M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (59)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Muhterem hocam, bir erkeğin kızla tokalaşması İslâm'a göre nedir?

Doğru değildir. Bu hususta Fetavâ-yı Hindiyye'de bilgiler vardır.

Geçen haftalar birisi dedi ki;

"Bizim fakültede bizim hoca, Hz. Ömer'den naklen şöyle demiş böyle demiş."

Bir rivayetle fıkhın hükmü anlaşılmaz. Fıkhın ahkâmı fıkıh kitaplarında belli olur. Fetavâ-yı Hindiyye'de bu hususta gerekli bilgiler vardır. Kızın erkekle, erkeğin kızla tokalaşması doğru olmuyor.

Bir kız istiyorum. Eğer bu kızla evlenemeden ve duygularımı da kimseye açıklayamadan ölürsem şehit olur muyum?

Bu hususta bir hadîs-i şerîf rivayet edilir. Senedi hakkında hadis alimleri bir şeyler demiştir ama Allah yolunda sabredenlerin, günaha düşmeyenlerin, ecir kazanacağına dair başka hadisler vardır. O hususta Arş'ın gölgesinde gölgeleneceğine dair sevaplar, müjdeler vardır. O müjdelere erer.

Şarkı ve müzik dinlemek ve söylemek İslâm'a göre nedir?

Şarkı ve mûsiki, şarkı sözleri, mûsikinin sözleri, insanda uyandığı tesir önemli bir unsurdur. Eğer -mesela- Peygamber Efendimiz'in methi yolunda bir kaside vesaireyse mahzursuz olur. Ama içkiyi, şehveti vesaireyi tervic eden şeylerse mutlak haramdır, câiz değildir. Sadece mûsiki, yani nota olarak, ses olarak değil. Bu da dinleyende uyandırdığı tesirle ölçülür. Ama esas itibariyle insanda nifak uyandıran bir yapıya sahiptir. Nasıl ayaklarının arasını ıslak bıraktığın zaman mantar büyüyorsa, öyle bir nifak büyütme tesiri vardır. Onun için dikkatli olmaya gayret etmek lazım.

Sultanahmet ve Süleymaniye gibi büyük camilerimizde bacakları ve başları açık kadın ve erkekler giriyor. Onların camide bulunduğu anda kılınan namaz kabul müdür değil midir?

Girmeleri doğru değildir. Girmemelerini söylemek lazım. Onlar için eskiden örtüler filan olurdu, terlikler merlikler olurdu. Sonradan artık yüz bula bula her türlü şeyi böyle yapmaya başladılar. İkaz etmek lazım. Ama orada namaz kılanların namazına bir şey olmaz, gözüne takılmadıktan sonra bir şey olmaz. Takılırsa, takılmasının günahı kendisine gelir.

Kur'ân-ı Kerîm'de "Sizden ulü'l-emre itaat edin." buyurmaktadır. Bu ulû'l-emrden maksat nedir?

Ulü'l-emr, Kelime mânası olarak ulü, "sahip" demek. Emr,"iş" demek. Ulü'l-emr, "işin başında olan, işe sahip olan, direksiyon kendisinde olan, kendisine vebal, mesuliyet yüklenilmiş, müslümanların işlerini yürüten, götüren kimse" demektir.

Bu gibi kimseler müslümanların umumî hizmetlerini gördükleri için ötekilerin ona çelme takmaması, tekerine takoz koymaması, destek olması istenir. Umumî kâide olarak böyle olduğundan ulü'l-emre itaat Kur'ân-ı Kerîm'de emredilmiştir.

Etî'ullâhe. "Allah'a itaat edin." Ve etîu'r-resûle."Resûlullah'a itaat edin." Ve ulü'l-emri minküm. "Sizden olan, müslüman olan, mütedeyyin olan, Allah yolunda, Resûlullah yolunda yürüyen, işin başında olan kimselere itaat edin."

Bu ulü'l-emr meselesi, "İngiliz hâkimine itaat edin." demek değildir. Mesela Hindistan'da bir ara İngilizler hâkim oldular, işin başında onlar. "Ona itaat edin." mânasına değildir. Ulü'l-emri minküm diyor, mü'min, müslüman olma inceliği oradadır, bir.

Bir de bizim kitaplarımızda, Gümüşhaneli Hocamız'ın hadis şerh kitabında da geçti ve size başka zamanlarda söyledim ki;

Ulü'l-emr, aslında alimlerdir.

Çünkü insanın Allah'a itaati gerekir. Allah'a isyan yolunda kula itaat edilmeyeceği bir umumî kâidedir.

Lâ taate li-mahlûkin fî ma'siyeti'l-hâlik.

Kâide-i umumîyedir.

Babasına insan itaat edecek.

Peki, babam diyor ki;

"Otur karşıma, al şu rakı kadehini, iç."

İçebilir miyim? Babama itaat lazım.

Edemem.

Niye?

Allah "İçkiyi içmeyin." dediği için içemem. O "iç" dese bile içemem.

Demek ki mahlukâtın Allah'ın yoluna, emrine aykırı emirlerini o zaman tutmak durumu olmuyor.

Netice itibariyle Allah'ın emirleri tutuluyor. Binâenaleyh, Allah'ın emrini en iyi bilen insanlar da Allah'ın alimleri olduğundan alimlere itaat etmek lazım. Ulü'l-emrden murad alimlerdir. Demişlerdir ki;"Bu güzel bir tevcihtir, güzel bir şeydir."

İşin aslı odur. Çünkü; al eline idareyi, çalsın sazlar oynasın kızlar; vur patlasın çal oynasın... Öyle şey yok, öyle yağma yok! Değil mi?

Eğri şeyi söyleyenin eğri sözüne uymak yoktur. Bugünkü [yönetimlerde] de kâide böyledir. Çünkü başka türlü iş yürümez.

Yukarıdaki âmir aşağıdaki memura; "Şunu şöyle yap." dedi. Eğer kanunlara aykırı ise, yaparsa cezalanır. Hele bir yapsın bakalım, yapamaz.

Neden?

Kanunlara aykırı.

"E, âmirim?"

Âmirinse âmirliğini bilsin, kanunlara uygun şey söylesin, deniliyor. Bugünün beşerî sisteminde bile böyle oluyor. Oradan insan kıyas edebilir.

İslâm'a göre meşrubatları içmek nedir? Bunlar "Her sarhoşluk veren haramdır. Çoğu sarhoşluk verenin azı da haramdır." hadîs-i şerîfiyle ilgili midir?

Meşrubat, "içilecek şeyler" demektir. Şeribe, Arapça'da"içmek" demek. Meşrub, "içilen şey" demek. Meşrubat, "içilecek şeyler" demek.

Ayran içilecek şeydir. Limonata içilecek şeydir. Şunu bunu... Eğer bu içilecek şeyin içinde Allah'ın yasak kıldığı içki varsa, sarhoşluk verici madde varsa içilmez. Az varsa azı da içilmez. Miktar olarak %1, %4, %5 fark etmez; sarhoşluk veren her şey haramdır. Sarhoşluk vermemesi esastır. İçilmez. Onun dışındaki normal sarhoşluk vermeyen meşrubat içilir. Ayran içersin, daha başka şeyler içebilirsin.

Oruçlu iken uykuda ihtilam olmak orucu bozar mı? Orucu yeniden tutması gerekir mi?

Gerekmez. İhtilam olmak rüya azması demektir. Rüyada bir şey görüyor, gusül abdesti alması gerekiyor. Bu rüyada görülen şey; kişi mazurdur, kendisinin elinde olan bir şey olmadığından orucuna bir zarar vermez. Orucuna devam edebilir, yeniden tutması gerekmez.

Annem babam sakal bırakmamı istemiyor, keseyim mi hocam?

Bırakmış da "Keseyim mi?" diyor. Mümkün mertebe ikna edecek. "Siz bana razı olun, sakal kesmek çok günahtır." diyecek, kesmemeye çalışacak. Önceden "Bırakayım mı?" diye sormamış, şimdi "Keseyim mi?" diye [soruyor].

Dokuz-on aylık evliyim. Ne zaman eşime dokunsam veya yatarken teni değse hemen nefsim uyanıyor, su renginde akıntı geliyor. Bu durumda hep yıkanmalı mıyım?

Ayıp gibi geliyor bu soru ama biz bu soruların da cevabını vermek zorundayız. Çünkü ne yapsın adam, her seferinde şaldur şuldur yıkanacak mı?

Hayır.

İnsandan üç çeşit akıntı geliyor. Bir, bunun bu tarif ettiği su renginde olan akıntı. Bu böyle uzayan bir akıntıdır, insanın burnunun sümüğü gibi filan bir şeydir. Bundan dolayı gusül abdesti almak gerekmez. Abdesti bozulur çünkü bir şey çıkmıştır ama gusül abdesti almak gerekmez. Bir de insan uzun zaman ihtilam olmaz da o maddeler içeride birikirse, küçük abdestini yaptıktan sonra arkasından yarı katılaşmış şekilde, pelte gibi, biraz da acıyor gibi olarak çıkar. O da şehvetsiz dışarı gelmiş bir mâi olduğundan, katılaşmış, akıcılığını kaybetmiş bir şeydir. Onun da yıkanmakla ilgisi yoktur, ondan da bir şey gerekmez. Uzun zaman ihtilam görmemesinden doğan birikmeden, deponun taşması gibi bir şeydir, ondan da bir şey gerekmez. Ancak şehvetle yerinden kopan, şehvetle dışarıya akan "meni" denilen şeyden dolayı, insanın coşup da ondan sonra dışarıya çıkan mâiden dolayı yıkanması gerekir.

Evliler bunu böylece bilsinler, işin aslı budur. O haz duymaktan dolayı olan akıntıdan dolayı gusül abdesti gerekmiyor.

Şeriatin hükmünü söylemekte de ne yapalım, utansak kızarsak da hükmü söylemek gerekiyor.

Muhterem hocam, insanlar sünneti yaşamak isteyen kişilere diyorlar ki; "En önce farzları, vacipleri yap, sonra sünneti yerine getir." diyorlar. "Kılık ve kıyafet Müslümanlığı olmaz." diyorlar.

Biz İslâm'ı sıfırdan başlayıp yavaş yavaş öğrenmedik. Biz müslüman doğduk mu, İslâm dini ortada var, müslüman oluruz, her emrini yapmaya başlarız. Ve yapmaya başladığımız zaman da "Bunlar sünnettir, bunları sonra yapacağım." diye kenara ayıklamayız. Sünneti ile vacibi ile farzları eda ederken sünnetleri vesaire de yapmaya çalışırız. "Onları yapmak gerekmez." gibi bir mantık, iyi bir mantık olmuyor. Âdâbına uygun, usûlüne uygun olarak yapsın.

Sünnet olan, müekked sünnet olan namazları da kılacak, diğer oruç tutmada ve ibadetlerdeki sünnetlere de riâyet edecek, hacca gittiği zamanki sünnetlere de hepsine riâyet edecek, tam yapmaya çalışacak.

Hocam, bir akrabamız Almanya'da çalıştığı sırada hayat sigortası yaptırmış. Türkiye'ye dönerken yatırdığı parayı faiziyle birlikte geri almış. Almış olduğu faizi, vakıf veya benzeri yerlere verebilir mi? Geri almış olduğu anapara da faiz gibi midir? Kendisi kullanabilir mi?

Fıkıh kitaplarımız; "Gayrimüslimlerin kendi usüllerine göre meşrû olan bu gibi şeyleri almaları müslümanlara uygun olur, onlara bırakmaları uygun olmaz." der. Oradan o gayrimüslimden aldığı şeyi alabilir. Kendisi bir hayra verebilir. Çünkü onların kanunlarına göre kendi usüllerine göre normal olarak verdikleri bir şey oluyor, onları almakta bir beis yok, mahzur yok. Müslümandan alınca müslüman mağdur edilmiş oluyor, o uygun olmuyor.

İnceliği bilmem anlatabildim mi?

Kızımın ismini Meral koydum, bir sakıncası var mı?

Meral, "geyik, ceylan, âhu" demek. Gözü filan güzel olduğundan, biraz da böyle zarif bir hayvan olduğundan, ince bacaklı, onu öyle kızlarına isim olarak koyuyorlar. Bir latif bir hayvan ismini koymuş oluyor. Onu koymak yerine bana sorsaydı, büyük İslâm hatunlarından birisinin ismini koysaydı şefaatçi olurdu, daha iyi olurdu. Ama bu da "ceylan" demektir, "Ceylan" ismi koymuş oluyor.

Her gün belli miktarda Kur'an okuyorum ve sevabını hiç bağışlamıyorum. Sevabını bağışlasam mı bağışlamasam mı?

Kur'an okumanın bir sevabı vardır. O münasebetle birilerine dua ederse ondan da fayda görür. Birisine bağışlamazsa faydası kendisine kalır. Ama geçmişlerinin ruhlarına, Peygamber Efendimiz'e, büyüklerimize bağışlarsa herhalde daha kârlı olur.

Bazı kişiler hatimler, tevhidler okuyorlar ve "Ben öldükten sonra sevabını bana bağışlayın." diyorlar. Öyle yapılması olabilir mi?

Kabre önceden sevaplı şeyler göndermesi oluyor. Tabii kendisi [okuyup] o maksatla kabrine gönderebilir, o sevabı kazanabilir.

İstanbul dışında uzak bir ilçede oturuyorum. Ebeveynim İstanbul'da ikâmet ediyor. İstanbul'a geldiğimde bazen arkadaşlarımın yanında kalıyorum. Bu süre içinde seferî olur muyum? Bir de bizim çevrede iki kişi evlendiler, iki üç sene geçti, çocukları oldu, bundan sonra ikisinin süt kardeşi oldukları ortaya çıktı, ne yapmaları lazım?"

Bu kardeşimiz "İstanbul dışında uzak bir ilçede oturuyorum." diyor. Evli mi bekâr mı? Neyin nesi olduğunu söylememiş. Ama başka bir yerde oturuyor. Ailesi, ana babasının yanında durma mecburiyeti olan bir kimse değil. Vatan-ı aslîsi, anasının babasının yeri değil diye anlıyorum. Onun için buraya geldiği zaman seferî olur. Bu muhakkaktır. İnsanın memleketine gidip anasının babasının memleketine gittiği zaman seferîliğin kalkması diye bir şey yok. Kendisinin ikâmet ettiği yer esastır. O ikâmet ettiği yerden ayrıldığı zaman, on beş günden az kalmayaniyet edince öbür tarafta seferî olur.

Süt kardeşi olduğu anlaşılan insanların tabi [boşanması] gerekiyor. Bir arada haramdır, olmaması gerekiyor.

Sarık ve namaz şapkasıyla tuvalete girilebilir mi?

Ben "namaz şapkası" diye bir şey bilmiyorum ama "sarık" diye bir şey biliyorum. Girebilir, bir [mahzuru] yok. Başını hatta takke ile örtüp girmek daha [iyi] oluyor. "Namaz şapkası" dediği,"takke" demek istiyor. Takke ile girebilir.

Küçük yaşta hacca gidilir mi?

Kendisine farz olmadan giden kimsenin sonradan, bülûğa erdikten sonra tekrar haccetmesi gerekir. Gider, yasak değil. Ama kendisi zengin olmasa bile büyüdüğü zaman tekrar hacca gitmesi gerekir.

Yatırlara para atmak nedir?

Saçma bir iştir, aslı esası yoktur. Bir fukaraya bir şey verirsin, daha iyi. Yatır yatıp kalmıştır, dünya işinden elini çekmiştir, parayı ne yapacak? Duaya ihtiyacı var. Sen yaşayan bir kimseye verirsin.

Sıhhî bakımdan saç dökülmesini önlemek gayesiyle saç boyatmanın hükmünü öğrenmek istiyorum. Tamamen bu niyetle erkeğin saç boyaması câiz midir?

Câizdir. Tedavi bâbına giriyor, tedavi olur.

Gusül abdestini engeller mi?

Gusül abdestini saç boyası engellemez. Saçın kınalanması, boyanması gusül abdestine mâni olmaz.

Muhterem hocam, yeni bir işyeri açtım, kısa ve öz tavsiyelerinizi rica ediyorum.

Hz. Ömer radıyallahu anh ticaret yapana, dinî bakımdan faizi, şunu bunu, dinî bilgisini sorarmış. Bilmiyorsa dövermiş. Halife ya, birkaç canını acıtırmış.

Kısa ve öz tavsiyemiz:

İhyâ-uUlûmu'd-dîn'in kesb-u me'aş, alışveriş ve kazançla ilgili bölümünü güzelce okusun, çok güzel tavsiyeler var. Ona göre hareket etsin.

Giyimde kâr ölçüsü nedir? Piyasaya uyum sağlanabilir mi?"

"Kâr ölçüsü" diye belli maktu' bir şey yoktur; piyasanın revâcına, râyiçlerine uygun hareket edebilir.

Alış verişte "efendim" sözcüğü kullanılabilir mi?

Kullanılabilir. Çünkü bizde örf ve âdet olan, müteârif olan bir kelimedir. Karşımızdakinin gönlünü alıcı, ona saygıyı ifade edici bir söz oluyor, kullanabiliriz. "Hoş geldiniz efendim, güle güle efendim..." gibi, mahzuru var mı?

Yoktur.

Ama adamın münâfık olduğu biliniyorsa veya kâfir olduğu biliniyorsa, o zaman söylemek uygun olmaz. "Bir münafığa 'yâ efendim' dediği zaman bir kimse Arş-ı Âlâ titrer." diyor Peygamber Efendimiz. Öyle ona taviz vermek yoktur. Kâfire de taviz yoktur.

Az ve çok çalışmak rızkı değiştirir mi?"

Allahu Teâlâ hazretleri rızkı tayin ve tespit etmiştir. Rızık değişmez. Ama çalışma ve gayreti elden bırakmamak lazım. Ters anlayıp da tavsiyeyi [gözardı etmemek lazım].

Şöyle bir hadis var diyorlar, doğrusu varsa nerede yazdığını söyler misiniz? "Yolda giderken iki arkadaşın arasına bir ağaç dahi girse birbirlerine selâm verin."

Müslüman müslümanı gördüğü zaman selâm verecek. "Eğer bir taşın etrafından bir daha dönseler, bir ağacın etrafından bir daha dönseler yine karşılaşsalar bile her karşılaşışta selâm versinler." diyor Peygamber Efendimiz. Riyâzu's-Sâlihîn'de mesela "Selâm" bahsinde olan bir hadîs-i şerîftir. Buhârî'de olan bir hadîs-i şerîftir. Oralardan metnini bulabilirsiniz. Bulamazsanız biz yazıp size verebiliriz.

Yüksünmeyecek, çekinmeyecek. "Canım demin selâm verdim, bu sefer vermeyeyim." demeyecek. Her karşılaştığında es-selâmü aleyküm diyecek. Arkasında sevap var, onun için selâm verecek.

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah radıyallahu anhümâ -Zekası ve kâr arzusu çok hoşuma gidiyor, Allah şefaatlerine nâil etsin. - bir gün arkadaşına demiş ki;

"Kalk pazara gidelim, çarşıya gidelim."

"Ey Ömer'in oğlu, ben senin huyunu biliyorum, sen çarşıyı pazarı sevmezsin; yalan yere yemin ediliyor, insanlar aldatılıyor, çarşı pazar şeytanın çokça dolaştığı bir yer, kazanç hırsının kaynadığı, coştuğu bir yerdir. Sen niye oraya gitmek istiyorsun, söyle bakalım işin iç yüzünü?" diyor, soruyor.

Diyor ki;

"Yahu adam çoktur, selâm verir sevap kazanırız."

Ara sokaklarda adam az, çarşı pazarda adam çok. Hz. Ömer'in oğlu; es-selâmü aleyküm, es-selâmü aleyküm, es-selâmü aleyküm ve rahmetullah demeye oraya gidiyor. Sevabı olduğu için.

Onun için, her ağacın taşın dönüşünde bile [selâm vereceğiz].

Akvaryumda balık beslemek İslâm'a göre câiz midir? Bu balıklar Japon denizlerinde yaşamakta ve nesli sanayileşmekten gittikçe tükenmektedir. Akvaryum onlar için bir hapishane değil, bir kurtuluş yoludur diye düşünüyorum.

Bir mahzuru yoktur.

Soru:

Kooperatife girip daire almak doğru mudur?

Eğer faize bulaşmadan olursa olur. Faize bulaşırsa faize bulaştığının günahı üzerinde bâkidir.

Sayın hocam, Peygamber Efendimiz'in "Ne güzel katık, ne güzel nimet!" dediği sirke ile günümüzdeki sirkenin yapılışı aynı mıdır?

Sirkenin yapılışı ne olursa olsun, sirke denilen maddeyi Peygamber Efendimiz'in "Ne güzel katıktır!" diye bir övmesi var. Sirkenin gerçekten de kendine göre birtakım vücuda faydaları varmış. Ama adamına göre. Mesela midesinde gastrit ve ülser olan bir kimse eğer sirke içerse midesi delinir. Çünkü sirke asittir, yarası açılır, kanama yapar. Adamına göredir.

Peygamber Efendimiz "Sirke ne güzel katıktır!" dedi diye, zenginin birisi de önüne sirke getirmiş, "Yo, senin için değil." demiş. O fukaracık sadece sirke çıkarttığı için ona "Ne güzel gıdadır!" demiş. Öteki zengin, misafire kendi kıratına uygun, seviyesine uygun ikram yapacak diye onun öteki türlü ikram yapmasını söylemiş oluyor.

"Midede gıdalar bölünür bölünür... -Bir şey diyorlar- Filanca şeyler haline gelir. Oradan bağırsaklardan vücuda geçer ve protein yapmanın ana malzemesi olur bu." diyorlar. Sirkenin içinde de bu madde vardır. O bakımdan "faydalı bir maddedir" diyorlar. İnsanın midesi sağlamsa, ekmekle filan yediği zaman dokunmuyorsa öyle bir faydası olabilir. Zaman zaman, adamına göre; her zaman, her kişi için değil.

Hocam işe giderken yolda, arabada, belli süre olursa çekemediğimiz eksik derslerimizi çekebilir miyiz?

Çekeriz. Başka zaman, oturduğumuz zaman yapamayacaksak çekeriz.

Hadîs-i şerîflerde emir buyrulan, çok sevaba sebep olan teşbihleri yapabilir miyim?

Yaparsın, bu hadisleri duydukça yapmakta fayda vardır.

Bazı insanların ruhları zayıf olabilir mi? Ne yapması gerekir?

Ruhları, iradeleri zayıf demek. Bazı insanların iradeleri zayıf olabilir. İradesini terbiye edip kuvvetlendirmesi lazım. Nefsine hâkim olmayı, dizginlemeyi öğrenmesi lazım. Bu da günahlara sabretmekle, oruç tutmakla, ibadetlere müdâvemet etmekle müslümanda yavaş yavaş teşekkül eden bir şeydir. İbadetlerine intizama dikkat etsin.

Sayın hocam, işkembe çorbasının hükmü nedir?

İşkembe çorbası, temizlenmesi güzel olursa yenilebilir. Temizlendikten sonra çorba yenilebilir. Hükmü helal olmasıdır.

Ben 20 yaşındayım. Bugüne kadar namazlarımı düzenli düzensiz kıldım. Bazen bıraktım, kılmadığım oldu. Bu namazlarımın nasıl hesaplayacağım?

Kendisinin galip zannına göre, şu kadarı tamamen fazlasıyla olmuştur diye hesaplayacak, ne kadar kılmadığını aşağı yukarı tahmin edecek. Terazi payı koyar gibi biraz daha fazlalıktan koyar, ona göre ödemeye başlar.

Ben kendimi herkesten küçük hissediyorum hocam. Buna çok üzülüyorum. Kendimi küçük görmeyip üstün görmeye çalışıyorum, gurur giriyor, ne yapayım?

Çillerimin ve sivilcelerimin yüzümden çıkmaması için ne yapmam gerekir? Bu mesele beni çok üzüyor.

İnsanın kendisini küçük hissetmesi bir bakıma iyidir çünkü kibirli gururlu değil, iyi, kendisini küçük görüyor; bir bakıma kötüdür çünkü aşağılık kompleksidir. Bu aşağılık kompleksi insanın doğru düzgün bir iş yapmasını engeller.

İşin doğrusu büyüklerimiz de kendilerini küçük görmüşlerdir. En büyüklerimiz, hatta meşhur müceddid-i elf-i sâni İmâm-ı Rabbanî hazretleri; "Kendimi herkesten küçük görüyorum." diyor. "Hatta şu Frenk kâfirlerini bile bir işe yarar görüyorum da kendimi daha âciz görüyorum." diyor. Frenk kâfirlerinden bile âciz olduğunu tevâzu ile söylemiş. Halbuki Ümmet-i Muhammed'e ne kadar faydalı çalışmaları var. İnsanın tevâzusu iyidir, Allah yükseltir.

Ama aşağılık kompleksi tarzında, bir hastalık tarzında olmamalı. İnsan tevekkül edip "Ben bu işi Allah'ın izni ile yaparım! Evet, âcizim nâcizim ama Allah kuvvetlendirdiği zaman kâdir olurum. Allah yardım ettiği zaman muktedir olurum." diye Allah'a dayanıp kuvveti oradan alma şeyini kendisine huy edinmeli. O zaman iyi olur inşallah. Allahu teâla hazretleri rahatsızlıklardan, ruhi sıkıntılardan cümlemizi, cümlenizi kurtarsın. İki cihanın hayrına nail eylesin.

Sayfa Başı