M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (67)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

"Annenin bedduası tutmaz fakat babanın bedduası çok çabuk tutar." diyorlar. Bu doğru mudur? Açıklar mısınız?

Annenin de babanın da bedduası tutar. Anne baba razı olmadı mı insan mahvolur. Anne şefkatli olduğundan, biraz daha hisli ve duygusal olduğundan, onun gönlü dayanmadığından böyle bir söz söylerler. "Annenin sözü geçmez çünkü sevgisi var. Baba ciddidir, bir beddua etti mi onun [sözü] geçer." diye söylerler. Aslında hepsinin kalbini kırarsan cezanı çekersen, gönlünü alırsan mükâfatına erersin. Hatta cennete onların vasıtasıyla, duası alınarak giriliyor. O bakımdan, hürmet ve riâyette kusur eylemeyin.

Müziğin ne zaman haram ne zaman haram olmayacağını bildirir misiniz?

İnsanda derûnî, mânevî, güzel duygular uyandıran mûsiki, tekke mûsikîsi olarak kullanılmıştır. Ona "câizdir" diyenler var. Fısk u fücûr duygusu, keyif, zevk, eğlence arzusu uyandıran mûsikî, nefsi kuvvetlendiriyor diye câiz görülmemiştir. "Beyaz peynirin mayasına şu katılıyor bu katılıyor..." diye iddia var.

Bu konuda mâlumat verir misiniz?

Ne katılırsa katılsın, mahzuru olmuyor. Peygamber Efendimiz'e söylemişler: "Şam'dan gelen peynirin mayası şöyle yapılıyor." Mahzur görmemiş, o peyniri yemiş. Çünkü mayalandıktan sonra madde tabiatını değiştiriyor. Tabiatını değiştirince mahzuru olmaz. Onun için rahatlıkla beyaz peyniri yiyebilirsiniz. Tabii her işimizi yeniden düzeltmemiz lazım. Gıdalarımızı da en temiz tarzda kendimiz imal edersek daha iyi olur. Ama imal edemiyoruz, mevcut beyaz peyniri yiyebilir miyiz? Yiyebiliriz. "Mayası şöyle böyle..." Mahzuru yok. Efendimiz yemiş.

Kadın hayızlı; Allah rızası için yapılan sohbetleri dinleyebilir mi?

Dinleyebilir. Kadın hayızlı iken Kur'an okuyamaz, namaz kılamaz, oruç tutamaz, camiye giremez. Ama cami olmayan bir yerde durup dinleyebilir, mahzuru yoktur. Caminin içine girmesi, Kâbe'ye girmesi, tavaf yapması olmuyor. Ama dinlemesinde hiç mahzur yoktur. Kur'ân-ı Kerîm'i bile birisi okusa dinleyebilir. Kendisi okuyamaz. Dinlemekte mahzur yok.

Hocam ben inşaatta çalışıyorum. Yatsı namazını gece kalkıp kılıyorum. Olur mu?

Bir namaz, vakti içinde ne zaman olsa kılınabilir. En sevaplısı camide cemaatle kılmaktır. Sevabı 27 kat fazladır. Büyük camide kılarsa 50 kat fazladır. Koca camide kıldı mı, sevabı 50 kat; mahalle mescidinde kıldı mı, sevabı 25-27 kattır. Ama dağda bayırda, cemaat olmayan yerde en sevaplı zamanı evvel vaktidir. İlk ezan okunduğu zaman okunursa sevabı çok olur. Geciktikçe sevabı azalır. Ne kadar erken kılarsa o kadar iyi. Ama inşaat işçisi; akşam namazını kıldı, yemeğini yedi, çok yorgun, uzandı, uyudu kaldı... Ondan sonra uyandı; saat 2'de namazı kılabilir. Çünkü daha yatsının vakti sahura kadar devam ettiği için kılabilir. Kılması câizdir. Evvel kılması tavsiye olunur.

Babam rüyamda öldü. Neye delâlettir?

Ömür verildiğine delâlettir. Birisi ölmüşse daha yaşayacağını gösterir. Yani aksine çıkar. Muhterem zâtların isimlerinin geçtiği ve onları metheden öven ilâhilerin söylenmesi hususunda açıklama yapar mısınız?

Olabilir. O büyüklere sevgi, salih kimselere dua iyidir. Rahmet iner. Mahzuru yoktur. Allah'ın kendisi kastedilerek "tanrı" diye anılabilir mi, söylenebilir mi? Söylemekte ısrarın hükmü nedir?

Türkçe'de Tanrı kelimesi, Arapça'daki ilah kelimesinin karşılığıdır. Arapça'da ilah vardır. İlâhun vâhidün diyoruz. Lâ ilâhe illallah diyoruz. İlah kelimesi, Arapça'da "tanrı" demek. Türkçe'de ilah kelimesinin yerine tanrı kelimesi kullanılıyor. Onun için Arapça'da ilah kelimesi hem Allah için hem de müşriklerin, kâfirlerin tapındıkları şey için de kullanıldığı gibi, Türkçe'de de tanrı kelimesi hem Allah için hem de öteki insanların tapındığı başka mâbudlar için kullanılır. Tarih boyunca din kitaplarımızda o kelime kullanılmıştır, dedelerimiz kullanmışlardır. Çünkü Arapça'da ilah kelimesini kullanmanın mahzuru yok. Türkçesi de câiz oluyor. Yalnız ilah kelimesi, "mâbud" mânasına cins isimdir. Allah kelimesi Yaradanımız'ın ism-i hâssıdır, özel isimdir. Sen mesela bir insansın. "Kapıya bir insan geldi." deyince belli olur mu? Olmaz. Bir insan geldi. Kim gelmiş? "Ahmet bey geldi." deyince belli oluyor. Birisi özel isim, birisi cins isim oluyor. Tanrı kelimesi cins isimdir. Allah, bizim Rabbimiz'in ism-i hâssıdır. Başkasına Allah denmez. Sadece O'na denilir. Ama mesela "Hintliler'in tanrısı öküz. Japonlar'ın tapındığı tanrısı güneş..." denilebiliyor. Böyle olabiliyor. Söylemekte mahzur yoktur. Allah sözünün yerini tutmaz, yani onun derecesinde değildir.

Dört yıldır bir talebenizle görüşüyorum. Ailesi iki defa istemeye geldi. Babam kesin olarak reddediyor, "Olmaz!" diyor. Babamın İslâmî bir yaşantısı yok. Babamın izni olmadan evlenebilir miyim?

Böyle bir şey yaparsam annem hakkını helal etmeyeceğini söylüyor. Ne yapayım?

Bizim mezhebimizde evlenen kızın kendi fikri çok önemlidir. O kararı kendisi verir. Ama velîsinin, annesinin babasının rızasını almak başka mezheplerde şart olarak vardır. Yani bazı mezheplerde kızın velîsi kimse -annesi babası- onun rızasını almak şartı vardır. O bakımdan, anneyle babayla ters duruma düşmeden, konuşa konuşa, yalvararak, anlatarak, ikna ederek çözmeye çalışmak lazım. Zıt gitmek uygun olmaz, diye düşünüyorum. Sizler geçen sohbetinizde; "O günün dersini yapamadıysanız hemen en yakın zamanda, ilk elinize fırsat geçen zamanda yapınız." dediniz.

Acaba sadece zikir dersini yapsak olur mu? "Rabıtaları vesaireleri yapmadan." demek istiyor galiba... Tabii o rabıtalar, zikrin tesiri tam olsun diyedir. O bakımdan, onlarla beraber yapılması -biraz zaman alıyor ama- tesir bakımından faydalı oluyor. Onları yapmaya gayret etmeli.

Zikrin sayısı ille şu kadar mı olsun, yoksa şöyle şöyle olabililir mi?

Tarif edilen, verilen miktarı istikrarlı bir şekilde yapmaya gayret etmek daha iyidir. Eğer Türkiye bir iç harbe veya bir müslüman devletle savaşa girse müslümanların ne yapması gerekir?

Savaşacak mı? Karşıdaki müslümanı öldürmeye mi çalışacak, yoksa cepheden kaçacak mı? Savaşmayacak mı? Lütfen bizi bu konuda aydınlatabilir misiniz?

Bu zor bir durumdur. Irak'ta oldu, İran'da oldu. İki müslüman devlet birbiriyle çarpışmaya girdi ve iki taraftan da birçok insan öldü. Allah böyle bir durumdan bizi korusun. Kâfirle savaşmak nispeten kolay ama müslüman bir devletle olduğu zaman, karşıdaki de namazlı niyazlı bir kardeşin, müslümanın müslümanı öldürmesi haram; o zaman zor bir durum... O halde ne yapacağız? Var gücümüzle böyle bir şeyin olmaması için önceden tedbirler alıp çalışacağız. Başka çaremiz yok. Akıllı insan bir kötü durum olmadan evvel tedbir alır. Biz de o tedbiri almaya çalışacağız. Geçen seneden beri büyük gazeteler, yüksek tirajlı gazeteler; "Balkanlar'da harp çıkabilir. Şöyle olur böyle olur..." dedikleri için, biz de; "Aman dikkatli olun, tedbir alın. İlk gayeniz harbin çıkmamasına çalışmak. Ama ikinci gayeniz de; eğer bir harp çıkma durumu olursa gafil yakalanmamak, hazırlıklı olmaktır." diye söylüyoruz. Ne yapalım, tedbirli olacağız.

Bazı hocaefendiler televizyonlar hakkında dinî olsun dinî olmasın; "Seyretmek haramdır." diyorlar. Bu konuda ne dersiniz?

Haram sahneleri seyretmek haramdır. Helal olan şeyleri seyretmek, dinlemek doğrudur, helaldir. Çünkü şimdi güzel programlar da çıkmaya başladı. Güzelini seyretmekte beis yoktur. Bir eve gittiniz, açıldı; baktınız ki güzel bir şey var... Farz edelim, hac filmi oynuyor. Haccın nasıl yapılacağını anlatıyor. Bunu seyretmekte bir mahzur yoktur. Kusur televizyonun kendisinde değil. Programlarının kötüsü kötüdür, iyisi iyidir. Şiirin kendisi kötü değil; iyisi iyidir, kötüsü kötüdür. Mûsikînin kendisi kötü değil; -Kur'ân-ı Kerîm'i bile, ezanı bile makamla okuyoruz.- iyisi iyidir, kötüsü kötüdür. Her şey böyle.

Sevgili hocam... Şu imansızların müslüman halka enjekte etmeye çalıştıkları pisliklere bir bakın. Böyle pisliklerin cemaatimize duyurulmasında fayda olacağını umduğumdan dolayı bu küpürü kesip size yolladım.

Arkasında bir küpür yani gazeteden kesilmiş bir parça var. Orada bir profesör diyor ki; "İnsan büyük abdestini yaptığı zaman suyla temizlenmek iyi olmaz, kötü olur." Bunun yerine kağıt kullanılmasını tavsiye etmiş ve onu savunmuş. Halbuki işin doğrusu o değildir. Kağıtla doğru düzgün temizlik olmuyor. Mümkün değil. Kağıtla insanın büyük abdestinden sonra temizlik yapması mümkün olmuyor. İnsan pis bir şekilde kokuyor, kokudan kurtulamıyor. Çünkü tam temizlenmiyor. Çünkü onun temizlenmesi kolay bir şey değil. Onun için, onun sözü doğru değildir. İş orada yarım kalıyor. Ve külotu pistir, kendisi pis kokar vesaire... Öyle şey olmaz. Ama gazeteler öyle yazıyorlar. Sosyetik bir hanım taharetlenmenin aleyhinde konuşmuş. Onun üzerine bizim bir doçent arkadaş da -üniversitede- sormuş; "Peki, siz ne yaparsınız?" O da demiş ki; "Biz sık sık külot değiştiririz." Ne demek yani? Afedersiniz, "kakalı külotla dolaşıyorum" demek. Öyle değil mi? "Sık sık külot değiştiriyorum." ne demek? "Kakalar rahatsız etmeye başlıyor, ondan sonra değiştiriyorum." demek. Öyle saçma şey mi olur? Tabii bunun çeşitli yolları var. Mesela öyle sistem kurmak mümkün ki... -İslâm'da ayıp yok. Konu açıldı, söylemek lazım.- doğrudan doğruya sert bir şekilde su fışkırıyor ve temizliyor. Mesela Suudi Arabistan'da adamın klozeti var, yani büyük abdesti yapma yeri, [yanında da] altını yıkama yeri var. Musluğunu açtı mı tazyikli su geliyor, elini değdirmeden tertemiz temizliyor. Yap, işte buyur, tertemiz... Ondan sonra da kurula, olsun bitsin. Ama kağıdı sildin mi kağıt temizlemiyor. Şöyle anlatalım: Yağlı bir yemek yendi, peçeteye silmek kâfi geliyor mu? Kâfi gelmiyor. Ne yediysen kokusu ağzında duyuluyor. İlle sabunla filan yıkamak gerekiyor. Onun gibi...

Çok dikkat ettiğim halde çevreme karşı çok kırıcı oluyorum. İstikbalimi etkileyecek bir işin hayırlısıyla olması için dua eder misiniz?

Eskilerden hocalar baklaya okurlarmış üflerlermiş. "Al bunu ağzına..." derlermiş. Mürit ağzında bakla öyle gezermiş. Kırıcı olmamak için, söylediği söze dikkat etmek için... Siz de artık elinizde tesbih olsun, dilinizde zikir olsun, kendinize dikkat edin. Kırıcı olmayın. Allah işlerinizi rast getirsin.

Hocam filanca kuşun hiç avlanmayıp kısmetinin ayağına gelmesindeki hikmet nedir?

O avlanır. "Baykuş ayağına gelir." diyorlar. Öyle değildir. Baykuş kendisi ağacın üstünde durur, sessizce farenin üstüne çullanır, tarla faresini yakalar. Yani avlanır. Ama baykuşu bırakalım, başka misal var.

Örümcek; ağını kuruyor, sinek geliyor, kelebek geliyor, takılıyor, yiyor. Bunun hikmeti nedir?

Allah her mahlukunu yaratmış, her mahlukuna da rızkını verecek. Her mahlukun da bir yediği bir şey var. Tavşan havuç kemirir. İnsan tavşanı yer. Mikroplar insanı yer. Bu, Allah'ın kâinattaki kanunu; Müsebbibü'l-esbâb böyle yapmış. Tabii yiyecek, içecek... Hepsi; "Yâ Rabbi! Bana rızkımı ver." diyor, ne yapsın?

Arkaşımıza acil para lazımdı, bankadan borç alacaktı; biz engelleyip aramızda mark toplayıp verdik.

Çok güzel yapmışsınız. Çok sevap. Karz-ı hasen yani borç vermek, fakire sadaka vermekten daha iyi. Çünkü bu kardeş gerçekten muhtaç. Fakirin muhtaç olup olmadığını bilmiyorsun, belki apartmanı var. Ama bu muhtaç ki [istiyor]. Onun için, dinimizde kardeşe borç vermek daha sevap.

Mark olarak verdik. Bunun günahı var mı?

Hayır. Günahı yok. Küçük bir mahzuru var: Mark yerine altın olarak verselerdi daha iyi olurdu. Çünkü markın da enflasyonu vardır, yine mağduriyet olur. Markın enflasyonu %5 civarındadır. Yani onda da bizim paramız gibi bir enflasyon var. Ama bizde U-65. Onda %5, küçük olduğundan markı verince işi düzleniyor sanıyor. Aslında düzlenmiyor. Esas olan altındır. Altın vermek daha iyi. Ama mahzuru yok. Ne verirse öyle alır. Dinî, fıkhî mahzur yok. Yalnız mark, dolar aldığın zaman Amerika'ya, Almanya'ya enflasyonu kadar metazori yardım etmiş oluyorsun. O paranın değeri düştüğü kadar ona sen yardımcı oluyorsun. Hiç birimiz kullanmasak, hep altın mütedavil olsa, bu herifler bizden istifade etmese... Ne diye ben Amerika'ya bir senede elimde tuttuğum doların 'unu vereyim? Amerikan dolarının enflasyonu %9-10-11'dir... Ne diye o kadar vereyim? 1000 dolar yanımda biriktirmiş olacağım; sene sonunda 100 dolarını Amerika'ya vereceğim. Niye vereyim? Doğru değil. O bakımdan, kardeşlerim bilsinler diye ben hoca olarak bunları bildirmek zorundayım. İşin bu tarafını da bilin. Altın altındır, kıymet birimidir. Altın kullanmak daha iyi.

İhlâslı veya ihlâssız insanlar tarafından sevilmemek, Allah tarafından da sevilmemek anlamına gelir mi?

Hayır, ikisi arasında fark var. İhlâslı insanlar tarafından sevilmemek, bazen Allah tarafından sevilmemek mânasına gelir, her zaman değil... Bazen onlar da anlayamazlar, kötü sanırlar; ama aslında iyidir. Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfte diyor ki; "Nice saçı başı dağınık, üstü başı tozlu topraklı insan vardır ki kimse sözüne itibar etmez, yüzüne bakmaz. Kaybolsa aramaz, hâlini hatırını sormaz. Kız istese kız vermez. Ama Allah'ın evliyâsıdır, sevgili kuludur..." Kimse bilmez. Salih kimse de bilmiyor, sevmiyor. Böyle olabilir. Ama ihlâssız kimselerin sevmemesinin hiç kıymeti yok. Tavşan dağa küsmüş de dağın haberi olmamış. İstediği kadar sevmesin... Kızan kızının evine gitsin. Bir şey yok. Neden? İhlâssız. Onun ölçüsü İslâm değil. O namaz kılanı sevmez, sakal bırakanı sevmez, müslümanı sevmez, hacca gideni sevmez, içki içmeyeni sevmez... Ölçüleri ters. Onun kıymeti yok. Güzel huylu, tatlı sözlü, ilim ve irfan sahibi olgun bir mü'min olmam için bana ve bütün müslümanlara dua eder misiniz? Bunun yolu tasavvuftur. Tasavvufî eğitimi yapacaksınız, o zaman olacak.

Saç sakal boyamak câiz midir? Saç dökülmesi için boyama yapılabilir mi?

Saç dökülmesi için ilaç niyetine olabilir. Kına vesaire olabilir. Normal zamanda saç ve sakalı boyamak, beyaz kılları yolmak uygun görülmemiştir. Fakat harpte, "Bunlar ak sakallı, ihtiyar, savaşamaz." denmesin, düşman heveslenmesin diye sakalları boyamak caizdir.

Rükûdan sonra şu deniliyor, kalkınca şunlar deniliyor. Şöyle denilebilir mi? Secdede şöyle denilebilir mi?

Farz namazlarda öğrendiğiniz kadarını yapın. Nafile namazlarda bu ilave duaları okuyabilirsiniz. Başka mezheplerde okurlar. Kâbe'de bakıyorum, adamla beraber secdeye varıyoruz; Sübhâne Rabbiye'l-azîm, sübhâne Rabbiye'l-azîm, sübhâne Rabbiye'l-azîm dedikten sonra ne dualar ediyor. Bazıları öyle dualar yapıyorlar.

Dişleri dolgu yaptırmak gusül açısından câiz midir?

Câizdir. Mahzuru yoktur, yaptırabilirsiniz. -Helal etmek bahis konusu olunca...- Önce sizden helallik istiyoruz. Tabii hocanın hakkı ödenmez. Hocanın hakkı zordur. Bir de, benimle ilgili bazı kimseler çok dedikodular yaptılar, biliyorum. Haksızdı. Olan bir şeye amennâ, tamam, öyledir. Yalandı, haksızdı. Birçok kimsenin yanlış yollara düşmesine sebep oldular; camiden, tekkeden kopmasına sebep oldular. Tabii onların vebali sadece benimle helalleşmekle geçmez. Çünkü bazı insanları raydan çıkartmış oldular. Onlar zor olur... Ablama cezbe geliyor. İnsanların kalbinden geçenleri okuyor ve sizi görüyor.

Sizi tanımadığı bilmediği halde gördüklerini söylüyor. Ne yapması lazım? Tavsiyeniz nedir?

Falanca yere gitmişti, ondan sonra oldu... Bu, Allah'ın kendisine verdiği bir haldir. İbadetine taatine devam etsin. Aşırı olmamaya gayret etsin. Filanca ilâhiyat doçenti; "Ben gönül ehline inanmıyorum, akıl her şeyden üstündür." dedi. Akıl öyle kolay ele geçen bir şey değildir. Çok insan kendisini akıllı sanır ama akılsızdır. Gerçek akıl, akl-ı selîmdir ve gönül ehli insanlarda olur. Nerede Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Yunus Emre, Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri; nerede mantık felsefe okuyan insanlar... Mümkün mü? Filozoflar saf aklın tenkidini de yapmıştır. Ne idüğü belirsiz bir şeydir. Herkesin aklı olduğu halde akıl insana doğru yolu buldurmamıştır. Akıl sadece bir terazidir. Ne koyarsan onu tartar. Gönülle ilgili olmazsa, imanla beraber olmazsa akıl sapıtır. Kendisi sapar, başkasını da saptırır. Bir ay sonra düğün yapmayı düşünüyorum.

Önce dinî nikâh yapıp sonra resmî yapılması konusunda emriniz nedir?

Hocamız'ın vasiyeti, tavsiyesi bana şu oldu: "Kişiler önce resmî nikâhı yapsın, dinî nikâhı ondan sonra yapsınlar." Neden? Çünkü resmî nikâh kayıtlı, resimli, imzalı oluyor; bozulması kolay olmuyor. Ama dinî nikâh; "boşadım" deyince boşanıyor. İki taraf nikâhlanıyor, sonra birbirlerine kızıyorlar, ayrılıyorlar. Mesela kız ayrılıyor, kocası da diyor ki; "Ben seni boşamadım." Gidiyor başkasıyla evleniyor. Başkasıyla nikâhlıyken bu tarafla evlenemez ki, ötekisi boşamadı ki... Böyle pürüzler çıkıyor. Millet dinî nikâhın önemini bilemiyor. Onun için, işi sağlama bağladıktan sonra yapmak daha iyi. Çünkü cahil. Nikâhın şakası olmuyor. Bazı şeyde şaka olmaz. Şaka olmayan şeylerden bir tanesi nikâhtır.

Sayfa Başı