M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (77)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Bir kimsenin kadın bir evliyâya intisap etmesini açıklayabilir misiniz? Bazı yerlerde tartışma konusu oluyor bunu açıklarsanız bizleri aydınlatmış olursunuz.

Cevap: Kadın evliyâya intisap olmaz. Kadından şeyh olmaz, kadından Peygamber gelmedi. Kadın mahremi olan kimselerle oturup kalkabilir, mahremi olmayan kimselerle oturup kalkamadığı için onun irşada vazifesi verilmemiştir, olmamıştır. Kendisi salih kimse olur, derviş kimse olur, mü'min kimse olur. Ama kendisi mürşit olmaz, kendisine intisap edilmez. Kendisine intisap iddia eden ve kendisine intisap ettiren kimseler yanlış yoldadır, cahildir, yanlış işler yapıyorlar. Ancak bir Hocaefendinin "hadi kadınların başında sen şu işi şöylece yapıver" diye görevlendirmesi üzerine görevli olarak vazife yapabilir. O şeyhefendiye intisabı ona tarif edebilir. Yanlış işler yapıyorlar. Tatlı geliyor galiba. Allah ıslah eylesin. Amin.

Soru: Hilafet babadan oğula geçebilir mi? İslâmi olan hangisidir?

Cevap: Hilafet babadan oğula geçme tarzında olmaz. Böyle bir kaide yok.

Hz. Ömer'e dediler ki:

"Oğlunu geçirelim yerine? Sen şehit oluyorsun, vefat etmek üzeresin, ruhunu teslim etmek üzeresin."

Ona razı gelmedi.

Halk seçer; hak erbabı olan.

Halk değil de havass-ı müslimîn seçer de tesadüfen onun oğluna denk gelirse olur.

Ama öyle babadan oğula geçmesi yoktur, bid'attir, doğru değildir. Müslümanların serbest olarak seçmesi lazım. O seçme içinde sıraya oğul tesadüfen, tevafuken gelirse olur. Aksi takdirde babadan oğula geçmesi diye yoktur. Yanlıştır.

Soru: Çingenelerin aslı nereden geldi? Bunların ibadetleri kabul olur mu?

Cevap: Çingenelerin aslıyla ilgili iki rivayet vardır. Birisi Hint tarafından geldikleri, birisi de Mısır'da firavunun kavminden geldikleri tarzındadır. Hâlâ Mısır'daki o eski dine bağlı olanlara Kıpti derler. Kıpt, egiyp demek yani Kıpti sözü Mısır'la ilgili oluyor. Mısır'ın firavunlar zamanındaki kavminin artıkları, hâlâ Kahire'de vesairede var. "Kıptiler o sülaleden gelmiş." deniliyor. Bir rivayette Hindistan'dan gelmişlerdir, seyahat ede ede bu taraflara geçmiş, yürümüş gitmişlerdir deniliyor. İspanya'da çok olduğu söyleniyor. İspanya'da, hatta kendilerinin kraliçelerinin olduğu da söyleniyor.

"Bunların ibadetleri kabul olur mu?" diye de sormuş arkasından.

Bir insan kelime-i şehadet getirir müslüman olursa müslüman olur. İbadet ederse, imanına göre ibadeti kabul olur. Hangi soydan, ırktan olursa olsun fark etmez. İslâm'a girmesi, eski günahları, kusurları bir insandan kapattırır, örttürür, iyi insan olur. O bakımdan onun da ibadeti makbuldür. O da yolunda sebat eder, doğru giderse Allah'ın mükâfatlarına erer.

Soru: Deylemî'den İbni Abbas radıyallahu anhümâ rivayetiyle.

Hıyâru ümmetî ellezîne yeifûne izâ âtâhümüllahu mine'l-belâi şey'a. Kâlû: Ve eyyü belâin? Kâle hüve'l-işku.

Hadîs-i şerîfin manası şu: "Benim ümmetimin en hayırlıları Allah'ın kendilerine beladan bir şey musallat etmesi zamanında iffetlerini koruyanlardır." demiş.

Sormuşlar "Hangi belâ bu yâ Resûlullah" diye.

O da demiş ki;

"Aşk belası, sevgi belası" demiş.

"Bu hadîs-i şerîfin mânasını anlayamadım."

Aşk belası, ne demek istiyor? Bu âcizi aydınlatır mısınız?

Cevap: Bu aşk belası "sevme" demek. Bir cins öteki cinsi seviyor. Mesela bir erkek bir kızı görüyor şiddetli bir sevgiye tutuluyor. Mesela bir kız bir delikanlıyı görüyor şiddetli bir sevgiye tutuluyor. Bakmaması lazımdı, harama bakmaması lazımdı, baktı veyahut gördü veyahut akrabalık vardı gelirken giderken eve bir görüşme oldu. Olur bazen böyle. Aslında müslümanın gözüne sahip olması lazım. Gördü. İçine bir sevgi düştü. Gece uykuda onu hatırlıyor, uyanıyor onu hatırlıyor, rüyada onu görüyor, sayıklıyor bilmem ne.

Sevgi böyle coştuğu zaman insanın aklını başından alır, o bakımdan bir beladır. Bela da Arapça'da "imtihan" mânasına geliyor. Bela bizim bugünkü mânasından başka, imtihan mânasına da gelir Arapçada. Bu şiddetli sevgi ile mübtela olan bir insan acaba o sevgiye göre hareket edip de iffetini, namusunu terk mi edecek? İmtihan çünkü.

Çok seviyor hadi bakalım aç kapıyı gece yarısı al içeriye. Atla pencereden ya da çık dama in aşağı balkondan, kapıdan.

Bakalım iffetli mi davranacak ,bakalım iffetini bozacak mı?

İşte, ellezîne yeifûne izâ âtâhümüllahu mine'l-belâi şey'a. "Başına bu türlü musibet musallat olduğu zaman iffetli duranlara ümmetin en hayırlılarından sayıyor Peygamber Efendimiz."

Olabilir böyle bir şey. Araplar arasında da meşhur maceralar vardır. Hele hele en meşhur Leyla ile Mecnun macerası, kitaplara geçmiş bizim Osmanlı Edebiyatına da girmiştir.

Bir bela. İmtihan, aslında olmaması lazım, yabancıya bakmaması lazımdı. Baktı ama baktığı zaman kendisine hâkim olur, günaha girmezse o zaman çok sevap kazanır. İffetini koruyamazsa o zaman hakikaten belasını bulur, cezasını çeker.

O bakımdan müslümanların gözlerine sahip olması lazım, bir. Gözlerine sahip olmadılar bir yerden bir tanıdığı akrabasıydı, komşusuydu, girerken çıkarken gördü. O zaman da iffetine sahip olacak. Normal yoldan nikâhını isteyebilir.

"Ben Allah'ın emriyle, Peygamber'in kavliyle seninle evlenmek istiyorum." diyebilir.

Olursa olur olmazsa…

Geçenlerde birisi geldi.

"Hocam biz birisiyle tanışmıştık. O bana söz vermişti, ben ona söz vermiştim. Gitmiş bir başkasıyla nikâhlanmış…" diyor.

"E benden ne istiyorsun?" dedim.

Nikâhlanmış işi bitmiş. Sen başının çaresine bakacaksın, artık çaresi yok. O nikâhlanmış, Allah onu mesut etsin, sen başının çaresine bakacaksın. Nikâhlanmasaydı sen onunla nikâhlansaydın evlenmiş olurdunuz. Allah hayırlısını nasip etsin onda da bir hayır vardır. Bazen insan bir şeyi ister ama o hakkında hayırlı olmaz. Bilmiyorsun ki; belki adam çabuk ölüverecektir. Bunda bir hayır vardır diyeceksin, ona göre hareket edeceksin.

Soru: Mevtânın ölümünde kırkıncı gününde mevlid okutulması doğru mudur?

Cevap: Böyle bir mecburiyet yok. Mevlid zaten Süleyman Çelebi zamanında, Osmanlılar zamanında yazılmış. Peygamber Efendimiz zamanında olan bir şey değil. Ölüye mevlid okutulması filan diye bir şey dinimizin aslı esası değildir. Mevlid Peygamber Efendimiz'e sevgisini, saygısını, muhabbetini dile getiren bir şiirdir. Nihayet dinî bir esas, bir sûre, bir ibadet değildir. İnsanlar ilâhileri okur gibi onu okuyorlar.

Mesela ben de geçen gün bir tutturdum yatıp uyuyuncaya kadar:

Canım kurban olsun senin yoluna

Adı güzel kendi güzel Muhammed

Ne güzel söylemiş Yunus Emre. İçimden söyledim durdum. Güzel olunca insan dayanamıyor söylüyor. Söyleyip duruyor. Mevlid de öyle bir ilâhinin büyüğü yani. İlâhiler küçük oluyor. 8-10 satır, 5-6 satır oluyor mevlid de kırk satırı olan bir ilâhi gibi. İlâhi söylenebilir.

Peygamber Efendimiz şiir söylenmesini yasaklamadı hatta buradaki hadislerde geçtiği gibi Hassan b. Sâbit radıyallahu anhâ'ya dedi ki;

"Müşriklere cevap ver, hicvet onları ya Hassan. Cebrail aleyhisselam seni de teyit edecek." diye böyle teşvik etmiştir. Çünkü…

Sayfa Başı