M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (71)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Gusül abdestinde doğrudan el ile kaptan su dökünülmesinde sakınca var mı? Tas ile dökülmesi şart mı?

Ellerin ilk önce temizlenmesi şart. Elleri temizlemek için tastan suyu alırsınız, yıkarsınız. Eliniz temiz olduktan sonra, elde necaset, kir, suyu pisletecek bir şey kalmadıktan sonra kabın içine elinizi sokup sokup üstünüze dökünseniz olur.

Diyelim ki önümüzde kocaman bir tas var, elinizi yıkadınız, eliniz temiz oldu mu?

Oldu. Ondan sonra iki elinizi daldırıp yüzünüzü yıkasanız, başınızı yıkasanız hiç mahzuru olmaz. Nitekim hadislerde de böyle bildiriliyor. Önünüzde kabınız, hazne kurne varsa daldırıp daldırıp alırsınız, olur. İlk önce temizlenmesi şart. O temizlendikten sonra mahzur yok; kendi elini de sokabilirsin, elin girse de hiç mahzuru yoktur, tasla da alsan dökülebilirsin. Tasla almak kolaylıktır, elle az alırsın, başına dökemezsin, tasla dökebilirsin. Kolaylık bakımındandır. Yoksa elini yıkadıktan sonra bütün o elinle vücudunu yıkamak mümkündür.

Üzerine döktüğün sudan kaptaki suya sıçrarsa bir mahzuru var mı?

Mahzur yoktur çünkü üzerine dökülen su döküldüğü zaman etrafa sıçradığı zaman temizdir ama temizleyici değildir. Tahirdir, mutahhir değildir. O bakımdan sıçramasının bir mahzuru yoktur. Ama bir mahfuz yere koyup da yaparsan daha iyi olur.

Bir imam kendi ailesi ölünce cenaze namazını kendisi kıldırabilir mi?

Kıldırabilir çünkü cenaze namazını kıldırmamak hususunda bir yasak yoktur. Cenaze namazını kıldırabilir, mahzuru yoktur.

Urfalı olma münasebeti ile çiğköfteyi çok yemekteyim, mahzuru var mı?

Yoktur. [Şu] bakımdan soruyor: Et çiğ diye... O et tabii yapıla yapıla muamele görülüyor, yoğuruluyor, onun için soruyor. Bir mahzuru yoktur.

Salça ve biberle terbiyelenmiş ve bekletilmiş sucuk ve salam gibi mamüllerin çiğ yenmesinde bir mahzur var mı?

Yoktur.

Peşin satışla vadeli satış arasında vade farkı koymak mahzurlu mudur?

Değildir. Fukahânın, müftülerin sözü şöyle:

İlk toplantıda adamla konuşuyorsun;

"Bu buzdolabı kaça?"

"Peşin 150 bin lira."

"Yok, ben peşin veremeyeceğim, 6 ayda vereceğim."

"180 bin lira."

"Hiç peşin veremeyeceğim, üçüncü aydan itibaren vereceğim."

"200 bin lira." diyebilirsin. Çünkü daha henüz pazarlık yapıyorsun, daha bitmedi.

[Şuna] benzer:

"Bu elbise kaça?"

"18 bin lira."

"17 bin liraya olmaz mı?"

"Yok olmaz."

"17.500'e olur." demek gibi oluyor. Bir mahzuru yok.

İş bittikten sonra, mesela 6 ay vadeyle 180 bin liraya sattın malı, bitti. Ondan sonra adam iş bittikten sonra diyor ki; "Ben 6 ayda bunu ödeyemeyeceğim, 8 ayda ödeyeceğim." "Yoo, şimdi etti 180 bin lira." diyemiyorsun. Yani 160 bini 180 bine, 200 bine değiştiremiyorsun. Çünkü pazarlık olmuştur, pazarlığın üstüne eklediğin her şey faiz sayılıyor. Pazarlık olduğu mecliste henüz daha satış meclisinde üç aşağı beş yukarı konuşmanın şartlara göre değişik fiyatlar söylemenin mahzuru olmadığını ulemâ söylüyor.

Bid'at konusunda değişik kitaplarda değişik yorumlar ve fikirler var. Kimisi "hasene" ve "kabih" olarak ikiye ayırıyor. Hadîs-i şerîfte "bütün bid'atler haram" dediğinden hangisine tâbi olmamız gerekiyor?

Bid'atler iki çeşittir. Birisi bid'at-ı hasenedir, birisi bid'at-ı seyyiedir. Doğru.

Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfte küllü bid'atin dalâletün demesi bid'at-ı seyyie hakkındadır, "Seyyie olan bid'atlerin hepsi dalâlettir, sapıklıktır." demektir. Yoksa ötekiler, sahabenin içtihadı vs. gibi şeyler, onların bir mahzuru olmuyor kardeşlerim. İlki doğru. İlk şey ikincisine aykırı değil.

Mürşit, mürid kendisinden ayrıldığında ondan haberdar olur mu?

Allah haberdar ederse haberdar olur, etmezse olmaz. Çünkü Allahu Teâlâ hazretleri bazen bir hikmete mebni olarak haber verir, bazen bir hikmete mebni olarak haber vermez. Peygamber Efendimiz'e de böyle olmuştur. Allahu Teâlâ hazretleri bazı kereler Peygamber Efendimiz'e haber vermemiştir, bazı kereler haber vermiştir. Her şey Allah'ın kudretindedir.

Farkında olmadan zikretmek, âyet sûre benzerlerini okumanın sakıncası var mı?

Yoktur, makbuldür. İyi, farkına varmadan içi otomatik olarak zikrediyor, güzel bir şeydir. Mahzuru olmadığı gibi güzel de bir şeydir. Maşaallah, Allah yolunda dâim etsin, zikrinde kâim etsin.

Mesleğim muhasebe, bununla ilgili ihtisas yapmak istiyorum. Fakat sakalımdan dolayı beni almıyorlar. Bu eğitim için sakalımı kesmemde bir sakınca var mı?

Sakalını kesmeden eğitimi yapmaya gayret edeceksin. Sakalı kesmeye kâfi bir sebep olmuyor. Çok muztar kalma durumu olmuyor.

Bir adamın kendisi Şâfiî, eşi Hanefî olsa evinde hangi mezhep üzere ibadet etmeli?

Herkes kendi mezhebi üzere ibadet eder. Beraber olduğu zaman hanım beyine uygun hareket edebilir ama fırsat olduğu zaman herkes kendi mezhebinin şartlarını yerine getirir. Şâfi imamın arkasında Hanefî namaz kılabilir, Hanefî imamın arkasında Şâfî namaz kılabilir, câizdir; bundan hiç tereddüt etmesinler.

Bu karı kocanın çocukları hangi mezhep üzere ibadet etmeli?

Tabii uygun olan, o çevrede câri mezhebe ittiba ederse çocuk rahat eder. Mesela etrafında hep Hanefîler'in olduğu bir yerde o usülle giderse iyi olur. Hep Şâfîler olduğu zaman ona uyabilir.

Ben bir yüksekokulda okuyorum. Cuma günleri Cuma saatinde dersimiz var. Hocadan izin istedik, vermedi. Ders 0 girmek zorunda olduğumuz bir ders fakat bu hak yetmiyor, geriye dört Cuma kalıyor. Bu durumda ne yapmamız gerektiğini bize söylerseniz memnun oluruz.

Mümkün olduğu kadar Cuma'ya devam etmeye gayret edersiniz. Çok kritik durumlarda da Allah'a sığınırsınız, Allah bir çıkış yolu gösterir inşaallah.

Paralı özel dershanelerin verdiği bilgisayar kurslarına gitmek istiyorum. Sakallı olduğum için almadılar. Bu bilgisayar eğitimini yapmak için sakalımı kesmemin hükmü nedir? Kesebilir miyim?

Kesemezsiniz çünkü o olmasa da insan yaşar, ölmez. Aslî bir şey değildir. Kesmeye orada ruhsat yoktur. Bakarsınız sakallı kabul eden bir bilgisayar kursu olur, orada çalışma daha hayırlı olur. Öyle bilgisayar kursuna sakal kesme şartını [koşandan] ne fayda olacak?

Fakirlikten kurtulup helal rızka erişmek için ne yapmalıdır?

Fakirlikten kurtulmak için abdestli gezmeyi tavsiye ederim. Devamlı abdestli gezerseniz evinizde bet bereket olur, kendinizde bereket olur. Sabah namazından sonra işrak vaktini beklemenizi ve o vakti ibadetle ihyâ ederek geçirmenizi, sonra iki rekât işrak namazı kılmanızı tavsiye ederim.

Ebû Tâlib'in Müslümanlığı sahih midir?

Müslüman olmadan öldüğüne dair rivayetler vardır. Peygamber Efendimiz rica etmiştir; "Amcacığım ne olur benim peygamber olduğuma şehadet ediver de ben de sana şefaat edeyim." diye. "Arkamdan bu Kureyşliler teneke çalar, benimle alay eder, 'ölümden korktu' derler." demiştir, diye öyle gittiğine dair rivayetler vardır.

Eğer birisi bir yerden müslüman olduğuna dair bir rivayet görmüşse temenni ederiz ki amcasının sevdiği bir kimse olması dolayısıyla inşaallah kurtulacak bir şeyi vardır da cennete girer. Ama bizim okuduğumuz rivayetlerde iman etmeden gittiğini ve azap göreceğini okumuştuk; Peygamber Efendimiz başından ayağına meshetmiş de onun cehennemde azabı başından vurup ateş ayağından çıkacak, ayağından vurup başından çıkacak, Peygamber Efendimiz'in değdiği yere değmeyecek ama içinden yakacak diye...

Hacamat olmak sünnet midir? Yoksa câiz midir?

Sıhhî bir tedbir olarak hadîs-i şerîflerde geçiyor, mecburiyet değildir ama câizdir yapılabilir.

Sağır veya dilsiz doğanlar veya konuşmayı öğrenmeden sağır olanlar sorumlu mudur?

Sorumludur. Sağırlık ve dilsizlik dindarlığa mâni değildir.

Öldükten sonra azap mı görecekler yoksa doğrudan cennete mi girecekler? Yoksa haklarını aldıktan sonra yok mu edilecekler?

Bildiğim sağır ve dilsizler konuşuyor, anlaşabiliyor, ibadetlerini yapabiliyorlar. İbadetlerle mükelleftir.

Namaz kılarken ses çıkarmadığı halde hızlı okuyabilmek için ağzını oynatmak doğru mudur?

Olur, zaten ağzı oynayacak, yanındakinin namazını bozmayacak gibi hafif hafif okuyacak.

Başkasının hakkını yemiş, mesela birine kötü davranmış, sattığı malı eksik tartmış biri hakkını yediği bu kişiyi arayıp bulamazsa "Bende hakları olanların hayrına şu iyiliği yapıyorum, şu bağışı yapıyorum..." niyetiyle hayır işlese bu günahlarını karşılar mı?

İnşaallah karşılar. Çünkü başka çaresi kalmamıştır, aramış bulamamıştır. Bu yolla umulur ki Allah onu affeder.

Bir emekli memurun, maaşının sadece zorunlu ihtiyaçları için gerekli kısmını kullanabileceği doğru mu? Paranın artanını dilediği bir yakın akrabasına verebilir mi?

Öyle bir şey yok. Öyle bir şey doğru değil. Emekli memurun aldığı [maaşı] hepsini rahatlıkla kullanabilir. Çünkü devletle yapılan anlaşmanın bir maddesidir bu. Memur olarak girdiği zaman "Sen şu yaşı geçtikten sonra ben seni emekli edeceğim." diye garanti vermiştir. Devletin fertlere yardım etmeye selahiyeti vardır. Bunun için hepsini kullanabilir.

Elinde ya da abdeste yıkanması farz olan bir yerde küçük bir yara olup üzerine bant yapıştırmış olan, yeni bant harcamamak için bu bantın üzerine meshedebilir mi? Mesh için yeterli bir zaruret var mı?

Evet vardır. O bantı çıkarmasına lüzum olmadan üstüne mesheder, suyla geçirmesine lüzum yoktur. Eğer mahzur varsa meshederek olur. Bu, sargı üzerine mesh bâbına girer. Belli bir zamanı da yoktur; istediği kadar, dayandığı kadar onu kullanabilir.

Bir Hanefî yolculuk sırasında Şâfiî mezhebini taklit ederek iki namazını birleştirip kılabilir mi?

Böyle diyen alimler var. Eğer sıkışacaksa, ileride olamayacaksa, baktı ki yolculuğun şartlarına göre ileride abdest alması ve vaktinde onu kılması [zor] oluyor, böyle yapsa olur diyenler var.

Vesvese hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? "Abdest emin olmadıkça bozulmaz." sözü doğru mudur?

Doğrudur, abdestin bozulduğu garantili olmadıkça abdest bozulmaz. Bir insan "Yahu dur bakalım, kaçtı mı ne? Kaçtı gibi geliyor bana..." derse bozulmaz. Kaçtığı garantili olmadıkça alındığı garantili olan abdest bozulmaz. Fıkıh kitapları böyle yazar. Garantili olacak.

Nasıl garantili olacak?

Ya mesela yellenmişse kokusu duyulacak, ya sesi duyulacak, ya eseri... Mesela "Dur bakalım acaba idrar mı kaçırdım? Ha don ıslanmış." Böyle bir emaresi belirirse kaçar.

Vesveseden yakın şek ile zâil olmadığı için abdesti bozulmaz. Yani aldığını biliyor, garanti. Vesveseden abdest bozulmaz.

Birisi abdest alıyordu, yine abdest alıyordu, yine abdest alıyordu... Peygamber Efendimiz;

"Ne yapıyorsun?" dedi.

"Yâ Resûlallah, bozuldu gibi geliyor. Sanki arkamdan yel kaçırmışım gibi geliyor..." diye söyleyince dedi ki;

"Hayır, bozulmaz. Kokusunu veya sesini duymadıkça bozulmaz." dedi.

Çünkü hususî bir şeytan vardır, insanın orasını kıpırdatıp kaçırtmış gibi duyururmuş. Özel bir şeytan, vesvese vermekle vazifeli; insanın arkasını biraz kıpırdatıp abdesti kaçma hissini verdirtiyor.

Vesveseye fırsat vermeyeceksiniz. Bozulmaz, doğrudur.

"Hürriyet olursa müslümanlar artar." dediniz. Türkiye'de hürriyet var mı? Ben "Türkiye'de hürriyet var." anladım, doğru mu?

"Hürriyet yok" desek yalan, "var" desek tabii tatmin olmayacak haklı tarafları var. Olduğu taraflar var, olmadığı taraflar var. Âşikâr bir şey, bunun daima münakaşasını yapıyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz, "Bak şurada haksızlık var, şunu düzeltin." diyoruz. Bazı eksik tarafları var.

eksik metin

Tam hürriyet olsa daha gelişiriz. Sıkıldığı için biraz zorlanıyoruz. Kur'an kursu açtık diye kızıyorlar, camide toplandık diye kızıyorlar, sakal bıraktık diye kızıyorlar, baş örttük diye kızıyorlar. E bunlar biraz baskı... Bunlar olmadığı zaman daha rahat edeceğiz muhakkak.

Arkadaşımız kısmen haklı, kısmen de "elhamdülillah" dememiz lazım, yine beterin beteri var, o da âşikâr. Bulgaristan'da mesela silahı alıyor, köye geliyor, "Adını değiştireceksin!" diyor. Değiştirmeyeni öldürüyor, hapse götürüyor. Rusya'da hâkeza, başka yerlerde çeşitli zorluklar oluyor.

Allah iyilik hoşluk [versin].

Gümüş ve altın işinde çalışmak câiz mi, değil mi?

Câizdir, bir mahzuru yoktur.

Bir kişinin anne ve babasına "of!" demesi doğru değildir ama o kişinin annesi ve babası kötü yolda ise ona karşı nasıl bir tavır takınması gerekmektedir?

Anneye babaya "of!" dememeyi bize Kur'an emrediyor.

Fe-lâ tekul lehümâ üffin diyor. Üf, "of!" demek. "Öf!" bile deme onlara; yani "saygına son derece dikkat et" demek.

Bu Kur'ân-ı Kerîm'in emridir.

Annesi babası doğru yolda değilse doğru yola girmesi için çalışacak. Çünkü annesi babasıdır, bu tarzda giderse ona razı gelmediği için cehenneme gidecek. Yumuşak yumuşak, tatlı tatlı yola gelmesi için uğraşacak. Kızdırmadan, iyice köpüttürmeden, şaşıttırmadan doğru yola çekmeye çalışacak. Dua edecek, yalvaracak yakaracak, bir politika güdecek.

Muhterem kardeşlerim!

İslâm büyük ölçüde politikadır.

Şimdi diyeceksiniz ki;

"Nasıl bir şey bu?"

Aklını basiretini kullanmak. Usta bir tezgahtârın malını satmak için uğraştığı gibi, vitrini süslediği gibi, malı sildiği câzip hâle getirdiği gibi müslüman da Müslümanlığı yaymak için karşıdaki insanı hak yola çekmek için fırsat arayacak. Zeka işi... Çareler arayacak, doğru yola getirmeye çalışacak. Uygun zamanlar kollayacak.

Annemiz babamız için de öyle, konu komşu için de öyle, herkes için öyle.

Babası kötü yolda ama işi iyi. Peki o çocuğun babasının yanında çalışması mı iyi, yoksa el yanında çalışıp da kendi yolunu kendi mi çizmesi lazım?

İşi iyiyse babasının yanında çalışır, babasına da göz kulak olur. Babasının yanında çalışması uygundur. İşi haramsa o zaman başka yerde çalışması lazım.

Ölmüşlerimizin ruhuna yemek vermek ne derecede doğrudur?

Peygamber Efendimiz'e birisi geldi, dedi ki;

"Yâ Resûlallah, annem öldü, bana hiç vasiyette bulunmadı. Ben şimdi onun nâmına bir çeşme yapsam sevabı ona gider mi?"

Peygamber Efendimiz;

"Gider." dedi.

Onun üzerine o çeşme yaptı, üzerine de yazdı: "Bu Sâdık'ın annesinin çeşmesidir." diye.

Bu gibi hadislerden biliyoruz ki yaşayan bir evlat veya bir yakın, ölen bir kimse için hayır yaparsa onun sevabı ölüye gider. Kur'an okursa bağışlarsa sevabı gider, bir sadaka verirse bağışlarsa sevabı gider. Yemek de onun için doğrudur. Fukarayı doyuruyorsun veyahut dostlara ziyafet çekiyorsun, her ne şekilde olursa olsun, dostlara ziyafet çeksen, fakirlere de versen sevabını bağışladığın zaman ona gider.

"İslâm'ı yaymak için vasıtanın da İslâmî olması gerekir." deniyor. Mesela dinimizde haram sayılan particilik?

İslâm'ı yaymak için vasıtanın İslâmî olması lazım, doğru. Bu iş haramla olmaz. Yalnız İslâm'da particilik haramdır... Şu bakımdan haramdır; müslüman bir grup, ötekisi bir grup, hizip hizip olup birbiri ile çekişmesi, tefrika olması bakımından yasaktır. Fakat şimdi burada kanunlar çıkmış, Türkiye'de bu kanunlara göre işler yürüyor.

Bu kanunları değiştirmenin yolu nedir?

Şudur.

Aksi takdirde bunları dinlemeden yapabilir misin?

Yapamazsın; polis gelir, hâkim gelir, savcı gelir, mevcut mekanizma işler.

Şimdi bu mevcut şartlar içinde yapılması gereken hayırlı tedbirler neyse onları yapıp yürümek lazım. Bu mânasıyla mevcut şartlara göre uygun olan bir çalışma tarzı tutturmak bir mahzur değildir. Bu mânada insanın çalışması, meydanlarda hakkı söylemesi, insanları doğru yola [çağırması], vesile olması bakımından bu particilik, İslâm'daki öteki gruplaşmak, hizipleşmek gibi haram değildir. Çünkü tebliğ vesilesi oluyor, hakkı söylemeye çalışıyorsun.

Aradaki farkı bilmem anlatabiliyor muyum?

Bir fark var. Müslümanların parça parça olup birbirleri ile çekişmesi doğru değil ama mevcut bir kanunî nizam içinde konuşma ve tebliğ etme vasıtası olarak bu yol açık olduğuna göre bu yolda çalışmasında bir mahzur yok. Ona "haram" diyemeyiz çünkü hakkı söylüyorsun. Yalnız içindeki [çalışmaların, işlerin] İslâm'a uygun olacak, hakka, Allah'ın rızasına, hadîs-i şerîfe uygun olacak kardeşlerim. İşin doğrusu o.

Sayfa Başı