M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (81)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Geçen hafta Türkiye'de Cuma namazının kılınıp kılınmayacağıyla ilgili bir soru sormuştuk. Fakat panoda bu sorunun cevabı yoktu. Bu soruyu açıklamanızı Allah rızası için sizden rica ediyorum.

Türkiye'de de Cuma namazı kılınır, Almanya'da da kılınır, Fransa'da da kılınır, Belçika'da da kılınır. Tarih boyunca Bizans'ta da kılınmış, başka ülkelerde de kılınmış. Cuma namazı kılacak kadar kalabalık bir yerde toplanıp da kılabilirlerse Cuma namazı kılarlar. Memleket kâfir memleketi, mü'min memleketi, şu veya bu, ne olursa olsun kılınır, muhterem kardeşlerim.

Cuma ile oynamayın. Cuma namazı önemli bir namazdır, oyuna gelmez. Üç defa Cuma'yı kılmayanın kalbi bir mühürlenir, kafası ondan sonra doğru düzgün çalışmaz olur. Feleğini şaşırır. Ne yapacağını bilemez. Doğruyu göremez. Kalbi mühürlenir. Gönlü mühürlendi mi insan çok fena duruma düşer.

Cuma namazını kılın.

Allah:

"Benim huzuruma geldiniz, namaz kıldınız. Ben size;

Yâ eyyühe'llezîne âmenû izâ nûdiye li's-salâti min yevmi'l-cumuati fes'av ilâ zikrillâhi ve zerü'l-bey'. "'Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağrıldığınız zaman alış verişi bırakın da benim huzuruma gelin.' diye emretmişim. Ondan sonra huzuruma gelmişsiniz, namaz kılmışsınız. Ben sizi cezalandırır mıyım?" demez mi?

Allah'ın huzuruna, camiye gelip namaz kılmak ceza mevzuu olur mu?

"Efendim rejim kâfir rejimiyse, öyleyse böyleyse..."

O iş başka.

"Almanya'da bile kılınır." diyorum, anlasana.

Almanya'da bile kılıyorlar, kabul olmuyor mu?

Almanya'da kardeşlerimizin gidip de camilerde namaz kılması fena mı oluyor?

Çok iyi oluyor.

Bizans'ta da kılmışlar. Arap camiini daha İstanbul fethedilmediği zaman yapmışlar da orada Cuma namazı kılmışlar.

Her yerde kılınır. Fırsatı buldu mu kılınır.

Orada Cuma namazı konusunda bazı sözler çıktı. Kimisi "kılınmaz" dedi. Herkesin aklı karıştı. Kimisinin de keyfine uygun geliyor. Zaten kılmakta zorluklar var. Şimdi bu devirde "kılmayalım" deyip bir de ona ibadet süsü verildi. Bu kardeşimiz için demiyorum da bazıları o havaya girdiler. Ama sonra helâk oldular. Çoğunu gördüm, çoğu helâk oldu. Bu akım yavaşladı, azaldı ama hâlâ bazı şeyler olabiliyor.

"Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya [için], yarın ölecekmiş gibi âhiret için çalışın." sözünü uzun zamandır hadis biliyorduk. Topluma da kabul ettirilmiş bir sözdü. Bunun hadis olmadığını filanca hoca filanca yerde açıkladı. Bu hususta cemaati aydınlatır mısınız?

Muhterem kardeşlerim! Bu, hadîs-i şerîftir. Bunun hadîs-i şerîf olduğunu kendilerine gösterebilirim. Bir tane rivayet yok. Bu kitabı okurken bazen peşpeşe birkaç tane [hadis] geliyor. Bu mânada 3-4 tane hadîs-i şerîfe rastladım. Hadîs-i şerîftir.

Onu inkâr etmesinler, o mâna öyledir. O kardeşimiz öyle bir şey yazmış, kim yazdıysa... Belki tetkiki eksiktir, belki tahkiki eksiktir. Ben 3-4 tane bu konuda bu mânayı ifade eden hadîs-i şerîf gördüm. İlgililere gösterebilirim. Şu anda hangi kaynak olduğunu ezberimde olmadığından söyleyemiyorum ama bu hadîs-i şerîftir, müsterih olsun.

15 yaşını geçmiş ve henüz sünnet olmamış bir kimse namaz, oruç, Kur'an ve sâir ibadetleri yapabilir mi?

Elbet yapacak. Sünneti yapmamışsa, tabii orada pislik kalmasın diye temizliğini vesairesini yapacak. Sünnet olsun. Ama onu yapmadım diye ibadetleri bırakmak yok. Yapacak. Sünnet olmamak ibadetlere mâni gibi bir şey düşünmesin. Hepsini yapacak. Namazını kılacak, orucunu tutacak, Kur'an okuyacak, sâir ibadetlerini yapacak.

Niye sünnet oluyoruz? Peygamber Efendimiz "On şey vardır ki hilkâttendir." diye sünneti niye tavsiye etmiş?

Çünkü o kesilen kısım kesilmediği zaman içeride pislik, necaset kalıyor, temizlik eksik oluyor. Onu münasip zamanda, daha çocuk büluğa ermeden önce bir zamanda kesiyorlar ki avret yeri göründüğü zaman çok vebal olmasın diye.

Ama kesmemişse şimdi hastanede, başka yerde kestirsin. Çünkü mikrop yuvası oluyor ve pislik kaynağı oluyor. Orayı iyi temizlemesi lazım. Orasını temizlemek şartıyla, temizlediği takdirde kılınır. Sünnet olmasını da tavsiye ederiz.

Namaza yeni başlayıp da kaza namazı çok olan bir kimse vakit namazlarındaki sünnetleri terk edip kaza namazı kılabilir mi? Caiz mi?

Caiz değildir. Vakit sünnetlerini kılacak. Ayrıca bizim tarif ettiğimiz duhâ namazı, işrak namazı, evvabin namazı, teheccüd namazı vesaireyi de kılacak. Onları da bırakmayacak. Ötekisini de ödemeye geçecek.

Bizim mezhebimiz -Hanefî mezhebi- böyledir.

Bazı başka kaviller var. Şâfiî mezhebinde "Önce farzları ödesin." demişler.

Ama bizim mezhebimizde büyüklerimiz diyorlar ki;

"Bu namazları vaktinde kılmadın, bir edepsizlik yaptın, bir günaha girdin, bulaştın. Şimdi o günahı telafi edeceğim derken bu sefer Peygamber Efendimiz'in alışmış olduğu sünnetleri kılmayıp oradan bir başka [hata] yapıyorsun, uygun olmuyor. Sen onları kıl. Ötekileri de belli bir plan dairesinde yavaş yavaş ödemeye giriş. Allah nasıl olsa rûz-ı mahşerde kulların namaz ibadetlerini hesaplarken farzlarını hesaplayacak. Farzlarda eksik varsa sünnetlerle tamamlanacak. Ondan sonra nevâfil ile tamamlanacak. Hesabı Allah'a ait. Sen Allah'a güzel kulluk et, O hesabı doğrultur. Yoksa kimse ameliyle cennete girecek değil."

Büyüklerimiz bu kanaatte. Bizim mezhebimiz bu. Başka mezheplerde başka türlü düşünceler olabilir.

Nişanlıyım, düğün yapmak istiyorum fakat ailem İslâmî bir tarzda düğün yapılmasına karşı çıkıyorlar. Evde yapmaya razı oldular fakat yine bir şeyler yapabilir diye korkuyorum. Onun için düğün yapmak istemiyorum. Ne buyurursunuz?

Düğün esnasında kadınların kendi aralarında eğlenmelerine cevaz verilmiştir, içki içmemek, [vesaire] yapmamak şartıyla eğlenmelerinin bir müsaade tarafı vardır. Ama düğünde kadınların dekolte açık saçık, erkeklerle karmakarış, içkiler içilerek, dans ederek olmasına İslâm katiyen müsaade etmez. Allah'ın, İslâm'ın müsaade etmediği bir şeyi de kardeşimiz istememekte. Haklıdır. Onu ikna edecek, diyecek ki;

"Böyle bir şey olmaz. Bu ömür boyu sürecek bir evlilik. Bunun günahla başlaması uygun değildir."

Kadınların kendi aralarında, hatta bir şeyler çalarak oynamalarına bile bir müsaade vardır. Kendi aralarında olmak şartıyla olabilir. Yalnız kadın erkek karıştığı zaman nâmahrem yerler nâmahremlere göründüğü için uygun olmuyor.

Onları söylesin. Müsaade olan kısmı fazla [zorlamasın]. "Kadınlar kendi aralarında kendi bildikleri gibi bir şeyler yapabilirler." desin.

Ama haramlara, içki içilmesine veyahut kadın erkek karışıklığa müsaade olmadığı da muhakkak. Onu da "Allah müsaade etmiyor." diye ikna edecek.

Kadınlara selam vermek gerektiği zaman "Selâmun aleyküm" mü diyeceğiz, "Selâmun aleykünne" mi diyeceğiz?

Kadınlara hitap Arapça'da başka türlü oluyor. Onu bilen bir kardeşimiz. Onun için "Aleykünne mi diyeceğiz?" diyor.

"Selâmun aleyküm" diyecek çünkü hem kadınlar var hem kadınların hafaza melekleri var, daha başka varlıklar var. Öyle hepsi birden olunca "aleyküm" demek daha uygun olur.

Nikâhın farzlarını açıklar mısınız? İki nişanlı kimse nikâhlı sayılır mı? Bizleri aydınlatır mısınız?

Nişan, nikâh sayılmaz. Yani nikâh akdi yapılmadan...

Sen buna vardın mı?

"Vardım."

Sen bunu aldın mı?

"Aldım."

Tamam mı?

"Tamam." diye nikah akdi münakit olmadan, o akit, sözleşme yapılmadan yüzük takmakla evlilik olmaz. O nişandır, sadece bir sözdür. [Nikâha] kâfi gelmiyor.

Hatta mesela, nikâh kıyan insan işin inceliğini bilmese;

"Sen bu zâta varır mısın?" diye sorsa...

"E varırım."

"Ne zaman varacaksın?"

"Varırım işte, bakalım..."

Zaman belli olmadığı için, o zaman bile olmaz.

Onun için sen bu kızı aldın mı?

"Aldım."

Sen de buna vardın mı?

"Vardım."

Yani mâzi siygasıyla söylüyoruz ki "iş bitti" mânasına gelsin diye.

Onun için nişan, nikâh demek değildir. Nikâhlanmak şarttır. Nişanlanmak yeterli değildir. O bir tanışıklık oluyor. O zaman birbirlerine karşı tesettürlü olmaları gerekiyor. Nikâhları yapıncaya kadar diğer kadınların diğer erkeklerin birbirlerine durumları gibi oluyor. Yani o kadın sokağa çıktığı zaman çarşıda pazarda hani ekmeğe, fırına gidip geldiği zamanki gibi; o erkek de çarşıda pazarda sokakta bir başka kadınla karşılaştığı gibi dikkat etmesi gerekiyor.

Hanımım iki defa sezeryanla doğum yapmıştır. Sağlığa zararı olacağı korkusuna kürtaj yaptırdık. Bu caiz midir?

Sağlığa zararlı olacağı korkusunun tahkiki yani incelenmesi gerekirdi.

Bir tabîb-i müslim-i hâzık, müslüman doktor olacak, bir.

İki, mesleğinde mâhir olacak. Sıradan, bilgisiz, görgüsüz, tecrübesi az bir kimse olmayacak. Hâzık, hazaket sahibi olacak. Mâhir doktor olacak. Ona soracak.

"Benim bu hanımım iki defa sezeryanla karnı ameliyat edilerek doğumu öyle yapmıştır. Şimdi de karnında bir bebek belirdi. Bunu acaba yine sezeryanla almakta bir tehlike var mıdır yok mudur? Ne yapalım?" diye soracaktı.

O müslüman doktor...

Niye müslüman diyor?

Gayrimüslim der ki;

"Canım boş ver..."

Gayrimüslim, müslümanın derdini anlamaz ki, "Yap gitsin." der.

Tabîb-i müslime soracak. Takvâ ehli bir müslüman doktora soracak.

"Nasıl, caiz midir değil midir?" diye soracaktı.

O da muayene edecekti.

"Kardeşim, sen yine bir sezeryan yaptırırsın, bu çocuk [zarar görür]. Yazıktır bu çocuğa, kıyma." diyebilirdi.

Veyahut da derdi ki;

"Kardeşim, ben doktorum. İki defa sezeryan olmuş, üçüncü sezeryana hanımın tahammülü yok. Hanımın canı elden gider. Hayatî tehlike var."

O zaman alabilirdi.

Burada kişilerin kendi bildiklerine iş yapması doğru olmaz. Tabîb-i müslim-i hâzıkın bu konuda karar vermesi gerekir.

el-Fâtiha.

Sayfa Başı