M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (100)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Çalıştığım iş yerinde öğle ve ikindi namazlarını kılmam mümkün değil. İş sahibi namaz kılmıyormuş ve izin vermiyormuş. Böyle bir işi bırakayım mı yoksa namazları sonraya bırakıp çalışmaya devam edeyim mi?

Cevap: Elbette kıl. Bize bugün hicreti, cihadı, devleti, vatanı sordular.

Hicret diye bir vazife var. Müslüman ibadetini, taatini, kulluğunu yapamadığı yerden yapabildiği yere terk-i diyâr edip gidecek. Mekkeliler onun için, ibadet yapılamayan yerde durulmadığı için Medine'ye gitmiş.

İnnellezîne teveffâhumu'l melâiketu zâlimî enfusihim kâlû fîme kuntum kâlû kunnâ mustad'afîne fî'l-ardı. Kâlû elem tekun ardullâhi vâsi'aten fe-tuhâcirû fîhâ. Fe-ulâike me'vâhum cehennemu ve sâet masîrâ. İllâl mustad'afîne mine'r-ricâli ve'n-nisâi ve'l-vildâni lâ yestatî'ûne hîleten ve lâ yehtedûne sebîlâ. diye âyet-i kerîme var.

Dinin selameti ve ibadetlerin huzuru, müslümanca yaşayabilmek için insan terk-i diyâr bile ediyor. Bir ülkeyi terk ediyor, başka yerlere bile gidiyor.

Elbette Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik tarafa geçecek, onu yapacak. Öyle bir insana hizmet de doğru değil. Ya erkekçe diyecek ki:

"Bu benim sosyal hakkımdır, öğlede öğle namazımı, ikindide ikindi namazımı kılarım. Fazla konuşma!" Ya da baktı, ıslah olmayacak kadar zıpır. O zaman Allah'a tevekkül edecek başka bir işe girecek, orada çalışacak. Mahmutpaşa'da mendil ve çorap satsın. Daha çok para kazanır. Ben biliyorum, çünkü ben de öyle yaptım.

Allah bir şeyi emrediyor, Allah'ın bir başka kulu da o işi yaptırtmıyor. Bundan daha büyük zulüm ne olabilir! Ne kadar şaşkın insanlar var…

Soru: Birisi dört sene önce bizden ders almış. "Ders" dediği tesbihat. Fakat derslerine devam etmemiş, zikirlerini çekmemiş. Şimdi derslerine devam etmek istiyormuş.

Cevap:Bugün konu açıldığı için bu soruyu ondan soruyor. Vazifesini yapmamanın ne kadar telafisi mümkün olmayan zararlara uğrattığı ortada. Tevbe edecek, bundan sonra gayret edecek. Zararın neresinden dönerse kârdır. İnşallah bundan sonra şeytana, nefse uymaz, vazifelerini devam ettirir.

Soru: "Gaybı yalnızca Allah bilir ama Allah'ın bildirdikleri de bilir." sözünü biraz açıklar mısınız?

Cevap: Bu bizim sözümüz. Birisine cevap olarak bir yerde söylemek gerekmişti. Hocamızın bir kerametini anlatmıştık. "Gaybı Allah'tan başkası bilmez." diye kerameti, "Başkasının gönlünden geçeni bilme" faslını inkâr gibi bir durumu olduğu için.

Lâ ya'lemu'l ğaybe illâ'llah. "Gaybı sadece Allah bilir." diye âyetlerden delil getirmeye çalışıyor.

Yaşamamız da Allah'tan, konuşmamız da Allah'tan, her şeyimiz Allah'tan. Allah nasip etmezse hiçbir şey yapamayız. Her şey Allah'tan, şek ve şüphe yok ama Allah'ın sevdiği kullardan bazılarına özel bilgiler verdiği muhakkak. Peygamberlere, evliyâullaha…

Peygamberlerin mucizeleri haktır. Olağanüstü, gerçekten hayret edilecek şeyleri yapabildiği ve evliyâullahın kerameti haktır, gaybı bilirler. Evet gaybı Allah'tan başkası bilmez ama

felâ yuzhiru alâ ğaybihî ehaden illâ meni'rtedâ min rasûlin. diye istisnası Kur'ân-ı Kerîm'de dahi olduğu için kendisinin razı olduğu, görevlendirdiği kimseler; melekler, peygamberler, müstesna olmak üzere gaybı bilirler.

Cümlenin tamamı, bu işin aslı öyledir. Yoksa herkes hiçbir şey bilmez. Allah bildiriyor, öğretiyor.

er-Rahmânü alleme'l-Kur'âne haleka'l-insâne allemehu'l-beyân. "İnsana kelâmı, beyanı, yazıyı, kıraati, kitabeyi, her şeyi öğreten Allah."

Allah'tan geliyor ama netice itibariyle bir insanın karşısındakinin kalbinden geçeni bilip bilmediği nedir?

Allah bildirdi mi biliyor. Bilinmeyen şeyi bazıları biliyor.

Peygamber Efendimiz gelenlerin kalbinden geçenleri söylemiyor muydu? Peygamber Efendimiz hanımlarının akşam kendi aralarında söylediklerini ertesi gün onlara açıklamıyor muydu? Ayet-i kerîmeyle sabit değil mi?

Bunun lamı cimi yok, bu gayet aşikar bir şey.

"Gaybı yalnız Allah bilir, Allah'ın bildirdikleri de bilir…" diye bu cümleyi öyle söylemek lazım. Allah bildirdi mi o zaman bilmeyen insan da bilir, görmeyen insan görür. Hadîs-i şerîfler var, âyetler var. Onlara kısa kısa işaret etmiştik.

Kurbü nevafil hadîs-i şerîfinde buyuruluyor ki;

"Allah bir kulu sevdi mi gören gözü, tutan eli, işiten kulağı, söyleyen dili olur." Bunlar olağanüstü hallere işarettir.

Soru: Birisi kendi hayat macerasını anlatmış. Okulun son sınıfında, bu sene kendisini sıkarsa bitirebilir. İlim öğrenmek istiyor. Ama kendisini nefsini tazyiki içinde hissediyor ve doğru yoldan çıkarım, nefsime yenilebilirim diye de korkuyormuş. Ne yapayım?

Cevap: İlim öğrenmek iyidir, çok sevaptır. Ama ailesi ona muvafakat etmiyormuş. Kafa ve zihniyet farkı var. Yardımcı olacak durumda değil. Bu kardeşimiz ne yapabilir? Soruyor bize…

Şunu yapabilir:

Okulunu bitirir. Mecburi bir şey. Okulunu bitirdikten sonra kendisine İslâmî, helal kazanç kazanacak bir iş kurmaya gayret eder. Saliha bir hanımla bir evlilik işini de halleder. O zaman evlenen bir insan dininin yarısını kurtarmış olur. Öteki yarısı da gayret ederse dini bütün olur.

Evlenen bir insanın işi biraz daha kolaylaşır. Tabi biraz da meşguliyeti artar. Ben gençlere biraz çabuk evlenmeyi tavsiye ediyorum. Evlenmezse ilim öğreneceğim filan derken…

Bu ilim küçük yaşlardan başlanacaktı. Eski âlimler bu işi çabuk halletmiş.Dört yaşında başlamışlar, 12-13 yaşında fetva vermeye başlamışlar .

Neden?

Bu ilk çağlarda hem çabuk öğrenilir hem de nefis daha kabarmamış olduğundan ilme kendisini vermesi kolay olur. Ondan sonra biraz zaman nefis de büyür, kuvvetlenir, ejderhalaşır. O zaman onu yenmek daha zor hale gelir. Böyle ilim öğreneceğim derken hakikaten nefis insana günahlar işlettirir. İnsan hevâ-ı nefse, şeytana uyabilir.

Bunun çaresi o zaman –ailesi de yardımcı olmuyor- hayatını kurup şöyle kendi ayakları üzerinde kimsenin yardımı olmadan duracak bir hale gelip ilim irfan öğrenmesi, ondan sonra devam ettirmektir. Çünkü kendisinden korkuyor. Devam ettirse bu problem azalmaz, büyüyerek devam eder. Çünkü üniversitenin dördüncü sınıfını bitirmiş bir sene daha okumuş bir insan 22-23 yaşında demektir. Bundan sonra biraz geç kalmış oluyor. Daha erkenden öğrenilecekti.

Bizi herhalde çok oyalıyorlar. Bu eğitim sistemi ilkokul, ortaokul, lise... Aynı konuları ilkokulda biraz muhtasar, kısa; ortaokulda biraz daha geniş; lisede biraz daha geniş; üniversitede biraz daha geniş çok oyalıyorlar.

Halbuki hayat kıymetli! Sonra işler böyle zorlaşıyor. Önceden halletmek lazım.

Hz. Ömer Efendimiz buyurmuş ki:

Ta'allemû kable en tezevvecû. "İlmi evlenmeden evvel öğrenin. Ondan sonra zor olur."

Onun sözüyle bizimki biraz zıt gibi görünüyor ama evlenmediği zaman da bu sefer şeytana uyması çok kolay oluyor. Bu şartlar altında, bu çevrede böyle oluyor, zor oluyor.

Onun için bu kardeşimizin bu sorusuna benim çare olarak aklıma gelerek söyleyeceğim; ilim öğrenme işini hayatını tanzimden sonraya bıraksın. Çünkü yaş biraz geçmiş. Üniversite bitmiş, mezun olsun, İslâmî bir kazanç yolu kendisine kursun. Ondan sonra ilmi devam ettirsin.

Allah hepinizden razı olsun. Allah'ın rahmeti bereketi üzerinize olsun. Yardımı, nusreti, affı, hidayeti üzerinize olsun. İki cihanda bahtiyar olun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.

Sayfa Başı