M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

İlme Çok Önem Vermeliyiz

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Allah'ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Size Peygamber-i Zîşanımız'ın mübarek şehri Menide-i Münevvere'den hitap etmekten çok mutluyum.

Hac münasebetiyle Hicaz'da bulunuyoruz. Bu sene hac, çok mutlu, bizi sevince gark edici bir şekilde hacc-ı ekber oldu. Hacc-ı ekber, büyük hac demektir.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hadîs-i şerîfinde buyurdu ki:

"Eğer hacıların Arafat'a vakfeye çıktıkları gün cumaya rastlarsa, -zaten Arefe günü Arafat'a çıkma günü mübarek bir gün, bir de cumaya rastlarsa- o zaman hacıların sevabı yetmiş kat olur, yetmiş hac yapmış gibi sevap alırlar." diye bir hadîs-i şerîf var.

Biz bunu Türkiye'deyken bilmiyorduk, ama buraya gelince burada ilan ediyorlar. Günün, kamerî ayın hangi gün başladığını hükümet ilan ediyor. Buradan da Zilhicce'nin dokuzu ne zamana rastlayacağı o zaman belli oluyor. Zilhicce'nin dokuzu cumaya rastlayacak… Burada ilan ettiler. Biz de çok büyük sevince gark olduk hacc-ı ekber oldu diye, elhamdülillah.. Ve Arafat'ta bu sevinç içinde hac vazifelerini yaptık. Allah cümle ibadetlerimizi kabul eylesin.

Hac çok büyük bir ibadet, sosyal-politik yönü de olan muazzam bir hareket. Çok önemli bir ibadet ve İslâm'ın ibadetlerinin ne kadar hikmetli, ne kadar önemli olduğunu, ne kadar yerli yerinde olduğunu gösteren, çok elle tutulan somut, müşahhas bir misal. Hakikaten insan burada dünyanın her yerinden gelen ve nispeten geldiği yeri en güzel temsil eden güçlü, zengin, kültürlü seçkin müslüman kardeşlerini görme imkânını bulabiliyor. İki-üç milyona yakın bir büyük kalabalık ile karşılaşıyorsunuz.

Türkiye'de de yaz ama buranın sıcağı çok tatlı, çok yakıcı, çok kavurucu bir sıcak. İşte o sıcağın altında şemsiyelerle muazzam bir ibadet îfâ ediliyor. Allah kabul eylesin. Allah haccetmemiş sevgili dinleyicilerime kısa zamanda haccetmelerini nasip eylesin. Çünkü hac ibadeti, İslâm'ın beş önemli emrinden, şartından, mühim ibadetlerinden birisidir. Hem de onu Allah'ın rızasına uygun çok şuurlu bir şekilde yapmayı nasip eylesin Allah.

Hac Mekke-i Mükerreme'de cereyan eden bir ibadet. Kâbe-i Müşerrefe tavaf ediliyor. Arafat tavafı yapılıyor, Mina'da vazifeler var; kurban kesme durumunda olan kimseler oluyor, şeytan taşlama vazifeleri var. Bütün bu ibadetler yapıldı, geldi geçti.

Nice nice bayramlara sıhhat ve âfiyetle ve sevdiklerinizle beraber ulaşmanızı hepinize ayrı ayrı şu gün elime fırsat geçmişken temenni ediyorum.

Kurban bayramı senede bir defa geliyor, Ramazan bayramı senede bir defa geliyor. Ama Allah celle celâlüh lütf u keremiyle bizlere öyle bir imkân bahşetmiş ki haftada bir, cuma günleri bir bayrama sahip oluyoruz.

Cuma günü mü'minin bayramıdır. Gerçekten mânevî bakımdan çok kârlara da erdiği, mutlu olduğu bir gün. Onun için her cuma da ayrıca bayramdır, sizin bu cumanızı o bakımdan bir bayram olarak da hatırlatırım, o bakımdan da tebrik ederim. Allah cumanın içindeki mü'min kullarına vermeyi vaadettiği feyizlerden, bereketlerden, nimetlerden, ihsanlardan sizleri de hissedar eylesin. Sizleri de nasipdar eylesin, sizler de azamî derecede faydalanmış olun.

Bu Hicaz'ın güzel durumunu anlatmam lazım. Mekke'deki vazifeler görüldü. Şimdi biz Medine-i Münevvere'ye geldik, Kâbenin Arafat'ın olduğu şehir Mekke-i Mükerreme'den 430 kilometre kadar daha kuzeyde… Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in vefat ederek kabrinin yer almış olduğu, vefat ettiği, defnedildiği ve ismi Yesrib iken değişip Medinetü'r-Resûl, el-Medinetü'l-Münevvere Resûlullah'ın o mübarek nuruyla pür-nur olmuş, "nurlanmış olan o şehir" mânasına ismi değişmiş.

Arapça el-medine, "şehir" demek. el-Medine ama Peygamber Efendimiz'in şehri olduğu için ve ulemânın ittifakıyla dünyanın en mübarek yeri. Biz Medine'ye gelecekken Mekke-i Mükerreme'de camide imamlar âdetâ bir müjde gibi Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini bize açıp okudular. O hadîs-i şerîf geldi ki;

"Hani siz ey hac yolcuları! Burayı bırakıp Mekke-i Mükerreme'ye kalkıp gidiyorsunuz ama Medine-i Münevvere'nin de kıymetini bilin…" gibilerden hadîs-i şerîfler çıktı.

Medine-i Münevvere'ye Peygamber Efendimiz özel dua eylemiş. Diyor ki:

"Yâ Rabbi! Sen İbrahim halîlullâh'a, sevgili kulun Hz. İbrahim'e vaat edip onun oğlu İsmail'e Mekke'yi, o zemzemiyle Kâbe-i Müşerrefe'siyle mübarek, bereketli kıldığın, çeşit çeşit nimetlerini oraya yağdırdığın gibi, Medine'yi de bereketli kıl, iki kat bereketli kıl yâ Rabbi!.." diye dua etmiş.

Mekke-i Mükerreme'ye nispetle Allah tarafından bereketi kendisi için istemiş, iki misli daha bereketli ve şerefinin aynı şekilde büyük olmasını niyaz eylemiş. Mekke-i Mükerreme'nin haremi olduğu gibi Medine-i Münevvere'nin de bir haremi olmasını duasında isteyince tabiî ki Allah'ın sevgili kulu ve elçisi olması dolayısıyla muhakkak ki Allahu Teâlâ hazretleri de o şeyi ihsan etmiştir.

Onun için bizim Osmanlı şairlerinden bir zarif zât-ı muhterem diyor ki:

Bende medfundur deyu, eflâke fahreyler zemîn...

"Resûlullah bende defnedilmiştir diye yeryüzü göklere övünür. Bende medfun Resûlullah, benim bağrımda diye yeryüzü göklere iftihar eder." diyor.

Medine-i Münevvere'de, eski şehirlere iftihar eder. Allah'ın en sevgili eliçisi, en mübarek kulu, en yüce kulu, Makam-ı Mahmûd'un sahibi Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bende medfundur diye övünür. Hakikaten de o şerefe sahip.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i ziyaretin çok büyük sevabı var. Hacca gidip de Resûlullah'ı ziyaret etmemek olmaz. Resûlullah, ziyaret etmeyi kendisi temenni eylemiş, işaret buyurmuş. Hacıların hacca geldikleri esnada ya da hacdan dönerken Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'i, mescidini ziyaret etmesi, mescidinde namaz kılması, onun o yaşadığı yeri görmesi çok güzel bir şey. Peygamber Efendimiz'in türbesini ziyaret etmesi çok çok güzel bir şey.

Düşünün, Peygamber Efendimiz'in çevresindeki o çok mübarek insanları o, zevcât-ı tâhirât ümmühât-i müminîn -müslümanların anneleri olan validelerimiz-, Peygamber Efendimiz'in mübarek cennetle müjdelenmiş sahabilerinin büyük kısmı bu Medine-i Münevvere'de...

el-Bakîu'l-Garkad veya el-Bakî denilen meşhur Bakî kabristanı var. Peygamber Efendimiz'in hemen türbesinin kapısından şarka doğru bakıldığı zaman görünen muazzam bir kabristan. Orada, o mübarek insanlar medfun. Onları ziyaret etmek, Peygamber Efendimiz'in o mübarek kızı Fâtımatü'z-Zehrâ validemizi ziyaret etmek ne kadar güzel…

İşte böyle bir yerde bulunmanın mutluluğu içindeyiz. Allahu Teâlâ hazretleri sizlere de nasip eylesin. Peygamber Efendimiz'in rızasını, sevgisini kazanmayı Allahu Teâlâ hazretleri cümlemize nasip ve müyesser eylesin, aziz ve sevgili dinleyiciler.

İbadetler çok önemli… Çok önemli ama ilim konusunda Muaz radıyallahu anh'ten rivayet edilmiş bir hadîs-i şerîf.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuş ki:

Fazlu'l-âlimi ale'l-âbidi ke-fadli'l-kameri leylete'l-bedri alâ sâiri'l-kevâkib.

"Alimin âbid üzerine üstünlüğü dolunayın olduğu gecede öbür yıldızlar görünmez, ne kadar sönük kalırsa alimin kıymeti o kadar daha fazladır, o kadar daha kıymetlidir." buyurmuş. Onun için ilim fevkalade önemli ve ilim de ilim öğrenmek de cenneti kazanmak için fevkalade gerekli bir çalışma.

Onun için sevgili dinleyicilerim aman Kur'ân-ı Kerîm'i ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in hadîs-i şerîflerini, sünnet-i seniyye-i nebeviyyesini çok iyi öğrenin ve çoluk çocuğunuza mutlaka öğretin. Dinde bilgili ve fakih olun. Allah bir insanın dünya ve âhirette hayrını isterse ona, o hayrın anahtarı olan dinde bilgili olmak, görgülü olmak, sevgisinin doğru olması, sağlam olması, kalbinin nurlu olması, anlayışının tam olması nimetini verir. İnsanın zihninin, gönlünün ve kafasının dinî duygularla, bilgilerle dolması lazım. Aman bunu ihmal etmeyin.

Dünya bilgileri önemli, onları önemsememek olmaz. Çünkü onların hepsi insanoğlunun mutluluğu için, ilerlemesini sağlamak için ve hayatının tatlı ve güzel olması için gerekli olduğundan bizim dinimiz ilmin her çeşidine çok büyük önem veriyor. Ama ilimlerin en üstünü mârifetullahtır, Allah'ı bilme ilmidir.

Allah'a güzel kulluk etmeyi mutlaka çok iyi bilmeliyiz. Ârif, edib, zarif, kâmil, tatlı, itaatli, hoş halli, güzel ahlâklı, çok kaliteli müslümanlar olmalıyız, olmalısınız.Çoluk çocuğunuz öyle olmalı. hanımefendiler öyle olmalı, hanım kızlar öyle olmalı. O bakımdan ilme çok önem vermemiz gerekiyor.

Büyük bir alimin kitabında çok güzel bir tavsiye var diyor ki:

"Mutlaka mutlaka günde bir cüz Kur'an-ı Kerîm okuyun."

Tabi o hıza erişmek için biraz çalışmak lazım. En aşağı günde bir defa okuyun ki ayda bir hatim indirmek mümkün olsun. Tabi daha fazla da okuyan kimseler olabilir. Yedi günde bitirmek mümkün.

Kur'ân-ı Kerîm'i Pakistanlı kardeşlerimiz yedi bölüme bölmüşlerdir, "menzil" diyorlar. Yedi günde hatim indiriyorlar. Üç günde de hatim indirmek mümkün, Peygamber Efendimiz daha fazlasını tavsiye etmemiş. Daha sık olduğu, hızlı olduğu zaman mânasını düşünme imkanı azaldığından tavsiye etmemiş. Diyor ki o alim; Bir, "Günde bir kere bir cüz Kur'an-ı Kerîm okuyun."

İkincisi, mutlaka her gün birkaç âyet-i kerîme ezberleyin. İnsan birkaç âyet-i kerîmeyi ezberleyebilir. Allah'ın kelamından bir şeyler ezberlemiş olacak ve uygulamak üzere zihnine yerleştirmiş olacak. Çok güzel bir faaliyet. İşte ilmin yaşı, mesleği, cinsiyeti yoktur; yaşlı olan da genç olan da, hanım olan da bey olan da, çocuk olan da genç olan da herkes günde birkaç âyet-i kerîme ezberlemeli. Kur'ân-ı Kerîm'i bilmeli, sonra ezberlemeli… Hafızamızda olmalı; çünkü namaz Kur'ân-ı Kerîm'le oluyor, o bilgiler bize lazım.

Üçüncüsü de çok önemli! Her gün birkaç âyet-i kerîmenin tefsirini geniş bir şekilde tetebbu edin, araştırın, düşünün, tefekkür edin diyor. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm Allahu Teâlâ hazretlerinin kelamıdır ve orada eskilerin ve yenilerin geçmişin ve geleceğin ilmi vardır. Bütün ilimler oradadır ve bütün ilimlerin kaynağı olan insanın şahsiyetinin en güzel tarzda gelişmesine sebep olan bilgiler oradadır. İman bilgisi oradadır. İslâm'ın ruhu onun içindedir. Kur'an'a sımsıkı yapışan kurtulur.

Görüyorsunuz fitneli devreler, din düşmanları, münafıklar, kâfirler, itirazcılar, şeytan, nefis var, kötü huylar var. Mazlum müslümanları düşünün; onlara zulmeden, hiç yoktan İslâm'a düşman olan insanları düşünün ve bunların karşısında düşmanlar var. İslâm'ı, Kur'ân-ı Kerîm'i çok iyi bilmek lazım. Onun için iki-üç âyet ezberleyin; birkaç âyetin de tefsirini geniş bir şekilde öğrenin diyor.

Hz. Ömer Kur'ân-ı Kerîm üzerinde üç çeşit çalışma yaparmış; bir hızlı Kur'ân-ı Kerîm okurmuş; bir orta boylu, orta hızlı okurmuş; bir de böyle her âyet üzerinde enine boyuna derin derin düşünerek okurmuş. "Daha Kur'ân-ı Kerîm'in başlarında kaldım, henüz daha şu sûreden öteye gidemedim." buyurmuş.

Onun için sevgili dinleyicilerim, Kur'ân-ı Kerîm ile ilgili çalışmanızı en öndeki çalışmanız haline getireceksiniz. Biliyorum her birinizin mesleği var, işi var, çalışmaları var, tamam talebesiniz, memursunuz, esnafsınız, tüccarsınız, sanayicisiniz, fabrikatörsünüz amma en başta gelen işiniz Kur'ân-ı Kerîm'i bilmek olacak.

Kendinizi günde bir cüz okuma seviyesine getirin. Günde birkaç âyet-i kerîme mutlaka okuyun ve birkaç âyetin geniş açıklaması üzerinde derin derin tefekkür ederek bilginizi, görgünüzü yaygınlaştırmaya gayret edin. Bu çok çok önemli bir husus… Alimin kıymeti ilmi olmadan, kuru kuruya ibadet eden bir insandan çok fazla oluyor.

Benim burada gördüğüm hususlardan birisi sevgili dinleyicilerim, biz Türkiye'den gelmiş hacı kardeşlerimize bakıyoruz; çok sevimli, çok uyanık, çok tatlı insanlar, böyle bakarken gözlerimin içi gülüyor, çok hoşuma gidiyor onların bu halleri; ama İslâm'ı çok iyi bilmemiz lazım. Din hususunda, ibadeti yapış tarzımızda davranışlarımızda vesairede İslâm'ı çok iyi bilmeli, onlardan yana kendimizi takviye etmeliyiz. Kimsenin yanında daha geride kalmamalıyız.

Düşünün ki, mübarek ecdadımız öyle İslâmî eserler yazmışlar ki Araplar bugün o eserleri kaynak eser olarak okuyorlar. İmam Buhârî, Buhara'da yetişmiş; İmam Tirmizî, Buhara'ya yakın aynı memlekette Tirmiz'de yetişmiş; İmam Serahsî büyük fakih... Bizim milletimiz her ilim dalında çok büyük alimler yetiştirmiştir. Onlar da İslâm'ı hem kendileri çok iyi bilmişler hem de başkalarının bilmelerine sebep olacak muazzam eserler yazmışlar. Biz onların torunlarıyız, bize de yakışan Kur'ân-ı Kerîm'i, İslâm dinini çok iyi bilmektir.

Bir hadîs-i şerîf daha okuyarak sözümü tamamlamak istiyorum.

Peygamber Efendimiz Ebu Saîd el-Hudrî hazretlerinden İmam Buhârî ve Müslim'in rivayet ettiklerine göre buyurmuş ki:

el-Ğuslü yevme'l-cumuati vâcibun alâ kulli muhtelimin ve en yestenne ve en yemesse tayyiben in vecede.

"Buluğa ermiş olan her müslümana cuma günü yıkanmak gereklidir, şarttır"

Yıkanmalı müslüman.

Neden?

Cuma namazı var, camiye tertemiz gidecek. Tepeden tırnağa bir gusül abdesti almak ve en yestenne bir de "dişlerini misvaklayacak", fırçalayacak, dişleri de pırıl pırıl tertemiz olacak, ağzı kokmayacak, dişleri nur saçacak, tebessüm ettiği zaman etrafı aydınlatacak. Ve en yestenne tîben invecede, Peygamber Efendimiz "bulursa da, bir de güzel koku sürünecek" diyor.

Düşünün bir insan güzelce dişlerini fırçalamış, tertemiz güzelce yıkanmış, tabi Allah'ın evi camiler, oralara gelen insan en güzel tarzda giyinecek, camiye girecek. Herkes yanında bulunduğu insanın temizliğinden, güzel kokusundan memnun olur. Aksine bir şey olsa ondan da üzülür, pis kokusundan pisliğinden kirliliğinden üstü kömür, is, pas, yağ vs. olsa aman üstüme sürünmesin diye sakınır.

Onun için cuma günü yıkanmanızı da tavsiye ederim. Cuma namazını hiç ihmal etmemenizi tavsiye ederim. Aman sevgili dinleyicilerim eğer üzerinize cuma farzsa, hemen abdestinizi alın cumaya gidin. Çünkü üç cumaya mazeretsiz gitmeyen insanın Allah gönlünü mühürler, kapatır.

Dükkânın zabıta memuru tarafından gelinip kepenklerinin kapatılıp kırmızı mühürle kapatıldığını düşünün. Bir ay ticaret yapamayacak, faaliyeti süremeyecek, o gelsin gözünüzün önüne... Allah insanın kalbini mühürleyince o zaman gönlü çalışmıyor, o zaman gönülsüz, tatsız, tuzsuz bir hayat başlamış oluyor. Onun için aman cumanın bayram olduğunu bilin ve cumaya göre hazırlanın ve cumanın bütün mükâfatlarından Allah sizi istifade ettirsin.

Hacca gelmiş olan kardeşlerimizin haclarının kabul olmasını dilerim. Hacda çeşitli şekillerde hayatını kaybeden, hasta gelip de burada hastalığı dolayısıyla vefat eden kimseler var; onlara da rahmet dilerim. Hacda vefat etmiş insanlar çok büyük makamlara ermiş oluyorlar, onların şefaatlerini dilerz, kalanlara sağlık, âfiyet dileriz.

Size de dünyanın ve âhiretin her türlü hayırlarını Allahu Teâlâ hazretlerinden dilerim. Allah gönlünüzce size neler istiyorsanız, dünya ve âhiret için onları ihsan eylesin. Gönlünüz mutlu, içiniz aydın, tatlı, şen olsun. İşlerinizi Allah rast getirsin, kesenize Halil İbrahim aleyhisselam'ın bereketini ihsan eylesin, bereket taşsın. Onun gibi cömert olun, sağa sola hayrınız hasenâtınız olsun. Çoluk çocuğunuzla, sevdiklerinizle Allah sizleri mutlu ve bahtiyar eylesin.

Eğer evvelce hacca gelmişseniz tekrar tekrar gelmeyi nasip etsin. Eğer hiç gelmemişseniz, hac biraz da mâlî bir ibadet, o mâlî kudrete sahip olup zengin olmayı ve nice nice defalar böyle hacca gelmeyi nasip eylesin. Bize şu anda nasip olduğu gibi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in Medine-i Münevvere'sini de ziyaret etmek nasip eylesin.

Hepimiz Peygamber Efendimiz'in sevgisine nâil olalım. Allah Peygamber Efendimiz'in sevgisine, teveccühüne, iltifatına, şefaatine cümlemizi nâil eylesin, cennette bizi onlara komşu eylesin.

Allah'ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.

Sayfa Başı