M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

İşi tam, eksiksiz, sanatına muvâfık, hakkını vererek yapmak

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

el-Hamdü li'llâhi rabbi'l-âlemîn. Ve's-salâtü ve's-selâmü alâ seyyidi'l evvelîne ve'l âhirîn. Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihî ecmaîn ve men tebiahû bi-ihsânin ilâ yevmi'd-dîn.

Emmâ ba'd:

İnnellâhe yuhibbü izâ amile ahadikümü'l-amele en yütkınehû.

Sadaka rasûlullahi fîmâ kâ ev kemâ kâl.

Aziz ve muhterem kardeşlerim!

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerine olsun. Rabbimiz ibadetlerimizi, taatlerimizi kabul eylesin. Şu mübarek Cuma akşamında yapmış olduğunuz dualarınızı, dileklerinizi, medetlerinizi, dünya ve âhiretin hayırlarını sizlere ve bizlere ihsan eylesin.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bazı hadîs-i şerîflerini okuyup izah etmek istiyoruz, ondan sonra Cuma akşamı zikrimizi yaparız.

Tabarânî'nin rahmetulllahi aleyh rivayet ettiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuşlar ki;

İnnellâhe yuhibbü. "Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ hazretleri sever." İzâ amile ahadikümü'l-amele. "Sizden biriniz bir iş yaptığı zaman." En yütkınehû. "Onu mükemmel bir tarzda yapmış olmanızı sever."

Allahu Teâlâ hazretleri, hangi işi yapıyorsanız o yaptığınız işi mükemmel, olgun, tam, eksiksiz, sanatına muvâfık, hakkını vererek yapılmış olmasını sever. Peygamber Efendimiz böyle buyuruyor.

Demek ki hangi işi üzerimize alırsak alalım, hangi işle meşgul olursak olalım o işi güzel yapmaya çalışacağız. Caminin hocası isek hocalığımızı güzel yapacağız. Namaz kılıyorsak, cemaat isek ittibamızı güzel yapacağız. Kur'an okuyorsak tecvidi ile güzel okuyacağız. Müslümanlık yapıyorsak Allah'ın emirlerini tam tutacağız. Bir kısmını tutup bir kısmını tutmamak, bir kısmını beğenip bir kısmını beğenmemek olmaz. Her şeyimizi mükemmel yapacağız. Evin reisi isek, koca isek kocalığımızı güzel yapacağız. Evin hanımı isek hanımlığımızı güzel yapacağız. Anne isek anneliğimizi güzel yapacağız. Evlat isek evlatlığımızı güzel yapacağız. Yani hangi iş olursa olsun onu güzel yapmak müslümanın şânındandır. Müslümanın bir güzellik duygusu olması lazım, bir estetik şuuruna olması lazım, bir mükemmellik hasreti, isteği olması lazım, yaptığı şeyi güzel yapması lazım. Onun sanatının üzerine sanat olmamalı, ortaya koyduğu eserlerin daha güzelinin kimse yapmamalı; birinciliğe çalışmalı, koşmalı daima, en güzelini yapmaya çalışmalı.

Hepimizde bu şuur olsun, inşaallah hangi işi yapıyorsak onu güzel yapmaya, mükemmel yapmaya bundan sonra gayret edelim. Çünkü Allah sever diyor Peygamber Efendimiz, o kimseyi sever diyor. Yaptığımız işi baştan savma yapmayalım, savruk yapmayalım, derme çatma yapmayalım. Sonra bir başkasının gelip tekrar düzeltmesine sebep olacak tarzda yapmayalım, güzel yapalım. Herkes bizim yaptığımız işi beğensin, itibar etsin. Tamam, o mu aldı bu işi üzerine, tamam, o yapar, becerir diye itibar etsin.

Onun için kendinize ve çocuklarınıza bir işi mükemmel yapmak şuurunu aşılayın. Güzel yapma, en güzelini ortaya koyma, evde yarış edeceğiz, hepimiz daha güzelini, daha güzelini yapmaya çalışacağız. Böylece cemiyetimiz terakki edecek, toplumumuz gelişecek, güzeli bulmaya, en doğruyu bulmaya çalışacağız.

Allah bizi o güzel duyguya sahip eylesin.

Bir hadîs-i şerîfinde buyurulmuş ki;

İnnellahe cemîlün yuhibbü'l-cemâle. "Allah kendisi güzeldir, her türlü güzelliği yaratmıştır, her türlü kemâlât ile muttasıftır, kendisi gerçekten güzeldir." Ve yuhibbü'l-cemâle. "Güzelliği sever."

Güzel olmasını sever, temiz olmasını sever, elbisenin güzel olmasını sever, sakalın güzel olmasını sever, tıraşın güzel olmasını sever, dişin iyi fırçalanmış olmasını sever. Her şeyin güzeli müslümana yakışır.

İnnellahe teâlâ ye'cebu min sâilin yes'elü ğayra'l-cenneh ve min mu'tin yu'tî li-ğayrillah ve min müte'avvizin yete'avvezu min ğayri'n-nâr.

Hatîb-i Bağdâdî İbn Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet eylemiş. Bu ikinci hadîs-i şerîfte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor ki;

"Hiç şüphe yok ki Allahu Teâlâ hazretleri cennetten gayri bir şey isteyen isteyiciye şaşar. Vay şaşkın vay! Cenneti istemiyor da cennetten gayrı bir şey istiyor diye cennetten gayrı bir şey isteyene şaşar."

Ve min müte'avvizin yete'avvezu min ğayri'n-nâr. "Cehennemden gayri başka bir şeyden sığınana da şaşar."

Demek ki, bu hadisten anlaşılan şu ki asıl istenecek hedef cennettir, cenneti istemeliyiz. Asıl sığınılacak olan tehlike cehennemdir. Cehennemden sığınmak, sakınmak, kaçınmak için bütün dikkatimizi kullanmalıyız. Ve verdiğimiz şeyi Allah için vermeli, aldığımız şeyi Allah için almalıyız. Kim imanını tamamlamak istiyorsa böyle yapacak. Allah için verecek Allah için alacak, Allah için sevecek, Allah için kızacak.

Cennet, Allah'ın kullarına mükafatını topladığı yer, orayı elde etmek için var gücümüzle çalışacağız. Bu, burada bir ev almaya benzemez, bir araba almaya benzemez, para kazanmaya benzemez, maaş elde etmeye benzemez. Bu, ebedî mutluluk. Onun için bütün gücümüzle cenneti kazanmaya çalışacağız.

Cehennem, Allah'ın kahrının tecelli ettiği korkunç bir yer, oradan da kaçınmak için bütün gücümüzle gayret edeceğiz. Çünkü oyuncak değil, işin ucunda ebedî olarak en korkunç azaplara uğramak var. Bitmeyen, tükenmeyen bir azap. Cehennem ehli için ölüm bile bir kurtuluş olacak ama ölmeyecekler.

Lâ yukdâ aleyhim fe-yemûtû ve lâ yuhaffefü anhüm min azâbihâ. "Ölmeyecekler ve azabı hafiflenmeyecek. Ölseler kurtulacaklar ama Allah öldürmeyecek."

Cehennem öyle korkunç bir yer.

Onun için her yaptığımız işte Allahın rızasını gözetmeliyiz.

Bizim tarikatımızda büyüklerimizin bize öğrettiği nedir?

İlâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî. "Yâ Rabbi! Ben seni düşünüyorum, seni istiyorum ve senin rızanı hedef aldım, başka bir arzum, hedefim yok."

Bütün işimizi böyle yapacağız. Konuştuğumuz zaman Allah rızası için konuşacağız. Susuyorsak Allah rızası için susacağız.

Şimdi bugün bir arkadaş anlatıyor, büyüklerden birisini anlatıyor, vefat etmiş.

Allah şefaatine erdirsin.

Araziler bizimdi, memleketimize, köyümüze geldiler istila ettiler diyor. Demiş ki, amcası ile veyahut dayısı beraberlermiş galiba, amca ben çifteyi alacağım bunları vuracağım demiş. Gelip bizim arazilemizi gasp ediyorlar, ev yapıyorlar, tarlalarımızın, arazilerimizin üzerine yapıyorlar yani, ben bunları çifte ile öldüreceğim demiş.

"Evladım, ocaktan maşayı al bakalım." demiş, almış.

"Bırak bakalım!"

Maşayı bırakmış.

"Çek elini!"

Çekmiş elini, havada duruyor, havada.

Bak, adamın manevî gücüne bak!

Maşayı al eline, almış, tut maşayı, tutmuş, bırak maşayı, bırakmış maşa havada duruyor.

"Bak demiş, ben istesem bunlarla uğraşırım yani Allah bana bu kuvveti vermiş. Bak bu maşayı havada tutacak kadar Allah'ın sevgili kulu olmuşum. Ama sabretmek daha iyidir. Sabredelim, Allah daha büyük mükafat verir." demiş.

Onun için kızdığı zaman Allah rızası için kızacak, sabrettiği zaman Allah rızası için sabredecek, Allah'ın rızasını gözetecek. İstese onunla, o gücüyle onları kahredebilir ama kahretmiyor, cezalarını verebilir ama vermiyor, Allah için sabrediyor. Her işimizi böyle yaptığımız zaman Allah'ın sevgili kulu oluruz.

Sabredeceğiz, şükredeceğiz, Allah için vereceğiz, Allah için zahmet çekeceğiz, Allah için çalışacağız, Allah için ter dökeceğiz, Allah yolunda hayırlı ömrümüzü geçireceğiz. Sıkıntılara, mihnetlere, meşakkatlere tahammül edeceğiz.

Rabbimiz bize şuuru ihsan eylesin.

[Amin.]

İnnellâhe te'âlâ yakûlü ene sâlisü'ş-şerîkeyni mâ lem yahun ahadühümâ sâhibehû fe-izâ hânehû haractü min beynihimâ.

Ebû Dâvud rahmetullahi aleyh'in Ebû Hüreyre radıyallahu anh'ten rivayet etmiş olduğu bir hadîs-i şerîf, sonuncu, üçüncü hadîs-i şerîf. Ebû Dâvud sahih hadis kitabı yazmış büyük alimlerden birisi. Diyor ki;

"Allah Teâlâ hazretleri buyurur ki, iki ortağın ben üçüncüsüyüm."

Yani iki müslüman ortaklık kurarsa, gel beraber bir dükkan açalım sen sermaye koy ben fiilen çalışayım. Veya sen şu kadar koy ben şu kadar koyayım, kârın şu kadarı senin olsun bu kadarı benim olsun ortaklık yapalım. Buyur, tamam anlaştık hemen bir dükkan açıyorlar, bir ticaret başlatıyorlar tamam.

Bu iki ortağın üçüncüsü kimdir?

Allahu Teâlâ. Allah da ortak oluyor. Allah'ın ortak olduğu bir işte ne kadar hayır ve bereket ve feyiz olacağını düşünün!

Ortak kim?

Ahmet ve Allah celle celalühü. Yani bu şerefin tarifi, dille tarifi mümkün değil.

Üçüncüsü Allah'tır ama ne zamana kadar buyurmuş Rabbimiz?

Mâ lem yahun ahadühümâ sâhibehû. "Ortaklardan birisi öbür ortak kardeşine hıyanet etmediği zaman boyunca."

Kasaya para geliyor, ortak camiye gitmiş, sok paranın bir kısmını cebine, ne oldu?

Hıyanet oldu, hainlik oldu.

Şu fiyattan adama mal sattı, şu kadarını gösterdi, şu kadarını cebine, ne oldu?

Hıyanet oldu.

Ha hıyanet oldu mu, hıyanetin olduğu, hainliğin olduğu ortaklıkta Allah durmaz. O zaman ben onların arasından;

Fe-izâ hânehû haractü min beynihimâ. "Ben o ikisinin arasından o zaman çekilir ayrılırım." buyuruyor.

Buradan anlıyoruz ki müslümanların bir araya gelip büyük teşebbüsler yapması lazım. Her birinize bakıyorum ya işçi ya da sade, basit bir ticaret, az bir şey yapıyor. Böyle bir araya gelip de büyük iş yapmaya alışmamışız. Şu camileri Allah bize nasip etmiş; Türk kardeşlerimiz var, Arap kardeşlerimiz var, beraber namaz kılıyoruz, şey yapıyoruz.

Hiç görülmüş müdür bir Arap kardeşimizle bir Türk kardeşimizin ortaklık yaptığı?

Hiç görülmemiştir. Türkün Türkle yaptığı bile görülmemiştir. Halbuki ortaklık yapsak bir ortağımız da Allah olacak, hayır olacak, bereket olacak.

Biz, üniversiteden vazifeli gitmiştik, Münih'te 6-7 ay kaldık, döneceğimiz zaman arabamız var ama eşyalarımızın arasına bir de bizim çocuğun bisikleti var, arabanın içine o sığmıyor. Araba küçük sığmıyor. Birisi de Münih'ten Türkiye'ye ev eşyası nakledecekti. Ona gittik dedik ki, o da bir caminin hocası, Türkiye hakiki dönüş yaptı. Dedik ki şu çocuğumuzun böyle bir bisikleti var, bizim arabanın içine sığdıramadık, bunu sen alır mısın? Götürülmeyecek bir şey değil, başka ağır bir şey değil. Kocaman, arkası kapalı bir arabası vardı, Türkiye'ye eşyasını götürüyor yani onun için zor olmadığını biliyorum.

Adamcağız, Allah selamet versin, yaşıyorsa Allah uzun ömür ihsan eylesin. Dedi ki;

Memnuniyetle... Neden olduğunu söyleyeyim dedi, kendisi Türkistanlı. Bizim Türkistan'da çok büyük zenginlerin, ağaların, beylerin yüzlerce dönüm arazisi olur. Uçsuz bucaksız arazi bir adamın, uçsuz bucaksız... Oraya ekin eker, mahsül eker, yanında da bir fakirin yarım dönüm, bir dönüm, birbuçuk dönüm küçücük bir tarlası var, gider onunla ortaklık yapar. Kendisinin ihtiyacı yok, muhtaç değil adam, zengin. Ama o fakirle gidip ortaklık yapar, bizim Türkistan'da âdet böyledir dedi.

Neden?

O fakirin fakirliği hürmetine, boynu büküklüğü, gözü yaşlılığı hürmetine Allah bana da rahmet eder de bana da bereket verir diye onu da ortaklığa katar. Sen de ekininde ortak ol diye onu da katar dedi. Onun için yani ben bu senin çocuğun bisikletini memnuniyetle taşırım. Belki o bisikletin hürmetine benim arabada kazadan korunur dedi. Böyle güzel bir şekilde izahta bulundu. Ben hayran kaldım o Türkistan'daki kardeşlerimizin düşüncesine.

Aziz kardeşlerim!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki;

Lâ tedhulü'l-cennete hattâ tü'minû. "İman etmedikçe cennete giremezsiniz."

Bu doğru, tamam, anlıyoruz imansız insanın cennette ne işi?

Babası sokmaz onu, kovar...

Ve lâ tu'minû hattâ tehâbbû. "Biribirinizi candan sevmedikçe de hakiki mü'min olamazsınız."

Eğer şu camide bazı kimseler bazı kimselere buğz ediyorsa, birisi ötekisine kızıyorsa, o onu sevmiyorsa, o onun aleyhinde ise, bu bunun aleyhinde ise imanında zaaf var demektir. Şu şehirdeki müslümanların bir kısmı bir kısmına düşmansa, Araplar Arnavutlara, Arnavutlar Türklere, Türkler Türklere, Türkler bilmem Çerkezlere hasımsa imanda zaaf var. İmanı hasta, hastalıklı demektir. Has halis mü'min öteki mü'min kardeşini sever. Sevmeyen ise, sevmeye uygun olmayan bir takım duygular kalbinde dolaşıyorsa onları atmaya çalışır. Onları içinden çıkarmaya gayret eder.

Biribirinizi sevmedikçe hakiki mü'min olamazsınız demek, biribirinizi sevmedikçe cennete giremezsiniz demek. Çünkü iyi mü'min olmadıkça cennete girmiyor. Onun için Arap yüzü kapalı kardeşimizle, zenciyle, Fijili ile, Hindistanlı ile, Türkistanlı ile, filanca yerdeki, falanca yerdeki müslümanı da seveceğiz. Bağrımıza basacağız, başımızın üstünde yeri vardır diye hürmet edeceğiz. Kusuru varsa samimiyetle söyleyeceğiz. Yüzüne karşı söyleyeceğiz, yanına gelip söyleyeceğiz. Arkasından konuşmak çok büyük günah oluyor ve cemiyetin bütün bağlarını çökertiyor, kopartıyor. O zaman biribirimizi sevmeye gayret edelim. Sevmenin çok önemli bir iş olduğunu bilelim. Bu sevgiyi sağlamanın gayreti içine girelim.

Allahu Teâlâ hazretleri bizi sevmediği her çeşit huylardan pak eylesin. Sevdiği her çeşit güzel huylara sahip eylesin. Dünyamızı ve âhiretimizi mâmur eylesin. Cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin.

[Amin.]

Fâtiha-ı şerîfe mea'l-besmele.

Sayfa Başı