M. Es'ad Coşan Araştırma ve Eğitim Merkezi

Sorular-Cevaplar (42)

Videoyu istediğiniz yerden başlatmak için metin üzerine tıklayınız.

Hocam, ıskât-ı salâtın hükmü nedir? Hiç kaza namazı olmayan birisi "Ya namazlarım kabul olmadıysa..." diye ıskât-ı salâtı vasiyet edebilir mi? Bir de hatim okutuluyor, okuyana para vesaire veriliyor ama okumasaydı verilmeyecekti. Bu para haram değil mi?

Iskât-ı salât, fıkıh kitaplarımızda tavsiye edilmiştir. Oruç tutamayanların oruç tutmasında fidye vermeye kıyâsen namaz kılmayanların o kılmadıkları namazlara fidye olsun diye ıskât-ı salât yapılması fıkıh kitaplarımızda fakihlerimizin kabul etmiş olduğu bir husus olarak tatbik ediliyor.

Hatim vesaire okunduğu zaman bu parayla olmaz da ama o bir şey olarak verdiği zaman onun da alınabileceği ifade ediliyor.

Bir şeyh efendi yastıkla namaz kılıyormuş. Nasıl oluyor?

Yastıkla namaz kılması, herhalde çok ihtiyar, üstüne oturuyor... Bir insan normal namaz fiillerini yapamazsa oturduğu yerden namaz kılar. Oturarak namaz kılamazsa tam secdeye filan varamazsa başıyla işaret etmek suretiyle rükusunu sücudunu başının muhtelif [kısımlarını] kıpırdatmak suretiyle namazını öyle eda eder. Başkaca yastıkla namaz kılmayı pek gözümün önüne getiremedim. Bazıları önüne bir şey koyuyorlar, üstüne secde ediyorlar. Onlara lüzum yok. Başıyla işaret etti mi kâfidir. Zaten secde yerine yastık koymaya lüzum yok çünkü secde yerinin yastık gibi yumuşak değil sert olması lazım. Herhalde o oturamadığından altına alıyordur veyahut yanına yaslanıyordur. Mazaret hâli olunca bir şey diyemeyiz. Normal olan insan ayakta kılıyor.

Biraz İslâm'da alış veriş münasebetlerinden bahsetseniz? Duyuyoruz da bazı müslüman ağabeylerimiz 30 bin lira aylıkla evli adamı işçi olarak çalıştırıyor. Bu konularda İslâm'ın hükmü nedir?

Demek ki canı yanmış biraz. Para az olduğundan dolayı bizden de destek istiyor.

Müslüman kardeşlerim!

Müslümanlar birbirlerine hakkaniyet esasına göre hareket edecekler. Bir işçinin hakkı neyse ondan az vermek zulümdür. Onu zayıf tarafından, mecbur diye, yakaladı diye onu öyle götürmek haksızlık olur. Ondan hayır gelmez. Ötekisi oradan tasarruf yapmaya çalışmasın. Kardeşine bahşişini, işçiliğinin karşılığını bolca versin. O bakımdan onu istismar etme durumuna düşmesin.

Ama bazen de şöyle durum olur:

Adamın verebileceği para bellidir, kazancı bellidir; ayda şu kadar kazanıyor. 100 bin kazanıyor, 30 bin lirasını işçisine verecek, 70 bin lirasını kendisi alacak mesela. Der ki; "Ben bu kadar verebilirim." O başında kendisi razı olmuş, girmişse oraya, adamın da işi kendine göre mahdut, o gelmediği zaman bir başkası o işi yapabilecek durumda olduktan sonra o anlaşma olduğundan beriki 30 bin lira verene bir vebal gelmez. Çünkü aile 30 bin lira ile geçinilmiyor. İlle bir kişinin çalışmasıyla da geçinilecek diye bir şey yok. Artık ne diyelim... Her şey, iki tarafa da zulmetmeyecek tarzda yürümesi lazım.

Tabii İslâm'da alış veriş meselelerinden de bahsetmek lazım. Alış veriş meseleleri hadislerin içinde geçiyor. Onları yeri geldikçe mutlaka söyleriz. Hep havadan sudan bahsedip de esas meselelere temas etmemek filan gibi bir şey bir İslâm alimine yakışmaz. Hak neyse sırası geldiği zaman onu aynen söyleyeceğiz. Kimse kimseyi istismar etmeyecek. Hak sahibinin hakkı alnındaki ter kurumadan kendisine verilecek. Peygamber Efendimiz işçiler hakkında diyor ki;

"İşçinin daha alnının teri kurumadan parasını verin ve parayı da işçiyi çalıştırmadan, evvelden kendisine söyleyin."

Bir insan;

"Bak kardeşim, ben bu işe şu kadar para verebilirim; razıysan başla, değilsen başlama, başkasını arayayım." diyebilir.

Çünkü insanlar çeşit çeşit ücretler isteyebiliyorlar. Bir başkasını bulur, onu çalıştırabilir.

O bakımdan İslâm'ın ölçülerine uymayı herkese tavsiye ederiz. Bir insan kendi işçisini bol bol hakkını verirse ondan zarar görmez. Onun hakkını çiğnemek suretiyle, onun hakkından kesmek suretiyle de birisi fayda sağlıyorsa, yani işçiyi istismar ediyorsa o patron da o paradan hayır görmez. İki taraf da [hakkını] bilmeli.

Muhterem hocam, plajda boğulan bir kadının cenaze namazı kılınır mı?

Kılınır. Günahkâr olmuş oluyor. Plaja gitmiş olmak tabii açılmaması gereken yerlerini açmış olduğu için günah olmuş oluyor. İmanının olup olmadığını göstermiyor. İmanlı olduğu halde gitmiş diye kılarız. Hesabı Allahu Teâlâ hazretlerine aittir. Kusurlu, kabahatlidir. Kabahatli kusurlu kimsenin namazı kılınıyor. Hesabı Allah'a ait. Biz hüsnü zan ederiz.

Efendim rükûya giderken iki el ile pantolonun yukarıya çekilmesinin hükmü nedir? Bazı yerlerde mekruh, bazı yerlerde namaz bozulur diye okuyoruz. İkisi arasında ihtilafa düştük. Bu konuda bize bilgi verirseniz memnun oluruz. Allah razı olsun.

Ondan da, sizden de Allah razı olsun.

Namazda rükûya gidiyorlar, secdeye varırken pantolonunu iki eliyle hafif bir çektiriyor, öyle iniyorlar. Çünkü pantolon dar, yapışıyor. Hele bu sıcak günde yapışıyor. Veya bir kış gününde de olsa çekince öyle bir destek oluyor, gerilme olmuyor. Bu namazı bozacak kadar amel-i kesir değil. Bir fiildir ama [amel-i kesir] değil. Mekruhtur. Mümkünse bolca pantolon giyip başka şeyler yapmamak tavsiye edilir. Namazı bozacak kadar bir şey değil. Amel-i kesir namazı bozar, bu o kısma girecek kadar olmuyor.

Abdestli bir kadın çocuk emzirdiği zaman abdesti bozulur mu? Cuma günü hatip hutbede iken müezzin ezan okumasında, ezan sonunda lâ ilâhe illallah dediğinde bizim ezan duaları okumamız doğru olur mu?

Olur, yani hutbeye henüz başlamadığı için ezanın arkasından duaları okuması [olur]. Ötekisi de abdesti bozmaz.

Üniversitede okumak için sakalı kesmek câiz midir?

Zaruretler mahsurları bertaraf etme kâidesinden o vazife dolayısıyla [sakal kesiliyorsa] müsaade oluyor.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'in sünneti biliniyorken alimlerin fetvalarıyla hareket etmek câiz midir?

Alimler alimse sünnete aykırı fetva vermezler. Sünneti biliyor demek. O zaman sen başka içtihattasın, alim başka içtihatta demektir. Sen cahilsen alimin içtihadına uyacaksın. Alim o hadisi de biliyor da sana fetvayı öyle veriyor. Sen o tek sünnetten hüküm çıkartmasını bilmezsin. Ama alim, alim değilse sünnete aykırı [hüküm] veriyorsa sünnete uyacaksın tabii.

Meseleyi şöylece özetleyeyim:

Alim hakiki alimse, senin bilgin ondan eksikse bir bildiği vardır, onun fetvasına uyarsın. Ama sen biliyorsun ki onun ilmi ölçülü, kısa, hadise aykırı laflar söylüyor; "Canım şunu da yiyiversen olur, bunu da yapıversen olur..." diyor, o zaman sünnete uyarsın, ona uymazsın. Cahile uyma mecburiyeti yok ki. Sünnete uymak [mecburiyeti] var.

"Her bid'at sapıklıktır." hadîs-i şerîfini söylüyorsunuz, oysa burada da bid'atler yapılmakta. Buna ne dersiniz?

Bid'atlerin üzerinde bilgi sahibi olmak lazım. Önüne gelen herkes her şeye pat "Bid'at!" diye bir yapıştırıyor...

Küllü bid'atin dalâletün. Bu, dinin aslını değiştiren, itikada muhâlif olan, insanları İslâm'dan uzaklaştıran şeyler. Yoksa burada mesela farzla sünnet arasında kulhüvallâhu ehad okunuyor, buna "bid'at" diyorlar. Canım Kur'an okumak sünnet ama bu arada okunduğu zaman işte namaz kılanlar şaşırıyormuş da uygun olmuyor veya bu âdet hâline getirilince doğru olmuyor... Ama netice itibariyle o kadar, ötekiler gibi olan bir şey değil. Adam tesbih kullanıyor, zikrinin sayısını bilsin diye. Bid'at. Bu bid'at ötekiler ölçüsünde değildir. Sapıklık kelimesi oradaki bid'atin hangi cins bir bid'at olduğunu açıklayan bir bid'attır. Dini tağyir eden, değiştiren, ölçüsünden çıkartan şeydir.

Tabii burada başka bid'atler varsa hakikaten [dine uygun olmayan], onları arkadaşlar birbirlerine söylesinler, düzeltsinler.

Bid'atin avukatlığını yapar mıyız? Mümkün mü?

Bid'ati kim nerede görüyorsa o arkadaşın yanına gitsin;

"Kardeşim, bu yaptığın bid'attir, doğru değildir." diye emr-i mâruf, nehy-i münker bâbından yumuşak yumuşak ona dinin aslını öğretsin.

Burada yapılıyor, her yerde yapılabilir. Mümkündür. Burası kalabalık bir yer, adamları içeriye kontrol edip de imtihanla almıyoruz ki... Caminin kapısında durup da imtihanla mı alıyoruz içeriye?

Herkes geliyor, hadîs-i şerîfi dinlesin diye. Bizim başımızın tacıdır, Allah hepsinden razı olsun. Hiçbir şey bilmeden gelsin ki bir şey öğrensin. Ama bilmediği bir hatalı şey varsa sen de ona yumuşak yumuşak, kaçırmayacak gibi yumuşaklıkla anlat.

Çünkü ben bir kere Ankara'da bizim komşuya dedim ki;

"Hadi gel, seni camiye götüreyim."

"Hocam, birkaç defa camiye geldim, hacı amcalar bana öyle bağırdılar ki şimdi korkuyorum." dedi.

Adam tabii namaz kılmasını bilmiyor, otururken kalkarken diz çökerken doğru düzgün beceremiyor, acemiliği belli oluyor; hacı amcalar oradan yüklenmişler buradan yüklenmişler, adamı korkutmuşlar; camiye gidemiyor.

Öyle olmayacak. Yumuşak yumuşak... Adamın hâline bakacaksın; daha bu ibtidaî, yeni [başlamış], yumuşak yumuşak [muamele edeceksin]. Tatlılıkla; "Aferin, namaz kılmamayı bırakmışsın da namaz kılmaya başlamışsın, çok güzel. Ama Peygamber Efendimiz hadîs-i şerîfinde şöyle buyurmuş, şöyle yaparsan daha da iyi olur, daha çok sevabı var..." diye teşvik ederek yumuşak yumuşak yapmak lazım. Kaçırtmadan yapmak lazım. Yoksa emr-i mâruf, nehy-i münker yapılsın, burada hiç bid'at bırakmayalım.

Burası, bu cami Türkiye'nin, belki de dünyanın önemli camilerinden biridir. Ben dünyanın birçok yerlerine gittim elhamdülillah, Avustralya'yı gördüm, Avrupa'yı gördüm, Orta Doğu'yu gördüm, İran'ı gördüm. Şöyle cami kolay kolay bulamazsınız. Şu caminin kıymetini bilmek lazım. Bu camide sünnet-i seniyyeye uygun çok güzel haller vardır.

El birliğiyle, bunu uzaktan tenkit yoluyla değil de gördüğümüzü lütf ile kardeşçe düzeltelim. Herkes hata yapabilir. Allah'ın kullarıyız. Hatamız olabilir. Güzellikle düzeltelim.

"Kıyam, rükû yalnız Allah'a yapılır." hadîs-i şerîfi var. Oysa burada bazı yerlerde ayağa kalkılıyor.

Bunu söyledim. Arkadaşların dinî bilgileri eksik. Dinimizde ayağa kalkmak var. Bilmiyorlar. "Ayağa kalkılmaz." diyenler bunun dinimizde olduğunu bilmiyorlar. Ben bunu İslâm mecmuasında makalede yazdım.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Ensar'a diyor ki;

"Efendiniz geliyor, ayağa kalkınız."

O eşraftan olan şahıs geldiği zaman;

Kûmû li-seyyideküm buyuruyor.

Peygamber Efendimiz olmayacak şeyi buyurur muydu?

Hadisten delil getiriyorum.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendi kızı geldiği zaman ayağa kalkardı. Efendimiz'in zerafetine, kibarlığına, yüksekliğine bakın ki kendi kızı geldiği zaman ayağa kalkardı. Ulemâya hürmeten ayağa kalkılabilir, bir mahsuru yok kardeşlerim. Ama benim için kalkın mânasına demiyorum; bunun bir mahsuru yoktur, bu bid'at değildir. Hadîs-i şerîfte bunun misali vardır, Efendimiz bazı kereler böyle yapmıştır. Bir şey değil bu.

Bazıları; "Ne kalkıyorsunuz!" [diye] gürültü patırtı çıkartıyor burada, kimisi oturuyor kimisi kalkıyor. Kalkılabilir çünkü din alimine hürmet iyidir. Bu cübbeye, bu sarığa hürmet iyidir. Bunun içindekiler gelip geçer ama bu sarık ve bu cübbe din ilmini temsil ettiği için buna hürmet iyidir, bunun bir zararı yok.

Benim zaten hoca olmasam da en büyük şerefi buradan almışım. Ama benim dışarıdan elhamdülillah kâfi miktarda itibarım vardır, üniversitede profesörüm, her gittiğim yerde elhamdülillah gereken [iltifatı] görüyorum, benim öyle bir şeye ihtiyacım yok.

Kardeşlerimden Allah razı olsun, hepsi benden kıymetlidir, bir şey demiyorum. Ama bu olabilir. El öpmek olabilir. Benim elimi öpmeyin, onun için bir şey demiyorum. Benim için kalkmayın ama kalkana böyle bir kem gözle bakmayın çünkü olabiliyor bu.

Dinin kaynaklarını topluca hepsini iyi bilmek lazım. Hepsini, bir hadîs-i şerîfle iki hadîs-i şerîfle içtihat olmaz. O konudaki bütün hadîs-i şerîfleri çok iyi bilmek lazım. Ondan sonra dinin hikmetine vakıf olmak lazım.

Peygamber Efendimiz bir ara buyurdu ki;

"Kabirleri ziyaret etmeyin."

Tamam, herkes bıraktı. Ondan sonra buyurdu ki;

"Ben sizi kabirleri ziyaret etmeyin diye kabir ziyaretinden menetmiştim ama şimdi gidin ziyaret edin."

Peygamber Efendimiz bir ara buyurdu ki;

"Benden duyduğunuz hadisleri yazmayın."

Yazmadılar. Ondan sonra buyurdu ki;

"İsteyen yazabilir."

Kur'ân-ı Kerîm'le karışacağı zaman yazdırmadı, ondan sonra yazdırdı. Kabir ziyaretinde ölçüyü öğreninceye kadar, İslâm'ın nasıl hareket edilmesi gerektiğine dair bilgilerini öğretinceye kadar yasakladı, sonra [izin verdi.] Bunları hikmetine göre dini iyi hazmetmiş insanlar güzel yapabilir. Her şeyi dörtbaşı mamur, her yandan bilerek yapmak lazım.

İblis'in ve diğer şeytanların konumundan kısaca bahseder misiniz? Halk arasında "İblis, Âdem aleyhisselam yaratılmazdan önce meleklerin hocası idi." diye söyleniyor. Siz ne buyurursunuz?

Âdem aleyhisselam'ın yaratılmasından önce İblis'in olduğunu Kur'ân-ı Kerîm'den biliyoruz. Çünkü yaratıldığı zaman Allahu Teâlâ hazretleri "Buna secde et." dedi. Biliyoruz. Ve cennette olmasından da biliyoruz.

Cennete girebilir miydi kötü bir şey olsaydı?

Giremezdi.

O hocalık meselesi, demek ki az çok kendine göre bilgisi vesairesi vardı. Kitaplarda ben de okudum. İblis, cennette olan bir varlıktı ama Âdem aleyhisselam yaratıldığı zaman Allahu Teâlâ hazretleri meleklerin hepsine Âdem'e secde etmelerini emrettiği zaman İblis buna ittiba etmedi. İtaatsizliğinden, isyanından ve Allah'a karşı gelmesinden, delil getirmesinden dolayı huzurdan kovuldu. Az çok aslı esası var. Durumu böyle.

Bir kimse günlük beş vakit namazlarının sünnetleri yerine, geçmişteki kazaya kalmış namazlarını kılabilir mi?

Kılamaz. Kılmaması lazım. Sünnetleri bırakmaması gerekir. Sünnetleri kılsın, kazaları ayrı kılsın. Bu hususta mezhepler arasında bir ihtilaf vardır. O kardeşlerimizin duyduğu bizim mezhebimizin değildir. Hanefî mezhebinde bu sünnetleri terk etmesi de ayrı bir vebal oluyor. Bunları kılacak, o namazları ayrıca [kaza edecek]. Onun yerine bunu kılmak bizim görüşümüz değil, bizim büyüklerimizin görüşü değildir.

Ben bir büyük atölyede çalışıyorum. Orada yarısından fazla kişi bayan. Ben hiç bakmıyorum. Bana şer'an helal mi haram mı? Açıklar mısınız?

Bir büyük çalışma yeri olduğu için kadınların örtülü olmak şartıyla orada çalışması esnasında bu da çalışabilir. Çarşı pazar gibidir. Ama "Bir kadınla bir erkek bir odada halvet kalmasın, tek başlarına kalmasın." diye hadîs-i şerîf var. Böyle tenha kalmamaya dikkat etmek şartıyla umumî bir yerde onlar örtülü bunlar dikkatli, bakmamak şekliyle, ne yapalım, geçim kapısıdır, olabilir.

Salât-ı vitir tekbiri alınırken üçüncü rekâtta eller yana bırakılır mı? Allahu ekber diyor, ondan sonra yana bırakıp ondan sonra mı bağlayacak?

Doğrudan doğruya bağlar. Yana bırakma mecburiyeti yok.

Kızılbaşların kestikleri hayvanın eti yenir mi?

Onun durumuna göre, kızılbaşlığının renginin koyuluğuna göre değişir.

Şunu demek istiyorum, latife bir tarafa bırakılırsa; mü'min olanın kestiği yenilir, kâfir durumuna düşmüşse kâfirin kestiği yenmiyor. Kur'an'ı, Peygamber Efendimiz'i vesaireyi inkâr etmişse, kâfir durumuna düşmüşse yenmiyor. Kendisi umumî hükme kâfirin kestiği yenmez hükmüne ister istemez girmiş oluyor.

Muhterem hocam, "Râmûzü'l-ehâdîs kitabında zayıf ve mevzu hadisler var." diyorlar. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

Evet, bu kitabın içinde Hocamız'ın da kendisinin hadisin arkasına "Buna zayıf hadis demişlerdir." diye yazdığı hadisler vardır. Ama Hocamız Gümüşhaneli Ahmed Ziyâeddîn Efendi son devrin en büyük hadis alimlerindendir. O onu bir sebeple uygun görmüş. Başka konulardaki başka hadîs-i şerîfler onu takviye ediyor diye düşündüğü için buraya almayı uygun görmüş. Fakat ilim adamı haysiyetine uygun olarak da arkasında; "Buna filanca alim mevzu hadis demiştir veyahut zayıf hadis demiştir." diye kaydını da koymuştur. Bunu buraya almasında "Bu hadisi bilin, bunu yapmayın." mânası çıkıyor. Hadîs-i şerîflerin bazen senetleri bazen muhtevası dolayısıyla tenkidi olur. Hadis alimlerine ait bir meseledir. Fakat o konuda başka hadisler bazen onu teyid eder, o zaman Hocamız o teyid edici hadisleri alıyor buraya.

Almanya'da çalışmaktayım. Türkiye'de yapacağım bir yatırım için bir Alman bankasından kredi alabilir miyim?

Alabilir. Oranın [hükmü] başka oluyor.

"İbadetin devamlı olanı efdaldir." hadisini açıklar mısınız?

Hadîs-i şerîf şöyledir: Efladü'l-ibâdeti edvemuhâ ve in kalle. "İbadetin en hayırlısı, en faziletlisi az bile olsa devamlı yapılanıdır."

Yani bir yapılıp bir kesileni değildir, müdâvim olunanıdır diyor.

"İbadeti riya ile yapmayınız." hadisini açıklar mısınız? Mesela ben evvâbin kılacaksam, arkadaşlarım kılmıyorsa ben kılarsam riya olur mu?

Olmaz. Emredilmiş olan [ibadetleri] yapmakta bir riya olmaz. Riya insanın içinde, yaptığı ameli başkasına gösterip de oradan bir fayda sağlamak, dünya menfaati sağlamak maksadıyla yapılan bir şeydir. Ya itibar ya alkış ya menfaat sağlamak için yapılan bir şeydir.

Bu, bu namazı neden kılıyor?

Ben söyledim diye kılıyor. Hocası söyledi diye kılıyor. "Evvâbin namazı kıl, sevaptır." diye hadis kitabında okudu diye kılıyor.

Tamam, kılar. Şeytana fazla yüz vermez. Fazla değil, hiç yüz vermez. Vesvesesine [aldırmaz]. "Ben bunu hadiste okudum ki akşam namazının arkasından kılınacak." Tamam, başkası gördü görmedi, riya olur mu, o tarafı yok. "Peygamber Efendimiz'e uyuyorum diye kılıyorum." diyecek, kılacak. Şeytan buralardan başlar, insanın ilk önce suyunca gider, sonra çok arkasından onu hançerler. Ona pek fırsat vermemek lazım.

Misafirliğe veya gezmeye gittiğimizde bir gün veya birkaç ay kaldığımızda pazartesi-perşembe oruçlarını nasıl tutmalıyız?

Nasıl tutarsa tutacak, kalkıp tutar. Bir ay bayağı bir uzun zaman oluyor, onun öteki zamandan farkı olmuyor.

Misafirlikte ne fark olur?

Herhalde "Sahura kaldırmıyorlar." demek istiyor. "Ben oruç tutacağım desem sahura kaldırmaz."

Geceleyin kendin kalkarsın. Bir su içsen bile sahur olur o. İlle mükellef yemek bekleme. O zaman da biraz fedakârca tutuver. Birazcık su içivermek, bir zeytin yiyivermek de sahur olur. Sahurda tam oturup da güzelce sofra kurulmadı, yemek yiyemedim diye o orucu terk etmesin, yine tutmaya çalışsın.

Hocam, bayramda veya gurbetten memlekete gidince ağabeyimin hanımının elini öpebilir miyim? Veya amcam ve dayım hanımlarının veya kaynanaların ellerini öpebilir miyim? Bunlar annem yaşında, bana bir tavsiyede bulunur musunuz?

Annesi yaşında büyük olunca olabilir ama uzak [akrabaların] öpülmemesi lazım.

Ölüm orucu hakkında bilgi [verir misiniz?]

Ölüm orucu diye bir şey yoktur. Yirminci yüzyılda çıkmış bir şey. Protestonun bir şekli. Orucun ölüm orucu tipi yoktur. Oruç, fecr-i sâdıktan gurûb-u şemse kadar yemekten içmekten, cinsî münasebetten uzak durmak suretiyle tutulan bir ibadettir. Ölüm orucu diye bir şey yok. Akşam ezanı okundu mu iş biter. Protestonun bu şekli Batılılar'ın bir [işidir]. Uygun bir şey değildir, bid'attır.

İşte bid'at! Al sana bid'at, tamam. Bid'atın misalini istiyorsan...

Böyle şey olmaz.

Peygamber Efendimiz en çok beyaz sarık mı kullanıyordu yoksa siyah sarık mı?

Siyah sarık kullanmak sünnettendir ama hangisini daha çok kullandığını bakmam lazım. Ekseriyetle hangisini daha çok [sardığını] bilemiyorum. Sarığın siyah olarak sarılması sünnettir fakat bazı ülkelerde siyah sarığı Peygamber Efendimiz'in soyundan olanlar sarıyor diye [kabul edildiğinden] ben de siyah sarık saracağım ama çekiniyorum. "Vay! Neye kalkışıyor hoca..." filan derler diye. Ama yine belki onu bırakıp sarmak lazım. Siyah sarık sarmak sünnettir.

Hocam, mahallemde faiz yiyen bir akrabam var. Evinden su içsem, ekmek yesem olur mu?

Çeşitli kazancı olan insanların kazançlarının bir kısmının harama dayanması oradan hiçbir şey almamayı gerektirmez. Ama ekseriyet itibariyle harama dayandığı bilinen bir kimsenin yemeği yenmez. Ekseriyetle ticaretten kazanıyor da biraz da ticarette faizli başka işler yapıyor, o onun [hesabına] kalır, sana helalinden gelir.

Bir hoca "İki müslüman sarmaş dolaş gezemez." diyor. Birisi de "Delilin ne?" diyor. "Müslümanın sözü senettir." diyor. Doğru mudur?

"Müslümanın sözü senettir" diye bir şey yok. Müslümanın sözü dinin, edille-i şer'iyyenin menâibinden değildir. Herkesin sözü senet olursa bu din karmakarış olur. Öyle şey yok. Müslümanın sözü senet olmaz. Müslümandan delil istendiği zaman onun delil getirmesi mecburiyet olur. Hata etmiş olabilir çünkü hata eden çok insan görüyoruz. Böyle bir umumî [söz] denmesin.

İki müslümanın sarmaş dolaş gezmemesi meselesi:

Biraz sarmaş dolaş gezmenin şekli şemâiliyle ilgili. Nasıl gezerler, pek bilemiyorum. Omzuna elini atar; "Arkadaşım, nasılsın? Askerlikte ne güzeldi durumun..." der. Samimiyetten böyle bir şey oluyor. Bir şey değil. Sarmaş dolaş uzun boylu fitneye fesada sebep olacak tarzda olmaz da uzaktan gelen iki insan birbiriyle mesela kucaklaşıp muanaka yapabilir. Sonra kolunu omzuna atsa, ben pek bir mahsur bilemedim... Hakikaten ötekisi de sormuş; "Delilin ne?" diye. Sarmaş dolaşmanın bir şeklini bilelim, ondan sonra da o olmaz meselesine [bakalım].

Uzaktan gelene sarılmak oluyor. Yakından, her zaman olana değil de "Hoşgeldin!" diye sarılıyoruz ya hani, o olabiliyor.

Ezan okunurken cami içinde hoca veya büyük bir zât içeri girse ayağa kalkılır mı kalkılmaz mı?

Ezanın ayağa kalkmakla oturmakla direk ilgisi yoktur. Konuşmakla selâmla ilgisi vardır. Ezan okunurken selâm verilmez, selâm verilirse alınma mecburiyeti yoktur.

Sayfa Başı