M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (61)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Tarikat derslerini bir müddet bırakıp yeniden başlayan bir insan ne yapması lazım? Önceki derslerin kazası olur mu? Bu durumda müridle mürşidin bağlantısı kopar mı?

Cevap: Eski derslerin kazası olmuyor. Tevbe istiğfar edecek. Allah affetsin diyecek hocasına da gelip özür dileyecek. Allahu Teâlâ hazretleri kusurlarını affetsin ne diyelim, yani yapması gereken vazifeleri sevaplı işleri kaçırmış oldu. Allah bir daha o durama düşürmesin demek [lazım.]

Soru: 22 Haziran Cumartesi arefe gününü oruçlu geçirmeyi tavsiye ettiniz. Çevremizdeki hocalar o gün Arabistan'da kurban bayramı olduğu için oruç tutulmaz dediler, ne diyorsunuz?

Cevap: Arabistan'a karıştırmalarını doğru bulmadım. Çünkü Arabistan'da zaten bir gün evvel yaptılar. Bir gün evvel yaptılar ama hacıların hacılığı kabuldür de doğrusu Türkiye'ninki idi. Arabistan'da bayram bile olsa orada bayram değil olduğu için burada arefe günü olduğu için burada bu sevabı kaçırmamaları lazım geliyordu. Çünkü burası Arabistan değil burası Türkiye.

Beldelerde farklı zamanlarda Ramazan, bayram, kurban olabildiğini tarih kitaplarında görüyoruz. Herkes kendi beldesine tâbi olması lazım geliyordu. Arefe gününde buralarda olan insanların oruç tutması çok sevap diye ben sevabı kaçırmasınlar diye söyledim, bazı arkadaşlar pişmiş aşa su katıp demek ki sevabı engellemişler günaha girmişler. Bir sevabı engelleyip insanların sevaba girmesini engellemişler bilmeden işe karışmışlar.

Sözü tam anlayın tam dinleyin, burada tek başınıza bayram yapacak haliniz de yok, başkasının bayramı nasıl tespit ettiğini de bilemiyorsunuz, bizim buradaki şeye tâbi olursunuz hatırınızda olsun.

Soru: Bende çok uyku hastalığı var, lüzumsuz uyuyorum diyor.

Cevap: Allah şifa versin. Uyku bazen hastalıktan olur. Yani vücudunda bir eksiklik, bir hastalık vardır. Doktora gitsin, eğer bir hastalık yoksa, çok yemek yiyorsa çok yemeği keserse uyku azalır. Yemeği azalttığı zaman uyku kendiliğinden hafifler. Vücudunda bir eksiklik varsa ilaçlar alır ona göre kendisini takviye eder. Mânevî bir kusur varsa Allah affetsin, tevbe ve istiğfar eylesin, inşaallah düzelir.

Soru: Hocam karşımızdaki kardeşimizin kusurları büyük bir kalabalığı etkiliyorsa o zaman ne olacak? Bu kişi bir başkan ise yine mi tenkit etmeyeceğiz?

Cevap: İslâm'da nasihat denilen bir müessese vardır, yani müslümanın müslüman kardeşine karşı nasihat vazifesi var.

Bu nasihat ne demek?

Samimi olmak, içten olmak demek ve kusuru varsa lisan-ı münasip ile bildirmek, anlatmak demek. Kusurda ısrar ediyorsa o zaman alenen de söylenebilir. Bak bu şeriata uygun değil, şurada bir kusur vardır diye ilk önce kendisiyle konuşursunuz, ondan sonra hatasında, günahında ısrar ediyorsa bak bu hata işliyor diye de söylemek gerekir. O başkan olursa vebali daha çok oluyor, onun için onu ikaz etmek daha önem kazanıyor.

Soru: 4-5 ay evvel evlendim. Bir süre önceye kadar derslerimi yapıyordum sonra aksattım

Soru: Bazılarına göre güya mürşitlerin talebelerine verdikleri derslerde "Sen bin tane çek, sen iki bin tane çek." demeleri hatalıymış, buna muktedi değillermiş, peygamberimiz zamanında böyle değilmiş güya, tesbih sayıları sabitmiş. Lütfen bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

Cevap: Peygamber Efendimiz'in muhtelif hadîs-i şerîfleri var, muhtelif sahabesine tavsiyeleri var. O tavsiyelere göre biz de o hadîs-i şerîflerdeki şeyleri söylüyoruz. Bir de insanların kendilerinin kabiliyetleri ve tabiatları vardır. Mürşit o kabiliyet ve tabiatına göre müride dersini söyler ve değiştirir, takip eder, yani doktorun ilacın miktarını söylediği gibi.

Zikrin illa az yapılacak diye bir alt hududu var, daha yukarı çıkılmaz diye bir fikre sahipse bu tenkitçiler yanlıştır. Çünkü Peygamber Efendimiz çok zikretmeyi tavsiye ediyor, Kur'ân-ı Kerîm de tavsiye ediyor.

Yâ eyyuühellezîne âmenü'z-kürullâhe zikran kesîrâ ve sebbihûhü bükraten ve esîlâ. Çok zikretmeyi âyet ve hadisler tavsiye ediyor. Onun için yanlıştır onların sözleri. Âyetleri hadisleri okusunlar biraz, böyle bilmedikleri şeylere bilmeden karışmasınlar.

Soru: Kadınlar altınlarının zekatını kendi altınlarından vermek istemiyorlar diyor birisi, erkek olarak biz vermek zorunda mıyız?

Cevap: Hayır, zorunda değilsin herkes kendi vazifesini kendisi yapacak. Vermezse zekatını vermemiş insan olarak cezayı onlar çekerler ama sen ona acıdığından onun yerine verebilirsin. Bir de şöyle oluyor, şimdi zekâtı vermek için bileziği bozmak lazım, bileziği bozmaktansa sen ona hayrına onun zekatını onun namına veriverirsin. Bilezik yerinde durur. Yani bu durumlar olabiliyor, verirseniz hayır olur. Senin namına ben veriyorum falan diyerek.

Soru: Düğünlerde gelinin beyaz gelinlik giymesi doğrumudur?

Cevap: Gelinliğin rengi hususunda bir mecburiyet yok. Eski gelinlikleri inceliyoruz biz, Osmanlıların eski kültürel kıyafetleri müzelerde filan görülüyor. Mor, kırmızı oluyor, çeşitli şekillerde olabiliyor. Beyaz gelinlik daha ziyade batıdan gelmiş, yani bizim gelinlerimiz allı pulluydu eskiden, mâlum allı pullu gelin derlerdi. Bu beyaz kıyafet onların kilisede giydikleri bir kıyafetmiş. Batılılara, gayrimüslimlere benzememek bakımından onu giymemek daha iyi gibi yani. Bir mecburiyet yok beyaz giyilecek giyilmeyecek diye ama takliden onların kilisede giydiği bir kıyafetse özellikle giymemeye dikkat etmek uygun olur.

Soru: Muhterem hocam, size iki bid'at hakkında soru soracağım. Birincisi imamların fes üzerine sarılmış sarıkla beraber olan kavuk giymeleri. Sarık sarma sünnetini ortadan kaldırmıyor mu?

Cevap: Hayır, sarık sarma sünnetini yerine getiriyor. Yani Peygamber Efendimiz fes yerine kalensöve derlerdi eskiden kalensöve giyip namaz kıldı, kalensövenin üzerine sarık sardı. Öyle de tatbikatı var, hiç kalensövesi olmayan yani fesi olmadan sadece sarık sarıp öyle de namaz kıldı. Bazı kereler de başı açık kıldığı da olmuş, yani her çeşidi var ama sarık sarmak sünnet.

Şimdi bu kavukların üzerine de dolana dolana bir sürü şeyler sarıldığı için bir hadîs-i şerîfte geçiyor ki her dolamasına bir sevap var. Onun için bu da sarık sarıldığı için üstüne o sevabı alıyordur diye Rabbimizin lütfundan umarız. Yani o işi yapmanın bir şekli olmuş oluyor. Bidat değil yani inşaallah.

Soru: Sorduğu sorunun ikincisi, teheccüd namazının cemaatle kılınması hakkında İmam-ı Rabbani'de bidat ve mekruh olduğu yazıyor. Ben İskenderpaşa'da cemaatle teheccüd kılındığını gördüm, acaba bilmediğim bir şeyler mi var diye açıklarsınız diye sordum.

Cevap: Nafile namazlar esas itibariyle yalnız kılınır. Tek başına kendisi hissede ede, şuurunu, tadını çıkarta çıkarta kılar. Ama bunları cemaatle kılmak mekruh görümüştür denilmiş ama tesbih namazı mesela bir nafile, sevaplı bir namazdır;cemaat öğrensin diye ve tek başına kalsa kılamayacak diye cemaatle kılınmasını bazı kitaplarda şimdi mekruh değildir, bu zamanın şartlarına uygundur diye söylemişler.

Bizim geçen ramazanda başlatmıştık teheccüdü cemaatle kılmaya. Çünkü hatim sürüyorduk, yani herkes hatmi okuyamadığından hatim sürerken cemaatle teheccüd namazı kılıyorduk. Bunu Mekke-i Mükerreme'de ve Medine-i Münevvere'de de yapıyorlar. Ramazan'ın son on gününde teheccüdü beraberce kılıyorlar. Allah'ın izniyle yani sevaplı bir şey, inşaallah bir mahsuru yoktur. Mekke'de ve Medine'de halen yapıyorlar biz de öyle şey yaptık. Bir iki senedir bazı hafız kardeşlerimizi de buraya çağırarak o namazın burada da kılınmasını şey yaptık. Kur'ân-ı Kerîm tekrar edilmiş oluyor, hatim sürülmüş oluyor o bakımdan güzel olduğu kanaatindeyim.

Soru: Ana ve babası ehl-i şirk ise mü'min evladın görevleri nelerdir? Akrabaları da ehl-i şirk ise onlara yardım yapılabilir mi?

Cevap: Ehl-i şirk demek müşrik demek, yani Allah'a inanmıyor da kâfir demek. Onlara bir yardım falan yapılmaz. Öyle kimseler annesi babası olursa tabii evlat olarak onlara evlatlık yapacak ama İslâm'ı telkin edecek ve onların onlardan farklı olduğunu bilecek. Ama şuursuz demek istiyorsa, hani bazı yanlış fikirleri var, yani annesine babasına gitsen sorsan "Sen nesin?" diye. Belki diyecek ki, "Ben müslümanım elhamdülillah." Ama evlat beğenmiyor onları, biraz kusurlu buluyor. O durumdaysa tabii onların kusurlarını yavaş yavaş düzeltmek için bir politika uygulayacak, anlatacak, kitaplar verecek, bantlar götürecek filan, yavaş yavaş onları doğru yola çekmeye çalışacak.

Soru: Askerlikte namazları seferi mi normal mi kılacağız?

Cevap: Bir yerde oturduğu garantiliyken dört rekât kılar, yola çıktığı zaman tabii ne kadar kalacağı nereden ne tarafa gidileceği bilinmediği zaman o zaman seferî sayılır. Fakat kışlada oturuyorlar, üç ay belli ki orada duracaklar talim görecekler, o zaman dört rekât kılar.

Soru: Askerde namaz kılamayan birinin orada kalması doğru mu, kaçmak gerekir mi?

Cevap: Kaçmak gerekmez onu net olarak söyleyeyim. Hükümetten korktuğum için filan değil de, askerlik bir vazifedir, şereflidir ve sevaplıdır, kaçmak gerekmez. Namazı kılacak orada. Biz askerliği yaptık biliyoruz, sizlerin içinde de askerlik yapmış olanlar vardır, bilirler. Askerde namaz kılınabiliyor, hiç aksatılmadan namaz kılınabiliyor. Kılmaya çalışacak. Kaçarsa nizamı bozacak, cezaya uğrayacak, sonra herkes kaçarsa bu memleketi kim savunacak? Yanlış bir şey. Kaçmayacak ve vazifeyi yapacak.

Sayfa Başı