M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (94)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Vadeyle bir şey almak veya satmak faize girer mi?

Cevap: Hayır. Taksit taksit vade ile bir şey alınıp satılabilir. Bunun faizle ilgisi yok.

Zikirlerimi yapıyorum ama içimden bana yaptığım güzel ibadetlerin elimden gideceğini söylüyor bir söz. Ve elimden gidiyor diyor. Ve ben bunu hiç anlamıyorum diyor. Çok zor durumdayım diyor. Tavsiyelerinizi bekliyorum diyor.

Bu bir vesvesedir. Vesveseye itibar etmemek lazım. Kulhuvallah, Kuleuzubirabbilfelak, Kuleuzubirabbinnas surelerini okumak lazım. İbadetler Allah emretti diye yapıyoruz. Elimizden gitmez. Allahu Teala hz.leri buyuruyor ki, Zerre kadar hayır işleyen hayrının sevabını karşılığını görecek. Zerre kadar şer işleyende cezasını çekecek. Femen yağmel miskale zerretin hayran yerahu vemen yağmel miskale zerretin şerren yerahu. Hatta yapılan iyilikleri Allah kat kat kat kat kat kat katlayıp arttıracak küçücük bir hayır Uhud Dağı kadar büyük olacak diyor. Yani insan küçücük bir hayır verse sanki Uhud Dağı kadar vermiş gibi Allah sevabı arttıracak. Fazlı keremiyle cennetine sokacak. O bakımdan Allahın fazlıyla lütfuyla cennete girecek. Böyle vesveseye lüzum yok.

Hileli malı alıp ucuz satan kişi helallik alacak mı? Onları bulamazsa yani müşterileri bulamazsa ne yapması lazım?

Şimdi bir mal haliyle satılırsa bu mal bu haliyle satılıyor yani sakat olabilir eksikli olabilir. Şu bak işte beğenirsen şu fiyata. O zaman bir şey olmaz. Ama başka türlü gösterilip öyle olmayan bir şey satılırsa o zaman hile olur. Tabi helallik alınması lazım. Eğer helallik bulunamıyorsa yani mümkün değilse işte o zaman zor tabi. Onların namına hayır yapacak hasenat yapacak sevabını onlara bağışlayacak. Allaha dua edecek. Hac yapıldığı zaman böyle ödenmesi mümkün olmayan borçlarında affedileceğini Allah bildiriyor. Yani aradı sahibini bulamadı uğraştı çırpındı çaresi yok. İşte böyle hakların sahibi bilinemeyen bulunamayan hakların hac yapıldığı zaman affedileceğine dair müjdede vardır. Hac eder inşallah Allah bulamazsa çırpındıktan sonra şey yapar. Ben diyor bir üniversite imtihanını kazanmış kızım. Fakat fakültelerde karmaşık kız erkek karışık okudukları için gitmekte tereddüt ediyorum. Olabilir mi olamaz mı diyor. İşte tabi kız arkadaşlarıyla bir köşesinde oturur tesettürlü oturursa ilim öğrenmek olabilir. Bazı tamamen reddetmek ve yasaklamakta olmuyor. Ben şahsen kendi kızlarımı göndermedim. Tamamen İslami eğitim yapabileceği yerlere gönderdim. Öyle yerleri tercih ederse iyi olur.

Soru: İbadetler Allah rızası için yapılmalı. Niyete başka istek katılırsa şirk olur diyor. Yani başka istek değil başkası düşünülerek Allahtan gayrısı düşünülerek olursa demek. Şimdi düşündüm de cennet cehennem kaygısı olmasaydı bizler ibadet eder miydik diyor. Çoğunluğumuz ibadetleri cennet cehennem kaygısı için yapmakla şirke bulaşmıyor muyuz diyor.

Bulaşılmıyor. Şirk demek Allaha ortak koşmak demek. Burada Allaha ortak koşma yok. Yalnız bir ahiret hesabı yapılıyor.

Cehenneme düşmeyeyim cenneti kazanayım. Bu hesabı Kur'anı Kerimde Allah kendisi teşvik ettiği için. Bak cehennemden korkun, cehennem ateşinden sakının, korunun. Cenneti ve saliuilamağfiretimmirrabbiküm filan diye teşvik ettiğinde bunda bir şirk bahis konusu değildir. O düşünce doğru değil. Şirk ne olur? Mesela ben burada namaz kılacağım ama hem namazımı kılayım hem de genel müdür görsün bana müdürlük versin derse o zaman yani bir namazı Allah için kılmış oluyor birde genel müdürden bir mevki koparmak için. O şirk olur. Bu onun gibi değil. Cennet ve cehennem düşüncesi ile kendisine çeki düzen verme Kur'anı Kerimde de teşvik edilen bir durum olduğundan bu normal bir şeydir. Bu şirke girmez. Yalnız büyüklerimiz demişler ki asıl muhlis kullar halis kullar cennet içinde değil cehennem içinde değil Allah rızası için her şeyi yaparlar. Yani mesela birisine demişler ki levhu mahfuzda ben senin ismini cehennemliklerin arasında gördüm ne diye namaz kılıyorsun? Ne diye ibadet ediyorsun? Demiş ben yazıyı senden kaç sene önceden beri görüyorum orada olduğunu. Yani kendi ismini levhu mahfuzda cehennemlikler arasında cehennemlikler arasında şu isimde var şu isimde var kendisinin isminide görüyormuş. Ben onu demiş senden kaç yıl önceden beri görüyorum. Ama ben ibadeti cennet için cehennem için yapmıyorum ki Allah rızası için yapıyorum yapmaya devam edeceğim demiş. Yani cehenneme düşsemde gene yapacağım bu benim vazifem demiş. Devam etmiş tabi. Ertesi gün bakmış ki o zat kendisiyle bir gün önce konuşan ya demiş bu gün bir şey oldu. Ne oldu? E senin ismin baktım demiş cehennemliklerin arasından silindi. Cennetlikler arasına yazıldı. Yani burada güzel bir şey öğreniyoruz. Yani ne olursak olalım Allah rızası için yapacağız her şeyi. Cennet için cehennem için değil Allah rızası için yapacağız. Yüksek olan duygu odur.

Diyor ki Kur'anı Kerimde gene kim men amile salihan febinefsihi. Kim Salih amel işlerse kendi nefsi için işliyor. Vemen esaet ve aleyha. Kim günah işlerse o da kendi aleyhine işliyor diyor. O zaman nefsimiz için kendi canımız için yapmıyor muyuz bir ibadeti bu şirk olmaz mı? Bu da şirk olmaz. Bu da normal. İnsanoğlu kendisini günahlardan dünyada zararlardan koruduğu gibi ahretin zararlarından da korumaya gayret edecek. Bu onun vazifesi. Kulluk vazifesi bu. Kulluk ne demek? Allaha güzel ibadet etmek ve yasaklarından kaçınmak emirlerini tutmak. Bu da şirk değil.

İslam mükemmel bir hayat nizamı. Bende bu dini mükemmel olduğu için seçip ibadet etmekle şirke bulaşıyor muyum?

Hayır yani bunların hiç birisi şirk değil. Bunlar normal duygular. Ama daha yüksek duygular, İlahi ente maksudi ve rıdake madlubi. Yarabbi benim maksudum sensin. Ben senin rızan için şey yapıyorum diye her şeyi sırf Allah rızası için yapacak hale gelmek. Ahiret hesabı yapmamak. Dünya hesabı yapmamak. Şimdi bizim eskiden her tarikatın kendine göre bir başlık şekli varmış bir kavuk şekli varmış. Sarığın rengi varmış. Sarılış şekli varmış. Nakşibendi Tarikatının da başlıkları yani külahları dört dilimli oluyormuş. Böyle dört parçadan. Dört terk diyorlar ona. Dilime terk diyorlar. Dört terkli oluyormuş başa giyilen şey başlık. Ondan sonra onun üstüne sarık sarılıyor ama şu ortada bizim fes dediğimiz şey yerine dört parçalı dört parça dikilerek yapılmış öyle bir külah olurmuş. Şimdi bir şair diyor ki. Nakşibendilikte dört terkli külah giyilmesinin yani dört dilimli külah giyilmesinin sebebi şudur. Çünkü Nakşibendilikte dört terk vardır diyor. Terk dilim demek bir, birde bırakmak demek. Dört dilimlidir. Çünkü dört şeyi terk ediyorlar diye nükte yapmış yani orada. Bir; terki dünya, dünyayı terk edecek. İki; terki ukba, ahreti terk edecek. Üç; terki hesli yani varlığı terk edecek. Dört; terki terk, terkettiklerinide terk edecek. Yani şöyle demek istiyor. İbadeti dünya menfaati için yapmayacak. Şu kadar namaz kılarsam 200er liradan şu kadar 100 lira para alacağım. Öyle şey olmaz. Dünya hesabı yok. Veya şöyle yaparsam işten atarlar böyle yaparsam işe alırlar böyle şey yok.

Terki dünya. Dünyaya meyletmeyecek. Ahiret hesabı yapmayacak. Dünya hesabı yapmamak.

Hani şöyle olursa böyle olursa filan diye şu kadar sevap kazanırım filan diye böyle yapmayacak. O hesapların hepsi Allahın fazlı keremi karşısında yok olur. Gazaba gelir cehenneme atarlar. Lütfa gelir affeder. O hesaplar tutmaz. Terki ukba. O da önemli. Ondan sonra terki hesli. Her çeşit varlığı terk edecek. Zenginse zenginliğinden kibirlenmeyecek. Alimse alimliğinden kibirlenmeyecek. Mevki makam sahibiyse mevkiinden makamından kibirlenmeyecek. Her türlü varlıktan sıyrılacak sanki hiç bir şey yokmuş gibi mütevazi olacak. Bir de terki terk. Yani bu şeyleri terk ettim diye böbürlenmeyecek. Bunları da unutacak. Üç şeyi terk ettiğini de unutacak. Terki terk edecek. Yani hiç hatırına da getirmeyecek. Çünkü ondan da kibirlenir insan. Ya ben öyle olgun insanım ki öyle yüksek insanım ki terki dünya ettim terki ukba ettim terki varlık ettim filan diye gene böbürlenir gene Allahın sevmediği kibre düşebilir diye ondan dört terk vardır diye söylemişler. Hatırınızda kalsın. Demek ki asıl iyi Müslümanlık asıl Allahın sevdiği şey her şeyi Allah rızası için yapmak. Hesapla değil de menfaat kaygısıyla değil de Allah rızası için yapmak. Ama hesapla yaparsa o da yasak değil. Onu da bilin. O da bir insanlar kimisi ondan anlar kimisi daha yüksektir kimisi daha yüksektir. O da caiz.

Birisinin çocuğu olmuş, çocuğuna isim istiyor. Erkek çocuğu olmuş. Allah salihlerden eylesin. Sevdiği kullardan eylesin. "Necip" olsun adı. Necip "asil" demek. Soylu soplu olsun.

Soru: "Geçen haftada Kadın Aile Dergisi'nden birisini kapatmayı düşündüğünüzü söylemişsiniz. Bunu tereddütle karşıladık. Bu abone yapılana ters etki yapıyor. Böyle söz, söz konusu mu?" filan diye soruyor.

Cevap: Muhterem kardeşlerim!

Ben şurada size hadis okuyorum. Eskiden ilahiyat fakültesinde talebelere ders veriyordum, işte bu kadar salonlarda 250, 300 kişiye ders veriyordum. Konferans filan veriyorduk. Ne yapsanız nihayet 1000, 1500, 2000, 3000 kişiye hitap edebiliyorsunuz. Ne kadar kalabalık toplasanız; bir salon tutuluyor, düğün salonu, sinema salonu veya konferans salonu... 3000-5000 kişi toplanıyor. Vaaz ü nasihatimiz, bu âyetler, bu hadislerin açıklamaları çok insana ulaşsın diye neşriyat yapmaktan başka çare yok. Dergilerimiz, gazetelerimiz olması lazım. Herkese bunları vermemiz lazım.

İslâm'ı yaymak için çalışmamız lazım. Bunun çaresi basında kuvvetli olmak. Basında kuvvetli olmak için de hepimize gayret düşüyor. Hepimize çalışma düşüyor. Biz elimizden geldiği kadar güzel dergi çıkartmaya çalışacağız siz de o derginin tanınması, okunması, tutulması, başka kimseler tarafından da okunulur hale gelmesi için gayret edeceksiniz. Allah rızası için.

Biz bunu, kendimiz Allah rızası için çıkartıyoruz. "Para kazanalım." diye yapmıyoruz. Biz bundan para kaybediyoruz. Milyonlar kaybediyoruz. Sıkıntılara düşüyoruz. Fakat o sıkıntıları sineye çekiyoruz ki hizmet devam etsin diye. Çünkü bize mektup geliyor; "Allah razı olsun, şu derginizi okuduk, namaza başladık. Şu derginizi okuduk, başımızı örttük. Allah razı olsun şu derginizde şu konuları şöyle şöyle, güzelce açıklamışsınız." filan diyorlar. Biz de anlıyoruz ki bu hizmetlerin devam etmesi lazım. Bu hizmetlerin devam etmesi için de sizin çalışmanız gerek. Bizim kadar sizin de dergileriniz. Siz de çalışacaksınız. Siz okumazsanız, dükkâna müşteri gelmezse dükkan çalışmaz ki. Ama çok müşteri gelirse harıl harıl çalışır, gelişir, büyür. İşi daha çok artar. Allah rızası için. Sadece bizim dergilerimiz için demiyorum. İslâmî neşriyata hizmeti bir vazife bilin. Ama bizi seviyorsanız, bizim ihvanımızsanız, kardeşimizseniz, çalışmalarımızın güzel olduğuna kâni iseniz bizim dergilerimizi de yaymak, çok okutmak, abone etmek için çalışmanız lazım ki gelişebilelim.

Gelişemedik. Matbaa kuracaktık, sermaye artırımına giriştik, kardeşlerimiz vaat etti; "Herkes şu kadar verecek, bu kadar verecek." Verilemedi. Matbaa alacaktık, kendimiz basacaktık. Şöyle olacaktı, böyle olacaktı... Bir yayın, dağıtım şirketinin kurulması lazım. Bu kurulmazsa İslâmî neşriyat Türkiye'de gelişmez. Çare yok. Bunlar için de milyarlar lazım. Büyük kamyonlar alınacak, seferler, dağıtımlar yapılacak filan... Kolay şeyler değil. Bunlar için de para gerekiyor. İşte bu paralar verilecek, Allah yolunda çalışılacak. Nasıl cihat, harp çıktığı zaman füze, mermi, silah alınıyorsa asker besleniyorsa... Mesela bir Körfez bunalımı çıktı, bütün milletler, devletler bunun iktisadî bakımdan sarsıntısını çekiyor. Onun gibi yani... Bu bakımdan yardımcı olacaksınız.

Biz bunları kapatmayı düşünür müyüz? Düşünmeyiz. Daha dört taneyken beş tane yapmak istiyorduk. Haftalık çıkartmak istiyorduk. Günlük gazete çıkartmak istiyorduk. Ama siz yardım ederseniz olur. Yardım etmezseniz öyle güdük kalır. Çalışacağız, çalışacaksınız ki işler ilerlesin demek; öyle anlayın.

Peygamber (sav) efendimiz Allahu Teala hazretleri ile görüştümü? Nasıl görüştü. Perde arasından mı arkasından mı yüz yüze mi göz gözemi? Ben ve bir şahıs söylüyor, iddia ettik falanca da ters söyledi.

Cevap: Allah rahmet eylesin, Süleyman Çelebi alim insan. Mevlid'i çok güzel yazmış. Ve hakikaten insan öteki kaynakları, hadisleri okuduğu zaman bakıyor ki hadisleri tercüme etmiş, Mevlid'e öyle geçirmiş. Büyük ölçüde, çok güzel malzeme toplamış. Geçen gün bize Malatya'dan alim bir zât geldi. Peygamber Efendimiz ile ilgili bir manzume yazmış. Uzun bir manzume. Diyor ki;

"Hocam ben bu manzumeyi ilk önce şiir olarak yazmadım."

"Ne yaptın?"

Önce Peygamber Efendimiz ile ilgili bilgileri, sair rivayetleri, âyetleri, hadisleri yazdım, topladım. Ondan sonra bunları şiir haline getirdim."

Galiba Süleyman Çelebi de öyle yapmış. Kaynakları derlemiş, toplamış, önüne tarih kitaplarını, rivayetleri koymuş. Ondan sonra o Mevlid manzumesini yazmış. Çok güzel anlatıyor, çok mükemmel anlatıyor. Allah mekânını cennet etsin. Diyor ki;

Âşikâre gördü Rabbü'l-izzeti

Âhirette öyle görür ümmeti.

Rivayetlerde de böyledir.

Şeş cihetten ol münezzeh Zülcelâl

Bî-kem ü keyf ona gösterdi Cemâl.

"O altı cihetten münezzeh olan; yani sağ ve sol, ön ve arka, yukarı ve aşağı diye yön ve cihetten münezzeh olan Allahu Teâla hazretleri niceliksiz, niteliksiz şekilde Cemâli'ni Resûlü'ne gösterdi." diyor. Hadîs-i şerîflerde de rivayetlerde de böyle anlatılıyor. Miraç ile ilgili hadîs-i şerîflerde de böyle anlatılıyor. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e;

"Rabbini gördün mü?" diye soruyorlar.

"Bir nur olarak gördüm." diye cevapları var. Ondan sonraki çeşitli zamanlarda da görmeleri var. Allahu Teâla hazretleri nasip etmiş. Musa aleyhisselâm'a;

"Sen tahammül edemezsin!" dediği halde Resûlullah Efendimiz'i Miraç'a çıkarmış ve göstermiş. Âhirette bizler de öyle göreceğiz. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki;

"Siz dolunay, mehtap olduğu zaman ay'ı görmekte sıkıntı çeker misiniz? Herkes bakar, herkes görür. İşte Rabbiniz'i âhirette öyle göreceksiniz. Aynen mehtabı görür gibi âşikâre göreceksiniz." Demek ki göreceğiz.

Soru: Herhangi bir işe girmek için bir şahsa işe girmemize vesile olduğu için bir miktar para verilse bu rüşvet olur mu?

Cevap: İşin yürütülüş tarzına bağlıdır. Para önceden verilir, iş ona göre çıkarsa çok kesin olarak rüşvet olur. Ama sen ona gittin; "Ağabey ben işsiz kaldım, mesleğim şu, sen bana bir iş için aracı ol." dedin. O seni sevdiği için, sen mahir, usta olduğundan, layık olduğundan o işe seni yerleştirdi. İlk maaşından bir çikolata aldın, gittin, ikram ettin. Bunda bir şey yok. Yapılması için para verilmişse o zaman rüşvet olur, haram olur.

Soru: Cemaatle kılınan farz namaza yetişebilmek için abdestin ve farzdan önce kılınan sünnet namazının sünnetlerini terk etmek caiz midir?

Cevap: Tabii. Abdest almış olan bir kimse geldi, baktı ki farza durulmuş. Hemen farza duracak, farzı imamla kılacak. Eğer sabah namazına gelmişse bakacak; yeni durulmuşsa sünneti kılacak kadar zaman varsa sabah namazının sünneti çok kuvvetli olduğu için aklı ona kesiyorsa bir kenarda sünneti kılıp farza öyle duracak. İmamın farza durduğunu görünce farza durur. Öğlenin sünnetini sonradan öder.

Soru: Allahu Teâlâ'nın Esmâ-i Hüsnâ'sında "tanrı" isminin olmadığını biliyoruz. Fakat birçok kitapta tanrı isminin kullanıldığını görüyoruz. Bu caiz midir?

Cevap: Caizdir. Çünkü tanrı ismi Arapçadaki "ilah" kelimesinin bizim dilimizdeki karşılığıdır. Arapçada ilah var, Türkçede karşılığı "tanrı" demektir. Her dilin kendine göre kelimeleri vardır. İlah kelimesi de Kur'ân-ı Kerîm'de geçiyor. Mesela;

Ve ilâhüküm ilâhün vâhidün. âyet-i kerîmesinde geçiyor. Allahu Teâlâ hazretleri için ilah kelimesi kullanılıyor. Onun Türkçedeki karşılığı olan tanrı kelimesi de kullanılabilir, kullanılmıştır. Mevlid'de geçer, Tanrı Teâlâ diye diğer eski kitaplarda geçer. Eski büyüklerimiz caiz görmüşler, mahsur görmemişler. İngilizler god derler. Yalnız şu vardır: Tanrı kelimesi cins isimdir. Hem Allahu Teâla hazretleri için kullanılır hem de batıl tapılan mâbudlar için kullanılabilir. Ama Allah sözü Rabbimiz'in İsm-i Hâssı, İsm-i Âzamı olduğundan O tektir. O'nu kullanmak daha sevaplıdır. Ama öteki şeyler de kullanılabilir. İlah kelimesi kullanılır, Rahman, Rahîm, Melik, Kuddûs… Bütün Esmâ-i Hüsnâ'sını kullanmak caizdir. Ama bizde bir reaksiyon meydana gelmiş. Tanrı kelimesi sanki yanlış gibi düşünülüyor, pek uygun görülmüyor. Allah desek daha iyi ama tanrı denildiği zaman da bir suç, bir günah olmuş olmuyor.

Soru: Erkekler saçlarına kına yakabilir mi?

Cevap: Sakala yakılabiliyor. Saça da yakılabilir. Bir mahzuru yok, kına mahzurlu değil. Allah hepinizden razı olsun.

Sayfa Başı