M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Her Yaptığınız İşi Allah Rızası İçin Yapacaksınız!

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuh…

Cumanız mübarek olsun.

Size Medine-i Münevvere'den kucak dolusu selamlar dualar…

Allahu Teâlâ hazretleri dünya ve âhiretinizi mâmur eylesin, sizi iki cihanda mesut ve bahtiyar eylesin.

Peygamber-i Zîşan Efendimiz hazretlerinin kadim Medine-i Münevvere'si, yeryüzünün en güzel beldesi durumunda. Bizim Osmanlı şairlerinden birisinin söylediği gibi;

Bende medfundur deyu eflâke fahreder zemîn.

Peygamber Efendimiz bende diye, bağrında yattığı için yeryüzü göklere övünüyor.

Nâbî isimli büyük şairimizin;

Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-ı Hüdâdır bu!

dediği,
Allah'ın habibi, Habibullah, sevgili kulu Muhammed-i Mustafâ'nın mescidinde, şehrinde beldesinde olmak çok büyük bir şeref.

Temenni ediyorum; bu güzel, mübarek, muhteşem, nurlu mahalleri hac yaparak, Peygamber Efendimiz'i ziyaret ederek inşaallah sizler de görürsünüz, bu güzel günleri yaşarsınız.

Mescid-i Nebevî Peygamber Efendimiz'den sonra müteaddit defalar sağına, arkasına doğru genişledi. Bugün çok muazzam bir boyuta ulaştı. Eskiden Medine-i Münevvere'nin etrafına emniyet için surlar yapılmış, âdetâ o eski surların hudutlarına, kapılarına kadar kıble tarafı hariç eski Medine şehri sanki Mescid-i Nebevî olmuş gibi.

Burada çok miktarda Türk hacıları var. Onların özel renkli, yeşilimsi, yazlık kıyafetlerinden hemen anlaşılıyor. Samimi, ibadet aşkı ile dolu davranışlarından hemen herkes biliyor. Hatta satıcılar rakamları söylerken karşıdan gelenin Türk olduğunu anlayınca Türkçe rakamlarla söylüyorlar. Kendisi Türkçe bilmese bile rakamlar Türkçe… Esnaf öğrenmiş…

Çok tatlı günler… Hacılar da yavaş yavaş haccı yapmış oldular. Hacc-ı ekber yaptılar. Normal bir haccın sevabının 70 kat fazlası olan bir hac oldu bu sene; Çünkü Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadîs-i şerîfinde buyurmuş; eğer hacıların Arafat'a çıktığı gün cuma günü olursa o zaman hacc-ı ekber oluyor. Hacılar bu hacc-ı ekberi yaptılar.

Daha önce de Medine-i Münevvere'yi ziyaret etmiş olanlar olabilir. Onlar Cidde'ye geçip Türkiye'ye döndüler. Siz Türkiye'den zaman zaman tanıdıklarınız hacıları karşılıyorsunuzdur. Onların getirdiği zemzem sularından dualar ederek içiyorsunuz, hurmalardan yiyorsunuzdur. Tesbihler elinizdedir; ama halen buralarda Medine-i Münevvere'yi de ziyaret etmiş olan hacı kardeşlerimiz var. Ve onlar da artık uçak sırası geldikçe yavaş yavaş dönüyorlar.

Toplayabildiğimiz kadar hacı kardeşlerimizden veyahut burada, Medine-i Münevvere'de çalışan görevli kardeşlerle akşamları bir evde sohbetler ediyoruz. Güzel muhabbetli toplantılar oluyor. Elimizdeki kitap Kitab-ı Tevvâbîn, Allah'a dönen, tevbe eden kulların kitabı. Çok da güzel konular var içinde ve çok da güzel hazırlanmış bir kitap. Dipnotları ile çok ilmî usullere riayet edilerek hazırlanmış. Hakikaten istifade de ediliyor. Ben de şahsen okurken duygulanıyorum. Dinleyenler de duygulanıyor.

Bu cuma sohbetinde hatırıma şu geldi ki muhterem dinleyiciler!

Biz tevbe deyince elimizi açıp "Tevbe yâ Rabbi!" demek diye düşünüyoruz. Ama bu büyük alim zâtın yazmış olduğu "Tevbekârların Kitabı"ndan anlıyoruz ki tevbe bu kadar basit bir olay değil. İnsanın hayatında bir dönüm noktası, hayatı değişiyor.

Bakıyoruz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e en büyük düşmanlığı yapmış, düşmanlığını yıllarca sürdürmüş, en büyük mücadeleyi vermiş, en azılı hasım durumunda olan insan, hidayete geliyor, gönlüne hidayet güneşi doğuyor. Bir dönüş yapıyor ki ondan sonra en iyi müslümanlardan birisi oluyor. Hayatını ve malını kat kat fazlası ile evvelce İslâm aheyhinde harcarken, kat kat fazlasıyla İslâm için harcamaya başlıyor. Hayatında muazzam bir değişme oluyor.

Bu tevbe olayındaki Türkiye'deki ve buradaki anlayış farkından hatırıma geldi ki; bir noktayı kuvvetli bir şekilde vurgulayarak açıklamak lazım. Bu tevbe söz ile yapılan "Tevbe yâ Rabbi!" denilen bir olay değil. Biz bunu böyle anlamayalım.

İyi bir müslümanın da her gün yaptığı hareketlerden, söylediği sözlerden, insanlarla münasebetlerinden, beşerî münasebetlerinden dolayı hatalı davranışları olabilir. Biz kitaplarımızda büyüklerimizin nasihatlerini dinliyoruz, sizlere de naklediyoruz.

"İnsan sabahleyin ‘Bugün Allah için ne yapabilirim?!' diye günü planlamalı. Bir de akşamleyin o günün muhasebesini yapmalı." diyoruz.

"Bugün Allah için neler yapabildim? Allah'ın rızasını kazanabilecek şeyler yapabildim mi? Yoksa Allah'ın razı olmayacağı hatalı şeylerim oldu mu?" diye düşünecek. Hatalarına pişmanlık duyacak, tevbe ve istiğfar edecek.

Bu tamam, fakat asıl tevbe, insanın hayatında bir dönüm noktası oluyor. Azılı bir İslâm düşmanıyken bir insan bakıyorsunuz birden değişmiş. Mübarek bir mücahit olmuş ve çok büyük başarılar sağlayan büyük bir insan haline gelmiş.

Hepinizin duyduğu bir isim olduğu için söyleyebilirim. Biliyor musunuz ki; Peygamber Efendimiz ile acı ve çok ezâ verici mücadeleler yapmış ve öldürülmüş olan Ebu Cehil'in oğlu müslüman oluyor.

Düşünebiliyor musunuz? En azılı hasımlar müslüman oluyorlar.

Bir olayı naklediyor kitap:

Hz. Ömer "emîrü'l-mü'minîn" olmuş, İslâm orduları Azerbeycan'a dayanmış, Afrika'ya geçmiş, İran tarafları fethediliyor. Medine-i Münevvere'ye ordu tertip edip getirmiş olan Mekke'nin eski İslâm düşmanları; Ebu Süfyanlar ve diğer eşrâfı, çok itibarlı soylu, hasepli nesepli insanlar, Hz. Ömer'i ziyarete geliyorlar. Hepsi müslüman olmuş, hepsi değişmiş, hepsi hayatında öyle bir tevbe ile tevbe etmiş ki iyi müslüman olmuş. Emîrü'l-mü'minîn Hz. Ömer'e geliyorlar, huzuruna girecekler, ziyaret edecekler, izin istiyorlar; ama Hz. Ömer, Bilâl-i Habeşî gibi Habeşistan'dan gelmiş ve Mekkeliler'in kölesi olduğu bilinen köleyken Ebû Bekr-i Sıddîk Efendimiz'in parasını ödeyip satın alıp da âzat ettiği bir işçi… Bilal-i Habeşî, Süheyb-i Rûmî gibi insanları öncelik tanıyıp huzuruna almış.

Kureyşliler şaşırmışlar ve demişler ki;

"Biz Kureyş, ensâbı çok güzel olan soylu kişileriyiz, eşrâfındanız, şu emîrü'l-mü'minînin yaptığı işe bak. Ben ömrümde böyle gün görmedim, ne biçim iş ki en soylu insanlar kapıda bekliyor ama onların köleleri emîrü'l-mü'minînin huzuruna alınıyor, ne acayip iş!.." deyince içlerinden birisi kalkıyor diyor ki;

"Bakın arkadaşlar, biz eğer birisini azarlayacak ve birisinde kusur bulacaksak kendimizde kusur bulalım. Allah'ın emri ve daveti hepimize eşit olarak geldi. Allah'ın tebliği İslâm dini hepimize eşit olarak geldi. Onlar davete icabet ettiler, biz icabet etmedik, onlar süratle Resûlullah'ın yanına koştular, biz çok geç kaldık. O halde yani eşit şartlarla önümüze imkân geldi ama fırsatı değerlendirmeyen biziz. O halde kusur bizdedir, biz kendimizde kusur bulalım."

Bu haklı bir itiraf… Diyor ki;

"Bu köle de olsa biz bu şahısların artık kâbına erişemeyiz, derecesini yakalayamayız. Onlar bizden İslâm'da kat kat önce, bizden kıdemleri var, dereceleri yüksek. Ancak bunun çaresi, eğer cihada yönelebilirsek, Allah'ın dinini yaymak için malımızla, canımızla, var gücümüzle gayrete yönelebilirsek, belki dünyada fırsatı kaçırdık, onlardan geriye kaldık, ama inşaallah âhirette yanlarında oluruz, onlar gibi güzel dereceler yakalarız." diyorlar.

Mekke-i Mükerreme'yi, ailelerini, köşklerini, kasırlarını, bahçelerini, imkanlarını, bırakıyorlar. Ailece o zaman hepsi kalkıp cihadın yapıldığı bölgelere hicret ediyorlar. Hakikaten hepsi, çok tarihe geçen güzel cihatlar, mücadeleler de yapmışlar.

Bir ara İslâm'la çarpışmış olan insanlar İslâm'ı yaymak için çok güzel mücadeleler vermişler. Onlardan birisi Halid b. Velid radıyallahu anh. Uhud harbinde müslümanların dağılmasına sebep olan hücumları yapan büyük komutan, daha sonra İslâm'ın yayılması için ne kadar büyük mücadeleler vermiş oluyor.

Tarih, tarihî olaylar niçindir?

Kıssadan hisse almak, ibret almak içindir. Tarih ilminin büyük faydalarından birisi budur. Tarihî olayların incelenmesinde çeşitli faydalar var. Birisi de, biz hele İslâm tarihi bahis konusu olunca oradaki olaylardan ibretler çıkartıp günümüze taşıyacağız.

O halde bu olaylardan ibret alarak günümüze taşıyacak olursak ne diyebiliriz?

Diyebiliriz ki; İslâm bizim için de aynı durumda, İslâm bize de arz olunmuş. Allahu Teâlâ hazretleri kullarını cennetine davet ediyor. Cehennemden korumak için peygamber göndermiş, o peygamberine Kur'ân-ı Kerîm'i, kendi Kelâm-ı Kadîm'ini indirmiş. Biz buna muhatabız, davetliyiz. Binâenaleyh, Biz Kureyş'in eşrâfı gibi -daveti geriye bırakıp da Kureyş eşrâfının evlerinde kölelik yapan insanların onlardan mânevî bakımdan öne geçtiği gibi- bir duruma düşmeyelim. Biz de Allah'ın dinine hizmet edelim, canla başla çalışalım, maddî ve mânevî bakımdan Allahu Teâlâ hazretlerinin dinine var gücümüzde yardım ederek, hizmet ederek, cihat ederek Allah'ın rızasını kazanmaya çalışalım diye biz de buradan kendimize bir pay çıkartabiliriz.

Cihat deyince hemen herkes savaşı düşünür, ama cihat savaştan çok daha geniş bir kavramdır. Biz İslâm için yapılan her türlü gayret ve çalışmaya cihat diyoruz. Hatta insanın kendi nefsinin içinden gelen kötü arzuların karşısına çıkmasına, kendi nefsiyle mücadele etmesine de cihat diyoruz. Hatta hadîs-i şerîflerde insanın nefsi ile mücadelesine "cihâd-ı ekber" denmiş. Bunları unutmayalım.

Bugün hem cihat, düşmanlarla savaş var; fiilen Kafkasya'da savaş tehlikesi var. Ermenilerle Azerî kardeşlerimiz çarpışıyor, fiilen Bosna Hersek'te sıcak savaş var. Dünyanın her yerinde müslümanların dertleri, sıkıntıları var ve müslümanların birbirlerine yardımcı olması lazım.

Bir müslüman kadınının bile şerefi esir olmaması, düşmanın elinde olmaması o kadar önem kazanıyor. Dünyanın her yerindeki müslümanların onun yardımına -elinden geldiği şekilde nasıl yardımı yapabilecekse- koşması gerekiyor diye fıkıh, İslâm hukuku, Allah'ın ahkâmı bunu bize gösteriyor.

O halde biz de Allah'ın rızasını kazanmaya çalışalım. Allah'ın rızasını kazanmak için plan yapalım, zihnimizi o tarafa sevkedelim, tefekkür edelim. Çünkü tefekkür de çok büyük ibadet. Biz de elimize gelen sevap kazanma fırsatlarını kaçırmayalım. Ömrümüzü yanlış yollarda geçirmeyelim.

İnsan Türkiye'de iken hele Türkiye'de yaz, deniz mevsimi başladı; herkes açık saçık, serinlemek için plajı olan kıyı şehirlerinde denizlere gidiyordur. Türkiye'deki insanların havası başka. Türkiye'deki insanların dinî hâlet-i rûhiyesi buradakiler gibi değil. Buraya gelen, hac yapan, Peygamber Efendimiz'i ziyaret eden insanlar, biraz daha hayatın mânasını anlayabiliyor. Ölümü ve ölümden sonrasını düşünebiliyor ve ona göre çalışma yapması gerektiğini anlayabiliyor. Türkiye'deki o zevk ve safâlar insanlara bunları düşünmeyi unutturabilir, bunları zihinlerinde geriye itebilir.

Muhterem kardeşlerim!

Siz de hayatınıza dikkat edin, nasıl bir insan olarak yaşadığınıza dikkat edin. Kendinize, bu yaşantınızı Allah'ın sevip sevmediğini sorun. Allah bu yaşantınızdan memnun mudur ve Allah'ın huzuruna çıktığınız zaman Allahu Teâlâ hazretleri size îtap mı edecek, -Allah saklasın, böyle bir duruma düşürmesin- yoksa sizi taltif mi edecek diye düşünün. Allah'ın huzurunda yüzünüzün ak olacağı, Allah'ın rızasını kazanmasına sebep olacak işler yapmaya yönelin. Hayatınızın temelinde, yapısında bir yanlışlık varsa bu temel yanlışlığı değiştirin. Bir büyük tevbe ile hani bir Mekkeli müşrikin dönüp, imana gelip de en ileri safta bir mücahit komutan olması gibi siz de hayatınızı değiştirin.

Amerikalı'ya, Avrupalı'ya, Fransız'a benzeyip alaturka-alafranga ayrımları ile dünyevî şeylerle, batıl felsefelerle ömrünüzü heba etmeye ne lüzum var. Hayatta aslolan, gün gibi âşikâr olmuş olan, bilimsel çalışmalarla ortaya çıkmış olan bir gerçek var.

Nedir?

İslâm'ın hak din olduğu, İslâm'ın ahkâmının beşeriyetin beklediği ahkâm olduğu; insanlar arasındaki hakiki kardeşliği, samimiyeti, istismarın önlenmesini, emperyalizmi yok edecek olan hükümleri ihtiva eden; dinin insanları hem rûhen hem bedenen, hem maddeten hem mânen her yönden faydaya yöneltecek, her çeşit konudaki ihtiyaçlarını karşılayacak ahkâma sahip yegâne dinin İslâm olduğunu; artık Avrupalılar da, Japonlar da, Hintlilerin müdekkikleri de, dünyanın her yerindeki araştırmacılar itiraf ediyorlar ve müslüman oluyorlar.

Biz ecdattan bu büyük nimete mazhar olmuşuz, hazinenin içindeyiz. Miras olarak bu hazine bize zenginlik olarak intikal etmiş; o halde İslâm'ın kıymetini bilelim. Bir Avrupalı kadar, bir Amerikalı müslüman kadar, bir Fransız profesör kadar, bir Fransız müslüman filozof kadar bizim elimizde bu meseleleri kavrayacak imkânımız yok mu?

Elhamdülillah, Allah bize zeka vermiş, tefekkür kabiliyeti vermiş, hayatımızdaki yanlışlıkları döndürmemiz gerekiyor. Büyük bir değişiklik, hayatımızda büyük bir inkılâp yapmamız ve Allah'ın rızası yoluna girmemiz gerekiyor. Ve bir tek şeyi düşünmemiz gerekiyor;

Yaptığımız her işi Allah rızası için yapmak.

Onun için Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir hadîs-i şerîfinde buyuruyor ki; "Kim Allah için alır Allah için verirse, Allah için sever Allah için kızarsa..."

Böyle zıt fiilleri söylüyor.

Neden?

Her şeyi Allah için yaparsa demek.

Bir insan birisini seviyor.

Neden seviyor?

İyi bir insan, faziletli bir insan, Allah için seviyorum. Esmer renkli, kıvırcık, Afrika'dan gelmiş zenci olabilir ama faziletli, seviyoruz. Ama falanca adam da büyük bir artist, çok zengin, milyarları var, köşkleri var ama pespaye bir hayat sürüyor. Allah için sevmiyoruz, çok da yakışıklı olsun, sevmiyoruz. Allah için sevmemek, Allah için sevmek; Allah için almak, Allah için vermek, her yaptığımız işi Allah için yapmak, ölçü budur.

Allah'ın varlığına birliğine iman ettikten sonra Resûlullah Muhammed-i Mustafâ sallallahu aleyhi ve sellem'in onun gönderdiği gerçek bir elçi olduğunu, Resûlullah olduğunu, Allah'ın hak resûlü olduğuna inandıktan, Kur'ân-ı Kerîm'e sarıldıktan sonra hayatınızda iyi bir müslüman olmak için tek bir prensip var:

"Her yaptığınız işi Allah rızası için yapacaksınız."

Allah'ın rızasını bulmak için de bizim bütün konuşmalarımızda değindiğimiz bir nokta var:

İlim gerekli.

İlim olmadan insan doğruyu eğriden ayırt edemez. İnsan aklı çok yanlış şeylere hatta öküze, buzağıya bile tapmış tarih boyunca… Mısırlılar tapmış, Hintliler hâlâ tapıyorlar.

Öküze tapılır mı? Boynuzlu böhh diyen, derisinden pabuç yaptığımız bir mahluka tapılır mı?

Ama insan aklı, bunu tanrı diye karşısına alıp da tapınmayı insana mâkul gösterebiliyor. Hâlâ bu inancın peşinde giden insanlar var. Demek ki aklın vahiy ile takviye edilmesi, vahiy ile irşat edilmesi lazım. İnsan, aklını Kur'ân-ı Kerîm'in ışığında, Peygamber Efendimiz'in hadîs-i şerîfinin, sünnet-i seniyyesinin yolunda kullanacak. Doğru yolu bulacak, doğru yolda yürüyecek, her yaptığı işi Allah rızası için yapacak.

O zaman ne oluyor?

O zaman kişi rûhen mutlu oluyor, ailece mutlu oluyor, bedenen sıhhatli oluyor.

Bir müslüman iyi müslümansa bakıyorsunuz ak sakallı, 100 yaşını geçmiş 110 yaşında, sabah namazını evinde kılmadan hâlâ tıpış tıpış camiye gidip geliyor.

Neden?

İman kuvveti… Müslüman olarak yaşamanın verdiği şey. Ciğeri temiz, kalbi temiz, midesi temiz, vücudu sıhhatli, kendisini yıpratmamış. O kadar yaş yaşıyor, beden de sıhhatli oluyor, toplum da mutlu oluyor. Hırsızlık, rüşvet, aldatmaca, istismar olmuyor ve beynelminel münasebetler de intizama giriyor. Milletler şu fânî dünya için, birbirlerini yemek için birbirlerine saldırmaya girişmiyorlar. İslâm olduğu zaman her şey toplumda düzene giriyor, insanın dünyası ve âhireti mutlu oluyor.

O halde özet olarak hepinize en iyi dileklerimi sunarak şunu hatırlatıyorum:

Hayatınızın Allah'ın rızasına uygunluğunu lütfen bir kontrol edin. Allah'ın huzurunda hesap verecekmişsiniz gibi düşünün. "Bu hayat tarzımı Allah sever mi, sevmez mi?" deyin. Eğer sevmeyeceği bir durumdaysanız bir sağlam dönüşle dönüş yapın.

Dün akşam bir sarhoş zâtın böyle tevbesinde okumuştuk.

Ne büyük kahramanlıklar yapıyor, nasıl tevbe ediyor!..

İçkiyi her gün içermiş, sopasını yermiş. Hapse atılırmış ama fırsat buldu mu gene içermiş. Ama nasıl tevbe ediyor, nasıl cihat ediyor, nasıl büyük başarılar kazanıyor.

İşte hayatınızın büyük tevbesini, tevbe-i nasûhunu, gerçekleştirmemiş iseniz gerçekleştirin. Eğer o gerçek tevbeyi yapmış Allah yoluna yönelmişseniz, o yolda yürümekte iseniz, o yolda sebat edin ve İslâmî kalitenizi yükseltmeye gayret edin.

Allahu Teâlâ hazretleri sizi hem rûhen hem bedenen; hem ailece hem tüm toplum olarak; hem bütün dünyadaki insan nesli ve insanlık olarak hepinizi, hepimizi mutlu ve bahtiyar eylesin. Allahu Teâlâ hazretleri size gönlünüzün muratlarını ihsân eylesin. Dünyada âhirette dileklerinizi ihsân eylesin. Kimsenin önünde hor ve zelil duruma düşürmesin. Âhirette de, hesap gününde, mahşer gününde de mahçup duruma düşürmesin.

Hepinize Allah'ın selamını, rahmetini, bereketini dilerim. Şen ve esen kalın. Nice nice cumalara, bayramlara, mübarek günlere erişin. Böyle güzel haclar, umreler yapmak sizlere de nasip olsun.

es-Selâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtuh…

Sayfa Başı