M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Muhtâru'l-ehâdîs, r. 1158-1160.

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Bismillâhirrahmânirrahîm

el-Hamdülillâhirabbi'l-âlemîne ve's-salâtü ve's-selâmu alâ seyyidi'l-evvelîne ve'l-âhirîne ve âlâ âlihî ve sahbihî ve mentebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'l-cezâ. Emmâ ba'd:

Fe kâle Nebiyyü sallallahu aleyhi ve sellem:

Men iktetaa ardan zâlimen le kıyallâhe ve hüve aleyhi ğazbânü.

Sadaka Resûlullah fî mâ kâl ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allahu Teâlâ hazretlerinin selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun. Rabbimiz iki cihan saadetine cümlemizi nail eylesin.

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerinden bir miktar, o gül bahçesinden bir demet size sunacağız. Bunlara başlamadan önce Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in rûh-u pâkine biz aciz naçiz ümmetlerinden bir hediye-i Kur'âniye olsun diye; onun cümle âl'inin, ashâbının, etbâının, ahbâbının ruhlarına; sâir enbiyâ ve mürselîn ve cümle evliyâullahın; hasseten Ümmet-i Muhammed'in mürşitleri verese-i Nebî, ulemâ-i muhakıkîn, sâdâd-ı turuk-ı aliyyemizin ruhlarına hediye olsun diye; âhirete göçmüş olan bütün geçmişlerimizin, sevdiklerimiz yakınlarının ruhlarına; bu beldede metfun bulunan mü'minîn ü mü'minâtın ruhlarına hediye olsun diye; uzaktan yakından bu hadîs-i şerîfleri dinlemeye gelen siz kardeşlerimizin âhirete göçmüş olan bütün sevdiklerinin ve yakınlarının ruhlarına özellikle hediye olsun diye bir Fâtiha, üç İhlâs-ı Şerîf okuyalım, ruhlarına gönderelim. Allah onların kabirlerini nurlandırsın, memnun eylesin. Tevfîkine uygun yaşayıp salih ameller işleyip sevdiği, razı olduğu kul olup huzuruna yüzü ak, alnı açık varmaya muvaffak eylesin.

Bismillâhirrahmânirrahîm.

Muhtârü'l-ehâdîs kitabının 1158. hadîs-i şerîfi. İbn Mâce isimli hadis alimi, Abdullah b. Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet eylemiş. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem diyor ki;

Men iktetaa ardan zâlimen. "Kim bir arazi parçasını zapt ederse başkasının mülkünden koparıp alırsa [Allah'ın gazaplı hâlini karşısında bulur].

Haklı olarak değil, miras yoluyla değil, parasını vererek değil, meşru şekilde değil; haksız bir şekilde bir araziye el koyuyor. Metazori dediğimiz zorbalık yoluyla kendi üzerine geçiriyor. Belki sahibi uzaklarda, belki küçük bir çocuk, yetim belki daha başka bir işte bir zaafı var ki o şahıs kendi arazisini koruyamıyor. Bu herif de o araziye zulmen el koyuyor, gasp ediyor, sahip oluyor.

Le kıyallâhe ve hüve aleyhi ğazbânü. "Allah ile karşılaştığı zaman Allah ona kızgın, gazaplı olarak muamele eder."

Allah'ın gazaplı hâlini karşısında bulur. Allah'la karşılaştığı zaman Allah'ın gazabına mâruz olur. İsterse bir karış arazi olsun. Kazıp değiştirmek suretiyle veyahut çift sürerken çifti biraz o tarafa kaydırmak suretiyle bir karış daha yer kazanayım filan diye tamah ediyorlar, isterse öyle olsun. Normal huduttan ondan istifade etmek için biraz kaydırsa kazığın yerini değiştirse veyahut küçük, masum, yetim bir çocuğun bilgisizliğinden, küçüklüğünden istifade etti. Veyahut dul bir kadının acizliğinden istifade etti. Veyahut adam arazisine bakacak durumda değil. Memleketi terk etmiş, başka şehre göçmüş, bakan da yok. Fırsattan istifade yağmalanmış, kapanın elinde kalmış…

Vakıf arazisine bile böyle saldırıyorlar. Vakıflar Genel Müdürü olan kardeşimiz anlatmıştı, adam göndermişti:

Hem de bu işi yapanlar içinde milletvekilleri var!" diyor.

Koca vakıf arazisini herkes parsellemiş. Yağma Hasan'ın böreği… Hâlbuki vakıf, Allah'ın çok büyük ceza vereceği bir şey! Öyle olmasa bile, şahıs malı bile olsa önüne gelen çeviriyor; bir evlik yer, iki evlik yer… Kapabildiği kadar, Yağma Hasan'ın böreği… Usulsüz bir tarzda gidiyor.

Bu dünyada yapar ama Allah'ın gazabına uğrar. Âhirette onun kat kat cezasını çeker. Haramdan insana bir fayda gelmez. Haramdan biten bir ten, bir et, bir vücut, hâsıl olan bir kan, bir damla kan, bir çiğdem et; ancak cehennemde yanıp temizlenir! Başka türlü temizlenmez! O bakımdan iyi bir müslüman; lokmasının helal olmasına, kazancının helal olmasına, muamelesinin helal, alışverişinin helal olmasına son derece dikkat etmeli. Harama yanaşmamalı, titiz olmalı.

Haram lokma yedi mi insanın ayağı kayar! Şeytan o zaman onu aldatmaya muvaffak olur. Çünkü Allah'ın tevfîki kesilir. Allah yardım etmez. Yardım etmeyince bu sefer çeşitli felaketler zincirleme gelir. Bakıyorsun bir adama, yüksek bir memuriyete geçiyor. Ondan sonra bakıyorsun, hediyeler kabul etmeye başlıyor. Lüks çanta, güzel bilmem ne… Kıymetli hediyeler vs. Tabii mevkii makamı dolayısıyla aldığı bu hediyeler rüşvet!

"Bizim fabrikayı gezmez misiniz? Fabrikamızın mâmülüdür, şunu almaz mısınız?.." derken çeşitli haramlarla beslenmeye başlıyor, alışıyor. Onun arkasından da bakıyorsun; camiyi bırakmış, namazı bırakmış, cemaati bırakmış… Vaziyeti bozulmuş!

Neden?

Haram yemeye başladı da ondan! Haram yemeye başladı, artık gitti! Bir insan haram yere bir lokma yediği zaman kırk gün ibadeti kabul olmuyor. Kırk zaman Allah onun ibadetini kabul etmiyor. Onun için haram lokma yememeye [dikkat etmeli].

Tabii bu haram lokma, birisinin gayrimeşru olarak malını almak tarzında da haram olabilir -Allah korusun- içki gibi, domuz eti gibi Allah'ın yasak ettiği, haram kıldığı bir şeyleri yemek suretiyle de olabilir. Allah her çeşit haramdan ve her çeşit günahtan bizleri korusun.

Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'i nasıl bilirsiniz, bilgisi nasıldır? İslâm'a bağlılığı nasıldır? Kur'an'ı anlayışı nasıldır? Resûlullah'ı tanıyışı nasıldır?..

Aliyyü'l-âlâdır!

Hizmetçisi bir tabak meyve getirdi. Bir aldı, sonra ona; "Bu nereden geldi?" diye sordu. Haram bir yerden geldiğini anlayınca derhal parmağını ağzının içine sokarak boğazını gıcırdattırıp kusmak istedi. Onu yapamayınca biraz su içti, öyle çıkarttırdı. Hemen kustu. Haram lokmanın vücuduna girmesini istemedi.

Nasıl olmuş?

Ya hizmetçisi bir müşrik düğününden bir tabak hediye getirmiş veyahut da hizmetçi haram olan bir fal bakmak gibi bir şey yapmış, ondan bir mükâfat olarak karşılık olarak bu kendisine gelmiş de onu getirmiş. Haram olduğunu anlayınca boğazından içeriye geçtiği hâlde Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz kustu, onu çıkarttı. Bu titizlik gözünüzün önünde kalsın. Haram lokma yemeyin. Allah nasıl olsa kul demiş, yaratmış; rızkı da yazmış, rızkı gelecek!

İnnallâhe hüve'r-rezzâku zü'l-kuvveti'l-metînü.

Vallâhü hayru'r-râzikîn.

Ve fi's-semâi rızkıküm ve mâ tûadûne.

Bunların hepsi delil. Allah insanı rızıksız yazmamış, rızkı var. Nasibi var, gelecek. Ya haramdan gelecek ya helalden gelecek! Titizlenirse helalden gelecek. Göz yumarsa aldırmazsa boş verirse haramdan gelecek. Şeytan insana önce haramı teklif eder. Ondan sonra ondan diretirse helalinden yine gelir. Kur'ân-ı Kerîm'den misal:

Yusuf aleyhisselam'ı Zeliha Hatun beğendi, sevdi. Köle olarak almıştı; sevdi, istedi. Hayran oldu. Hatta şehrin ahalisi dedikodu yapınca hepsini çağırmış: "Gelin bakalım." Evine misafir gelmişler. Hepsinin eline elma vermiş: "Buyurun elmaları." Hepsinin eline bıçak vermiş. Elma soyacaklar, elma yiyecekler. Meyve ikram ediyor. Ondan sonra Yusuf aleyhisselam'ı çağırıvermiş:

"Çık şunların yanına, gel."

Yusuf aleyhisselam kapıdan kadınların olduğu tarafa gelince Kur'ân-ı Kerîm'de diyor ki;

Ve katta'ne eydiyehünne. "Kadınlar ellerini kestiler, doğradılar."

Akılları başlarından gitti!

"Yahu evin içine güneş mi doğdu, ne oluyor?.."

Hayran kaldılar, elma keseceklerine ellerini kestiler!

Ve katta'ne eydiyehünne. "Ellerini kestiler." Ve kulne hâşe lillâhi mâ hâzâ beşerâ. "Subhanallah, bu insan değil!" İn hâzâ illâ melekün kerîm. "Bu, kerim bir melek!" dediler.

"Bu ne güzellik! İnsan soyuna benzemiyor!.."

Böyle güzel bir insana kendisi hayranlık duymuş. Ama meşru bir şey değil. Yusuf aleyhisselam da reddetmiş.

"Hapsederim."

"Ne yaparsan yap. Hapis benim için daha iyi!"

Yusuf aleyhisselam hapse giriyor.

Niye hapse giriyor?

Kadının sözünü dinlemediği için! Arzusuna teslim olmadığı için hapse girmeye razı oluyor.

Rabbi's-sicnü ehabbü ileyye mimmâ yed'ûnenî ileyhi. "Bu kadınların beni çağırdıkları, davet ettikleri, yaptırtmak istedikleri günahı yapmaktansa hapiste dururum daha iyi!" dedi.

Hapse girdi. Haramı işlemektense hapse girmeyi tercih etti. Hapiste kaldı.

Hikmetleri var, sebepleri var. Macera, kader; Yusuf aleyhisselam'ın kıssası Kur'ân-ı Kerîm'de önemli bir kıssa!

Ama sonunda masum olduğu anlaşıldı, dürüstlüğü, üstünlüğü anlaşıldı. Ahlâkının güzelliği anlaşıldı. Hükümdar haber gönderdi ve onu kendisine tarım ziraat mahsullerinin işinin başına getirdi. Tarım bakanı gibi bir göreve geldi. İzzetli, kıymetli bir mevki sahibi oldu. Ondan sonra da yine kaderde varmış; Zeliha Hatun'la nikâhları oldu, evlendiler.

Bak ya haramdan olacak; yazılmış, bunlar evlenecekler! Ya haramdan ya helalden! Sabretmeseydi direnmeseydi o zaman peygamber de olamazdı. Peygamberler ne kadar sağlam! Hapse girmeyi tercih ediyor, hiç harama meyletmiyor. Ama kaderde ne varsa o oluyor. O bakımdan bu hikâye bize bir ibret olabilir. Biz de nasipte ne varsa onu yiyeceğiz. Ne varsa onu içeceğiz. Harama meyletmeyelim. Harama tenezzül etmeyelim. Başkasının malına tenezzül etmeyelim.

Alnının akıyla, şerefiyle, insanın anlının teriyle, elinin emeğiyle yediği helal lokmanın hayrı ve bereketi olur. Evladı hayırlı evlat olur, evliyâ olur. Öyle yetiştirmezse evladı eşkıyâ olur, kan kusturur.İhtiyar hâlinde burnundan getirtir. Şerefini payimal eder. O bakımdan aman lokmanın helal olmasına dikkat edin!

Dervişliğin aslı esası, Müslümanlığın da temeli helal lokmadır. Haramdan kaçın! Hiç kimsenin zerre kadar malını üzerinize onun arzusu olmadan geçirmeye fırsat vermeyin! Gevşek davranmayın, yumuşamayın, pelteleşmeyin! O müsaadeye hiç yumuşak bakmayın; helali isteyin, haramı istemeyin! Rızkınız yine gelir. Keseniz yine dolar. Ama Allah'ın sevgili bir kulu olarak yaşarsınız.

Harama göz koyarsanız haramı isterseniz yalana dolana kaçarsanız kaytarmaya bakarsanız onun bunun malını arazisini mülkünü şu veya bu şekilde üzerinize geçirmeye beleşten [almaya] çalışırsanız onun hayrını görmezsiniz. Dünyada da âhirette de hayrını görmezsiniz. Kimse görmemiştir, kimse görmez. Onun için helal lokmaya, helal mala mülke, helal servete çok dikkat edin. Hepimiz çok dikkat edelim.

Allahu Teâlâ hazretleri her çeşit haramdan, her çeşit günahtan, rızasına aykırı her türlü işten sizleri ve bizleri korusun ve uzak eylesin.

Men lezime li-istiğfâre cealallâhu lehû min külli dîkin mahrecan ve min külli hemmin feracan ve rezekahû min haysü lâ yahtesib.

Ahmed b. Hanbel; mezhep sahibi hadis alimi, büyük zat, Ahmed b. Hanbel hazretleri kitabına yazmış ki Efendimiz şöyle buyurmuş:

Men lezime li-istiğfâre. "Kim tevbe ve istiğfarı çok çok söylerse [Allah ona bir ferahlık çıkartır]."

Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah…

Men lezime li-istiğfâre cealallâhu lehû min külli dîkin mahrecan. "Kim çok tevbe ve istiğfar ederse her sıkıntısından Allah ona bir ferahlık çıkartır."

İnsan, ne yaparsa Estağfirullah derse sıkıntısını giderir, sıkıntısını ferahlığa döndürür. O zaman Estağfirullah'ı çok diyeceksiniz.

Estağfirullah ne demek?

"Yâ Rabbi! Ben senin affını, mağfiretini, bağışlamanı istiyorum. Beni affeyle, mağfiret eyle! Suçum, günahım, hatam, eksiğim çoktur. Ne kadar istesem de sana layık kulluk yapamamışımdır. Bilerek bilmeyerek hatalarım olmuştur. Beni affeyle yâ Rabbi!.." demektir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de günde 100 defa [istiğfar edermiş].

Peygamber Efendimiz; "Ben de 100 defa Estağfirullah diyorum!" diye kendisi de bize örnek veriyor. Onun için tevbe ve istiğfarı çok etmek lazım.

"Kim tevbe ve istiğfarı çok ederse her sıkıntısını Allah sevince çevirir, ferahlığa çevirir."

"Sıkıntı var mı?"

"Tümen tümen!"

"Derdin var mı?"

"Kamyon kamyon, vagon vagon!"

O zaman tevbe ve istiğfarı çok yapacaksın!

Allah ne yapacak?

O üzüntüyü, o sıkıntıyı değiştirecek, giderecek; yerine sevinç ve ferah nasip edecek!

Min külli dîkin mahrecan. "Her sıkışık durumdan da sıyırıp çıkartacak, sıkıntıdan kurtaracak."

Sıkışmışsın, pres altında eziliyorsun; sıyırıp çıkartacak seni. O bakımdan sıkıntıdan kurtulmak, sıkışık vaziyetten de sıyrılıp çıkmak da tevbe ve istiğfarladır.

Ve rezekahû min haysü lâ yahtesib. "Çok istiğfar eden kimseyi Allah ummadığı yerden mükâfatlandırır, rızıklandırır."

Allah Allah, hiç hesapta yoktu; evi dolar, mutfağı dolar, kesesi dolar. Allah ummadığı yerden gönderiyor:

"Ben devlet dairesinde çalışıyordum, dükkânım vardı; oradan ayda şu kadar gelir geldecek…" filan değil!

Allah'ın rızkı, rahmeti ummadığı yerden yağıyor ve insan bolluk içinde nereye koyacağını bilemiyor. Yemesi mümkün değil, dağıtmaya güç yetiremiyor.

Neden?

Tevbe ve istiğfarı çok edene Allah böyle mânevî bereketler ihsan ediyor da onun için!

O hâlde ne yapacaksınız?

Tevbe ve istiğfarı çok edeceksiniz. Estağfirullah'ı çok söyleyeceksiniz. Biz kardeşlerimize tavsiye ediyoruz ki günde hiç olmazsa 100 defa Estağfirullah deyin! Ama şuurlu, mânasını düşüne düşüne 100 defa Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah el-Azîm…

Namazlardan sonrada dikkat ederseniz üç defa Estağfirullah, estağfirullah,estağfirullah el-Azîm el-Kerîm er-Rahîm ellezî lâ ilâhe illa hû el-hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh, diyoruz. Bu hadîs-i şeriftendir, Efendimiz'in tavsiyesidir.

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız'la ilgili de bir hatıram var: [Mehmed Zahid Kotku] Hocamız diyor ki;

"Bakın, dikkat edin ki meyhaneden değil, günah yerinden değil, Allah'ın sevmediği bir işten değil; namazdan çıkıyorsun! Namaz, Allah'ın emrettiği ibadet! Namazdan bile çıkıyorsun, es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah diyorsun. Ondan sonra üç defa Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah, diyorsun. Zaten kıldığın namaz güzel bir iş, Allah'ın emrettiği bir şey, sevaplı bir şey; niye Estağfirullah diyorsun?"

[Mehmed Zahid Kotku] Hocamız soru olarak bunu ortaya atmıştı, kendisi cevaplandırmıştı:

"Çünkü namazda insan Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna çıkıyor, onun divanına duruyor. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor. Sen O'nun huzurunda el pençe divan duruyorsun. Muhakkak ki bu namazı layıkıyla kılamıyorsun. Gerektiği şekilde, namaza hakkını vererek şuurlu tarzda kılamıyorsun!"

Seni bir büyük padişahın huzuruna çağırsalar. Tabii şimdi padişah yok. Reisicumhurun huzuruna çağırsalar, bir imparatorun huzuruna çağırsalar. Şaşaalı bir saray! Diyelim ki İngiltere Kraliçesi'nin huzuruna çağırsalar… Bir kere en güzel elbiseni giymeye çalışırsın, bu muhakkak! Gidersin çarşıdan yeni bir ayakkabı alırsın, almazsan ayakkabını boyatırsın! Güzel bir tıraş olursun, güzel kokular sürünürsün! Acaba ne renk giyeyim, bu elbiseye hangisi uyar, [diye] kravatını sorarsın… Mümkün olduğu kadar güzel giyinirsin ama bu hazırlıkların hepsi tamam.

Ondan sonra oraya gittiğin zaman dikkat edersin. Adımına dikkat edersin. Nerede duracağına dikkat edersin. Nasıl oturacağına dikkat edersin. Nasıl selam vereceğine dikkat edersin…

Neden?

Yahu saray bu! Bu kralın ya da imparatorun veya kraliçenin huzuru diye insana bir ciddiyet gelir, bir heybet gelir. Ne yapacağını şaşırır.

Sen namazda Rabbü'l-âlemîn'in huzuruna çıkıyorsun. Kralları yaratan, imparatorları yaratan, kâinatı yaratan âlemlerin Rabbi'nin dergâhına varıyorsun, huzurunda divana duruyorsun; hiç aldırmıyorsun! Aklın bakkal hesabında, gece ne yapacağında, yarın ne yapacağında, hatıralarda düşüncelerde… Çeşit çeşit yalan yanlış işlerde! es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah, es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah deyince elbette tevbe diyeceksin!

"Yâ Rabbi! Ben senin huzuruna çıktım ama kim bilir ne usule aykırı işler yapmışımdır, ne edepsizlikler, hatalar olmuştur kim bilir?!.." diye elbette Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah… demek gerekiyor.

Estağfirullah, diye insan tevbe etmeye "e" harfiyle başlarsa Estağfirullah,estağfirullah, estağfirullah el-Azîm, el-Kerîm, er-Rahîm, ellezî lâ ilâhe illa hû el-hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh. Tevbeyi de etûbü ileyh diye söyleyecek, ileyhi diyecek. İleyh, h harfiyle söyleyecek.

Estağfirullah el-Azîm, el-Kerîm, er-Rahîm, ellezî lâ ilâhe illa hû el-hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh.

Doğrusu ileyhi, ama "i" harfi okunmuyor olduğu için ve etûbü ileyh diyoruz. İleyk değil, "k" harfiyle değil; "k" harfiyle söylenirse yanlış oluyor.

Eğer Estağfirullah demeyip de Nestağfirulllah diye başlarsan;

Nestağfirullah el-Azîm, el-Kerîm, er-Rahîm, ellezî lâ ilâhe illa hû el-hayye'l-kayyûme ve netûbü ileyh.

Tevbe sözünü bu sefer "n" ile söyleyeceksin. Nestağfirullah diye başlarsan netûbü ileyh diyeceksin.

Estağfirullah ile başlarsan ve etûbü ileyh diyeceksin.

İkisi denk olacak. Estağfirullah ile başlayıp Nestağfirullah'la bitirmeyeceksin veya netûbü ileyh demeyeceksin Arapça'sının doğru olması bakımından.

Estağfirullah el-Azîm, el-Kerîm, er-Rahîm, ellezî lâ ilâhe illa hû el-hayye'l-kayyûme ve etûbü ileyh.

Böyle denilecek.

Demek ki bu hadîs-i şerîfi hiç hatırımızdan çıkartmayalım. Elimiz tesbihimizde olsun, gönlümüzde Allah'ın zikri. Daima; "Estağfirullah, estağfirullah, estağfirullah… Affet yâ Rabbi, mağfiret et yâ Rabbi, bağışla yâ Rabbi!.." demiş oluyoruz.

Estağfirullah'ı çokça söyleyelim. Peygamber Efendimiz;

"Ne mutlu amel ve icraatının yazıldığı, sevapların günahların yazıldığı, defterinde çok Estağfirullah bulunan kimseye!" diyor.

"Rûz-u mahşerde bu defterler divanlar ortaya açılacak, mahkeme-i kübrâda hesabı olacak. Sevaplar günahlar tartılacak. Ne mutlu o zaman sayfasında çok tevbe ve istiğfar bulunan mü'min kula!.." diye Peygamber Efendimiz başka bir hadîs-i şerîfte de teşvik ediyor.

Onun için boşa vakit geçirmeyin. Zamanınızı hiç boşa geçirmeyin. Her attığınız adımda zikirden bir an bile geri durmayın. Hiç gevezelikle meşgul olmayın. Zamanınızı değerlendirin. Defterinizi sevaplarla Estağfirullah'larla doldurmaya gayret edin.

Kim tevbe ve istiğfarı çok ederse bu hadîs-i şerîfte çok büyük mükâfatları görmüş olur.

1."Tevbe ve istiğfarı çok yapan kimsenin Allah her üzüntüsünü sevince çevirir."

Üzüntüden kurtarıyor, sevinç veriyor. Üzüntüsünü sevince döndürtüyor. Sıkıntısını ferahlığa çeviriyor.

2.Sıkışıklıktan sıyırıp çıkartıyor.

Malî bakımdan sıkışmış, borç bakımından sıkışmış, zaman bakımından sıkışmış, imtihanlara hazırlanmak bakımından sıkışmış… Allah sıyırıp çıkartıyor, sıkışıklıktan kurtarıyor.

3.Ummadığı yerden rızıklandırıyor.

Alimallah gökten yağdırır. Pattadak insanın kucağına düşürttürür. Bir insan Allah'ın sevgili kulu oldu mu öyle havadan yağar. Para pul yağar, rızık yağar. O bakımdan bunun misalleri de çoktur.

Kur'ân-ı Kerîm'den misali Benî İsraîl'in Mısır'dan Sina Çölü'nü geçip Filistin'e gelmesidir! Allahu Teâlâ hazretleri çölden -bakkal yok kasap yok fırın yok- onları geçirdi. Üzerlerine bulut gönderdi; şiddetli güneşten korudu, şemsiye yaptı. Güneşte pişselerdi kafaları çatlardı. Güneş vururdu, güneş çarpardı. Ölürlerdi. Gölgede yürüdüler, bu bir. Ondan sonra bıldırcın gönderdi, sapır sapır havadan bıldırcınlar döküldü. Bıkıncaya kadar bıldırcın yediler. Artık bıldırcın yemekten bıktılar. Sonra mantar bitirdi. Kudret helvası denilen mantar. Çabuk çabuk pıtır pıtır bitiverir, bir yağmur yağdı mı her taraf mantar doluveriyor. Allah; mantarla bıldırcın etiyle güneşten, gölgeli bir vaziyette Sina Çölleri'ni geçirtti. Misal işte, al misal; Allah nasıl rızıklandırıyor diye görmek istiyorsan gör!

Mihrapların üstünde pek çok camide yazılıdır:

Küllemâ dehale aleyhâ zekeriyya'l-mihrâbe vecede indehâ rızkâ.

Zekeriya aleyhisselam ne zaman Meryem aleyhisselam'ın ibadethanesi olan yere, kilitli yere –onun dayısı, eniştesi- gitse bakıyordu ki Allah Allah o mevsimde olmayan yiyecekler içecekler odada! Kendisinden başka kimsenin girmesi mümkün olmayan kilitli yer, sadece onun gidebildiği yer! Orada bakıyordu ki çeşit çeşit rızıklar!

Kur'ân-ı Kerîm'de bildiriliyor:

Kullemâ dehale aleyhâ zekeriyya'l- mihrâbe vecede indehâ rızkâ."Zekeriyya, Meryem validemizin yanına ne zaman girse orada çeşitli rızıklar görürdü."

Kâle yâ meryemu ennâ leki hâzâ. "Yâ Meryem! Bunlar sana nerden geldi?"

"Ben getirmedim, kimse de girmedi; kapı da kilitli, pencere de yok! Nereden geldi senin bu ibadethanene bu rızıklar?!.."

Kâlet hüve min indillâh. "Bu rızık bana Allah tarafından ikram ediliyor." İnnallâhe yerzuku men yeşâu bi-gayri hisâb. "Allah sevdiği, dilediği kullarına böyle hesaba, ölçüye sığmaz tarzda, akıl almayacak şekilde kapalı yerde rızıklar gönderir, meyveler gönderir." diye bunu Kur'an bildiriyor.

Demek ki Meryem validemizin o kapalı ibadethanesindeki rızıklara ermesi aklımızda misal olsun. Benî İsrâil'in, Musa aleyhisselam ile Sina Çölleri'nden gökten sapır sapır bıldırcın yağarak kudret helvasıyla; bedavadan, para pul istemeden gölgenin altında, bulutun altında [yaşamaları aklımızda olsun]. O Sina Çölleri'ni ordular geçememiştir. Mısır'ı istila etmek için Moğol Orduları geçememiştir. Oralarda Allah onları geçirmiştir. Bunlar aklınızda kalsın.

Tevbe ve istiğfarı çok olan kimsenin üzüntüsü sevince çevrilir. Sıkıntısından kurtulur, rızkı çok olur. Tevbe istiğfarı çok söylemeyi de unutmayın.

Men ekele feşebia ve şeribe fereviye fe kâle elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî harece min zünûbihî ke yevmi veledethü ümmühû.

Hadîs-i şerîfi İbnü's-Sünnî Ebû Mûse'l-Eş'ârî radıyallahu anh'ten rivayet etmiş.

Allah hepinizden razı olsun. İhvanı; arkadaşlarınızı, kardeşlerinizi topluyorsunuz. Bir ziyafet çekiyorsunuz. Kebaplar, tatlılar, yiyecekler… güzel güzel ikram ediyorsunuz. Ondan sonra da el açılıyor dualar ediliyor. Yemek duası diyoruz.

Dua ediyoruz, değil mi?

Dua edince ne oluyor, bu hadîs-i şerîfte karşımıza çıktı. Peygamber Efendimiz diyor ki;

Men ekele feşebia. "Kim yemek yer de doyarsa…"

"Elhamdülillah, doydum."

Ve şeribe fereviye. "Sonra meşrubatı, suyu içer de suya da kanarsa…"

Yemek yedi, karnı doydu. Su içti, meşrubat içti, kandı. Susuzluğu kalmadı.

"Sonra da şu sözleri söylerse:"

Elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî.

Mânası ne?

Aklınızda olabilir, kalmazsa yazabilirsiniz.

Elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî.

Elhamdülillah diyeceğiz.

1.Ellezî ed âmenî.

2.Ve eşbeanî.

3.Ve sekânî.

4.Ve ervânî.

Elhamdülillah'tan sonra dört kelime ezberleyeceksiniz.

Elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî.

Ne demek?

"O Allah'a hamdolsun ki beni taamlandırdı, yedirdi. Bana nasip etti, rızkı yedim. Karnımı doyurdu."

Yalayıp da koklayıp da hasret kalmadım, yedim ve doydum.

"Bana yemeği yediren ve karnımı doyurtan, suyu içirten ve suya kandırtan Allah'a hamdolsun." demek. İşte bu kadar, bu kadar basit.

Yemenin içmenin Allah'tan geldiğini bilmesi ve kulun bunu söyleyerek Allah'a hamd etmesi. Bu kadar kolay.

Bunu derse insanın mükâfatı ne olurmuş?

Hadisin arkasında tahmin edemeyeceğiniz bir mükâfat!

Harece min zünûbihî ke yevmi veledethü ümmühû.

Anası onu ilk doğurduğu gün o bebeğin günahı var mıydı?

Olur mu; bebek, günahsız, masum bebek. Ciyak ciyak bağırıyor, daha yeni doğmuş.

"Kim böyle derse anasının onu doğurduğu zamandaki gibi günahlardan tamamen sıyrılır çıkar. O zamanki gibi masum olur. O zamanki gibi günahsız olur."

Bir daha hatırda olsun diye söyleyelim:

Elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî.

Biz bu duayı yapıyoruz, sizinle beraberce bu duayı yapıyoruz. Siz de âmin deyince siz de demiş oluyorsunuz.

Âmin, diyenler duayı yapmış gibi sevap alır! Siz de âmin diyorsunuz ama bizimle olmadığınız zaman, kendi kendinize olduğunuz, çocuğunuzla olduğunuz zaman, başka seyahatte olduğunuz zaman da yapın diye söylüyoruz:

Elhamdülillâhillezî ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî.

"Hocam! Ed âmenî demiyorsun, ed âmenâ diyorsun, ve sekânâ, ve ervânâ diyorsun. Birazcık bir fark var. O ne demek?"

Ed âmenî. "Bana bu taamı nasip etti."

Ed âmenâ. "Bize bu taamı nasip etti." demek.

Eşbeanî. "Beni doyurdu."

Eşbeanâ. "Bizi doyurdu." demek.

Kalabalıksa elbette "biz" diyeceğiz. Sadece o fark var.

I'm going, we are going; I'm, we are gibi farkı.

Biz Ed âmenâ ve eşbeanâ ve sekânâ ve ervânâ diyoruz, neden?

Kalabalık olduğumuz için, topluluk olduğumuz için ben öyle diyorum. Çoğul siygasıyla söylüyorum, plural olarak söylüyorum. Ama tek başına olduğunuz zaman;

Ed âmenî ve eşbeanî ve sekânî ve ervânî, dersiniz.

İnsan günahlarından sıyrılıp çıkıyor. Anası onu doğurduğu zamanki gibi günahsız oluyor.

Ne güzel yâ Rabbi! Rabbimiz'in lütfu ne kadar çok! Ne kadar kolay! İnsan böyle hadisleri bilip de ona göre hareketlerini tanzim ettiği zaman ne kârlara sahip oluyormuş! Elhamdülillah!

Allahu Teâlâ hazretleri bizleri her işimizin Allah'ın lütfuyla olduğunu anlamak şuuruna,

her nimetin Allah'tan geldiğini bilmek idrakine [erdirsin]. Rabbimiz, bizim O'na kulluk vazifemiz olduğunu, kulluk yapmamız gerektiğini düşünüp de o kulluğu her an yapmakta kusur etmeyen kullarından eylesin.

Allahu Teâlâ hazretleri haramların her çeşidinden korusun. Daima helal rızıklarla bizleri beslettirsin. Günahların her çeşidinden korusun. Maddî günahlardan, görünen görünmeyen günahlardan, dille işlenen, fiilen elle ayakla, gözle kulakla yapılan günahlardan, sözle yapılan günahlardan… her çeşit günahlardan bizi korusun. Hâsılı şu ölümlü dünyada rızasına uygun yaşayıp günahlara dalmadan yaşayıp sevdiği kul olarak yaşayıp mü'min-i kâmiller olarak eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve Resûlühû diye diye can emanetimizi Rabbimiz'e teslim etmeyi nasip eylesin. Huzuruna sevdiği, razı olduğu kullar olarak varmayı nasip eylesin. Hesabı kolay görülenlerden, bigayrihisâb cennete girenlerden eylesin. Cennetin ebedî saadetine erip sonsuz nimetleriyle mütenaim olmayı cümlemize, cümlenize nasip ve müyesser eylesin.

Bi-hürmeti esmâihi'l-hüsnâ ve bi-hürmeti habîbihi'l-müctebâ Muhammedini'l-Mustafâ ve bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha!

Sayfa Başı