M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (93)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

İnsanların ömrü saniyesine kadar önceden belirtilmiş; uzaması kısalması mümkün değil! Buna göre bazı ülkelerde yaş ortalamasının yüksek olmasını dinen nasıl ifade edebiliriz?

"E öyle takdir etmiş!" diye ifade ederiz. Her şey takdirle olduğuna göre; "Allah oralarda öyle takdir etmiş!" diye ifade ederiz. Şimdi tabii sorulan soru, sırr-ı kaderle ilgilidir. Kaderle ilgilidir. Kaderin esrarı vardır. Kaderin esrarı, ince bir meseledir. Herkes tarafından kolay anlaşılamaz. Kader var diye tedbir terk edilmez. Yani tedbir kulun vazifesidir, takdir Allah'ın işidir. Biz Allah'ın işine karışamayız bir de bilemeyiz.

Ama bize yüklenilen vazife nedir?

Tedbir almaktır. Ve emirleri istenilen şekilde yapmaktır. Allah, "İçki içmeyin!" demiş. Allah şöyle yapmayın, böyle yapmayın demiş... Zararlı şeylerden bizi korumak için şey yapmıştır. Onları yapıyor müslümanlar, o zaman zarara uğrarlar. Ötekiler müslümanların ahlâkıyla ahlâklanıyor, Allah'ın emirlerine uygun yaşıyor. Onlar o zaman Allah'ın şey yaptığı mükâfatlara nâil olabiliyor.

Mesela hiçbir Alman, tıka basa karnını doyurmaz. Biz ölünceye kadar şey yaparız [yemek yeriz]. "Öf öldüm be!" demeden sofradan kalkmayız. "Biraz daha ye!" deyince, "Artık yiyecek halim kalmadı, tıka basa doldum!" filan diye, "Şurama kadar doldum!" demeden kalkmayız.

Halbuki onlar öyle yapmaz. Gramını ölçer, çok hareket eder. Peygamber Efendimiz diyor ki; "Yemek yedikten sonra hemen uyumayın! Zikrullahla ve ibadetle eritin yemeği." diyor. Yemeği yiyip yatıyor millet. Hasta olur; kalp olur, şunu olur, bunu olur... Onlar çok hareket ederler, yürürler.

Bizim dedelerimiz mesela camiye gitmeyi gelmeyi hiç ihmal etmemiş. Devamlı böyle hareket halinde; sıhhatli olmuş. Öyle yapmazsa şey olur tabii. Allah'ın emrini tutan, Allah'ın emrine uygun hareket eden müslim veya gayrimüslim, Allah'ın vaat ettiği mükâfata nâil olur. Sabah erken kalkan bir gayrimüslim, sabah horul horul uyuyan müslümandan daha kısmetli olur. Bu emre uymamaktan dolayıdır.

Şu veya bu gruptaki kardeşlere karşı tutumumuz nasıl olmalıdır?

Biz, müslüman olanları tek bir grup olarak görüyoruz. Kardeş olarak görüyoruz. Öteki alt grupları da aileler olarak görüyoruz. Eğitim aileleri olarak görüyoruz. Nasıl sen bir ailedensin, ben bir ailedenim… Herkesin annesi, babası, yuvası, evi, barkı, memleketi... var. Normal ama dost olabiliyorlar. Biz böyle dost olacağız, dost olmalıyız. Çünkü müslümanları Allah kardeş etmiştir. Peygamber Efendimiz de bu kardeşliği çok vurgulamıştır. O da kardeşimizdir, ötekisi de kardeşimizdir.

Sevgiyle muamele edeceğiz. Seveceğiz, yanaşacağız, barışacağız, ahbaplık edeceğiz. Hatası varsa, yumuşak yumuşak söyleyeceğiz, tatlı tatlı; "Aziz kardeşim, ver bakalım elini. Boynuna bir sarılayım. Seni şöyle bir öpeyim bakayım gözlerinden. Bak, senin şu şeyini çok seviyorum. Şöyle iyisin, böyle iyisin… Amma…" diyeceksiniz arkasından; "Şu hatanı görüyorum, şu da olmasa daha iyi olmaz mı?.. Acaba ben mi yanlış görüyorum?" filan diye düzeltirsiniz.

Severseniz, severseniz sevginin tesirini görürsünüz. Seven insanın sözü karşı tarafa batmaz. Sevmezseniz bakışınız bile batar. Bakışınızdan bile kavga çıkabilir. Müslümanları müslüman olduğu için, kalbindeki iman cevherinden dolayı seveceksiniz muhterem kardeşlerim!

İslâm'da particilik var mıdır?

İslâm'da, bu bizim modern anlayışımıza göre, particilik diye bir şey yoktur. İslâm'ın sistemi, hep, her şeyi kendine özgüdür, kendine mahsustur. İslâm'ın bütün sistemleri kendine mahsustur. Kapitalizm de değildir. Komünizm de değildir. Bilmem şu da değildir, bu da değildir. İslâm'ın her şeyi kendisine mahsus.

İslâm'ın yönetim biçiminin de kendine mahsus özellikleri vardır. İslâm'da bir beldenin hall ü akt erbâbı vardır. Halletmek, çözmek demek. Akdetmek, bağlamak demek. Yani işleri bağlama çözme, yani yürütme ve götürme işlerini yapan bir elit zümre vardır. Buna âyân ve eşraf denilebilir. Yani o beldenin gözde insanları… Bu gözdelik de takvâdan kaynaklanır.

İnne ekrameküm indallâhi etkâküm. "Sizin Allah indinde en asaletliniz, en eşrefiniz, şerefliniz; takvâca en ileri olanınız." dendiği için takvâsı iyi olan, alim olan, fâzıl olan kimselerdir. İşte bu âyân ve eşraf, hall ü akt erbabıdır. Onlar kendi aralarında bir şûrâ teşkil ederler. Şahitliği kabul olmayacak duruma düşmüş insanlar bu gruba dâhil olamazlar. Bir insan bazı sebeplerden yalan söylemişse, gadretmişse, zulmetmişse, İslâm da şahitliğini bile kabul etmez hâkimler.

"Sen kimsin?"

Falanca...

"Ha, senin şu suçun var, senin şahitliğin kabul değildir!" derler.

Şahitliği bile kabul olmayan insanın, seçme ve seçilmede reyi de olmaz. Davulcunun, zurnacının, tömbelekçinin, göbekçinin, göbek atıcının, şarkı söyleyicinin… onların şeyi [şahitliği] yoktur İslâm'da. Yani takvâ ehli ve hâlis, muhlis, alim, fâzıl, kâmil insanların bir birliği vardır. Bunların birliği bir şûrâ teşkil eder. Birlik ve beraberlik… Onlar bir başkan seçerler. O başkana itaat edilir. İslâm'ın sistemi budur.

Bu manasıyla İslâm'ın kendi yapısında bu yok. Fakat bugün müslümanların yaşadığı ülkelerde, sistemler müslümanların istediği tarza göre kurulmamıştır. Sistemler Batılıların arzuları gibi veyahut onlar örnek alınarak, İslâmî endişesi olmayan insanlar tarafından konulmuş kanunlarla götürülmektedir. Ve o kanunlara göre işler yürütülmektedir.

Mesela bir arazinin bölünmesi, bir şirketin kurulması, herhangi bir işin yapılması, resmi makamlardan geçirilmesi, bir derneğin kuruluşu vesaire. Bunların hepsinin nizamı vardır ve siz bunlara uymazsanız o işi yapamazsınız. Dış ticaretin, iç ticaretin birtakım şartları vardır. Bunlara uymak zorundasınız. Bunun gibi, bu bakımdan müslümanların böyle ülkelerde olduğu zaman, tabii partileri olabilir. O zaman, "Ben kendim daha iyi bir çalışma yapacağım." diye bir grup teşkil edip, ayrı bir parti şeyi olabilir o vakit. Aslında İslâm'ın kendisinde, hall ü akt erbabının şûrâsı, şûrânın kararları, seçtiği şahıslar, seçtiği şahısları indirme hakları vesaire vardır. Ama bugünün şeyine göre olabilir.

İdarecilerinize sövmeyiniz. Tefsir-i Kurtubî. Bu hadisin günümüzdeki idarecilere göre durumu nedir?

İdarecileriniz diyor, bu bir inceliktir. Yani şeyde de öyledir. Atîullâhe ve atîurrasûle ve ulû'l-emri minküm. "Sizden olan ulû'l-emre itaat ediniz!" diye bir şey vardır. İdareci gayrimüslimse; İngiliz'se, Hindistan'a gelmiş istila etmişse, Arabistan'da şey bir yönetim varsa, zalim bir idare varsa veya Irak'ta veya Mısır'da veya şurada veya burada... Yani ben bir yer tasrih etmeden genel hükmü söylüyorum.

Lâ tâ'ate li-mahlûkin fî ma'siyeti'l-hâlık. kaidesi vardır, ana kâide budur. "Allah'a isyan edilmez. Allah'a isyan yolunda hiçbir kula itaat edilmez!" Allah'a isyan etmeyi emreden bir idareci veya baba veya koca veya bir başka şahıs; amir, amirin sözü tutulmaz.

Neden?

Allah'a isyanı emrediyor.

Çünkü hepinizin hepimizin ana vazifesi nedir?

Allah'a itaat etmektir! Allah'a itaatin dışında bir şey emredilirse onu yapmak doğru değildir; yapmamak doğrudur. Yapan mesul olur. Kaide budur.

Allah nasip ederse önümüzdeki dönem üniversite üçüncü sınıfa devam edeceğim. Okulumuzun devam mecburiyeti yok ve kız öğrenci yoğunluğu oldukça fazla. Ben gözümü haramdan korumak ve yaşamak istediğim İslâmî hayatın ancak bir aile ortamında müsait olduğunu düşündüğümden, cemaatimizden bir ağabeyin kızıyla evlenmek istedim ve düşüncelerimi kendi aileme açtım. Ve üniversitenin bulunduğu şehirde bir işe girip hem çalışmak hem de okumak istiyordum. Böylece aileme de maddî bir yüküm olmayacaktı. Evlenme isteğime ailemin karşı çıkmasına çok üzüldüm. Şimdi ben ne yapabilirim? Oldukça müşkül bir durumdayım. Allah sizden razı olsun! Bizler için dua ediniz.

Allah gönlünün muradını versin! Güzel bir şey istemiş. Evlenmek güzeldir. Çünkü dininin yarısını kurtarır evlenen insan. Yani ben mânevî bakımdan söylüyorum. "Evlenen bir insan dininin yarısını kurtarır!" diyor Peygamber Efendimiz. Günahlardan korunmaya vesiledir. Ciddiyettir. O bakımdan evlenmek güzeldir. İyi bir şey düşünmüş. Allah hayırlısıyla nasip etsin! Ailesinin hakikaten karşı çıkmasına ben de üzüldüm. Kendisi yine bir iş bulsun. İyi bir iş bulsun inşaallah. Biz de ona bir kız bulalım, evlendirelim!

Hocam, şûrâ ile ilgili yazınız yayınlandı. Şûrâ ile ilgili bir çalışma var mı? Bu nasıl bir sistemle olacak, bunu lütfen açıklar mısınız?

Cevap: Şûrâ ile ilgili yazım yayınlandı. Böyle bir çalışma olması temenni edilir. Fakat böyle bir çalışma -kabul edersiniz ki, bir elin sesi olmaz- iki elle olur ancak en aşağı değil mi?

Yani pek çok grubun iştirak etmesiyle olur. Biz yayınlamakla herkese sorumluluğunu hatırlatıyoruz. Gücümüzün yettiği şeyi yapacağız. Yani gücümüz yeten şeyi Allah'ın rızasını kazanma ölçüleri içinde yapmaya çalışacağız. Yardımcılar olursa memnun oluruz ve çalışmamızı geliştiririz. Bazı müspet yaklaşımla bize yanaşanlar var. Yani bizim bu sıcak teklifimizi dostane, kardeşane teklifimizi, aynı sıcak duygularla karşılayan insanlar var. Bunlar geldiler, müracaat ettiler. Ön teklifler, konuşmalar yaptılar. Sevindik. Ama bunlar Türkiye çapında istenilen bir hall ü akt erbabının teşekkülü ve istenilen kararları alma şeyine sağlayacak bir seviyeye çıkmış değil. Dua edin, gayret etin. Siz de gayret edin, bizde gayret edelim, yapmaya çalışalım!

Allah hepinizden razı olsun! Cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin!

el-Fâtihâ...

Sayfa Başı