eti budu meydanda; böyle tesettür olmaz. Dedelerimiz göbeğinden dizine boşuna mı peştemal sarmışlar... Peştemal çok güzel bir kıyafetir; hamamda göbeğinden aşağı doğru, dizinin aşağısına örtünüyor. Yıkanacak, sakınacak, karşı taraf da sakınacak. Ona baksa da günaha girer, kendi açsa da günaha girer. Bunlardan sakınarak olabilir. Hamamların bazı bölmeleri oluyor, özel gibi, o taraflara kaçarak bu gibi şeylerden kurtulunabilir.

Gerekebiliyor. Cuma oluyor, insan seyahatte oluyor, Bursa'da oluyor, [falanca yerde] oluyor; "Cuma abdest alayım..." hamama gidilebilir, gidilir.

Ama Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in hadîs-i şerîfi var, diyor ki;

"Rum diyarlarında -yani bizim bu diyarları kasdediyor- hamam denilen yerler varmış. Oraları fethedildiği zaman dikkat edin, mümkünse girmeyin. Girerseniz tesettüre riayet edin."

Önemli olan haram yerleri açmamak, haram yerleri görmemektir. Buna dikkat etmek [gerekir.]

Bu şartlarla [olmadığı zaman], açık olduğu zaman hamama gitmek de caiz değil, plaja gitmek de caiz değil. Hatta yazın edepsizler sokaklarda lambur lumbur dolaşıyorlar... Tabii "Bu yaptığınız ayıptır, günahtır!" diye söyleyeceğiz. Bu memleket bizim memleketimiz, bunun böyle olmaması lazım diye bir çalışma yapmamız lazım.

Rüyayla hangi şartlarda amel edilir? Rüyayla amel edilip etmeme ihtiyarı bizim elimizde midir, yoksa nasıldır?

Rüya şer'î, şeriat yönünden bir hüküm kaynağı, bir delil olamaz. Çünkü herkes bir çeşit rüya görüyor. Din rüyaya bağlanırsa tepetaklak gider. "Ben rüya gördüm, şu şöyle." "Ben rüya gördüm, bu böyle." "Ben rüya gördüm, namazı bıraktım." "Ben rüya gördüm, Ramazan'ı yedim." İnsan her şeyi görebilir. Çünkü şeytan var, insanın içinde nefsi var. Rüyada düşü bile azıyor, değil mi? O halde rüya şer'î delil olmaz, umumî delil olmaz.

Ama rüyanın bir de rüya-yı sâliha kısmı vardır, onun da bir aslı esası vardır. Salih rüya olduğu zaman, o salih rüyayı birkaç defa görür, ikaz olur. Şeriatin genel çizgisini zedelemeyen bir rüyaysa ona riayet edilebilir, edilir. Bazen rahmânî olur, bir iyi işaret olur, bir ikaz olur.

Nazara karşı mavi boncuk, kaplumbağa kabuğu vs. vs. bunlar nedir?

Bunların aslı yoktur.

Namazda aklımıza olmadık şeyler geliyor. Bunun sebebi nedir? Çaresi nedir?

Abdesti güzel almaktır. Olmadık şeyler gelmesi şeytandandır; namazda huzuru bozmaya çalışıyor, ibadetten sevap kazanmamasını sağlamaya çalışıyor. İradesine hakim olup kendisini söylediği söze, yaptığı ibadete verecek ve güzel şeylerle meşgul edecek. "Allah'ın huzurumdayım" diyecek, "Kâbe'nin karşısındayım" diyecek, "Elhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn" diyorum, şöyle diyorum böyle diyorum; kendisini onlarla meşgul edecek.

Tayy-i mekânı inkâr edenler var, onlara nasıl cevap verelim?

Tayy-i mekân evliyâullahın kerametlerinin çeşitlerinden bir tanesidir. Kur'ân-ı Kerîm'den delili vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de hatta insanın tayy-i mekânı değil, Saba melikesi Belkıs'ın tahtı bile tayy-i mekânla Yemen'den Filistin'e gelmiştir. Net olarak âyet-i kerîmede bu böyle olarak bildiriliyor.

Onlar kara yolu ile, yolculuk yolu ile, kafileyle geliyorlar; göz yumup açıncaya kadar tahtı tayy-i mekândan 'güm' geliyor bu tarafa, taht orada duruyor. Hayal değil, göz boyama değil, ilizyon değil, bir şey değil; taht işte... Hem bunu Süleyman aleyhisselam'ın sahabesinden birisi yapıyor, kendisi yapmıyor. Peygamber mucizesi değil, evliyâ kerameti.

Ondan sonra Saba melikesi Belkis geldiği zaman Süleyman aleyhisselam diyor ki;

E hâkezâ arşük? "Senin hani Saba ülkesinde oturduğun taht böyle miydi?"

Tahtını gösteriyor. Bakıyor, gözleri fal taşı gibi açılıyor, şaşırıyor.

Kâlet ke-ennehû hû. "Ne demek böyle miydi, sanki ta kendisi!"

Evet, ta kendisi. Çünkü oradan oraya geldi.

Bu âyet-i kerîme ile sabit olduğundan bu tayy-i mekânı inkâr edenler bir şey bilmiyor.

Bizim doktor kardeşimiz, Şâdiye Hatun kliniğimiz açıldığında güzel bir söz söyledi:

"Amerika'da hakkında yüzlerce kitap var, uygulama var ama hipnozu bizimkiler -doktorlar- kabul etmiyor. Yapıyorum, uygulamasını gösteriyorum, yine kabul etmiyor. Bunun sebebini araştırdım. Biz materyalist bir terbiye görmüşüz. İlkokul, ortaokul, lise eğitim[inde] "Böyle şey yoktur. Boşver, inanma..." yoluyla yetişmiş olduğumuzdan bilimsel şeyleri bile kabul etmeyecek hâle gelmiş. Adam doktor olmuş, profesör olmuş ama hâlâ olan şeyi bile kabul etmiyor. Ya işte gözünün önünde..."

Ben de yanımda duran Profesör Âsaf Bey'e dedim ki;

"Bizim müslümanların arasında da inkâr yapılı insanlar var."

Kafası, gönlü bu eğitim dolayısıyla inkâr yapılı. Mü'min müslüman ama tuğlaları inkâr marka konulmuş olduğu için, içine duvarları öyle örülmüş olduğundan kabul etmiyor.

Neyi kabul etmiyor?

Kerameti kabul etmiyor. Tasavvufu kabul etmiyor.

Etmiyorsun ama ya şunu bir incele bakalım, âyet var mı hadis var mı, bir düşün.

"Canım bir insan 'hop' kalkar oraya, 'hop' bu tarafa gelir mi?"

Geliyor işte; cansız taht bile gelmiş.

Tayy-i mekân vardır; evliyâullahın kerameti haktır, kerametin bir çeşididir.

Bizim müslüman kardeşlerimiz kafalarını değiştirsinler.

Bir tanesi mektup yazmış. Geçen gün onunla ilgili yazı yazayım mı diye [düşündüm]. Bir kere terbiyesiz, küstahça bir ifadeyle yazmış. Ben sanki onun babasının oğluymuşum gibi ismimle hitap etmiş. Ondan sonra da yüksek perdeden, işkembe-yi kübrâdan yüksek cümleler atıyor. Zaten zarfın üstüne yazmış:

"Kim bunu açarsa Allah'ın kahhar sıfatıyla kahrolsun, mahvolsun!"

İllâ ben okuyacağım, başkası açmasın.

Böyle tertibat almış. Ondan sonra da bana ismimle hitap ediyor, sıralıyor:

"Şu kâfirdir, bu kâfirdir, şu şöyledir, bu böyledir..."

Ya adamlar "kâfiriz" demiyor, namaza geliyor, Cuma'ya geliyor; sen onlara nasıl kâfir dersin?

İnsan bir mü'mine "kâfir" derse kendisi kâfir olur.

"Mehmed Zahid Hocamız kabrinde azaptadır."

Sen azapta olduğunu nereden biliyorsun?

Nedenmiş; yanında reisicumhurun annesi Hafize hanım yatıyormuş da ondanmış.

Fesübhanallah! Sen âhirete ait bir lafı nasıl böyle söylersin, terbiyesiz adam! Sen mü'min misin? Ne biçim müslümansın sen?! Ne biçim mektup bu?! Sen kabirden anlayan adam mısın? Sen İslâm'ı biliyor musun? Mehmed Zahid hocamız kabirde azaptaymış. Sen kabirle ilgili bir lafı nasıl söylersin? Telgraf mı geldi? Açtın da, girdin de baktın da mı gördün de mi söylüyorsun?

Bu bizim kardeşimiz, Allah'ın Kahhar ismini, Cebbar ismini bildiğine göre mü'min güya; bize güya nasihat ediyor. Hani mektubu öyle yazmış ama...

Neden?

Sen kabirle ilgili bir lafı nasıl söylersin? Söyleyemezsin ki! Bilmediğin bir şeyi söyleme, bildiğin şeyi söyle.

Tayy-i mekânı inkâr ediyor.

Tamam, sen olduğun yerde otur, çivi gibi çakılı kal; sen bu işi anlamazsın. Ama bu şeyler oluyor. Kur'ân-ı Kerîm'den misali var. Kur'an'ı doğru düzgün oku.

Birisi vardı, dergiler çıkartır, sağa sola konferanslara gider, yazar çizer... Entel takımından, entelektüel yani radikal müslümanlardan... Evliyâullaha sataşır, aleyhinde yazılar yazar...

Bir kardeşimiz de demiş ki;

"İyi güzel, kalemin kuvvetli ama keramet Kur'ân-ı Kerîm'de misalleriyle geçen bir olay, sen nasıl inkar ediyorsun?"

Arapça bilir misin?

Bilmez.

Dinî tahsil yaptın mı?

Yapmaz.

Tahsili nedir?

Mekteplerin arka kapısından çıkmış.

Olmaz ki... Herkes haddini bilecek.

Muhterem kardeşlerim!

Fırsatı buldum, ben de buradan nasihat ediyorum:

Bizim "mü'minim" diyen kardeşlerimizin bir kısmının gönül yapısı inkâr tuğlalarıyla örülmüştür. Böyle anlatayım. Güya mü'mindir; içinde inkâr fırtınaları esiyor. Tam müslüman olamamıştır. Kur'an'a tam teslim olamamıştır, anlayamamıştır. Kur'an'a teslim olmak lazım.

Hadîs-i şerîfi hiçe sayıyor.

Profesör adam:

"Ben -oruçta- güneş doğuncaya kadar yemek yerim."

Orucun olmaz. İmsak kesildikten sonra güneş doğuncaya kadar yemek yermiş. O zaman oruç olmaz ki...

Bunu niye diyebiliyor?

Hadislerin hepsini siliyor da ondan; hadisi yok farz ediyor, hadîs-i şerîfi arka tarafına atıyor.

Kur'ân-ı Kerîm'de orucun ne zaman başladığı ne zaman bittiğine dair âyet-i kerîme var:

Ve külû ve'şrebû hattâ yetebeyyene lekümü'l-haytu'l-ebyadu mine'l-hayti'l-esvedi mine'l-fecr.

Aklı olsa bundan anlayacak.

Mine'l-fecr diyor.

Fecr ne demek?

"İmsak" demek.

İnsaf! Buradan anlaman lazım.

Hattâ yetebeyyene lekümü'l-haytu.

Yani fecr atıncaya kadar.

"Sabah güneş doğuncaya kadar." diyor.

Ona "işrak" derler; bu fecr.

Sen bu fikri sağda solda söyledin, alimler çıktılar tenkit ettiler; hâlâ ortalığı ne karıştırıyorsun, âlemin orucunu zedeliyorsun? Kendin şaşırdın, başkalarını da şaşırtıyorsun.

İlâhiyat profesörü bu. Böyle televizyonda konuşan, elinde yazı yazan [kimseler] var. Ama âyeti öğren, hadisi öğren, bunlara sarıl, gerçeği öyle bulursun. Yoksa içinde inkâr fırtınaları esen insanlar; işleri güçleri boyuna inkâr...

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah.

Sayfa Başı