M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Mirâc-ı Nebî

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Aziz ve muhterem cemaat-i müslimîn!

Allahu Teâlâ hazretlerinin eşsiz, engin, sonsuz rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Allahu Teâlâ hazretleri şu Miraç gecesini, kandilini cümleniz ve cümlemiz hakkında bahs-i fevz u necât eylesin; dünya ve âhiret saadetine erişmeye vesile eylesin. Nice kandillere, mübarek aylara, günlere, lütuflara, ihsanlara ermeyi cümlenize, cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Dünyanın her yerindeki müslüman kardeşlerimizi her türlü musibetlerden, belalardan, gadirlerden, zulümlerden, haksızlıklardan, baskılardan, eziyetlerden, âfetlerden hıfz eylesin. Mazlum ve mağdur kardeşlerimizi kâfirlerin kahrından, galebesinden, esaretinden an karîbi'z-zaman halâs eylesin. İstilaya uğramış İslâm beldelerini kurtarmayı cümlemize nasip ve müyesser eylesin. Hayat hayırlı olduğu müddetçe mü'min-i kâmil olarak, alnımız açık yüzümüz ak olarak şerefimizle, imanımızla, haysiyetimizle yaşamayı nasip eylesin. Ölümün hayırlı olduğu zamanda şehadet rütbeleri ile âhirete göçmeyi Rabbimiz cümlemize nasip ve müesser eylesin.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Ubâdetü'bnü Sâmit radıyallahu anh'ın Tirmizî'de -rahmetullahi aleyh- rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuşlar:

İnne fi'l-cenneti miete derecetin, mâ beyne külli dereceteyni mislü mâ beyne's-semâi ve'l-ard. Ve'l-firdevsü a'lâhâ dereceten ve minhâ tüfeccerü enharü'l-cenneti'l-erbaati ve min fevkıhâ yekûnü'l-arş. İza seeltümu'llâhe teâlâ fes'elûhü'l-firdevs. "Cennette yüz mertebe, yüz derece vardır. Her bir derece ile öteki derecenin arası bizim şu semamızla yerin arası kadar, yer ile gökyüzü arasındaki mesafe kadardır. Firdevs, cennetin en yüksek derecesidir. Firdevs cenneti, cennetin en yüksek yeridir. Cennetin meşhur, kimisi sütten, kimisi baldan, kimisi safi sudan, kimisi cennet ırmakları, kimisi cennet şarabı olan dört ırmağı bu Firdevs'ten çıkar, öteki cennetlere akar. Oradaki insanlar, bahtiyarlar faydalanırlar. Bu Firdevs'in yukarısında, âlâsında da Arş-ı Âlâ, Allahu Teâlâ hazretlerinin Arş-ı Azîm'i bulunur. Allahu Teâlâ hazretlerinden istediğiniz zaman Firdevs-i Âlâ'yı isteyin."

Yâ Rabbi! Fazl u kereminden Firdevs-i Âlâ'nı istiyoruz, bizleri Firdevs-i Âlâ'na dâhil olan bahtiyarlardan eyle!

İnne ehle'l-cenneti le-yeterâevne ehle'l-gurefi min fevkıhim kemâ teteraevne'l-kevkebe'd-dürriye'l-ğâbire fi'l-ufuki mine'l-meşriki ile'l-mağribi li-tefadili ma beynehüm. Kâlû: Yâ Resûlallah tilke menâzilü'l-enbiyâ lâ yeblüğuhâ gayruhüm. Kâle: Belâ ve'llezî nefsî bi-yedihî ricâlün âmenû bi'llah ve saddaku'l-mürselîn.

"Size müjde olsun." diye söylemek istediğim ikinci hadîs-i şerîf Buhârî'de ve Müslim'de Ebû Said el-Hudrî radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

"Cennet ehli yukarılarında cennet gurfelerinde, köşklerinde sefa süren yüksek, bahtiyar kulları görürler."

Ama nasıl görürler?

"Sizin parlak yıldızın Doğu tarafından Batı tarafına doğru bir gece içinde hareket ettiğini yeryüzünden göğe bakarak seyrettiğiniz gibi, o yüksek gurfelerde, o yüksek cennet köşklerinde o bahtiyarların hâlini -aralarındaki mertebe farkından dolayı- aşağıdan yukarıya doğru seyrederler."

Onların mertebesi yüksek, yıldızlar kadar yukarıda. Bunlar da cennette ama onlar da yerden gökyüzünü seyreder gibi öyle seyrediyorlar.

"Bunun üzerine şöyle dediler."

Yâ Resûlallah tilke menâzilü enbiyâ. "Ey Allah'ın Resûlü! Bunlar peygamberlerin mertebeleri olsa gerek. Öyle anlaşılıyor." Lâ yeblüğuhâ gayruhüm. "Acaba peygamberlerden gayrısı bu mertebelere yükselemeyecek mi? Başkalarına nasip olmayacak mı?"

Peygamber Efendimiz buyurdu ki:

Kâle: Belâ. "Olacak. Olmaz olur mu?"

Peygamberlerden gayrileri de o mertebelere nail olacak.

Vellezî nefsî bi-yedihî. "Canım, nefsim kudreti elinde olan Allah'a yemin olsun ki olacak. O derecelere bazı bahtiyarlar da erecek."

Kimler?

Ricâlün. "Öyle kişiler ki"

Rical kelimesinde "er kişi" mânası var.

"Öyle er kişiler ki."

Âmenû bi'llâh. "Allah'a iman ettiler." Ve saddaku'l-murselîn. "Peygamberleri tasdik ettiler. Peygamberin yolunda erce, kahramanca yürüdüler. Onlar da o mertebelere erecek."

Rabbimiz bizi şu fitneli, fesatlı, küfürlü, şirkli, her türlü musibetin belanın kaynaştığı, imanımıza hücum ettiği asırda îmân-ı kâmil ile yaşayanlardan eylesin. Allahu Teâlâ hazretlerine olan imanımızı kavî eylesin, yakînimizi sâdık eylesin ve peygamberlerin hepsini ve hâsseten başımızın tâcı, nümûne-i imtisâlimiz, rehberimiz Muhammed-i Mustafâ'yı hakkıyla tasdik edip yolunda hakkıyla yürüyüp bu dereceleri alanlardan eylesin.

İnne li'l-mü'mini fi'l-cenneti haymeten min lü'lüetin vâhidetin tûlühâ sittûne mîlen li'l-mü'mini fîhâ ehlün yetûfu aleyhimü'l-mü'min felâ yerâ ba'duhüm ba'dâ.

Cennetteki nimetlerin büyüklüğünü gösterecek bir başka hadîs-i şerîf ki râvîsi Ebû Mûsâ el-Eş'ârî radıyallahu anh'tir. Müslim rahmetullahi aleyh kitabında kaydetmiştir, sahih hadislerdendir.

"Mü'min kul için cennette tek bir içi kovuk inciden bir çadır vardır."

Cennetin çeşitli, akla hayale gelmeyen, hiç kimsenin duymadığı, işitmediği, görmediği müstesna nimetlerinden bir tanesi olarak, "bir misal olarak bilinsin" diye Peygamber Efendimiz böyle buyurmuş, anlatmış:

"Cennette mü'minin tek bir inciden, içi kovuk bir inciden bir çadırı vardır."

Bir inci ama büyüklüğü ne kadar?

Tûlühâ sittûne mîlen. "Bu incinin boyu altmış mildir."

Müslim rivayet ediyor, yani sahih bir rivayet. "Altmış mildir."

Li'l-mü'mini fîhâ ehlün. "Orada o mü'minin ehli vardır; aileleri vardır, cennet hatunları vardır." Yetûfü aleyhimü'l-mü'min. "Mü'min onları birer birer dolaşır." Felâ yerâ ba'duhüm ba'dâ. "Birisi ötekisini görmez."

Altmış mil mesafe, kocaman şey. Bir inciden, içi kovuk inciden bir köşk!

Lev enne'mreeten min nisâi ehli'l-cenneti ittaleat ilâ ehli'l-ardı le-edâat mâ beynehümâ ve le-meleet mâ beynehümâ rîhan ve nasîfühâ alâ re'sihâ hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Cennet ehli olan kadınlardan bir tanesi eğer dünya ehline şöyle bir cemalini gösteriverse, çıkıp şöyle yüzünü cemalini gösterseydi." Le-edâat mâ beynehümâ. "Her tarafı pırıl pırıl aydınlatırdı."

Onun o cemali, ufuktan görünen o cemali, nasıl güneş çıktığı zaman her taraf aydınlanıyorsa işte öyle, her tarafı pırıl pırıl aydınlatırdı, bir.

Ve le-meleet rîhan. "Ve bu yeryüzünü bir latif koku ile doldururdu." Ve le-nasîfühâ alâ re'sihâ. "Onun o başındaki örtüsü; kendisi değil, ziynetleri değil, başındaki örtüsü." Hayrun mine'd-dünyâ ve mâ fîhâ. "Dünyadan da dünyanın içindeki şu bizim peşinde koşup da birbirimizi yediğimiz dünya metaı ne varsa hepsinden de daha hayırlıdır. Onun bir örtüsü, başcağızındaki bir örtü bile her şeyden daha hayırlıdır."

İnne'l hûre'l-îyne yerfa'ne asvâtehünne.

Müteakip hadîs-i şerîf. Enes radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş, Buhârî rahmetullahi aleyh rivayet etmiş. Râvîlerin ismini zikrediyorum ki adları anılsın.

"Salihlerin anıldığı yere rahmet iner."

Tirmizî'nin Hz. Ali Efendimiz'den rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

İnne'l hûre'l-îyne yerfa'ne asvâtehünne. "Gözlerinin akı gayet ak, karası gayet kara, iri, güzel, müstesna gözlü o huri kızları seslerini yükseltirler:" Nahnü'l-hâlidâtü fe-lâ nebîd. "Biz ebedi mükâfatlarız. Bize son, yıpranma, yok olma, eskime, helâk olma bahis konusu değil; ebedîyiz." Ve nahnü'n-nâimâtü lâ neb'es. "Biz Allah'ın nimeti olan ikramlarız. Bizim güzelliğimiz, yüzümüzün cemalimizin güzelliği asla izale olmaz."

Yani yaşla, ihtiyarlıkla vesaire ile -hani dünya ehli ihtiyarlıyor ya- onların o güzellikleri asla kaybolmaz.

Ve nahnü'r-râdiyâtü fe-lâ neshat. "Biz razı hurileriz, kızmayız. Nasıl emrolunursa razı oluruz; itiraz, çekişme, cedel vesaire bahis konusu değildir." Tûbâ limen kâne lenâ ve künnâ lehû. "Ne mutlu bize nasip olan dünya ehli müslümanlarına ve ne mutlu bizim -onlardan hangisine ayrılmışsak- o ayrıldığımız !.."

Buhârî ve Müslim rahmetullahi aleyhimâ ve Ahmed ve Beyhâkî rahmetullahi aleyhimâ Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten ve Ebû Said hazretlerinden rivayet ettikleri bir hadîs-i şerîfte, Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor:

Biraz bu gece ile ilgili. Uzun bir hadîs-i şerîfin bir parçası.

İnne'n-nâse kâlû. "İnsanlar -Peygamber Efendimiz'e- dediler ki."

Sahabe-i kirâm Peygamber Efendimiz'in meclisine toplanırlardı da, bazen mescitte sabahlarlardı. Onun anlattığı güzelliklerden mest olarak uyku hatırlarına gelmezdi.

Peygamber Efendimiz'e sordular:

Yâ Resûlallah hel nerâ rabbenâ yevme'l-kıyameti? "Yâ Resûlallah! Biz kıyamet günü Rabbimizi görecek miyiz?" Kâle hel tedârevne fî ru'yeti'l-kamer? "Sizin, mehtabın görülmesinde hiçbir şekkiniz, tereddüdünüz, münakaşanız var mı? Yeryüzündeyken mehtabı görebiliyor musunuz?"

Ve leyse dûnehû sehâb. "Önde bulut olmadığı zaman görmekte bir mani oluyor mu?" Gökyüzünde tepsi gibi mehtap var, siz de aşağıdasınız, görmekte bir bulut da olmadıktan sonra bir mani var mı? Tereddüt var mı?

Yok!

Kâlû lâ yâ Resûlallah. "Tamam, görürüz yâ Resûlallah! Görmemek bahis konusu olmaz, görürüz." Kâle hel tedârevne fi'ş-şemsi leyse dûneha sehâb. "Önünde bulut olmadığı zaman, hava kapalı olmadığı zaman güneşi görmekte bir tereddüdünüz, bir münakaşanız olur mu?" Kâlu lâ yâ Resûlallah. "Hayır, olmaz, görebiliriz. Hiç şekkimiz, tereddüdümüz olmaz." Kâle fe-inneküm terevnehû kezâlik. "Rabbinizi işte böyle göreceksiniz."

Nasıl yeryüzündeki insanlar bulutsuz havada mehtabı görüyorlarsa, nasıl dünya ehli insanlar bulutsuz havada güneşi görüyorlarsa, Rabbimiz'i de aynen öyle göreceğiz. Rabbimiz bizi şu Miraç gecesi hürmetine kendisini böylece müşahede eden bahtiyarlara dâhil eylesin.

Süleyman Çelebi'ye Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, derecesi yüksek olsun. Mevlid'inde, Miraç bölümünde, bir beyit almış. Şöyle diyor; Rabbimiz'in Peygamber Efendimiz'e şöyle dediğini naklediyor:

Arapça'daki ibareleri okumuş, kendisi hazmetmiş, Türkçeleştirmiş. Türkçe olarak;

Sen ki mi'râc eyleyip kıldın niyaz,

Ümmetin mi'râcını kıldın namaz.

"Ey resulüm! Sen ki çok yüksek bir mertebe olan Miraç nimetine nail oldun, huzûr-u âlîme geldin, dergâh-ı izzetime vasıl oldun, Kâbe kavseyni ev ednâ sırrına erdin."

Aşikâre gördü rabbu'l-izzeti,

Âhirette öyle görür ümmeti.

"Âşikâre olarak Rabbini nasıl gördüysen işte bu Miraç gibi senin ümmetinin fertlerinin de miracını namaz kıldım. Namaz işte böyle miraçtır." dediği gibi Süleyman Çelebi'nin, her namazımızı, her vakit namazımızı, her rekâtımızı Rabbimiz miraç eylesin. O zevk ile o safa ile o müşahede ile namaz kılmayı cümlemize nasip eylesin. Çünkü Rabbimiz o namazı bize bu Miraç gecesinde hediye ve ihsan buyurmuş.

Muhterem kardeşlerim!

Bir hadîs-i şerîfi yazmıştım. Benim bu camiye gelen aziz kardeşlerimin hepsi zikrin kıymetini bilirler; elleri tesbihlidir, ağızları dualıdır. Kardeşlerime bu akşam bu hadîs-i şerîfi zikretmek istiyorum.

Men etâa'llâh fe-kad zekara'llâh ve in kallet salâtühû ve sıyamühû ve tilâvetü'l-Kur'âni. Ve men asa'llah fe-kad nesiye'llâh ve in kesüret salâtühû ve sıyâmühû ve tilâvetü'l-Kur'ân.

Taberânî ve İbn Asâkir rivayet etmiş. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyuruyor:

"Kim Allah'a mutî olursa sözünü dinlerse O'na itaat ederse o, Allah'ı zikreden kimse sayılır, zikir ehli sayılır."

Ve in kalle salâtühû ve sıyâmühû ve tilavetü'l-Kur'ân. "Kur'an okuması az olsa, namaz kılması az olsa -farzları kılıyor, sünnetleri kılıyor da bunun dışında çok kılamasa bile- oruç tutamasa bile itaat ediyor ya o Allah'ı zikrediyor, demektir."

"Buna mukabil kim Allah'a âsî oluyorsa, o Allah'ı zikretmiyor demektir. Namazı, orucu, Kur'an okuması çok olsa bile."

Onun için muhterem kardeşlerim, benim zikir ehli kardeşlerim!

Allah Allah Allah lâ ilâhe illallah lâ ilâhe illallah sübhanallah vesaire diye zikretmek evet, bunların hepsi insanın zihnine Allah korkusunu yerleştirmek için çekiç darbesidir. Çiviyi yerine çakmak için taka tak taka tak yapılır. Yani bunlar; "Allah korkusu insanın içine yerleşsin, insanın gönlü uyansın." diyedir. Günahlardan kesilmedikten sonra o insanın zikri yok. Allah'a itaati tamam olmadıktan sonra maksat hâsıl olmaz.

Aletin ne kıymeti var?

Elinde alet var, elinde otomobilin direksiyonu var ama ehliyeti yok, araba kullanmasını bilmez. Veyahut ehliyeti var, arabada benzin yok. Gidileceği yere gidemedikten sonra, menzil-i maksûduna ulaşamadıktan sonra kıymeti yoktur.

Allahu Teâlâ hazretleri namazlarımızı miraç eylesin. Zikirlerimizi hakiki uyanıklığa vesile eylesin. Gönüllerimizi uyandırsın, kalp gözlerimizi güşâde eylesin. Gafletten îkâz eylesin. Ömrümüzü fitnelerden uzak geçirmeyi nasip eylesin. Nefse, şeytana uydurmasın. Âhir zamanın fitnelerinde helak eylemesin. Mü'min-i kâmil olarak yaşamamızı nasip eylesin. Mü'min-i kâmil olarak, Peygamber Efendimiz'in cemalini göre göre, cennetteki makamlarımızı göre göre ve dilimizde ol kelime-i tayyibe-i münciye-i mübareke ki buyurun;

Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh

diye diye iman-ı kâmil ile ruh teslim etmemizi nasip eylesin. Bizi şu mübarek gecede, şu caminin kubbesi altında birbirini seven, birbirine saygı duyan kardeşler olarak topladığı gibi rûz-ı mahşerde de Peygamber Efendimiz'in sancağı altında böylece haşr u cem eylesin. Havz-ı kevserinin başında safa sürmeyi, o havz-ı kevserden doya doya nûş etmeyi nasip eylesin. Güneşi gördüğümüz, mehtabı seyrettiğimiz gibi Rabbimiz'in cemalini âşikâre görmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin.

Bi-hürmeti esrâr-ı sûreti'l-Fâtiha.

Sayfa Başı