M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (51)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Soru: Ben bir tarikate girdim. Allah'a şirk koşmaktan korkuyorum, mürid ile şeyh arasındaki ilişki nasıl olmalıdır? Sizin gibi muhterem insanlar bir yönde kul ile Allah arasına girmiş olmuyor musunuz? Allah'a şirk koşmaktan korkuyorum. Bir de nefsimi Hak yoluna sokabilmem için sizden dua istiyorum. Ben gece daima abdestli yatarım dualarınızı bekliyorum.

Cevap: İnsanın hocası Peygamber Efendimiz'in varisidir, mürşitler Peygamber Efendimiz'in varisidir. Peygamber Efendimiz'in sahabesiyle durumu nasılsa, sahabenin Peygamber Efendimiz'e karşı durumu nasılsa, aynı durumdur bu.

Efendimiz sahabesinin Allah ile arasına girmiş denilebilir mi? Böyle şey olur mu?

Allah'a götürüyor. Allah'a götüren yolda rehber ve kılavuz oluyor, onun için araya girmek diye bir yorum yanlıştır. Şirk Allah'ın varlığının yanında bir başka varlık tasavvur etmektir veya başka bir kimseye itibar edip hem Allah'tan korkup hem de onun için bir şey yapmaktır, şirk bunlar. Gizli şirk veya âşikâre şirk diye. Bir insanın hocasını sevmesi Kur'an'ın emridir, dinimizin gereğidir, hadîs-i şerîflerin gereğidir; hocasına bağlanması da ondandır. Bütün mesele hakiki bir hocaya, gerçek bir mürşide bağlanmak. Ona bağlandığı zaman zaten mâneviyatında [tesirini] görecek, onun mâni olmadığını bilakis rehber ve kılavuz olup elinden tutup hayra ve hakka götürdüğünü görecek.

Soru: Falanca şahıs sizin tasavvuf anlayışınızın değiştiğini söylemiş yani selefî tasavvufun dışına çıktığınızı söylemiş. Bu tür tasavvuf nedir?

Cevap: O ismini okumadığım ama buraya yazmış olan kardeşime (soruyu soran) ismini yazmış, bu çocuk daha tıfıl bir çocuktur yani reşid olmamış; Allah ıslah etsin. Bizim durumumuzun nasıl olduğuna ben sizi şahid tutuyorum.

Biz değiştik mi?

Kaç senedir burada vaaz ediyoruz, değişmedik. Ama bu tıfıllar değişti, bu çocuklar değişti çok yanlış işler yapıyorlar. Çok yanlış gıybetle, iftirayla, dedikoduyla, politikayla kendilerine çok yazık ediyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar küstahlık yapıyorlar. Talebenin hocasına karşı, bir kaç bakımdan talebem benim bu, aynı zamanda üniversitede hocalığımdan da talebemdir, "Bana bir harf öğretenin ben kölesi olurum." denilen bir dinde böyle bir gıybet ve dedikodu, ilk önce gelip bana söylemesi lazım; "Hocam, sizde, tasavvuf anlayışınızda bir değişiklik olduğunu vehmettim, öyle geldi içime şeytan nefs içime böyle bir duygu soktu, ne dersiniz?" diye bana söylemesi lazım. Benim gıyabımda böyle bir lafı etrafta söylemesi hocasının aleyhinde kulis yapmak derler buna, bu terbiyesizliktir edepsizliktir, alçaklıktır. İsmini söylemiyorum Allah'a havale ediyorum.

Tasavvuf bizim yani selefî tasavvuf veya başka türlü tasavvuf;

Tasavvuf iki çeşit; fiilen etrafımıza baktığımız zaman iki çeşit tasavvuf vardır.

Bir, ayetlerle hadîs-i şerîflerle mecburi olan ve doğru olan ve mutlaka yapılması gereken bir şey.

Biz Tasavvuf Sempozyumu diye sempozyum tertipledik ilim adamları konuşsunlar, anlaşsınlar, anlatsınlar diye. İmkân hazırladık, konuşuldu.

Tasavvuf Kur'an'dandır, tasavvuf hadîs-i şerîflerdendir. Hadîs-i şerîfleri uyguladığınız zaman; mesela ne diyoruz;

"Akşamleyin Ayete'l-Kürsî okuyup öyle yatın, abdestli yatın."

Bu halleri benimseyip hayatınızı Resûlullah'ın emirlerine uygun geçirmektir tasavvuf.

Bizim yolumuz Resûlullah Efendimiz'in yolunca yürümek yoludur.

Bu yolda yürürken her türlü takvâ ve âdâba riayet etmekle ortaya bir manzara çıkıyor. Ortaya çıkan bu mazara Resûlullah'a ittibadan hasıl olan görünüm; işte buna tasavvuf yolu deniliyor.

Sair insan gibi kıyıdan kenardan kaytarmıyor da, yan yan yamuk yamuk gitmiyor da, Efendimiz'in sünnetine ittiba ederek gidiyor.

İşte bu.

Tasavvuf Resûlullah Efendimiz'in hâlidir. Kuru bilgi fayda etmez. Bu çocuk biliyor, İlâhiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Bazı âyetleri, bazı hadisleri biliyor ama hâli yok. Hâli ters. Tasavvuf laf değildir. İnsanın hâlini müeddeb insan hâline getirmektir.

Gıybet ederse, dedikodu ederse, iftira ederse, hocasına terbiyesizlik yaparsa, hocasının hakkını inkâr ederse, hocasına muhalefet eden insanlarla beraber olursa nerede kaldı vefa, nerede kaldı ahde riayet, nerede kaldı önceden vermiş olduğu sözler?!

Tasavvuf odur. Tasavvuf Peygamber Efendimiz'in sünnetine uymaktır, Kur'ân-ı Kerîm'in ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

Bizim yolumuz budur. Hiç değişmedi. Allah değiştirtmesin.

Allah bizi Resûlullah'ın yolundan Kur'ân-ı Kerîm'in yolundan ayırmasın.

İşte okuduğumuz kitap Hadîs-i Şerîf kitabıdır.

Bizim yolumuz bu.

Bunun dışında başka yollar var mı?

Var.

Cumhuriyet Gazetesi'nin muhabiri Arnavutluk'a gitmiş, orada bir tekkeye girmiş, Bektâşî tekkesiymiş, Türkiye'den geldi diye çok izzet-i ikram etmişler. Belki giden de Arnavuttur, olabilir yani. Çok izzet-i ikram etmişler. Rakı ikram etmişler. Karşılıklı beraberce içmişler. Gazeteci böyle yazıyor.

Şimdi bu ne tasavvuftur, ne İslâm'dır. Bu İslâm'ın da dışıdır. İslâm'ında dışındadır çünkü tesadüfen işte bak bugünkü hadîs-i şerîflerin içinde geçti.

Allahu Teâlâ hazretleri içkiye de lanet ediyor, içene de lanet ediyor, taşıyana da lanet ediyor.

Bu hadis varken bir insan içiyorsa onun ne tasavvufu kalır, ne tarikati kalır, ne tekkesi kalır, ne evliyalığı kalır.

Eski büyüklerden bir tanesi "iİki çeşit evliyâ vardır" diyor:

Bir, evliyâu'r-Rahman, Rahman olan Allah'ın dostları, erenler.

Bir de, evliyâu'ş-Şeytan, şeytanın avenesi, şeytana maskara olmuş insanlar vardır.

Bir insan Kur'an'a karşı geliyorsa, Allah'a karşı geliyorsa, farzları çiğniyorsa, haramları irtikab ediyorsa o şeytanın elinde kukladır, maskaradır. Şeytan onunla dalga geçiyor. Alay ediyor, onu cehenneme sürüklüyor farkında değil.

Bu tasnife bile girmez.

"Tasavvuf bir şöyledir bir böyledir." demeye bile lüzum yok.

Tasavvufun bir hakikisi vardır. Kur'an yoludur, hadîs-i şerîf yoludur.

Bir de sahtesi vardır; işte böyledir.

Kadın erkek bir arada el ele tutuşup şöyle yapmak böyle yapmak tasavvufta da yoktur, İslâm'da da yoktur, hiçbir şeyde yoktur.

İşte bir böylesi vardır; adına tasavvuf demişler ama değil.

İkisi de şapla şeker, ikisi de beyaz kristal olarak karşında görünür. Şap acıdır, zehirlidir; şeker tatlıdır, baklava yaparsın başka bir şey yaparsın. Dış görünüşü birbirine benzer. İkisini ayırmak lazım.

Bir altın vardır som hakiki; bir de yaldız vardır kazıdığın zaman çıkar, altından plastiği çıkar, sırıtır.

Bir hakikisi vardır bir sahtesi vardır. Hakiki tasavvuf Kur'an yoludur, hakiki tasavvuf sünnet yoludur.

Bu çok kıymetli olduğundan, siz sevdiğiniz için biz sevdiğimiz için, cümle cihan halkı sevdiği için;ve o yolda yürüyenler Allah'ın sevgili kulu olduğundan, o sevgili kulu oldukları çok aşikâr göründüğünden, rağbette olduğundan bu rağbetin beleşçileri vardır, taklitçileri vardır, bu yolda istismarcılar da vardır.

Bir sahtesi vardır, bir hakikisi, üçüncüsü yok.

Gayet kolay bir tasnif. Yeryüzünde bir iman var bir küfür var.

İmanlı insanın dinî hayatı yaşayışı tasavvuftur. İmânı ya tamamen olmayan insanın yaşantısı din dışıdır ya da var ama kalbi fesat olanın münâfıklıktır.

O da tasnifte esasında o da cehenneme gidecek münâfık olduğundan, o da öteki gruba dâhil olmuş oluyor, mü'minler grubuna girmiyor. Tevbe etmezse doğru yolu bulmazsa o da mahvoluyor.

Allah bizi doğru yoldan ayırmasın. Allah bizi rızasının yolundan bir göz yumup açıncaya kadar ayırmasın. Çünkü ayrılabilir insan. Hiç kimsenin övünülecek, gururlanılacak, garantilenilecek bir durumu yoktur.

Her zaman bizim büyüklerimizden öğrendiğimiz dua şu, Peygamber Efendimizden gelen dua, büyüklerimizin bize öğrettiği ve dualarımızın içinde her zaman okuduğumuz dua :

"Yâ Rabbi! Beni bir an bile, bir göz yumup açıncaya kadar bile nefsime bırakma. Senden gayrının eline de bırakma yâ Rabbi! Ben sana kulluk etmek istiyorum…"

Allah insandan tevfîkini çekerse insan zengin olabilir, ağa olabilir paşa olabilir, general olabilir, başkan olabilir, Kârun olabilir, zengin olabilir, şah olabilir, melik olabilir ama cennetlik olamaz.

Mühim olan Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Allah kötü huylardan korusun, kötü yollara düşmekten insanı korusun. Ârif kullar olmayı cümlemize nasip eylesin.

Fâtiha-i Şerîfe mea'l-Besmele.

Sayfa Başı