M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (57)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Günlük tesbihâtımızı, derslerimizi yaparken 100 estağfirullah, 100 İhlâs'a kadar kısmı kalbî olarak mı, cehrî olarak mı, yoksa hafif sesle mi yapmamız gerekir?

Bir de günlük derslerimizde 100 Estağfirullah'tan 100 İhlâs-ı Şerîf'e kadar olan kısmını yürürken veya otururken veya yatarken yapmamızda bir sakınca var mı?

Hepsi mümkün, bunların yasakları yok. İnsan zikirlerini, tesbihâtını yalnız başına yapıyor; âşikâre de yapar, zikr-i cehrî olarak, zikr-i hafî olarak da yapar, zikr-i kalbî olarak da yapar. Zikr-i kalbîsinin sevabı en fazladır. Kur'ân-ı Kerîm olunca, mesela İhlâs sûreleri, o Kur'ân-ı Kerîm'in hafif duyulan yani hafî zikir kıvamında okunması [efdal] olduğundan onları öyle okuyacak. Çünkü tilavet sayılabilmesi için dilin, dudağın kımıldaması gerektiğinden Kur'ân-ı Kerîm'de onun duyulur şekilde yapılması tavsiye edilebilir.

Bunlar oturup da bir mecliste gözünü kapatıp diğer âdâbına riayet ederek okunursa tesiri fazla olur. Bunu böyle yapamadığı takdirde yolda, vasıtada vesairede yapabilir. Yani sevaplı olanı ötekisi ama böyle yapsa da olur.

Fotokopi çektirmek haram mıdır?

Hayır. Fotokopi niye haram olsun?

Yerli kitap ile yabancı kitabın fotokopisinin farkı var mıdır?

Hayır, bir farkı yoktur.

Fotokopi çekilebilir. İhtiyaçtan kaynaklanıyor. Mesela yabancı bir kitap, fakültede okuyacaksınız, pahalı, 200 dolar... Fakülte kütüphanesinde var. Teksir edersiniz, fotokopisini alırsınız, okursunuz. Bunun haramlığı yoktur.

Nâmahrem ile el şıkışmamaya dair hadîs-i şerîf var mıdır?

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bey'at edilirken dahi "Hanımlarla ben kendim el sıkışmam." buyuruyor. El sıkma, yani İslâmî adı "musafaha", şimdiki modern adı "tokalaşma"; bu zaten bizim âdetimiz değil. Erkeklerin erkeklerle musafahası var ama erkeklerin kadınlarla musafahası yoktur. Hatta Peygamber Efendimiz peygamber olduğu halde sahabeden hanım olanlarıyla bey'at esnasında el tutmamıştır; "Ben kadınların elini tutmam." diye hadîs-i şerîfi vardır. Onun için, bizim de örfümüzde, dinimize uygun olarak kadınlarla tokalaşma, el sıkma yapmamaya gayret ve dikkat etmemiz gerekiyor.

Ama ben Hocamız'ın zamanından hatırlıyorum: Adam bakan veya genel müdür veya yüksek mevkide; geliyor, yerli veya yabancı, hemen elini uzatıyor. Tabii bazen de diyor, devlet işleri[nde] mesela filanca bölgenin müdürü, geliyor, yukarıdan bakan, genel müdür vs. vs. bakan hanım da olabiliyor, el uzatabiliyor.

"Bu gibi durumlarda sıkmamayı da yapamıyoruz, tokalaşmamaktan da geri duramıyoruz Hocam, üzülüyoruz." diye Hocamız rahmetliye dediler.

"O zaman elinizi tahta gibi hissiz düşünürsünüz." dedi.

Asıl sebep tabii orada birtakım duyguların hâsıl olmaması demek ki...

Kaza namazı olanlar duhâ, evvâbin gibi nafile namazı kaza namazı diye niyet edip kılabilirler mi?

Bizim mezhebimize göre kılamazlar. Bunlar faziletleri bildirilmiş, Efendimiz'in tavsiye etmiş olduğu namazlardır. Bunları kılmaya devam edecek, sevap kazanmaya gayret edecek. Kazaya kalmış namazlarını da ayrıca kaza edecek.

Başka mezheplerde başka türlü söyleyen alimler var. Ama hadîs-i şerîflere göre, bizim fıkıh kitaplarımıza göre sahih görüş; sevabı, fazileti beyan edilmiş [namazları] terk etmemek lazım. Şu sebepten ki; siz namazı vaktinde kılmadınız, senelerce önce, bir hata ettiniz. Şimdi o hatanızı ödeyeceksiniz. Fakat bu sefer de, mesela işrak namazı o kadar sevap ki işrak namazı kılan bir kimse o gün tam bir hac ve umre yapmış gibi sevap kazanıyor, "Ben sabah namazımı kaza edeceğim." diye bu sefer bu hac ve umre sevabı kazanmaya sebep olacak namazı kılmıyor. İşi öderken bile ikinci bir zarar olmuş oluyor. Kaza namazını ayrıca kılmaya gayret edecek, bunun faziletini kaçırmayacak. Mesela evvâbin namazı hakkında buyuruluyor ki; "Denizlerin köpüğü kadar günahı çok olsa affına sebep olur." Bunu kaçırmayacak. Çünkü hakkında özel hadîs-i şerîfle teşvik ve tavsiye vârid olmuş.

Ben size yeni intisab ettim. Şâfiî mezhebindenim.

Dervişliği bizim fıkıh mezhepleri ile ilgili bir problem meydana getirmez. Onun bir mahzuru yoktur. Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddîn Hocamız da Şâfiî mezhebinden idi. Biz Hanefî mezhebindeniz. Gümüşhaneli Hocamız'ın bazı talebeleri, halifeleri Hanefî mezhebinden idi. Bunun bir mahzuru yok. Olabilir. İmam-ı Rabbânî Efendimiz de Hanefî mezhebinden ama Hâlid-i Bağdâdî Efendimiz ayrı...

Bir kişi yaptığı hizmeti kendisi için mi yoksa Allah rızası için mi yaptığını nasıl anlar?

Bunun kısa ölçüsü; o işten dolayı kadr ü kıymeti bilinmeyip de tenkit edilirse Allah için yapmışsa aldırmaz, vız gelir tırıs gider, "Ben onu Allah için yaptım." der. Kendisi için yaptıysa; "Kıymetini bilmezler! Anlamadılar..." diye kızar. Allah için yapıldı mı... "İyilik yap, denize at; balık bilmese bile Hâlık bilir." demişler. İnsanların alkışını, beğenmesini, kadir kıymetini anlamasını beklemez, Allah için yaptıysa... Kendi için yaptıysa o zaman kızar; "Ya şu kadar şöyle yaptık, bilmediler kadrimizi kıymetimizi... Şöyle ettik, olmadı... Ağzımızla kuş tutsak bu adamlara yaranılmıyor..." der, o zaman razı olmaz.

Sayfa Başı