M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (58)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Ben ders almadan önce de çarşaflıydım. Ders alınca çarşafımı çıkarmadım. Bizim cemaatimiz modern. Bazı kardeşler bunu hor görüyor.

Cevap: Hor görmeye lüzum yok. Biz alimlerimizin, fakihlerimizin dediği sözü söylüyoruz. Mühim olan örtünmektir. Kıyafetin belli bir şekli şey belirtilmiyor. Bol bir mantoyla örtülebilir, bir çarşafla örtünülebilir, uzun bir şeyle örtülebilir. Şekli tek değil.

"Çarşaf giyene yüz şehit sevabı verilir."

Böyle bir şey yok. Örtünmek önemlidir. Çarşaf veya harmani veya bir başka kıyafet ile. Mühim olan örtünmektir; bunu da bildirelim.

Soru: Biz Anadolu yakasından geliyoruz. Çok kardeşler böyle. Zahmetli ve külfetli oluyor. Zaman alıyor. Rica ediyoruz, Anadolu yakasında da bir sohbette bulunsanız.

Cevap: Doğulu kardeşlerimizin dediği gibi başım, gözüm üstüne. Hay hay, yapmak isterim ama ben buraya koşturarak Çemberlitaş'tan geldim. Taksiye atlayıp apar topar geldim ki cemaati kaçırmayayım, farza yetişeyim. Son rekâtta yetiştim.

Orada iki gündür devam eden Ahmed-i Yesevî toplantısı vardı. Buradaki toplantı, Avrasya yayınları arasında ta Orta Asya'ya neşredildi. Dünyanın bir çok yerinden geldiler.

Maksadımız ne?

Mürşidlerimize âcizane bir hizmet etmek. Ahmed-i Yesevî bizim hocalarımızdan birisi, tarikatimizden. Onun tanınmasını, sevilmesini sağlamak. Bir de ihvanımıza hizmet etmek. Tabi mühim bir vazife olmuş oluyor.

Bazen bir yere konferansa gidiyoruz. Eskişehir'miş Bursa'ymış Antalya'ymış Ankara'ymış vesaireymiş. Bakıyorsunuz bakan geliyor. Bakıyorsunuz yurtdışından birisi geliyor. Bakıyorsunuz elçilikten birisi geliyor, faydalı şeyler yapmaya çalışıyoruz.

Şimdi bunları niye anlatıyorum?

Allah riyaya yazmasın. Yapılanların sevabını kaçırtmasın. Bunları söylememizin sebebi başka. Allah'ın lütfuna muhtacız, boynumuz kıldan incedir. Allah kusurlarımızı affetsin.

Vakitlerimiz yetmiyor. Buraya bile nefes nefese koşuyoruz. Tabi vaktimiz yetse de Üsküdar tarafında da bir vaaz versek. Her ilde bir vaaz versek. Eskiden yapıyorduk. Adapazarı'nda, Ankara'da, Bursa'da, Antalya'da, İzmir'de.

Bir oraya bir oraya; ne uçak parası yetiyor, ne insanın tâkati yetiyor, ne de bu vücut iklim değişikliğine dayanıyor. Vücudumuz şaşırıyor. Sıcak yerden soğuk yere geliyor. Soğuktan sıcağa gidiyor. Bakıyorsun dengesi bozulmuş. Terleyecek mi, donacak mı, ısınacak mı? Vücudumuz ne yapacağını şaşırıyor. Bir acayip duruma düşüyoruz. Benim için de dua edin. Duaya çok ihtiyacımız var.

Allah biliyor böyle şeyler yapmayı, sizlerle beraber olmayı seviyorum. Ama geçen gün şurada farz namazını kıldık, bir kardeşimiz yakama yapıştı;

"Hocam, ben senden davacıyım." dedi.

"Davacı ol, ne yapalım? Bizim suçumuz çoktur." dedim.

Neymiş?

"Kuyruklu yıldız gibi arada sırada burada görünüyorsun. Bir geliyorsun, bir gidiyorsun." diyor.

Ben de dedim ki;

"Şimdi falanca yerden geliyorum. Bursa Uludağ'da üç dört gün devam eden çok mühim bir toplantı vardı. Oradan geldim. Orada da yüzlerce insan toplanıyor, mühim şeyler oluyor. Sonra bazıları kitap halinde basılıyor. Bu şartlar altında gitmesek olmuyor."

Bu sefer diyorlar ki; "Hocam, üç sene oldu bizim ilimize gelmediniz." diyorlar.

Ben kalkıyorum Erzurum'a gidiyorum, Adana'ya gidiyorum, Van'a gidiyorum, Trabzon'a gidiyorum.

Ne yapalım? Üsküdar'daki kardeşlerimiz de buraya gelirlerse sevap olur. Burada haftada bir. Keşke her hafta yapabilsem de, yeter ki haftada bir yapabilsem.

Olduğum zaman yapıyorum. Mesela dün akşam Eyüp'te, İlksav Vakfında idik. Orada Tabakâtü's-sûfiyye'yi okuyoruz. Pazar günü burada hadis okuyoruz.

Aslında bu Pazar bir de talebelere dersimiz olması lazımdı; toplantı dolayısıyla onu yapamadık. Kadınlar vaaz istiyorlar, çok hakları var. Aslında kadınlara bir vaaz vermemiz lazım.

Bunun en güzel, en kestirme yolu, çocuklarınızı hoca yetiştirirsiniz. Güzelce gönderirsiniz, biz de yetiştiririz. El birliğiyle herkes çalışır. Güzel şeyler olur.

Yardımlaşarak, işi genişleterek götürmek lazım. Şimdi bu Ahmed-i Yesevî hazretlerinin toplantısında bir şey zihnime saplandı ki Ahmed-i Yesevî hazretleri Horasan'dan Horasan erlerini, Anadolu'ya Hindistan'a İran'a Balkanlar'a göndermiş ki oranın insanlarını irşad etsinler. Hadi bakalım, yallah! Herkesi bir tarafa salmış:

"Hadi bakalım İslâmı yay."

Kimisini Sibirya'ya göndermiş, kimisini Mançurya'ya göndermiş, kimisini Tibet'e göndermiş. Dağları aşırtıp Hindistan'a göndermiş. İran'a, Türkiye'ye göndermiş. Onbinlerce kilometre yol. Şimdi biraz da siz çalışın.

O Ahmed-i Yesevî dervişleri çalışmışlar. Anadolu'yu müslüman eden onlar. Horasan erenleri, evliyâsı gelmişler. Hadi bakalım şimdi sıra sizde.

Allah hepimize gayret versin. El birliğiyle çalışalım.

Allah hepinizden razı olsun.

es-Selâmü aleyküm ve rahmetullah.

Sayfa Başı